Aşağıdaki yazıyı buraya koymamın nedeni, Emine Erdoğan’ın hayat hikayesine duyduğum özel ilgi, veya o’nun hikayesinin olağanüstü oluşu değil tam tersine olağanlığı. Özellikle kafalarında “türbanlı kadın” saplantıları olan laikçilere bu “öcünün” de aslında kendilerinden çok farklı kumaştan yapılmadığı, başörtülülerin de seven, sevilen, dünyevi zevkleri ilgi alanları olan, erdemleri ve zaafları olan “sıradan hanımlar” dan çok farklı olmayan et kemik ve kandan mamul yaratıklar olduğunu göstermesi acısından yararlı olur diye düşünmem.
Bu başörtülü hanim portresi benim tanıdığım pek çoğununkinden büyük farklılık göstermiyor. Aralarında Vakko’dan giyinen de vardır, semt pazarından da; başı açıklar arasında olduğu gibi. Kimi düğününü Hilton’da yaptırır, kimi mahalle pasta hanesinde; kimisi için dini nikah yeterlidir. Çoğunun ailelerinde başını örten de vardır örtmeyen de. Başını örtenler arasında dahi siyasi eğilim farklılıkları vardır, bazen benimkinde olduğu gibi 180 dereceye kadar. Bazıları birkaç yabancı dil bilir, Shakspeare’i de Mevlana’yı da de okumuştur. Bazıları ümmidir. Yani “türbanlılar” ve aileleri Bekir Coşkun’un karikatürize ettiği gibi monolitik bir blok değildir Emine Hanım’ın hikayesi bir ortalama başörtülü hanim yada cumhur’un ortalama bir üyesinin hikayesidir. Ey cadı avcısı laikçiler, halk şairi Dertli’nin ifadesi ile “şeytan bunun neresinde”?
*****************************
Cumhurbaşkanlığı tartışmalarıyla Türkiye’nin ençok tartıştığı Emine Erdoğan’ın bilinmeyen öyküsü…
2007’de bütün sorunlar, onun etrafında dönen tartışmaların yanında ‘cüce’ kalacak. Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkıp çıkamayacağını, özellikle eşi Emine Erdoğan’ın türbanı belirleyecek. Tartışmalar Emine Hanım’ın türbanına odaklanacak. Tempo, 2007’nin en çok konuşulacak ismi Emine Erdoğan’ın türbanının ardında gizlenen öyküsünü araştırdı.
1955’in 21 Şubat günü Cemal Gülbaran, Fatih Baba Hasan Alemi Mahallesi nüfusuna kayıtlı ailesinin yedinci ferdi, beyaz tenli, kuzguni siyah saçlı Emine’yi kucağına aldı. Eşi Hayriye, dört erkekten sonra bir de kız evlat doğurmuştu. Cemal Bey’e, bu kız evladın, bir gün gelip de Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki kilit isim olacağı söylense, hiç de mantıklı gelmezdi.
Aile aslen Siirtli olmasına karşın, Emine’nin dedesi, 1904 doğumlu Hamdi Ali Gülbaran, Siirt’ten İstanbul’a göçmüş, Fatih’e yerleşmişti. Yani yaklaşık üç kuşaktır İstanbul’daydılar. Hamdi Ali Gülbaran, oğlu 1926 doğumlu Cemal’i zayıf ve çelimsiz olduğu için ilkmektep ikinci sınıfta okuldan aldı. Çok geçmeden Kapalıçarşı’da döşeme atölyesi sahibi hemşerisi Mehmet Sabri Efendi’nin yanına çırak verdi. Cemal sessiz, sakin, ufak tefek bir delikanlıydı ama namusluydu; çok da çalışkan olduğu için patronun gözüne çabuk girdi. Hatta öyle ki Mehmet Sabri Efendi, 1921 doğumlu kızı Hayriye’yi Cemal’e verdi. Mehmet Sabri Efendi mutaassıp bir adamdı, Hayriye belki de bu yüzden okuma yazmayı öğrenecek kadar bile okula gitmemişti. Ama iki genç için bunun pek önemi yoktu. Birbirlerini çok sevdiler. Hayriye Hanım’ın ailesinin hali vakti yerindeydi, hatta varlıklı bile sayılırlardı. Genç Cemal’in ailesi varlıklı değildi. Çift, Hayriye Hanım’ın babadan gelen varlığı sayesinde çok fazla sıkıntı çekmedi. Cemal Gülbaran kayınpederinin işini sürdürdü. Ancak aile, çocuk sayısının artmasıyla müreffeh sayılmayacak bir hayat sürmek zorunda kaldı.
1943’teki evliliğin ilk meyvesi Hüseyin, 1944’te dünyaya geldi. Sonra, sırasıyla 1948’de Hasan, 1950’de Eyüp, 1952’de Ali ve 1955’te de Emine doğdu. Aile, Emine’nin doğumundan dört yıl kadar sonra Üsküdar’a taşındı ve bugün Karacaahmet Cemevi’nin iki blok ilerisindeki Hacı Cafer Mahallesi Arakıyeci Sokak’ta, bahçesi meyve ağaçlarıyla dolu, hatta bir süs havuzuna sahip cumbalı ahşap eve yerleşti. Karacaahmet civarı, meşhur çizgi roman kahramanı Ustura Kemal’in hassaten sorumlu olduğu mekândı ve 50’li yıllarda Rumeli, Karadeniz ağırlıklı bir ahali yapısı vardı. Gülbaran ailesi, yine de mahalleye hiç yabancılık çekmedi. Fazla sosyal sayılmasalar da komşuluk ilişkilerine önem veren insanlardı. Mahalleli kadınlar arasında Arap Hayriye olarak anılan anne Gülbaran, güler yüzlü ve yardımsever bir kadındı.
Baba Cemal Gülbaran ise kahvehaneye çıkmayan, işten eve, evden işe gidip gelen biriydi. Anne Hayriye ve kızı Emine’nin seslerinin yükseldiği bir alan vardı ki bu, bahçedeki incirlerdi. Mahallenin çocukları sürekli olarak Gülbaranların bahçesindeki incirlere dalmakta, gerek Emine gerek Hayriye Teyze, incir hırsızlarına karşı amansız bir mücadele vermekteydi. Bu yüzden mahallenin çocukları arasında genç Emine’den zılgıt yemeyen çocuk yok gibiydi. Dönemin incir hırsızı, bugünün Arakıyeci Sokak’ta Manço Erkek Berberi’ni işleten Metin Taşan, yine de kovalanırken küfür duyduğuna şahit olmadı.
Ağabeyden başını ört baskısı
Emine Gülbaran’ın çocukluğu ve gençliği bu mahallede geçti. Eğitimine Zeynep Kamil İlkokulu’nda başladı. Ardından Mithatpaşa Akşam Sanat Okulu’na devam etti. Fakat buradaki eğitimini tamamlayıp tamamlamadığı belli değil. Biz de bu okula gidip yaptığımız araştırmada, Emine Hanım’ın mezun olduğuna dair bir kayda ulaşamadık.
En büyük ağabey Hüseyin, 1970’te kız kardeşi Emine’den, 15 yaşına geldiğinde örtünmesini istedi. Emine Erdoğan, olayı yıllar sonra ‘Nasıl Örtündüler?’ kitabının yazarı Gülay Atasoy’a şöyle anlattı: “…O kadar ki ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm. Nasıl olur da örtünürdüm! Çevremde bir tane örneği yoktu. Köy gibi bir yerde olsam neyse… Orada dikkati çekmezdim. Ama burada olamazdı. Bu karışık duygular içindeyken, bir vesileyle Şule Yüksel Şenler’le tanıştım. Bu tanışma beni çok etkiledi. Böylelikle bir Müslüman hanımın hem modern hem kültürlü hem de örtülü olabileceğini gördüm. Hemen o anda örtünmeye karar verdim.” Emine Gülbaran, böylece 16 yaş civarında başını örttü.

Aslında genç Emine’nin başını örtmesi, o dönemde mutaassıp kesim arasında moda politik gelişmelerle de yakından alakalıydı. Süleymancılar, Nurcular, Nakşibendiler özellikle AP içinde de kendilerini temsil etme olanağı bulmaya başlamışlardı. 1967’de Türkiye Odalar Birliği Genel Sekreteri Necmettin Erbakan’ın Türk Ev Kadınları Derneği’nin düzenlediği bir gecede, “Müslüman hanımı, iktisadi hayatta çalışabilir, çalışır” cümlesi tartışma yaratmıştı. İlk türban eylemi 1968 yılında Ankara İlahiyat Fakültesi’nde gerçekleşmiş, 1970’te kurulan Milli Nizam Partisi ile birlikte Müslüman kadının kıyafeti de belirlenmişti. Prototip Nermin Erbakan’dı. Şule Yüksel Şenler’in baş örtme şekline güneş gözlükleri ve trençkot ilave edildikten sonra, pardösü geleneği başladı. Şenler’in kurduğu İdealist Kadınlar Derneği pek çok genç kız için sosyalleşmenin ana yollarından biriydi. Bu, genç Emine için de geçerliydi.
Emine Hanım işte böyle bir ortamda örtünse de Balık burcunun verdiği romantik duyguları içinde hep taşıdı. Genç kızlığı boyunca cep fotoromanları okudu, gardırobunun içine küçük küçük kartpostallar astı. Türk Sanat Müziği’ni çok severdi. Emel Sayın’ı da çok beğenirdi. Bunun dışında Ajda Pekkan da hitleri arasındaydı. Giyinmeyi ise çok seviyordu. Akşam sanat okulunun en büyük faydasını bu alanda gördü. Mahalle arkadaşı Aynur Öztürk Cinali’nin hatırladığı kadarıyla, dikiş dergisi Burda’nın patronlarından kalıp çıkarıp, bunları dikerdi. İlk diktiği giysi ise çift taraflı bir pelerin oldu. Bir tarafı uçuk bir eflatun, diğer tarafı uçuk griydi. Ne var ki oldukça iyi dikiş dikebilen genç Emine, ev işlerine ve yemek pişirmeye aynı ilgiyi duymadı. Pasta ve börekler konusunda ise kendisini iyi eğitti.
Emine Gülbaran’ın genç kızlık romantizminin en büyük ispatı yatağıydı. Evdeki cumbaya kurulu yatak, akşamları sokak lambasının sarı ışığıyla, ayın beyazı karışarak pencereden içeri süzülürken, genç Emine de o yatakta ya cep fotoromanları ya da sevdiği şairlerin dizelerini okuyordu. Necip Fazıl Kısakürek favori şairlerindendi. Said Nursi’nin ‘Nur Risaleleri’ olmak üzere pek çok dini eser de genç Emine’nin hatmettiği kitaplar arasındaydı. Genç Emine, Karacaahmet Camii’ne de gidiyordu. Caminin emekli imamı Nevzat Ayaz’a göre, sessiz ve saygılı bir genç kızdı. Nevzat Hoca yıllar sonra Emine-Tayyip Erdoğan çiftinin, çok sonraları da çiftin oğlu Bilal ile Reyyan’ın imam nikâhlarını da kıymıştı.
Biz yine Emine Hanım’ın genç kızlık dönemine gidelim. O dönemde ağabeylerden Eyüp, futbola ilgi duyuyor ve genellikle CHP’li gençlerden oluşan arkadaş çevresine takılıyordu. Bir diğer ağabey Hasan ise en sosyal olanıydı. Ali ise en az söz hakkına sahip ağabeydi. Emine ağabeyi Hüseyin’in nezaretinde dışarı çıkıp çay bahçelerine gidiyor ya da karşı apartmanda oturan ‘şişman teyze’ sayesinde eğleniyordu. Emine Gülbaran’ın mahalle arkadaşı Aynur Cinali’nin aktardığına göre, ‘şişman teyze’ önemli bir kadındı; apartmandaki kızlarla birlikte Emine’yi de her hafta sinemaya götürürdü. Kızların başında o olunca, aileler gönül rahatlığıyla izin veriyordu. Şişman teyze önderliğindeki kızlar grubu, bazen yanlarına çekirdeklerini, yiyeceklerini alıp Zeynep Kamil’den yürüyerek Moda’ya gidiyordu. Bir de mahalle piknikleri vardı. Komşu Ziya Öztürk şoför olduğu için onun arabasıyla gidilen piknikler oldukça eğlenceli geçerdi. Genç kızların bir bölümü Ziya Amcalarının eski Amerikan otomobilinde ilk kez direksiyona geçmişti ki bunlardan biri de genç Emine’ydi.
Genç Emine’ye pek çok talip çıkmaya başladı. Ama o, bütün taliplerini reddetti. Çünkü kendi kafasında seçimleri vardı. En başta da âşık olduğu bir erkekle evlenmek istiyordu. Ancak dini görüşleri ve mutaassıp çevresi yüzünden hiç flört etmedi. Âşık olduğu bir erkekle evlenme fikri ise anne ve babası sayesindeydi. Çünkü Hayriye Hanım ve Cemal Bey, birbirlerine âşık bir çiftti. Ziya Öztürk’ün bize aktardığına göre, genç Emine Güneydoğulu bir kocayı da hiç istemiyordu. Güneydoğu’nun geleneklerini çok katı buluyor, özellikle de eğitimli bir eş istiyordu.
Emine Hanım bu arada Şule Yüksel Şenler ile tanışıklığını da hayli ilerletmişti. Hatta Şenler tarafından kurulan İdealist Hanımlar Derneği’nin ikinci başkanlığına kadar yükselecek kadar aktifti. Aynı zamanda fakirlere yardım için de pek çok faaliyet yürütüyordu. Öte yandan bütün bu faaliyetler genç Emine’nin arkadaşlarıyla birlikte hayırlı bir gelecek için istihareye yatmasını da engellemiyordu. Zaten gelecekteki eşi Recep Tayyip Erdoğan’ı da böyle bir istihare sırasında rüyasında görmüş ve Şule Yüksel Şenler’e şöyle anlatmıştı; “Gece rüyamda yaşlı, cübbeli, sakallı, başında sarık olan bir zat gördüm. Elini uzattı, birini işaret ediyordu. ‘Sen bununla evleneceksin’ diyordu. Hiç tanımadığım birisi, beyaza yakın krem takım elbiseli, boylu poslu, çok yakışıklı birisi.” Rüyadaki beyaz takım elbiseli Recep Tayyip Erdoğan, o sıralarda siyasetin içinde hızla yol almaktaydı. Hitabet yeteneği sayesinde hemen her İslami toplantıda sunumlar yapıyor, konferanslara katılıyor, gecelerde şiirler okuyordu. MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na kadar yükselen genç Tayyip, Necip Fazıl Kısakürek hayranlığı ve dönemin hızlı hareketi Akıncılar’a yakınlığı ile tanınan bir isimdi. Yukarıdaki rüya da Akıncılar Derneği’ndeki böyle bir konferans sırasında gerçek oldu ve 22 yaşındaki Emine, kürsüde konuşan Tayyip’in rüyasındaki adam olduğunu fark ederek büyük bir şaşkınlığa düştü. Aynı durum genç Tayyip için de geçerliydi ve o da en ön sırada oturan genç kadının kimliğini merak etmekteydi. İkisini de tanıyan Şule Yüksel Şenler bu hayırlı iş için aracı oldu.
Ama ortada Tayyip Erdoğan’ın annesi Tenzile Hanım gibi ciddi bir engel vardı. Çünkü Tenzile Hanım, oğluna Karadenizli ve çarşaflı bir eş bulmuştu bile. Devreye giren Şule Yüksel Şenler, genç Tayyip’i karşısına alıp şunları söyledi: “Bak Tayyip, çok faal bir insansın, istikbalin parlak görünüyor. Yarın başlardan biri olacaksın. Senin yanında çarşaflı bir hanım olmaz…” Genç Tayyip, Şenler’i dinledi ve iğne ipliğe dönecek kadar zayıflayana kadar mücadele ederek sonunda annesini ikna edip Emine ile vuslata erdi. Ancak burada bir anekdota değinmek gerekli. Tayyip Erdoğan, Şenler’in, “Çarşafla bir yere varamazsın” sözüne kulak vermiş, Emine Hanım da çarşaf değil, türban ile Tayyip Bey’in yanında yer almıştı. Ama Fehmi Çalmuk’un ‘Merak Edilen Kızlar’ kitabında aktardığına göre, bu tercih Tayyip Erdoğan’ın 1991’de milletvekili olma şansını kaybettirmiş. Çalmuk’un kitabında anlatıldığına göre Erdoğan ve Mustafa Baş arasında tercih oylarına yönelik bir mücadele yaşandı. Kazanan taraf İsmailağa Cemaati’nin desteğini çarşaflı eşi sayesinde alan Mustafa Baş oldu. Kitapta yer alan iddiaya göre, Zeytinburnu’ndaki bir Nakşibendi Dergâhı’na bağlı olan Emine Erdoğan’ın pardösüsü, Tayyip Erdoğan’ın yenilgisine yol açtı.

Nişan, Oba Gazinosu’nda
Biz yeniden 1978 yılına geri dönerek öykümüzü sürdürelim. Ailelere haber verilince, ağabey Hüseyin, Gülbaranlar adına Tayyip’i soruşturma işini üzerine aldı. O dönem ‘Reis’ diye anılan Recep Tayyip Erdoğan’ı fazla araştırmasına da gerek yoktu aslında. Nişan, Emirgan yolu üzerindeki Oba Gazinosu’nda, düğün ise Fatih Akdeniz Caddesi üzerinde pastaneden bozma bir düğün salonunda yapıldı. Tayyip Erdoğan’ın annesi Tenzile, gelini Emine’ye uzun süre ısınamadı. Ancak Emine Erdoğan’ın saygılı yapısı ve Tayyip Erdoğan’ın annesine her daim bağlı kalması, kadınlar arasında bir çekişmeye yol açmadı. Ne var ki Tayyip Erdoğan, annesinin yemeklerine iltifatı hep daha büyük tuttu.
Evlilik, sonraki yıllarda Emine Erdoğan açısından ‘yıldırım aşkı’; Recep Tayyip Erdoğan açısındansa, “Biz de kendisini muhabbet dünyamızın içinde hissettik” cümleleriyle tanımlandı.
Evliliğin ilk yıllarında o aktif genç Emine, eşinin yanında pek yer almadı. Bilal, Burak, Esra ve Sümeyye’yi büyüttü. Ta ki 1991 seçimlerinde alınan yenilgiye kadar. Bu tarihten itibaren Tayyip Erdoğan kadın oylarını keşfetti ve eşi Emine Erdoğan’ı da oy toplaması için tabiri caizse görevlendirdi. Bu yüzden 1994 yerel seçimlerinin kazanılmasında Emine Erdoğan’ın etkisi oldu. Emine Erdoğan eşinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde de kurum kaynaklarını hayır işlerine yönlendirmek için çaba sarf etti; İl Hanımlar Komisyonu’nda aktif olarak çalıştı. Hatta hayır amaçlı olarak İstanbul iş dünyasının önde gelen isimlerinin eşleriyle yemekli tekne turlarına bile katıldı. Arkadaşı Aynur Cinali’ye henüz genç kızken “20 yıl sonra iktidarız” dedi ve birkaç yıl farkla da olsa haklı çıktı.
Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığıyla birlikte Ankara’ya taşındıklarında, Emine Hanım bir süre geride kalmayı tercih etti. Bu, aslında zorunlu bir geride kalıştı. Çünkü türbanı nedeniyle devlet protokolüne giremeyen Emine Erdoğan, bunun yerine parti içi etkinliklere katıldı. Eşiyle birlikte yoksul evlerini ziyaret etti ve daha çok Başbakan’ın refakatinde göründü. Ancak parti içindeki kadınlar arasında sözü hep geçti ve o da sözünü dinletmeyi bildi. Emine Erdoğan, ‘Kardeş Aile’ aktivitesinden sonra Harran’da ‘Haydi Kızlar Okula’ ve ‘Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları’ kampanyasının çalışmalarına yalnız katıldı; hatta kızlarını okula göndermeyen bir aileyi de ikna etmek için ziyarette bulundu. Ardından uyuşturucuyla mücadele kampanyalarına katıldı ve Üsküdar’da ağabeyinin eşi Saadet Gülbaran’ın başkanlığını üstlendiği Toplumsal Gelişim Merkezi’nin hamisi oldu. Bu aktiviteler zamanla yerleşik hal aldı ve AKP Genel Merkezi, Emine Erdoğan’ın programlarını basına duyurmaya başladı. Fakat Emine Erdoğan bu aktiviteler sırasında, hiçbir zaman politika kulvarına bulaşmadı, hep gerideki eş olmaya özen gösterdi. Parti içinde sözünün geçtiği alanlar ise eşinin sağlık ve beslenme konularının yanı sıra hayır işlerindeki aktiviteler oldu.
Başbakan eşi olarak da daima mütevazı davrandı; gerçi giyim kuşamı giderek lüks ve pahalı ürünlere kaydı; ama anlatılanlara göre eve gelen misafirlere hep kendisi servis yapmayı tercih etti. Evde bir yardımcı kadın bulunmasına karşın, ailenin bir arada olduğu akşamlarda yemekleri kendisi yapmaya özen gösterdi. Bu, bir Erbakan geleneği idi; ancak Emine Erdoğan, Nermin Erbakan gibi, işi evde ekmek üretmeye vardırmadı. Yine de zamanla daha muhafazakar bir kimliğe büründü.
Şu anda Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ını okuyor
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=9830&cat=200&dt=2006/12/21

ah, o cumhuriyet baloloarı yapılırken,onlar kendilerinden başkasını görmezlerken, genç emine baskıya direnmeye çabalıyordu,..
o kadar genç ve o kadar tecrübesizdi ki,
karşısında 1400 yılın ağır küfü, yükü ne varsa üzerine binmişti.
üzerine gelen ağabaey olsa kolaydı.
alıp şule yüksel adlı başrahibe bayana götürdüler.
genç emine birşey bilmiyordu daha dayanamadı,
boyun eğdi.
hiçbir karşı düşünce tanınmamıştı.
tek tip dayatılmış bir müslümanlık vardı, ve sorgulanmayan iman dayatılıyordu.
ne yapabilirdi ki ?
Türk kadınları iyidir, uyumludur, kendi ezikliklerini hissettirmezler, kolları kırılsa ses etmezler.
hemen uyum gösterirler.
emien hanım uyum gösterdi. iyi etti. başka ne yapabilirdi.
ben de olsam öyle yapardım.
bilmiyorum, belki ben daha çok acı çekerdim ve uyum daha zor olurdu.
ananla, babanla, ababeyle 1400 yılla kavga etmek ne zordur ?
kavga içimizde kalır ?
iyi kadınlardır.
şimdi öyle değil ama, torunu için herşey başka olacak.
her nekadar gizli sansürler, dışlamalar olsa da, akla bir kez soru düşmeye görsün ?
o soru orda çengel gibi kalacak.
boşta kalan cevap cevap burgu olacak delecek.
boş teselliler, avunutular, göklere çıkaramalar karın doyurmayacak.
ve artık o sorulara cevap verecek kişi, bir tek şule yüksel olmayacak.
ama cevap veremeyen kişi o olacak.
ben çok severim emine erdoğanı.
cumhurbaşkanı eşi de olsun derim ama,
biliyorum uyumludur türk kadını,
o bunu istemeyecek.
biz kavga sevmeyiz, hır gür.
baba ile oğul kavga etse kadın araya girer bizde.
hele kendisi için kavga edlsin, o da zevkle bunu istesin,
bu türk kadın ı tipi değildir.
ya iber oltaylıyı, ya hallaçoğlunu cumhurbaşkanı yapsınlar.
eşleri nasıl bilmiyorum., hangisi sol veya sağ bilmiyorum.
ama belki bu dönemde bir tarihçi daha iyi olur,
chp ile akp anlaşın.
dünyayı şaşırtsınlar.
vayy be desinler, bunların nasıl kurtuluş savaşı verdiği anlaşıldı.
rüya mı acaba ? bilmem.
Yorum tarafından knz — Aralık 24, 2006 @ 5:03 pm
Gene Kotu Dadaist Bayan Tristan Tzara arz-i endam etmis. Turkceye cevirtin lutfen. anlamazuk. Sifalar diliyorum. Bakin AD Blogunda kafa denginiz birileri var; kuvvetle tavsiye ederim.
Yorum tarafından Bekir L. Yildirim — Aralık 24, 2006 @ 5:52 pm
bekir bey ne kadar kasıldınız öyle
3. kez geldiğimde korkarım betona döneceksiniz.
16 yaşında kız gıkını çıkarabilir mi tabi.,
Yorum tarafından knz — Aralık 24, 2006 @ 7:12 pm
Neyse üzmeyeyim ev sahibini
bir daha yazarım . Hızlı başka türlü yazarım.
bunun için vicdan yapmayın. hızlı yazıyorum nasılsa.
emine hanımın aabeyi ile girdiği mücadele etkiler beni.
naiftir. yaşı gençtir. Sağduyusunu zorlu bir rakibe karşı savunacak dayanakları gelişmemiştir.
Onu ikna için şule yüksele götürürler.
(bu ikna odasına karşı çıkan yok mu ararnızda ? hem de daha 16 yaşında )
şule yüksel rahattır. Karşısında kimse yoktur. bİNLERCE YILDIR DAYATILMIŞ tek tip iddialar üzerine kendine bir otorite alanı kurmaya çalışmaktadır. Konuşur da konuşur. Yıllarca şule yüksel konuşur. İlgi odağı olarak tanrıçadır. Gelenek olarak tamamen batıdır. Dışardandır.
Ne geleneğin, ne de yaşlı kesimin temsilcisidir. Modadır. SORULAR DAHA HENÜZ SORULMAYA BAŞLANMAMIŞTIR. sadece insanlara eksik olduğu dikta edilir. Neyin doğru olduğunu şule yükseller bilir.
Emine Hanım uyum göstermiş.
HAKLI DİYOR KNZ, ben de gösterirdim.
Ben daha zor uyum gösterirdim. Uyumum daha zor olurdu. Sanırım almanya milli görüş teşkilatının kızı gibi 30 yıl sonra hala bu hesaplaşmayı yapardım.
hepimiz kendi koşullarımızda yaşadık.
ama uyumluyduk ve kavga sevmeyiz.
ben dedim ki, bekir bey, uyumlu olmak yüzünden kendimizden veririz.
sözümün gerisi ile hala bağlantı kuurlmakta zorlanıyorsanız, devamını da sonra yazayım.
vaktim doldu şimdilik.
Yorum tarafından knz — Aralık 25, 2006 @ 5:08 am
KNZ Hanim,
Yazilanlari anlamadiginiz, icinden bir cumle secip onu da kicindan anladiginiz gerek burada gerek sanal mahalledeki en az 5 mekandaki polemiklerinizle sabittir.
Bakin asagida size birkac soru soracagim. Eger benimle tartismak istiyorsaniz bunlara cevap vereceksiniz. Aksi halde daha onceki sorunuz “ne yapacak, beni burdanmi kovacak” sorusnuzun cevabi evettir.
Sorular:
1. Neden herkes sizi yanlis anliyor? Simdiye kadar sagda solda yazdiginiz yuzlerce yorum karsisinda neden herkes “ne demek istiyorsun” , neden bahsediyorsun, konudan ve birbirinden alakasiz cumleler kuruyorsun gibi tepki veriyor sizce?
2. Emine Hanim’in abi baskisini yakalamissiniz koca yazinin butunlugunden cikrararak. Oysa Emne Hanim “abi baskisi” oldugunu fakat bununla basini ormedigini soyluyor veya soyledigi rivayet ediliyor. siz de bu defa “ha abi olmadi Sule Yuksel yaptirdi” diyorsunuz mealen. Ve 16 yasindaki kiz bagimsiz arar veremez buyuruyorsunuz.
Sorusudur: Siz basinizi, baska nerenizi aciyorsaniz oranizi acmanin dogru olduguna nasil kara verdiniz? Aile, cevre, yakin, tanidik, kendi Sule Yuksel’iniz, kitle iletisim cihazlari bunda rol oynamis olmazmi?
Emine Hanim 16 yasinda bagimsiZ karar veremezdi, diger basini orten kizlar hakeza, ya siz nasil yaptiniz hayat tercihlerinizi?
Islam ve erkek dusmanligini kim ogretti size? Hayat boyu inzivada yasandiniz ve vahiy olrakmi indi size dogrular yanlislar? Insanlarin acik olmak, kapali olmak, dindar olmak, laikci olmak, ateist olmak, islam dusman olmak, modaya uymak gibi tercihleri nasil olusur?
2. Siz basinizi acmak veya Avrupai giyim tarzi benimsemekle bagimsiz karar verdiginizi, etki altinda kalmadiginizi mi isbatladiginizi saniyorsunuz? Neden? Akinti ile gitmeyen, “moda” olandan farkli bir yonu secen hanim veya erkekmi “hur irade” ornegi sergiler yoksa tam tersimi?
3. Butun baskilara, sizin ustasdlarinizdan, seckinlerinizden , “yuce devlet”inizden size kadar “laikci barbarlarin” butun saldirilarina, baskilarina gogus gererek, okumamayi, calismamayi, hatta zaman zaman mahkemede ifade verememeyi goze alarak basin orten hanimmi daha yuksek karakter sergiliyor yoksa tam tersimi?
Ben gecmis tecrubelerden bu sorulara dogru durust cevap vereceginizden supheli oldugum icin baska soru sormuyorum simdilik. Zaten kisa devre yapan prosesorlerinizi, ust katlara cikmayan asansorunzu zorlamak istemem.
Not.: Bozuk plak gibni gene “onlar aile baskisi il yapiyor..vb” diyeceginizi tahmin ettigim icin su sarti da kosuyorum. Basi ortul veya dindar icin vardiginiz her yarginin neden basi acik, sekuler, Batici bilmem ne icin gecerli olmadigini da aciklayacaksiniz.
Yorum tarafından Bekir L. Yildirim — Aralık 25, 2006 @ 8:20 am
Bazılarının bence asıl hazmedemedikleri şey şu: Bu kadar olağan hayata sahip bir bayan nasıl olur da bir cumhurbaşkanlığı seçiminin kilit şahsiyeti olur. Nasıl olur da seçilmiş bir zümreye mensup olmaz.
Yorum tarafından gölge — Aralık 25, 2006 @ 9:33 pm
Evet, Golge Hanim, “secilmislikleri” kendilerinden menkul olanlar icin durum budur. Biraz psikolojik tahlil yaparsak bu liyakat ile kazanilmamis gasp edilmis mevzileri, statuleri korumak isteyenler icin bir ontolojidir. Iste goruyoruz buralarda ahlaki, entellektuel, populer etlerinin budlarinin ne oldugunu.
Yorum tarafından Bekir L. Yildirim — Aralık 26, 2006 @ 5:04 am
KNZ Hanım resti görmüş olamaz değil mi? Yani Eğer öyleyse kıyamet yaklaşıyor demektir:)
Yorum tarafından Arzu — Aralık 28, 2006 @ 1:47 pm
Yok canim, yaziyor arada sirada ama desifre edecek elemanim yok
Yorum tarafından Bekir L. Yildirim — Aralık 28, 2006 @ 6:52 pm
Bayramınızı tebrik ederim efendim. Sizin ve müdavimlerinizin.
Yorum tarafından Arzu — Aralık 29, 2006 @ 12:03 pm
cok güzel bir sayfa hazırlamışsınız teşekkürler okumaya devam edicem AEO.
Yorum tarafından havva — Ocak 4, 2007 @ 2:25 pm
Tesekkurler Havva Hanim. Hos geldiniz. Katkilarinizi baklerim.
Yorum tarafından Bekir L. Yildirim — Ocak 4, 2007 @ 2:42 pm
selamün aleyküm,
bende sule yüksel senler hanimla cok tanismayi isterdim. bana yardim edebilenler lütfen ulassin.
lady-hilal@hotmail.de
Yorum tarafından Hilal — Nisan 6, 2007 @ 2:51 pm
benim hayata bakışımı değiştiren ,tesettüre girmeme vesile olan Şule Yüksel Şenler’e teşekkürler…ALLAH ondan razı olsun,acil şifalar versin.
Yorum tarafından inci — Haziran 23, 2007 @ 6:44 pm
nediyosunuz allah iyilik versin ben kamil eşiniz recep tayyip erdoğanı çok seviyorum ve saygılarımı iletiyorum sağlıcakla kalın
Yorum tarafından kamil — Temmuz 21, 2007 @ 7:11 pm
Ben bu yazıda bir art niyet göremiyorum tabi başka gözler tarafından farklı algılanabilir.Bence Emine ERDOĞAN’ın içki masasındaki pozu onun içki kullandığı anlamına gelmez .Oraya bir arkadaşının doğum günü için gitmiştir ve arkadaşınn içki kullanması onun kullandığı anlamına gelmemeli bence ve kahkaha atarkenki pozunda hiç bir sakınca göremiyorum o kadar kişilerin özel hayatlarıyla bütünleşmişizki kendi hayatımızda yaşadığımız ve yaptığımız şeyleri onların hayatlarında yanlış ve sakıncalı buluyoruz.
Yorum tarafından Nuray — Ağustos 14, 2007 @ 6:08 pm
bu yazı beni çocukluğuma aldı götürdü. o tarihlerde biz de sayın emine (gülbaran)erdoğan hanımın oturduğu üsküdar hacı cafer mahallesi arakiyeci sokakta oturuyorduk ve ben zeynep kamil ilkokuluna gidiyordum 1966 yılında mezun oldum, oradan paşakapısındaki üsküdar lisesine devam ettim somra da üniversiteye tabii. 5. sınıfta okul müdürü ve öğretmenimizle çekilmiş sınıf resmimizde zannediyorum sayın emine hanım da var. sayın emine hanımefendiyle aynı sınıfta okumuşuz meğer. tevafuk işte 1973 yılında da hasbelkader şimdi başbakanımız sayın tayyip erdoğan bey ile tanışmıştım. hayat çizgisinde insanın kimlerle nerede ve nasıl karşılaşacağı hiç belli olmuyor. ben kendilerine ömür boyu huzur, mutluluk ve ülkeye hizmet yolunda üstün başarılar diliyorum.
Yorum tarafından inş.müh.ömer doğanlı — Haziran 16, 2009 @ 8:03 am