Gunun Yazisi
| Salih TUNA stuna@yenisafak.com.tr |
|
Ehud Olmert, Hitler’in gözlerine bakıyor!
Kana katliamı çok önemli bir kırılma noktasıdır ve İsrail’in zavallılığının resmidir. Kestirmeden söyleyelim: İsrail artık kaybetme sürecine girmiştir.
Halbuki, savaştan önce,yani üç hafta önce her şey İsrail’in istediği gibi gelişiyordu. Seçimleri kazanan Hamas ekonomik ve siyasi ablukaya alınmış, yetmezmiş gibi Filistin’de iç savaşın bir unsuru haline dönüştürülmeye çalışılmıştı.
Hariri cinayeti vesilesiyle,Suriye askeri BM Güvenlik Konseyi’nin kararıyla Lübnan’dan el çektirilmiş ve iç politikanın, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına elverişli hale gelecek şekilde dizayn edilmesi planlanmıştı. Dolayısıyla silahsızlanmak konusunda yaşanabilecek gerginliğin ardından, Hizbullah’la demokratik parçası olduğu Lübnan hükümeti arasında, küçük çapta bile olsa,bir iç çatışmanın yaşanması bekleniyordu.
Böylece Amerika’nın, BM’den onaylı Lübnan müdahalesine davetiye çıkarılacaktı. Irak’ta mezhep çatışmasının fitili ateşlenmiş; fitne ateşinin bölge insanını bir daha asla yan yana gelemeyecek kadar yakması için her türlü rüzgar estirilmişti.
Lafın düzünü edelim; ABD’nin bölgedeki ebedi işgal karakolu İsrail’in göz zevkine uygun manzara tam anlamıyla şekilleniyordu. Peki, ne oldu da bu ‘manzara’ kısa bir süre içinde berhava oldu? Galiba, Bush’un veciz ifadesiyle, “Hamas ve Hizbullah işi b.k etti!”
İsrail terör rejiminin, Kana’da çocukları ve bebekleri katletmesinin hemen ardından yaptığı açıklamada Suriye’ye, “Lübnan’ın egemenlik hakkına saygı göstermesi, teröre verdiği desteği kesmesi” çağrısını yapan Bush’un, G8 zirvesinde mikrofonu açık unutup mezkur ‘b.k’lu konuşmasına neden olan Hizbullah ve Hamas’ın gerçekte ne yaptığına kısaca değinmenin tam vaktidir.
Şii Hizbullah, İsrail tarafından tamamıyla yok edilmekte olan Sünni Hamas’a yardım elini uzatmış ve her şeyden önce mezhepçilik fitnesine ağır bir darbe indirmiştir. Direniş, Lübnan Ortodoks Ermeni Halifesi Hatceryan’dan, Dürzi lider Velid Canbolat’a, Başbakan Fuat Sinyora’dan Michel Aoun’a kadar Lübnan’daki bütün ‘aktörlerin’ takdirini kazanmıştır. Üç hafta önce tasfiyesi planlanan Hizbullah, Lübnan’ın ta kendisi olmuş, işbirlikçi Arap rejimlerinin oturduğu zemini yırtıp atmıştır. Dolayısıyla da, direnişin İran’la olan gönül bağını bilen Ortadoğu halkları ile İran arasında tarihin hiçbir bölümünde görülmeyecek kadar büyük bir duygusal bağın oluşmasını sağlamıştır.
Nazi rejimine yaptığı aktif işbirliğiyle tanınan, yirminci yüzyılın en mühim siyaset teorisyeni olarak kabul edilen Carl Schmitt, politik alanın, düşman oluşturmadan var olamayacağını savlamıştı. İnsanın varlık sebebini düşmanlığa,çatışmaya, “ötekini” üretmenin gerekliliğine dayandırmıştı: “Distinguo ergo sum.”(Ayırım yapıyorum öyleyse varım.)
“Medeniyetler Çatışması” da, “Yeni Ortadoğu” martavalı da, Hitler’in, “Yahudileri dağıtarak Tanrı’ya hizmet ediyorum” sözünün altına imzasını koyan ‘Carl Schmitt aklının’ değişik versiyonlarıdır. Faşizmin yeri, zamanı,dili ve ırkı yoktur. Onun için Tanrı’yla konuştuğunu söyleyen Bush, İsrail’in katliamlarına omuz veriyor. Onun için Olmert, Hitler’in gözlerine bakıyor.
Henry Kissinger,Amerika’nın soğuk savaşı kazanmasını şöyle değerlendirmişti: “Öyle bir zafer ki; Amerika’yı, B. Shaw’un söylediği çıkmazla karşı karşıya getirmiştir.”
Shaw, “Hayatta iki trajedi vardır” demişti, “Biri gönlünün istediğine kavuşamamak, diğeri ise ona kavuşmaktır.”
İşte, Kissinger’in söz konusu ettiği düşmansızlık ‘trajedisine’ çözüm arayışı Amerika’nın, Ortadoğu halklarına yaşattığı trajediden başka bir şey değildir.
İsrail rejiminin yalan ve masallarıyla uyuyan dünya kamuoyu Kana katliamıyla sarsılmıştır. Araplar çocuklara ayrım yapmayan bombaların mezhep ayrımı hiç yapmayacağını idrak etmiştir. Türkiye başına terörü bela edenlerle piyasada harita dolaştıranların aynı eller olduğunu fark etmiştir. Ve Lübnan direnişini korkaklıkla suçlayarak, İsrail’in çocuk katletme ‘cesaretine’ mazeret üreten Cüneyt Ülsever gibi yazarcıkları, “İsrail’in zaferi Sünnilerin zaferidir” diye yayım yapan müzevir şebekeyi tanımaya başlamıştır. Velhasıl, İsrail her yerde kaybetme sürecine girmiştir.

Harika bir yazı.. Salih Tuna’nın ağzına sağlık..
Mehmet Ocaktan’a çok nefis yazmış bugün. Buraya alıntılıyorum:
http://www.yenisafak.com.tr/mocaktan.html
——————–
Demokrasiyle bebekleri katletmek
Biliyorum, özellikle Amerikalılar bu tür başlıkları hiç sevmiyorlar. Oysa, “Ortadoğu’ya demokrasi getireceğiz” diye yola çıkıp, bütün masum sivilleri ve kundaktaki bebekleri katletmek en çok onlara yakışıyor. Çünkü, Vietnam’da aynı şeyi yaptılar, Afganistan’da, Irak’ta çocukları böyle katlettiler. Dahası, Hiroşima’da atom bombasıyla bir şehri ve insanlarını, hiçbir insani duygu hissetmeden topyekün yaktılar.
Şimdi Lübnan’da, Filistin’de bir ‘Amerikan fahişesi’ rolünü üstlenmiş bulunan ‘terörist İsrail hükümeti’, Amerikan desteği ile aynı vahşet tablolarını sergiliyor. İsrail’in Lübnan’ın Kana köyüne yaptığı hava saldırısında, 37’si çocuk en az 60 sivil hayatını kaybetti.
Çocukların katledildiği odanın kapısında, çocuk ve bebek terlikleri duruyor şimdi… Peki bu çocukların günahı ne, bu nasıl bir barbarlıktır, bunu yapanlar insan olabilir mi? Bu ‘katiller’in hiç annesi olmadı mı, onların da çocukları ölünce yürekleri hiç yanmaz mı acaba…
Gözü dönmüş ‘terörist’ bir devlet olan İsrail, kundaktaki bebekleri bile katlediyor ve dünya hâlâ seyrediyor. Yuh olsun bu dünyaya, yuh olsun bu insanlığa…
Dünya halklarının ‘koruyucu kurumu’ olarak kurulan BM, Amerika’nın ‘pis işleri’ni temizlemekten başka ne işe yarar acaba…
Ya Avrupa Birliği, onlar bu dünyanın zavallıları… Dünyadaki hiçbir ‘kriz bölgesi’nde ‘irade’ ortaya koyamayan, Amerika ‘höööt’ deyince kaçacak delik arayan, kendi gölgesinden bile korkan ‘Sünepeler Birliği’ sanki…
Peki ya Arap ülkeleri… Amerika’nın onlara ‘höööt’ demesine bile gerek yok. Onlar, mabatlarına bakına bakına kaçmaya daha dünden hazırlar.
Bu arada, geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsrail’in katlettiği 7 bebeğe ‘şehit’ demesine fena halde bozulan Türk medyasının ‘terörist İsrail’ hayranı yazarlarının gözü aydın olsun… Bakın, İsrail sizi memnun etmek için bu kez 37 bebeği katletti. Umarım bu defa ‘mutlu’ olmuşsunuzdur. Hayır mı diyorsunuz… Biliyorum, siz bütün Ortadoğulu çocuklar katledilmeden mutlu olamazsınız ki… Peki öyle olsun, bütün dünyanın çocukları ölse de, sizin çocuklarınız hep yaşasın…
İşte katiller, ‘Yeni bir Ortadoğu’, yeni bir ‘demokrasi’ kuruyor. Katillerin demokrasisi yani… Irak’ta milyonları katlederken, Filistin’de, Lübnan’da bebekleri öldürürken bile ‘pis’ bir ‘demokrasi yalanı’nın arkasına sığınıyorsunuz. Demek Ortadoğu’ya, “Hitler’in piç”i konumundaki “İsrail terör örgütü” ile demokrasi götüreceksiniz ha…
Daha dün, Hariri’nin ölümünün ardından, Suriye’yi göndererek Lübnan’ı yeniden siz dizayn etmediniz mi? Peki bugün, aynı Lübnan’ı ‘İsrail terör örgütü’ne yıktırıyorsunuz neden?
Hani, Batılı ‘medeni ülkeler’in, ‘demokratik’ ve ‘insani’ değerleri vardı, ne oldu o değerlere… Yoksa, insanlığın yüzyıllardır biriktirdiği ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ gibi değerleri de ’silah’a mı yatırdınız?
Peki siz, ne istiyorsunuz, bütün dünyayı öldürmek mi?
Bütün dünyayı öldürebilir misiniz bilemem ama, bu kafayla giderseniz tek tek bütün Ortadoğu ülkelerini ve giderek de bütün dünyayı “Yahudi düşmanı” haline dönüştüreceğiniz kesin.
Çünkü, Ortadoğu’daki ‘diktatör arkadaşlarınız’ hariç, içinde küçücük de olsa bir ‘insanlık kırıntısı’ taşıyan herkes sizin “anti-semit’ yalanlarınıza artık inanmıyor.
Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 2, 2006 @ 4:47 am
Ve İbrahim Kragül. Bir nefis yazı daha..
http://www.yenisafak.com.tr/ikaragul.html
“Damadın gelini beklemesi gibi…”
“Hiçbir ülke İsrail’e ahlak dersi veremez. İsrail, binlerce yıllık Yahudi geleneğinin bir parçası olan en yüksek ahlaki değerlere bağlı” diyor İsrail Başbakanı. O ahlakın ne olduğunu biliyoruz biz. Bütün insanlık biliyor. O ahlakı, önceki gün Kana’da bir kez daha gördük. 37 çocuğun tüyler ürperten görüntüleriyle gördük. O ahlakı Cenin’de gördük. Küçücük bir alana tonlarca bomba yağdırılırken gördük. Onlarca insan diri diri toprağa gömülürken gördük. Sabra-Şatilla’da gördük. Masum insanlar boğazlanırken gördük. O ahlakı, gözleri görmeyen, felçli Ahmet Yasin’i füzelerle parçalarken gördük. Babasının arkasına sığınan çocuk kurşunlanırken gördük. Taş atan çocukların kolları kırılırken gördük. Evinin önünde oynayan kız çocuğu kurşun yağmuruna tutulurken gördük. Sınıfında ders dinleyen çocuk kafasından vurulurken gördük. Bir halk, aç susuz bırakılırken, her gün bombalanırken, her şeyi çalınırken, evleri yağmalanırken gördük. Kentler, kasabalar harabeye döndürülürken gördük. O ahlakı, hahamlar çocuk ölümlerine fetva verirken gördük. Zeytin ağaçları yok edilirken gördük. Onlarca yıldır Filistin’de, Lübnan’da her gün görüyoruz. Dünyanın her yerinde suikastlerle, cinayetlerle, entrikalarla görüyoruz. Nazilerden öğrendikleri yöntemleri uygularken gördük. O ahlakı, hiçbir meşruiyeti olmayan, hiçbir ahlakı olmayan, hiçbir sınırı olmayan, dokunulmazlık sarhoşluğu ile azgınlaşan bir devletin küstahlıklarıyla gördük, görüyoruz.
Teröre karşı savaşıyormuş, ayakta kalmak için savaşıyormuş, kendi halkını korumak için savaşıyormuş! Bu palavralara inanan kimse yok. Boşuna nefeslerini tüketmesinler. Bütün insanlık, taşkın bir devleti, kontrol altına alınması gereken bir devleti, terör devletini sorguluyor. Bu büyü bir gün bozulacak. Bu dokunulmazlık zırhı bir gün çatlayacak. O zaman Amerika, füzeler, saldırganlıklar, ölçüsüzlükler, korku salmalar para etmeyecek. Bugün Ortadoğu’da dolaylı askeri gücünüz olan rejimler para etmeyecek. Kitlesel öfkeyi ne İsrail, ne ABD ne de bölgedeki rejimler kontrol edebilecek.
Bu coğrafya, yüzyıllar sonra en büyük uyanışını gerçekleştiriyor. Haçlı savaşlarından sonraki en acımasız saldırılarla yüzleşiyor, tarihi rolünü yeniden üstlenmenin ilk adımlarını atıyor. Bugün yıkım gibi görünen, bugün kaos gibi görünen, bugün yenilgi gibi görünen her şey aslında bir direniş dalgasının, değişimin, özgürleşmenin sarsıntıları.
Hizbullah onlara göre bir örgüt. Onlara göre terörist. Bir avuç militan. Ama 20 gündür bir avuç insanı aşıp bir adım ilerleyemiyorlar. Sivilleri katletmekten, alçaklıktan başka bir şey yapamıyorlar. Bu bir avuç insan dokunulmazlık büyüsünü paramparça ediyor. Amerika’ya, İsrail’e, İngiltere’ye ve onların arkasında saf tutan dünyayla karşı onurlu bir savaş veriyor. Bir avuç insan, Ortadoğu’nun en güçlü ordusu haline geliyor.
Üç haftadır İsrail askerleriyle savaşan Hizbullah savaşçısının; “Onların silahlarına bir bakın bir de bizdeki silahlara. Onları nasıl mağlup ettik? İşte bu Allah’ın bir sırrıdır. Bu, savaşçıyla Allah arasında bir olaydır. Bir damadın gelini beklemesi gibi biz de savaşı bekliyoruz!” sözlerinden ders çıkartsınlar! Hizbullah’ı geçseler bile karşılarında başkalarını bulacaklar.
Unutanlar için hatırlatalım: CIA eski Başkanı James Woosley; Amerika’nın “Dördüncü Dünya Savaşı”nda olduğunu söylemişti. Soğuk Savaş’ın “3. Dünya Savaşı” olarak tanımlayan Woosley, “4. Dünya Savaşı’nın 1. ve 2. dünya savaşlarından çok daha uzun süreceği”ni belirtmişti. ABD’li General Wesley Clark, ABD’nin 2001 yılında hazırladığı plana dikkat çekip, Pentagon’dan bir yetkilinin; “Evet Irak’a gireceğiz. Ancak daha fazlası var. Beş yıllık bir plan hazırlandı. Toplam yedi ülke var: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan” şeklindeki sözlerini aktarmıştı.
Herkes bunun bölgesel bir savaşın ilk adımları olduğunu biliyor. Hizbullah savaşı olmadığını biliyor. Lübnan’a, Suriye’ye ve bütün bölgeye yönelik hedefleri biliyor. ABD ve İsrail’in savaşı Suriye topraklarına yayacağını biliyor. Suriye ordusu, İran Devrim Muhafızları bu yüzden en üst düzeyde alarma geçirildi. İsrail bu yüzden Suriye sınırlarını bombalıyor. Suriye’den Lübnan’a silah taşıyan her araç vurulacakmış ama Suriye’ye savaş açma niyetleri yokmuş. Yani; “ben Suriye topraklarında saldıracağım, Şam cevap vermesin” demek bu!
Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi, İsrail’in Yeni Ortadoğu Planı, Avrupa’nın Ortadoğu politikaları.. İstedikleri kadar proje uygulasınlar. İstedikleri kadar harita çizsinler. İstedikleri kadar rejim değiştirsinler. İstedikleri kadar etnik çatışma çıkarsınlar. Lübnan’ı iç savaşa sürüklesinler, Irak’ı bölsünler, Suriye’yi parçalasınlar, İran’ı dize getirsinler, Türkiye’yi istikrarsızlaştırsınlar. Hepsi hüsranla bitecek. Bu bölge kendi haritasını çizecek, kendi yolunu çizecek. Ve, yüzyıllardır bu toprakları ezen, sömüren, yağmalayan, kanla yoğuran uğursuzluk, bir daha geri dönmemecesine çekip gidecek.
Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 2, 2006 @ 4:49 am
Allah razi olsun Suat Bey kadesim! Koydugunuz yazilarin her ikisi de ve Zaman’da N. Bengisu Karaca Hanim’in yazisni da koymayi dusunmustum aslinda.. Ama ne farkeder, hepsi de gorur isi kapasite sahibi olana. Olmayan ya “bizim cikarimiz” der, ya “ama bize ne onlar Turk diil” der ya da “Muslumanlarin niye teroris oldugunu” uzerinde arasstirmalar yapa.. Ne diyeyim, dunyanin civisi cikmis!
Yorum yazan: bekirlyildirim — Ağustos 2, 2006 @ 2:41 pm