Bir Münzevî’nin Notlarından…

Ağustos 10, 2006

Peki Amerikan Halkı ne diyor?

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Uncategorized — Bekir L. Yildirim @ 3:44 am

Konu ABD’nin Ortadogu poltikasi olsun, “terorle savas” olsun imparatorlgun giristigi hemen, her saldirgan, emperyalist macerayi destekleyen yerli sozculer oldugu gibi konuya “ilimli” yaklasan bazi “BD bilir uzmanlar” da bize ABD halkini yonetiminden ayirmamiz gerektigini, halkin da “bizim gibi” Iraklilar,Filistinller, Lubnanlila icin agladigini soylerler, oradaki “savas karsiti” gruplarin varligindan bahsederler.

Bu tamami ile yanlis degildir ama fazla pembelestrilmis bir resimdir. ABD’deki Cindy Shehan adli oglunu Irak’ta kaybetmis hanimin onderligindek “anti-Bush” gosterilere giderseniz Lubnan’da annesinin kucaginda olen 10 gunluk bebek Vaad’in resmini falan gormeyi beklemeyin. Muhtemelen Lubnan veya Filistin kelmesini dahi duymayacaksiniz. Cindy Shehan’in oglunun, ve diger katilimcilarin olen, hala “hizmet veren” cocuklarinin ismini ezberlersiniz, gunde kac amerikan dolarinin bu sonu gorunmeyen savasa (Irak Savasi) aktigini duyarsiniz; Israil kelimesin hemen hic duymazsiniz. cunki “yassah hemserim”! Evet Virginia, orda da “yassah hemserim” var farkli aksanla soylense de. Asagidaki Hakan Yavuz yazisinda da “yassah hemserim kurali” na dikkat edilmis buyuk olcude. Mesela H. Yavuz NY Senatoru  Charles Schumer’in “ABD ordusundaki musluman avina” onculuk yaptigindan bahsediyor ama bu ve benzeri surek avinin arkasindaki, Charles Schmer, Daniel Pipes, Steven Emerson gibi kisilerin hemen hepsinin Yahudi oldugundan bahsetmiyor. Cunki o da hala ABD’de bir universitede gorev yapiyor; kullandigi lisan dikkat emesi gerekir. Daha once sozune dikkat etmeyen Harvard profesorlerinin basina gelenlerin farkinda,. Ki onlar musluman degillerdi. Prof. Sami Al-Arian muslumandi; hem de Filistinli idi v “sozune yeter kadar dikkat etmeyen bir Filistinli”! . 3 yil kadar once Florida Universitesi’ndeki bilgisayar bilimi profesorlugu gorevine son verildi; sonra da “Islami Cihad’la baglantsi var” iddasi ile Israil’den gelen “bilgi ve direktifler” dogrultuisunda iceri atildi. Ayni bahane ile kayin biraderi 4 yil hucrede kalmisti. Bu duruimda yuzlercesini biliyorum’ onlarinki ile kiyaslandiginda sadece isini birakmak zorunda kalan kendimi sansli sayiyorum. ABD’de epeydir Israil destekcilerinin yonlendirdigi bir “musluman cadi avi” 11 Eylul sonrasi dayanilmaz bir hal almistir. Amerikan hukumeti ile Amerikan Halkini ayiralim diyen safdiller veya “iki amerika var” diyen romantik dostlar  (ki onlar iki Israil olduguna da inaniyorlar) icin asagidaki yazi bilgilendirici olabilir. Evet “ayiralim” ama, ABD Halkinin “guc mekanizmasndan ” ayri bir iradesimi varki? ABD’de 50 yildir bir nukleer-karsiti hareket te var. Sonuc? 12,000 nukleer bomba, yani dunyada hayata en az 10 defa son verecek nukleer guc.

Sozu Utah Universitesi’nden, ABD’y oldukca iyi taniyan, nesnel bir gozlemci olan Doc. Hakan Yavuz’a birakiyorum.

 

DOÇ. DR. M.HAKAN YAVUZ

10.08.2006  PERŞEMBE

[ABD’de Müslümanlara yönelik ağır baskılar giderek artıyor] ABD, Yüzbaşı Yee olayı ile çalkalanıyor

Her ne kadar gözlerimizi kapasak, kulaklarımızı tıkasak da Huntington’un ifadesiyle ciddi bir biçimde ‘kimlik savaşları’nın içindeyiz. 11 Eylül ile ciddi bir ivme kazanan İslam dini ve Müslüman kimliğine karşı oluşturulan karşıtlık bugün kendini sıcak savaşa dönüştürdü.

Lübnan’daki vahşet karşısında Amerika’nın ve Batı toplumlarının sessiz kalışı aslında bilinçaltındaki İslam karşıtlığıyla da yakından alakalı. 28-30 Temmuz tarihli US Today ile Gallup araştırmasına göre, Amerikalıların büyük çoğunluğu İsrail yanlısı. Her 10 Amerikalıdan sekizi İsrail’in saldırılarını meşru buluyor. Son çatışmalardan ancak nüfusun yüzde 15’i İsrail’i, geri kalanı ise ya Hizbullah ya da İran’ı suçlu buluyor. Bugün Amerika’da hemen hemen her alana sinmiş, kimi açık kimi gizli şekilde işleyen ciddi bir İslam ve Müslüman düşmanlığı var.

Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle başlayan “kimlik eksenli uygarlıklar çatışması” giderek kendini sıcak savaşa dönüştürdü. Tabii bu kimliklerin politize olmasında, Amerika’nın bölge enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurmasının derin etkileri bulunmakta. Günümüz çatışmalarında, düşman açık ve net belirlenmiş durumda: Müslümanlar. Suçları ise kurulmak istenen yeni sömürge düzenine karşı direnmeleri. Bu savaşın “içi” ve “dışı”; savaş “alanı” ve savaş “gerisi” diye bir şey yok. Hedef olmak için laik veya dindar olunmasına bakılmıyor, Müslüman olmak yetiyor. Amerikan vatandaşı olmak veya Amerikan ordusunda görevli olmak da sizi korumuyor. Sistem kuşku ve endişe içinde, düşünce her tarafta düşman görmeye başlıyor. Yıllarını Amerikan ordusuna vermiş bir yüzbaşının başına gelenler, Amerika’nın içindekileri bizleri, Türkiye’deki sizlerden hiç de farklı kılmıyor. Hepimiz aşağı yukarı aynı kader çemberindeyiz. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı öncesi Yahudilerin durumu gibi. Alman Yahudileri, Alman oldukları için diğer Yahudilerin başına gelenlerden farklı bir muameleye tabi tutulmadı. Kısacası, bir kimlik, düşman olarak tanımlandığında o kimliğe mensup herkes, artık potansiyel suçlu durumuna düşüyor. Amerika’daki “cinneti” anlamak için Yüzbaşı Yee’nin piyasaya çıkar çıkmaz büyük ses getiren hatıratından, başından geçenleri kısaca özetlemek Amerika’nın bugün nerede olduğunu anlamak için yeterli. 0 Müslüman Yüzbaşı Yee linç ile karşı karşıyaYüzbaşı James Yee, üçüncü kuşaktan Müslüman olmuş Çin asıllı bir Amerikalı askerdi. 11 Eylül sonrası Amerika’daki Müslümanlar üzerinde giderek artan baskı ve ırkçılık ne yazık ki Yüzbaşı Yee’nin de hayatını zehir etti. Yüzbaşı Yee olayı, bilinenlerden sadece biri. Daha nice duyulmayan olaylarla birçok Müslüman’ın hayatı sadece Müslüman oldukları için altüst edildi. Ahmed isimli bir Boşnak, Salt Lake City’de bir fabrikada çalışıyor, diğer çalışanlar tarafından “Bin Ladin” olarak çağrılıyor; buna tepki gösteren Ahmed işinden oluyor. Bosna’daki katliamdan kaçmak, bir Boşnak için barış ve özgürlüğü garantileyemiyor. Ne yazık ki, Amerika’da devlet öncülüğünde, bütün kurumları saran ve kamu alanında kurumlaşan bir İslam aleyhtarlığı var. İslam karşıtı söylem ve Müslümanları aşağılayan uygulamalar giderek “normalleşiyor”. Yüzbaşı Yee’nin başına gelenler aslında Amerika’nın içinde bulunduğu durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 1990 West Point mezunu olan Yee, Küba’da kurulan ve insanlık dışı uygulamalarıyla bilinen Guantanamo Cezaevi’ne “imam” olarak atanıyor. Amerikan ordusunda bütün dinî grupların din adamları kadrolu olarak belli sayıda görev yapıyor. Kur’an-ı Kerim’in dahi yırtılarak tuvalete atıldığı (eyleme ilişkin soruşturma sonucu kesinleşmiş ve bunu yapanlar cezalandırılmıştır) bir cezaevinde sorgusuz-sualsiz yüzlerce insan ne yazık ki en büyük fizikî ve psikolojik işkenceye maruz kalmıştır. Yüzbaşı Yee tutukluların dinî ihtiyaçlarını karşılamak için din görevlisi olarak atanmıştı. Ancak, 2003 yılında yüzbaşı Yee, Jacksonville, Florida’da “casusluk yapmak, düşmana yardım etmek ve El-Kaide lideri” suçlamalarıyla tutuklandı. O tarihten sonra Yüzbaşı Yee’nin hayatı tam bir cehenneme çevrildi. Uzun süren soruşturmalar sonucu Yüzbaşı Yee aklandı ve suçsuz bulundu. Yüzbaşı Yee başından geçenleri detaylı şekilde ‘Allah ve Ülke İçin: Din ve Vatanseverlik Saldırı Altında (For God and Country: Faith and Patriotism Under Fire)’ kitabında anlattı. Kitabı okuyunca ve son yıllarda Amerika’da Müslümanlara yapılanları duydukça Huntington’ın uygarlıklar çatışması tezinin giderek “gündelik hayatlarımızı” nasıl esir aldığını hayretle izliyoruz.

İslam dinini kendi tercihiyle seçen Yee, tercih ettiği dine mensup olduğu için hayatının darmadağın olacağını herhalde ummuyordu. Yee için İslam bir yaşama biçimi değil, bir “inanç” ve özellikle de insanın kendi iç dünyasındaki yenilenmeyi sağlayan bir düşünce sistemi aynı zamanda. İslam ve İslamiyet olarak yansıyan farklı uygulamalar Yee için her zaman büyük bir ilgi odağı olmuş. West Point Harp Akademisi’ni bitirmeden önce Müslüman olan Yee, 1991 Körfez Savaşı’na katılmış. Daha sonra ordudan ayrılarak Arapça öğrenmek için 4 yıl Şam’daki Abu Noor Üniversitesi’ne gitmiş. Arapça yanında İslami konularda da eğitim gören Yee, Filistinli bir hanımla evlenip Amerika’ya dönmüş. Daha önce ayrıldığı orduya bu sefer “imam kadrosuyla” katılmış.

11 Eylül sonrası Amerikan ordusunda İslam’ı anlatmak için bir dizi eğitim konferansı düzenleyen Yee, komutanlarının takdirini toplamış ve Amerika’ya hizmet ile Allah’a hizmetin birbiriyle çatışmadığı tezini işlemiştir. Tabii Yee’nin kafasındaki Amerika, “efsaneleştirilen” özgürlüklerin bekçisi ve koruyucusu bir Amerika’ydı. Dahası eğitim sistemiyle hakim kılınan “resmi” (özgürlükçü) Amerika efsanesiydi. İşte bu Amerika 2003’teki tutuklamalar ve daha sonraki suçlamalarla çökecek olan Amerika’dır. Amerika’nın “özgürlükçü” ülke olması yönündeki “efsane” sadece Yee için değil, birçok Amerikalı Müslüman’ın karşılaştığı onur kırıcı uygulama ve söylemlerle yıkıldı. ABD’de Müslümanlar için ‘cadı avı’…Yüzbaşı Yee’nin tutuklanmasını fırsat bilen New York Senatörü Charles Schumer ve aşırı dinci gruplar radikal İslamcıların Amerikan ordusuna sızdığı yönünde propagandaya başlamışlar ve Amerikan ordusundaki Müslümanlar daha dikkatli bir şekilde incelenmeye ve izlenmeye alınmıştır. Yee tutuklanınca hemen içeri atılmış, uzun süre kimseyle görüştürülmemiştir. Tutuklanmaya neden teşkil eden unsurlar ise Yee’nin Guantanamo’da Müslüman tutukluların dinî inançlarına saygı gösterilmediği yönünde şikayette bulunması; yine orada bulunan 3 Müslüman din görevlisinin zaman zaman Yee’nin evinde sohbet ve namaz için bir araya gelmeleri ve en önemlisi de Yee’nin kamp hakkında günlük tutmasıdır. Yee, günlüğünde, kamp içindeki sorgulamalarda dinî sembollerle nasıl alay edildiğini ve bu sembollerin nasıl ihlal edildiğini detaylı bir şekilde anlatmış. Örneğin kitapta, 2003 Temmuz ayının sonlarında, suçlu zanlılarının sorgulamasını yapan görevlinin Kur’an’ı yere atarak ayaklarının altından fırlatması, bunun üzerine kamptaki tutukluların açlık grevine gitmeleri anlatılıyor. Sorgulamaları yapan kişiler yüksek eğitim almış, Amerikalı görevliler. Tutuklu olduğu sürede eşini ziyaret eden Savunma Bakanlığı görevlisi, Yüzbaşı Yee’nin eşine başka kadınlarla ilişkisi olduğunu iddia ediyor. Yapılan suçlamalar mahkemede ispat edilemediğinden, teker teker geri çekildi. Bu suçlamalar daha sonra da bir üst komutan tarafından, desteksiz olduğu için bir kenara itildi. Ama Yüzbaşı Yee severek yaptığı işinden ayrıldı ve başından geçenleri detaylı bir şekilde yazdı. Yee’nin kitabı New York Review of Books, 2005 Aralık sayısında genişçe tanıtıldı. Aslında Yüzbaşı Yee, Amerika’nın Dreyfus’u. Nasıl ki insanlar Fransa’da belli bir kimliğe sahip oldukları için suçlu muamelesi görmüşlerse, bugün de Amerika’da bir yüzbaşı, Müslüman olduğu için aynı şekilde suçlanabiliyor.

Yüzbaşı Yee olayı, bilinen ve kamu alanına taşınan bir olay. Bu ve buna benzer daha nice olaylar ve çökertilen hayatlar var. Bugün ne yazık ki Amerika ciddi bir sınavdan geçiyor. Amerika’nın özgürlük ve barış ülkesi olduğu efsanesi, ciddi şekilde yara aldı. Daha uzun yıllar, Amerika’da İslam ve Müslümanlar birer “suçlu” ve “hain” olarak görülmeye de devam edecek. Bu ideolojik bakış açısı, Amerika’nın baskıcı ve şiddet yanlısı politikalarını Amerika’nın kendi içinde daha da meşru hale getirecek. Kısacası, daha uzun yıllar İslam ve Müslüman kimliği “düşman” sıfatıyla değişik muamelelere maruz kalacak. 11 Eylül sonrası ‘teröre karşı savaş’ ile ‘İslam’a karşı savaş’ birbirine karıştırılmış ve bundan da her Müslüman nasibini almaya başlamıştır.

ABD’deki ‘İslam düşmanlığı’; devletten halka ve özellikle de üniversitelerden öğrencilere doğru işleyen bir sürece dönüşmüştür. Bu bakış açısı, Amerika’nın genelde Müslüman ülkelere, özelde ise Ortadoğu ülkelerine karşı izleyeceği dış politikaları derinden etkileyecektir. Bugün gelinen noktada bir Lübnan veya Filistin sorunu değil “Müslüman sorunu” (Muslim question) var. Bu durum Müslüman kimliğini daha da “ötekileştirecek” ve hepimiz bundan etkileneceğiz.

UTAH ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

10.08.2006

21 Yorum »

  1. Bekir Bey,

    Teşekkürler. Umarım böyle bilgiler, ne dediğini bilmeyen gafillerin gözünü açar bir nebze olsun.

    Yorum yazan: metin-thePoor — Ağustos 10, 2006 @ 8:15 am

  2. 1 sene kadar önceydi yanılmıyosam. Amerikan Ordusunun Irak’a saldırısında kullandığı bir gemideki Müslüman bir askerin yaşamını izlemiştim.Bir belgeseldi sanırım. Çok şaşırmıştım her türlü imkan sunuluyor vs.Yani sesini çıkartmadığın haksızlıklara boyun eğdiğin sürece Müslüman olarak Amerika’da veya Irak’a saldıran bir gemide rahatça yaşarsın.
    Bu yazıyı ben de gazeteden okudum. Kitap daha neler anlatıyor acaba.
    Bekir Bey bu günkü Zaman’da yayınlanan fotoğrafı gördünüzmü? Ben bakabildiğim ve gözümden yaş akmadığı için kendimden nefret ettim. Onların acısını gerçekten yüreğimde hissedebilecek kadar insan olmayı istiyorum.

    Yorum yazan: e-mine — Ağustos 10, 2006 @ 2:35 pm

  3. e-Mine Hanim,
    Yaniz degilsiniz. Benim gozumden de yas gelmiyor artik! En azindan “oh olsun, onlar Sii”, “oh olsun onlar musluman”, “oh olsun, onlar Arap” ,”iyi oldu, bizim icin de imkan cikti” vb dien “stratejist” veya “insan museveddesi” olmadigimiza sukredelim. Tamam ile caresiz de degiliz; mektup yazmaktan, prostetolara, boykotlara kadar yapabilecegimiz pek cok eylem sekli var, ister adina demokratik muhalefet deyin ister “bir kotuluk gordugunde elinle, onu da yapamazsan dilinle” duzltme deyin.

    Bende size tesekkur ederim Metin-the conscientous dostum, gerek kendi blogunuzda gerek doerlerind iade ettigniz hassasiyet icin.

    Yorum yazan: bekirlyildirim — Ağustos 10, 2006 @ 3:36 pm

  4. Bekir Beyciğim, gene ortalarda yoksunuz!

    Yorum yazan: metin-thePoor — Ağustos 11, 2006 @ 6:44 pm

  5. Bekir Ağabey, nerelerdesin?..

    Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 11, 2006 @ 10:08 pm

  6. Allah Allah! Tatile çıkmayı düşünüyordu, Afşar Bey gibi sessiz sedasız mı gitti yoksa? Yaw akraba gibi olduk, insan merak ediyor Suat Bey!

    Bekir Beyciğim, duyuyor musunuz bizi?

    Yorum yazan: metin-thePoor — Ağustos 12, 2006 @ 8:48 am

  7. Ozur dilerim dostlar. Duyusum biraz agirlasti. Buralardaydim en azindan cismani olarak ve aslinda soyleyecek cok seyim de vardi ama oyle goruluyorki bu aksamdan olmak uzere bir haftaligina tebdil-i mekan yapacagim bir aksilik olmaz ise. Gitmeden once su son “Heatrow-teror plot” uzerine komplo teorilerimi bari yazayim diyorum ama dilim donerse..

    Eger firsatim olmaz ise simdiden Allaha-ismarladik.

    Yorum yazan: bekirlyildirim — Ağustos 12, 2006 @ 9:25 am

  8. Güle güle Ağabey; sağlıcakla git gel İnşaAllah..

    Ben de bu akşam Altınoluğa gidiyorum; bir hafta kalmayı ya da birkaç haftadır yaptığım gibi günaşırı gidip gelmeyi düşünüyorum, bakalım artık. Ama internetten uzak kalmayacağım..

    Görüşmek üzere Ağabey.. Allah’a emanet ol..

    Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 12, 2006 @ 11:26 am

  9. Bekir Ağabey,

    Ben yazdım ingiltere kuşkularımı, bir bak istersen:

    http://gelenek.wordpress.com/2006/08/12/komplo-mu-gercek-mi/

    Metin Ağabey, sizlerle dostluğumuz akrabalıktan da öte oldu artık.. Ne kadar güzel..

    Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 12, 2006 @ 11:29 am

  10. Sevgili Bekir Bey,

    Güle güle gidip selametle dönünüz. İyi vakit geçirmenize, dinlenmiş bir beden ve kafayla gelmenize çok sevineceğim. Keşke beni de götürebilseydiniz!!! Ben ne halt edeceğim bilmiyorum doğrusu…

    Suat Bey dostum,

    Bizi gittiğiniz yerlerde unutmayacağınızı belirtmenize sevindim. Yaw hakikaten öyle bir girdiniz ki hayatıma, şenlendim, bir iki saat sesinizi (yazılı ses!!!) duymayayım, huzursuzlanıyorum walla.

    Yorum yazan: metin-thePoor — Ağustos 12, 2006 @ 12:19 pm

  11. Suat Bey’e söylediğim son cümledeki “siz” elbette sadece Suat Bey dostum değildir, hepinizsiniz!!!

    Yorum yazan: metin-thePoor — Ağustos 12, 2006 @ 12:20 pm

  12. Tesekkurler dostarim! Niyet dinlenmis bir kafa ile donmek, imkan dahilinde!? Sizi goturmek problem degil dostum, benim problemim kardssimin deyimi ile gittigim yere “kandimi de goturmem”. Oyle “kafayo bosalt” deyince kafa da kalpte bosalmiyorki; deneyecegiz bakalim.

    Suat Bey kardesim. Bu “Londra teroru” haberi ilk ciktigi andan itibaren komplo terrilerimi yazmayi dusunuyordum. Bunu da hic kimsenin etkisinde kalmadan yazmak icin su ana kadar ne boylesi bir haber ne yaszi okudum. Hala da belki yazma umidim oldugu icin etkilenme korkusu ile sizinkini de simdilik okmayacagim musadenizle.

    Allah’a emanet olun.

    Yorum yazan: bekirlyildirim — Ağustos 12, 2006 @ 12:52 pm

  13. Bekir bey,
    inanın sizin adınıza çok mutlu oldum şimdi :)
    İnşaallah huzurlu, sakin bir tatil geçirip dingin bir ruhla dönersiniz..

    Suat abi,
    Altınoluk demişsiniz :)
    Oralar bizim mekanımız :)
    [Eylül de Akçay dayım inşallah :)]
    benim için derin bir nefes çekiverin içinize şimdilik temiz temiz ..

    sevgi ve saygılarımla

    Yorum yazan: ECE — Ağustos 12, 2006 @ 1:15 pm

  14. Çok sevindim Ece Hanım.. Altınoluk ve Akçay çok güzel yerler gerçekten. Gerçi doldurdular dağı taşı evlerle ama hala havası çok temiz. tabii denizi de.. Ben denizi pek sevmem aslında ama çocuklarımla oynamak için gireceğim. Tatil benim için okunacak birikmiş kitapları eritmek demek..

    Yarından itibaren sizin için de nefes çekmeye başlıyorum.. :-) :-)

    Yorum yazan: Suat Öztürk — Ağustos 12, 2006 @ 1:42 pm

  15. Turkiye’de son tatlimi Akcay’da Kaz daglarina sifir bir tepedeki evde yaptim…
    1 hafta boyunca 3 kafadar o dagdan denize yuruduk ve geri ciktik…
    Geri cikarken oranin sahibi olan arkadasa cok kufur etmistik :)))
    burdan ozur diliyorum kendisinden…
    cunku o temiz havayi, kaz daglarinin iclerinde girdigimiz o nehrin soguklugunu halen hatirliyorum…

    Yorum yazan: fatih demir — Ağustos 12, 2006 @ 8:41 pm

  16. Faith bey,
    HASAN BOĞULDU ya mı gittiniz yoksa :)
    orada girdiyseniz donmuş olmanız gerekirdi :)

    Altınoluk ta sahilde banka oturup, güneşin batışını izlemek kadar güzel ne olabilir bilmiyorum..

    Yorum yazan: ECE — Ağustos 12, 2006 @ 9:56 pm

  17. Ece hanim bildiniz …… :)))))))))
    Hasan boguldu wallahi adini unutmustum :))
    hem de kac defa gittim :))
    yanimizda karpuz da gotururduk :)) suya koyardik sogurdu :) Ayaklarimin mosmor oldugunu hatirliyorum soguktan…
    Otobus garinin ordaki caddenin en tepesine dogru cikarken sagda dag etegindeydi ev… Tek hatirladigim bizden sonra ev olmadigi idi :))
    benim uzmanlik alanim Kumburgaz, Erdek ve Ocaklar Koyudur… Diger yerlere bir kere gittigimden hatirlamam herseyi ama orasi ilgincti…

    Gunbatiminda erkek erkege kiyiya inmenin mantikli olmayacagi gibi bir izlenime kapilmis ve gitmemistik :)))

    Ama tum gunbatimlari gibi guzeldir eminim…

    Yorum yazan: fatih demir — Ağustos 12, 2006 @ 10:22 pm

  18. Güzel sohbetinizle çok mühim bir konuyu sabote etmişsiniz , ama fedai ben oluyorum ben konuya dönüp , bir -iki kelam etmek istiyorum =)

    Guantanamo hassas olduğum bir konu, çoğu insanın olduğu gibi. Makale gerçekten tüyler ürperten cinstendi . Kitabı merak ettim , okumam mümkün olsa idi ! Amerikan halkının masum ve üzgün olduğuna inanmıyorum . Cindy Shaen bile kendi oğlunu kaybettiği zaman yani kuyruk acıısını tattığı zaman sesini yükseltmeye başladı.Bu olmamalı ! Sıranın bize gelmesi mi gerek barışı arzulamak için ? İsmail Türüt’ün türküsünde de dile getirdiği gibi ZAMANIN FİRAVUNU , ilahlık taslamaya devam ediyor , ama asıl üzücü durum kimse İbrahim(a.s.)’in kıssasını hatırlamak ve inanmak istemiyor !

    Yorum yazan: Ayşenur Bulut — Eylül 17, 2006 @ 5:10 pm

  19. Tesekkurler aysenur anim . Sayenizde ben dahi konu basliginin ne oldugunu hatirladim! :)Goren de burasini “yaz tatlimi nasil gecirdim” ilmegi zannedercekti siz olmasaydiniz..

    Guantanamo ve “ABD Halki’nin tepkilerinin samiyeti” konusunda aslinda gerek Hakan Yavuz yazisi gerek benim girizgahimdan cok daha genis olarak incelenmesi gereken bir konu. Sizin Cindy Shehan ile ilgili gozleminize aynen katiliyorum. Benim bununla ilgili musahhaas bir tecubem de var. Bizde de Bati’daki modaya uyarak guya savas karsiti KURESEL BAK (Baris ve Adalet Koalisyonu) diye bir orgut var. Ara sira toplaniyor, diskoya, kafa cekmeye, tatile ve bazen dahi protestoya felan gidiyorlar. Irak ile ilgili bir toplantiya ABD’den Celeste Zappala adinda Cindy Shehan’la berraber calisan, gene evlatligini Irak’ta kaybetmis bir kadin vardi. Kadin konusmasinda hep oglundan, oraya hacanan ABD $$$larindan bahsetti; olen Iralilar, Filistinliler, Afganlilar felan hemn hic gecmedi. Oglu yakisikli imis, gitar calarmis, kiz akadasi varmis , iyi bir insanmis…aglayacakti herkes.. Konusmasinin sonunda ona tam da sizin vurgu yaptiginiz noktayi sordum” neden sizin cocuklariniz olmeden once vijdanlainiz harekerte gecmiyor; bu savasi kazansa idiniz ahlaki probleminiz olmayacakmi idi” mealinde bircok seyler soyledim, ABD’den ornekler vererek. Uzun sozun kisasi bu sorumun sonucu olarak bizim yerli bariscilardan birinin saldirisina ugradim..Kocaaa Amerikal;i kariya dahja saygili olmam gerekiyormus. Tabiiki bu “baris yanlisi” grupla ilskimi kestim hemen. Aklima geldi payasayim dedim. Genel olarak sunu da ifade edeyim yalinz. ABD halki toptan olarak seytani degildir ama hur iradesi ile “iyiyi” secme gucu olan veya “iyiyi” aramya yonelmesine musade edilen bir topluiluk degil. Bununla birlikte bazi umit verici isretler de var. Artik bilg kaynaklarinin merkez tarafindan kontrolunun zayidflamasi sayenide , alternatif kaynaklardan “dogrulari” ogrenme sanisina sahip insanlarin sayisi orda da artiyor; ve arrtikcahakim irade guc kaybediyor. Yani imparator’un iplak oldugunu gorenler her gun artiyor.

    Yorum yazan: bekirlyildirim — Eylül 17, 2006 @ 6:05 pm

  20. el-hak….

    Yorum yazan: Ayşenur Bulut — Eylül 18, 2006 @ 11:53 am

  21. Saol bekir bey..
    bende bu konuyu merakt etmistim.Malesef tahmin ettigim gibi durum iyi degilmi$.Aynen burda (almanya) da oldugu gibi islam düsmanligi hortluyor.Bu baglamda dünya bari$i biraz zor görüniyor.

    Yorum yazan: ali — Kasım 15, 2006 @ 1:48 am

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.