Bir Münzevînin Notlarından…

Ocak 10, 2007

Şef Seattle’ın Herkese Mektubu

Kategori: Amerika, Animals, English, Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 7:16 pm

1854 yılında A.B.D. Başkanı yazdığı bir mektupla Amerikaya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililer’den toprak istemiş ve “bu isteği kabul edilecek olursa, Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Kızılderili Reisi Seattle bir söyleviyle A.B.D. Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak A.B.D. başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesinde korunmaktadır.

http://www.netyorum.com/bolum/dostluk-sevgi/20010419-12.htm.

Not: Aşağıdaki  kaynakta da belirildiği gibi bu bilgiler kesin değildir, ve “mektubun” (veya konuşmanın) birden fazla versiyonu vardır. Her halükarda zehir ve mikrop sari benizlide idi, bilgelik Kızılderilide.

Sarı benizli zehrini ve mikrobunu verdi Kızılderili’ye ama bilgeliğe “no thanks” dedi. Kızılderili’yi yok etti. Simdi esmer, kara benizliler hedefte. Hulagu’nun çocukları Müslüman’dan bilgelik aldı, hidayete erdi.  Kim bilir belki modern gün Hulagusu’nun cocuklari da bir gun…

“Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.” ‘(Al-i imran 54). (BLY)

Önce Orijinali:

Seattle.jpg

Seattle.jpgChief Seattle (more correctly known as Seathl) was a Susquamish chief who lived on the islands of the Puget Sound. As a young warrier, Chief Seattle was known for his courage, daring and leadership. He gained control of six of the local tribes and continued the friendly relations with the local whites that had been established by his father. His now famous speech was believed to have been given in December, 1854. There are several versions of his letter; the following was provided by Barefoot Bob.

Chief Seattle’s Letter“

The President in Washington sends word that he wishes to buy our land. But how can you buy or sell the sky? the land? The idea is strange to us. If we do not own the freshness of the air and the sparkle of the water, how can you buy them? Every part of the earth is sacred to my people. Every shining pine needle, every sandy shore, every mist in the dark woods, every meadow, every humming insect. All are holy in the memory and experience of my people. We know the sap which courses through the trees as we know the blood that courses through our veins. We are part of the earth and it is part of us. The perfumed flowers are our sisters. The bear, the deer, the great eagle, these are our brothers. The rocky crests, the dew in the meadow, the body heat of the pony, and man all belong to the same family. The shining water that moves in the streams and rivers is not just water, but the blood of our ancestors. If we sell you our land, you must remember that it is sacred. Each glossy reflection in the clear waters of the lakes tells of events and memories in the life of my people. The water’s murmur is the voice of my father’s father. The rivers are our brothers. They quench our thirst. They carry our canoes and feed our children. So you must give the rivers the kindness that you would give any brother. If we sell you our land, remember that the air is precious to us, that the air shares its spirit with all the life that it supports. The wind that gave our grandfather his first breath also received his last sigh. The wind also gives our children the spirit of life. So if we sell our land, you must keep it apart and sacred, as a place where man can go to taste the wind that is sweetened by the meadow flowers. Will you teach your children what we have taught our children? That the earth is our mother? What befalls the earth befalls all the sons of the earth. This we know: the earth does not belong to man, man belongs to the earth. All things are connected like the blood that unites us all. Man did not weave the web of life, he is merely a strand in it. Whatever he does to the web, he does to himself. One thing we know: our God is also your God. The earth is precious to him and to harm the earth is to heap contempt on its creator. Your destiny is a mystery to us. What will happen when the buffalo are all slaughtered? The wild horses tamed? What will happen when the secret corners of the forest are heavy with the scent of many men and the view of the ripe hills is blotted with talking wires? Where will the thicket be? Gone! Where will the eagle be? Gone! And what is to say goodbye to the swift pony and then hunt? The end of living and the beginning of survival. When the last red man has vanished with this wilderness, and his memory is only the shadow of a cloud moving across the prairie, will these shores and forests still be here? Will there be any of the spirit of my people left? We love this earth as a newborn loves its mother’s heartbeat. So, if we sell you our land, love it as we have loved it. Care for it, as we have cared for it. Hold in your mind the memory of the land as it is when you receive it. Preserve the land for all children, and love it, as God loves us. As we are part of the land, you too are part of the land. This earth is precious to us. It is also precious to you. One thing we know – there is only one God. No man, be he Red man or White man, can be apart. We ARE all brothers after all.” ——————————————————————————–

Note: Presumably, the generally accepted version of the above speech was published in the The Irish Times on June 4th, 1976. However, many people now believe that the speech was actually written by a Hollywood screen writer in the 1970’s for the movie Home – Four Wagons West. It is thought that the script was based on the original statement by Chief Seattle in 1854. There is a lot of controversy about the origin of the speech, however, and many people hold strong opinions. Kimberly Kempf has contacted me and suggested that the story of Seattle is in a book that probably was first published in 1931. You may wish to visit Chief Seattle on Internet. Other information has been posted on the Web from the State Librarian at the Washington State Library. Kaynak:

http://www.csun.edu/~vcpsy00h/seattle.htm

Bu da Türkçe’si:

Halkımın üzerine merhamet gözyaşlari döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir. Şef Seattle her ne söylerse, Washington’daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz. Merak ediyoruz ki; gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç. Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır. Washington’daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu bizim için büyük bir fedakarlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz. Ama yine de bunun kolay olmayacağını itiraf ederim. Çünkü bu topraklar bizim için kutsaldır. Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizim için sadece akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istedigini alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O’nun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama, benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur? Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı? Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalo’dan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık buffalo’ları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki herşey, bir ailenin fertlerini biribirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve biribirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır. Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu farkedecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffalo’larin öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi. Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağlari örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak. Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef’in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, bir kaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları başında yas tutacaklar. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; Son kızılderili yok olup, kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesedleriyle kaynaşacak. Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır. Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir. Ölü mü dedim? … ! Ölüm diye birşey yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan. Şef Seattle, 1854  (Sayın Cemalettin Ulusoy’a teşekkür ederiz)

11 Yorum »

  1. Üstad,eline sağlık. Yazılarını ve siteni ilgi
    ile izliyorum. Bu beyaz adam ne doymaz aç gözlü
    değil mi? Nasıl derler, gözünü toprak doyursun!
    Bu kez başı büyük dertte. Mobidik gibi bağıra
    bağıra dibi boylayacak sanki. Daha doğrusu kap-
    tan Ahab gibi demeli.
    Saygılar.Levent.

    Yorum�Yorumlar yazan: levent — Ocak 11, 2007 @ 6:32 pm

  2. Dünya adalete ne kadar muhtaç!
    Doğu, batı karşısında ne kadar aciz…
    İnsanlık, insanlığın en hayırlısının getirdiğine sahip çıkamamış olmanın diyetini ödüyor.
    Batı ne kadar zalim…
    Çünkü maneviyattan nasibini almamış bu medeniyetin çocukları doymak bilmeyen nefislerini doyurabilmek için canavarlaştıkça canavarlaşıyor.
    Hülagu…
    O, modern versiyonundan çok daha şerefliydi. Zalimin zulmü altın çağını yaşıyor.
    Ve insanlığın son güneşi…
    Onu ne kadar arıyoruz,
    Bilmiyorum kim, ne kadar farkında.

    Yorum�Yorumlar yazan: Mehmet Edebali — Ocak 12, 2007 @ 10:32 am

  3. Tesekkurler Levent, Mehmet Beyler. Basimda biratkim isler oldugu icin biraz uzakta kaldim buralardan.

    Yorumlariniza tamami ile katiliyorum. Evet Hulagu en azndan munafik degildi; sizi kurtarmaya geldim demedi. Bastli tasrihi boyunca hep omurgasiz, yureksiz munafik olmustur. Guclu iken saldirganlik, zayif iken yalakaligi tercih etmistir. Roma gibi Hulagu gibi tabiiki bunun da sionu gelecek; aslinda geldi de kovboy sarhos oldugundan farkinda degil.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Ocak 13, 2007 @ 8:18 pm

  4. selam….ben bu yazıyı her okuyuşumda gözlerim dolar….medeniyet karşısında en çok hayvanlara ve bitkilere acırım.çünkü onlar medeniyete uyum sağlıyamıyorlar…çok yazık…

    Yorum�Yorumlar yazan: ayhan çetiner (apache ayhan) — Ocak 20, 2007 @ 9:36 am

  5. merhaba bana göre yıllar önce yazılmış mu mektupta seattle bu günlere işaret etmi
    ştir dikkat edecek olursak dediği gibi işte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak sözü ne kadar anlamlıdır dünyaya bir bakın herşey değişti herşey seattle ne kadar da haklıymış evet galiba sonun başlangıcı kapımızda yazık keşke hepimiz kızıldereliler gibi düşünebilseydik dünya cennet olmazmıydı

    Yorum�Yorumlar yazan: serkan gümüş — Ocak 30, 2007 @ 11:08 am

  6. Bu mektubun, çevre bilinci kapsamında sağda-solda yayınlandığını görsek de, ondan çok daha farklı anlamı vardır. Bu mektup, 20 milyon halkının korkunç bir soykırımla yok edildiği Amerika’nın gerçek yerlilerinin reisi tarafından beyaz adama yazılmıştır. Orada yaşananları birazcık dahi olsun öğrenen bir insan bu mektubu gözleri yaşarmadan okuyamaz.

    Bu zavallı talihsiz halk, 1500′lü yıllardan sonra Batılılar’la karşılaştığında teknik gelişme olarak onlara göre çok gerilerdeydi. Ama insanlık ve bilgelik açısından onlardan kat kat üstündü. Bize kafa derisi yüzen vahşi yerli olarak tanıtılan bu insanlar beyaz adamdan aklımızın alamayacağı zulümleri gördüler. Kafatası avcıları tarafından hunharca katledildiler.

    “Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffalo’larin öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.”

    Şef Seattle, Kainatın İftihar Tablosu’nu (s) tanımadığından Tanrı’nın adaletini anlamamıştı belki. Ama biz biliyoruz ki; Allah’ın mutlak adaleti dünyayı ve ahireti kuşatmıştır. Burada kendisine güç verilenlerden zulüm yolunu seçenler orada en zayıf, burada zulme uğrayanlar da orada güçlüler olacaktır.

    Yorum�Yorumlar yazan: fizikci — Şubat 6, 2007 @ 1:46 pm

  7. Gunumuz kosullari yillar once yasanmis bu olaya taniklik etmektedir.Her gecen gun modernlesen,daha dogrusu modernlestigini dusundugumuz cagimizin gercek degerlerini yitirdiginin her gecen gun biraz daha az umursuyoruz.Bekleylim,hep beraber yok olusumuza da taniklik edelim.

    Yorum�Yorumlar yazan: SIMGE+TUNAY — Mart 21, 2007 @ 11:49 am

  8. Tesekkurler yorumunuz icin Sn. SIMGE+TUNAY. Nesnel durum tesbitinizi paylasiyor karamsar gelecek ongorunuzu paylasmak istemiyorum.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 21, 2007 @ 12:09 pm

  9. ya bunun özeti veya daha kısası yokmuuu

    Yorum�Yorumlar yazan: paketjik — Kasım 6, 2008 @ 1:46 pm

  10. bu yazının tamamını hiç okumamıştım niye bilmiyorum ama gözyaşlarımı tutamadım bu konu hakkında daha fazla bilgi edinebileceğim bir kaynak önerebilecek oln varsa sevinirim

    Yorum�Yorumlar yazan: aysuda — Kasım 10, 2008 @ 1:21 pm

  11. MEKTUBU OKUDUKÇA BİZE VAHŞİ OLARAK TANITILMIŞ BU ULUSA SAYGI DUYUYORUM

    Yorum�Yorumlar yazan: BENET — Aralık 21, 2008 @ 1:56 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.