Biraz da başka yere saklan ama Onur; artık seni sobelemek te hiç zevk vermez oldu! Son olarak “Erdoğan Atatürk’ün Ankara Palas’taki Cumhuriyet balolarında yaptığı gibi kadınları dansa kaldıramaz. Şimdi o mu sokacak Türkiye’yi AB’ye” derken sobelemiştim.
Evet, ben artık CHP içersinde AK Parti ajanları olduğuna her gün biraz daha fazla inanır oldum! Başka açıklamasını bulamıyorum.
Kürtler için Dersim Çözümü önerdikten sonra “Atatürk böyle yapardı” demek başka hangi tevili olabilir aklım almıyor. Bu soykırımın bütün öğelerini barındıran harekâtı (10 binlerce erkek, kadın, yaşlı genç çocuğun toplu katliamı, bebeklerin subaylara beseleme olarak verilmesi, dillerinin aile bağlarının kültürleri, inanışlarının izlerinin silinmeye çalışılması) “Atatürk yaptırdığına göre iyidir” diye savunmak Atatürk’e mi hizmet eder, CHP’ye mi, yoksa ifade sahibine mi? (dahası…)
By Angie Tibbs
15 November 2009
British writer and photographer Stuart Littlewood talks to Angie Tibbs about his experience of Israel’s occupation in Gaza and the West Bank, and comments on how British and American collusion, under the auspices of the Jewish lobby, is helping to sustain the world’s most lawless, brutal and unjust occupation regime.
“Lawlessness must have painful consequences for the lawless, not their victims.” (Stuart Littlewood)
Stuart Littlewood is one of the most consistent and passionate writers on the continuing Israeli occupation of Palestine. His book, Radio Free Palestine, and his frequent articles, focus readers on the plight of the Palestinian people, on the occupiers who are responsible, and on the governments who support Israel’s slow-motion genocide and theft of an indigenous people’s homeland, culture and history. I spoke with him recently.
[Angie Tibbs] Has your active support for the Palestinian people always been a part of who you are or was there a defining moment which caused you to speak out?
[Stuart Littlewood] I’m new to this game. The Palestinians’ struggle for justice isn’t taught in school here and our politicians are afraid to discuss it, so the British people are kept in ignorance. (dahası…)
Baykal’ın sağ kolu, CHP’nin dış siyaset gurusu, eski diplomat Onur Öymen Açılım’a karşı CHP adına Meclis’te yaptığı konuşmada Eroğan’ın “analar ağlamasın” çağrısına karşı çıkmış. “Dersim çözümü” önermiş, zımni olarak.
Kurtuluş Savaşı’nda da Dersim’de de analar ağlamış ne olmuş? Gene Erdoğan’ın sevdiği “bekara karı boşamak kolay” hesabı, Öymenlere ana ağlatmak kolay. Nasıl olsa onlara oy vermeyen hasso, memo anası ağlayan. Kurtuluş Savaşı’nda Dersim’de ağlayanların çocukları. Alakasız haber: Öymen’in oğlunun şirketi multimilyar dolarlık bir turizm işine girmiş Muğla’da (1 yıl kadar önce okudum, detayları hatırlamam).
Binlerce insanın katledildiği, binlercesinin evlerinden köylerinden sürüldüğü, bebelerin laik Türkleştirilmek üzere anne babalarından alındığı bu “çözümün”, Kürtler için manası Hitler’in Yahudiler için planladığı ama tamamlayamadığı “Die Endlösung” (nihai çözüm) e tekabül eder, ölçü olarak değilse zihniyet olarak. (dahası…)
4 yıldızlı paşa olsan, küsdüüm, küsdüüm!
Neye mi küstüm? Ben küsmeyim de kimler küssün?
Durun, baştan anlatayım. Hani şu fişlenen irticacı internet siteleri gözlemleme, denetleme Arge çalışma vs grubu listeleri çıktı ya? Şu GK’ın çok yıldızlı paşalarının “Başbakanlık emri ile kuruldu. Ama emrin sayısı numarası yok, ıslak imzasız, zaten eski , 2000 yılında kuruldu, Ecevit sözlü emretti, inanmazsanız kendine sorun, 2007 yılında kapattık ama yani kapattık derken tam kapattık demedik..2007 den sonra kurulan siteler kazaren girmiş…2007 derken yani geçen hafta.. bak pencereye kuş konmuş…ödevimi köpek yedi, çek postada…” şeklinde izah ettiği vakadan bahsediyorum.
O listede yokum! Siz olsanız küsmez misiniz? Nerden baksanız koyuyor insana! (dahası…)
Darbeler hakkında her şey söylendi de, ona boyun eğmemek, darbeciye itaat etmemek gibi bir kavramın pek dillendirildiğini sanmıyorum. Bahsettiğm şey müzmin darbecilerin ilelebet devam eden, “bitirim planlar”, muhtıraları, yargı, paramiliter çeteler yoluyla Allah’ın günü giriştikleri hukuka, özgürlüklere, meşruiyete, ahlaka darbeler değil. Resmen 1960, 70, 80, 97 gibi fizilksel girişim veya kayıtsız şartsız teslimiyet çağrılarıdır. Teşbihte hata olmaz, Allah göstermesin, biri beyninize tabanca dayayıp cüzdanınızı, evinizin arabanızın anahtarlarını istediğinde “vermiyorum, alabiliyorsan al bakalım” demeye tekabül eder bu.
Sanıyorum GK Başkanı’nı görevden almayan, saydığım her hangi bir demokratik hukuk ülkesinde tahayyül dahi edilemeyecek bu olaylara karşı gerekeni yapamayan Erdoğan da bu “tam darbe” den bahsediyordu “ben öyle başkaları gibi çekip gitmem, gereğini yaparım” der iken. Bilmeyen varsa kast ettiği “başkaları” Demirel ve Erbakan idi. (dahası…)
Ece Temelkuran karakterini ”haydi kızlar gayri-meşru çocuk yapmaya”, “Hrant’la rakı içeçektik”, “Filistinlilere ağlamıyorum, çünkü yeşil bayrak taşıyorlar” mealindeki çıkışları, “laik Kürt” çülüğü ve A.H. Coşkun’un naklettiği Güldal Mumcu akrabalığı, Perihan Mağden tarafından bir yerde sıkıştırılması gibi magazin malzemeleri dışında tanımam etmem.
Buraya koymamın nedeni domuz gribi olması da değil. Resim. Evet sadece resim.
Sizi bilmem ama bende onun cemalinin bıraktığı ilk intiba şu: Hani bebelerin bazen büyük çişlerini altlarına yaparken sergiledikleri zorlanma – gülümseme karışımı ifade var ya.? Tamı tamına o. Bebek teşbihi hoşunuza gitmedi ise, kabız birinin rahatlarken yüzünde beliren tebessüm de uyar.
Haber
Paraguay’da darbe söylentisi bile yetti, komutanlar görevden alındı
Güney Amerika ülkesi Paraguay’da Devlet Başkanı Fernando Lugo, muhalefetin yönetime yönelik eleştirilerini artırdığı bir dönemde yayılan darbe söylentilerinin ardından ordu komutanlarını görevden aldı.”
diyor.
Gönül de “Ahh, şimdi Ascuncion’da omak vardı” diyor.
Hatta Tegucigalpa’ya da razıyım!
Hamiş: Gk Başkanı da gitmiş!
Doktor değilim. Araştırmadım da konuyu. Yüksek risk grubunda olmadığımı biliyorum. Münzevi de yüksek risk grubunda ise gerisinin hali perişan zira.
Başbakan da bu grupta mı emin değilim. Ama benden fazla insanla temas kurduğuna bahse girerdim, bahse giren biri olsaydım.
Ama ben gene de ondan bu aşıyı olmasını istiyorum. Doğrusu budur. (dahası…)
Gazetenin birinin muhabiri halkımızın ne kadar cahil olduğunu ispat için işe koyulmuş, sokaktaki adama ve kadına “TÜYAP nedir, Cevat Çapan kimdir..” gibi sorular sorup cevapları ile dalga geçmiş aklı sıra.
Burada populizm değil niyetim, “halkımızın” (Bayılırım bu kelimeye, “memleketim insanı” kadar değilse de!) çoğu da gelişmiş ülke halkları gibi bir çok konuda cahildir. Şaka değil Iran’ı eleştirmek için “zaten bu cahil Araplar bizi arkadan vurdular” diyen Hürriyet yorumcusu olduğu gibi ABD’nin baş şehrinin Las Vegas olduğunu, Kanada’da Kanadaca dilinin konuşulduğunu düşünen Amerikalılar da var! Yalnız “aydınlarımız” ile halkımız arasında büyük bir cehalet farkı olmadığını bu bilgiç bacı da ortaya koyuyor bana kalırsa.
Bir kere niye bilsin ki sokaktaki adam TÜYAP’ın ne olduğunu? (dahası…)
Adı ve zamanını şu anda hatırlayamadığım bir dergide bir karikatür görmüştüm. Bir hippi gencin elindeki “Savaş yapma, aşk yap” pankartına karşılık şikayeti perişan bir ihtiyar da “aşk zaten yok, bari savaş olsun” pankartı taşıyordu.
Dewlett “50 yıl daha dağlarda gezeriz” dediğnde de aklıma geldi o ihtiyar. “Benden sonra tufan” diye de ifade edilen psikopat türü aşağıdaki habere “cuk” diye oturuyor.
“Küçük, 1. Meşrutiyet’in ilan edilmesi için birçok paşanın dağa çıktığını söyledi. Kendi öğrencilerinden de çok sayıda kişinin dağa çıktığını anlattı: “Dağa gitmek o kadar kötü değil! Enver Paşa, Talat Paşa, Eyüp Sabri 1. Meşrutiyet ne kadar enteresan, üçü birlikte dağa çıktılar. Meşrutiyet böyle kuruldu……. (dahası…)