Bir Münzevînin Notlarından…

Şubat 23, 2007

Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı

Kategori: Amerika, Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Islam, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 2:38 am

Daha önce, 11 Eylül ile ilgili yazı dizisinin bir bölümünde ve Lubnan, Irak, Filistin katliamları konusundaki “Peki Amerikan Halkı ne diyor?” başlıklı yazımda “Bati’nin vicdanının” genellikle bencil, pragmatik kaygılar tarafından uyarıldığını söylemiştim.

Batı’dan gelen “vicdanin sesi” olarak sunulan her türlü muhalefete birazcık şüphe ile bakmayı öğretti bana gözlemlerim. Clinton’un Monica ile donu düşük yakalanması ve “cambaza bak” demek için de bir Bağdat bombalaması çekmesi sırasında o’nun sözcüsüne bir gazeteci ” Monica da bu iddiaları doğrularsa pozisyonunuz ne olur” türü bir soru sormuş idi. Adamın cevabi söyle bir şey idi ” o zaman şimdi yaptığımız açıklama operasonel olmaktan çıkar”. Meal: Bizim için, doğru yanlış, ahlak, ahlakdışı gibi kavramlar belirleyici değildir. Herhangidir durumda operasyon modumuzu çıkar ve olayların akışı belirler. Bu ifade Batılı’nın olaylara reaksiyon tarzını karakterize etmesi bakımından manidardır.

Jenerik Batılı’nın menfaat kavramından arındırılmış bir kolletkif vicdani yoktur. Oralardaki savaş karşıtları dahi çoğunlukla “yazık değil mi bu Iraklılara” yerine “yazık değil mi benim çocuğuma ve vergi dolarlarıma” diyor. İstisnalar yok değil, ama istisnalar…

Kölelik Beyaz adamın vicdani uyandığı için sona ermedi. Bu iş te artık Irak veya Viet-Nam Savaşına dönmüş idi. Bir zamanların Ku Klux Klan üyeleri demokrat partiye girdiler; koyu liberal oldular (LB Johnson gibi). Akilli strateji, yada ‘siyasi doğru’ o idi o zaman da. Köleliğin devamı pratik değildi. Zenciler direndi; sesleri ayyuka çıktı. Dünyayı tanzim etme misyonuna soyunmuş ABD’ye masraflı olmaya başlamıştı bu iş. Kızılderili direnemedi, yok oldu. Şimdi Kızılderili ile zencinin farkına girsem konudan tamamen çıkmış olurum.

Bizlere “ah 68 kuşağı, çiçek nesli ..” bilmem ne romantik hikayeler anlatan boyalı medyanın özenticileri ya yalan söylüyorlar; ya da kendileri de ikinci el sarhoşluk halindeler. Zevzekler bilmem kaç yüz bin dolar verip Bob Dylan’ı getirdiler 8-10 sene önce bir konser için. O da resmen hakaret etti “yerli 68 kuşağı-wannabe” dinleyicilerine. Oysa Dylan akıllı bir Yahudi iş
adamıydı. Ne Viet-Nam’a karşı çıktı, ne de “askeri-sanayi kompleksine”. Onu yapan Latino kız arkadaşı Joan Baez idi. Onun “68 kuşağı” olması parsayı o nesilden toplamasından idi. “Flower generaton” dedikleri öyle hiç te insancıl, savaş karşıtı, tüm insanlığı kucakladığı için “savaş yapma aşk yap” diyen gençler falan da değildi; bizim 70 lerdeki sahte solcularımız gibi idi onlar da. Los Angeles’te veya Woodstock’ta rock konseri dinleyip mariyuana, metaanfetamin çekmek ve ortalıkta sevişmek Demokratların başkan adayı John Kerry gibi Viet-Nam’ın bataklıklarında katliam yapmaktan daha cazip geldi bu “çiçek jenerasyonuna”. Hapsi bu. Şimdi her biri bizim eski solcular gibi ya şirketlerde yönetici ya sigorta satıcıları, ya Wall Setreet’te, akademide o zamanlar nefret ettikleri düzenin en kuvvetli savunucuları. Ancak çocukları Irak’a gittiğinde veya vergileri arttığında tekrar nostalji basar.

Şimdi Irak Savaşı karşıtı Cindy Shehan ve etreafindakiler bolca Irak’ta ölen çocuklarının resimlerini taşıyorlar; Guantanamo ve Ebu Garip resimleri sonradan eklendi savaş karşıtlığı mesajı güçlendirmekte şok faktörü için. Onlardan biri, Celeste Zappala, bir zamanlar üyesi olduğum Küresel BAK tarafından buraya davet edilmiş idi. Kadın’ın bütün konuşması Irak’ta kaybettiği evlatlığı ile ilgili idi. Iraklılar için bir iki cümle söyledi. Ne İsrail, ne Afganistan, ne Müslümanlar, ne ABD’ nine saldırgan politikalarının diğer milyonlarca kurbanının adı geçti. Tekrar edeyim, burada kolektif karakterizasyon yapıyorum Batılı derken; “etkin irade” den bahsediyorum. Istisnalar da var. Birçoklarının isimlerini saydım. Noam Chomsky, Israel Shamir, Israel Shahak, Grace Haskell,. Paul Findley, Michael Learner, Marc Ellis, Ramsey Clark bunlardan birkaçı. Carter da koyunun olmadığı yerde “vicdanlı siyasetçi” idi.

Ahlaki muhakeme yapan Batılılar vardır fakat bu seslerin kitlelere ulaşması için onlara cazip veya onların dili ile ‘sexy’ yapılması lazımdır. Bu da ya sansasyon yaratılarak (Live Aid, “we are the world”, End Hunger vb türü rock ve Hollywood superstarlarinin parıltılı gösterileri) muhalefeti ‘kool’ hale getirmekle ya da kitlelerin menfaatlerinin direkt olarak etkilenmesi ile olur. ABD’deki sivil halklar Viet-Nam savası karşıtlığı, ve şimdiki Irak Savaşı karşıtlığının da köklerinde saf insani, ahlaki kaygılardan çok bahsettiğim pragmatik mülahazalar vardır. Kimse ne çocuğunun ne de dolarlarının Viet-Nam veya Irak’a gitmesini ister. Halkı mobilize eden temel motivasyon budur. İnsani eylemciler ancak bu motivasyonun oluşturduğu rüzgardan faydalanırlar.

“Oyun kitabi” nı Yahudiler Yazdı Ermeniler okudu

Batı vicdaninin, ve Batili zihninin şifrelerini en iyi bilen ve manipule eden beynelmilel Yahudi bu bilgi üzerine son derece karlı bir “Holokost Endüstrisi” (ifade ayni zamanda Norman Finkelstein’in kitabinin adıdır) inşa etmiştir. Her gün yeni keşfedilen “Nazi altınlarından” tutun, Hitler’e hizmet eden fabrikalar, o donemde ölen Yahudilerin sigortasının bulunduğu sigorta şirketlerine kadar çeşitli kaynaklardan elde edilen “windfall” (havadan kazançlar) ile bu altın yumurtlayan tavuk olmuştur Holokost, sadece maddi cepheden bakıldığında dahi.

ABD’deki yıllarımda İsrail’i veya beynelmilel Yahudi’yi negatif gösterecek her olayın etkisini bertaraf etmek için medya ve Hollywood’un ortaklaşa piyasaya sunduğu bir hasar kontrol kampanyasını görmek artık rutin haline gelmiş idi. Filistin veya Lübnan’daki her katliamdan sonra ya bir “Shindler’s List”, “Anna Frank hakkında yeni bulgular” türü Holokost’u hatırlatma filmi vizyona girer, ya da Yahudilerin acılı tarihini konu alan sempozyumlar, konferanslar, yazı dizileri, acık oturumlar devreye girer idi “Müslüman ülkelerde kadın hakları” gibi konulara paralel olarak. “Kadınlara böyle davranan toplumlara göz yaşlarınızı hak etmiyor sevgili liberaller! İşte biz onları adam ediyoruz”.

Ermeni diasporasinin yaptığı Yahudilerin bu oyun kitabini okuyup harfiyen uygulamaktan başka bir şey değildir. Öyle ya tekerleği yeniden keşfetmenin ne anlamı var önünüzde ampirik olarak ispatlanmış “başarinin adımları” kitabi dururken?

Yahudilerin başarısında rol oynayan faktörlerin birçoğu, biraz daha az kuvvete olsa da Ermeniler için de mevcuttur. Örneğin:

1) Trajedi:

Her iki grup için mevcut.

2) Bati ile bağlantı:

Her iki Dünya Harbini de onlar yaptı, her iki trajedinin her tarafında onların parmakları var; Ermenilerinkinde Batı suç ortağı, kullanıcı rolü üstlenmiş, Ermenilere “kendi vatanları” vaadi ile besinci kol görevi vermiştir. Dolayısı ile Bati’nin her iki “soykırım” ile de bağlantısı “ahlaki boyut”un ötesindedir.

3) Her iki grubun İslam karşıtlığı:

Yahudilerin devleti İslam topraklarında kuruldu, yeni İslam toprakları işgali ile genişlemeye devam ediyor. Ermenilerin devleti İslam toprakları işgal etti, diğer İslam topraklarında gözü var, ve yaşaması için iki Türk-İslam ülkesi, Türkiye ve Azerbaycan’ı dize getirmek zorunda; iyi ilişki için taviz alternatifini düşünmediği malum olduğuna göre. Kısacası, diğer özellikleri yanında, İslami entiteleri karşısına alan iki entitedir Batılı için Yahudiler ve Ermeniler, “Düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi ve her iki grubun “bizim Yahudi ve Hıristiyan kardeşlerimiz ” statüsü refleksif olarak Batili kafasinda ve gönlünde bu iki grubu beraber dosyalamıştır.

4) Suçluluk kompleksi.

Tarihi soykırımları ile dolu Bati II. Dünya Savaşı sonrası imaj tamiratı projesinin bir parçası olarak güçlü ve güçlenmesi kuvvete muhtemel entitelerin zulüm iddialarına hassasiyetini arttırma gereği hissetti. Yahudiler büyük parsayı topladı, Ermeniler ikincinin peşindeler. Tutsiler Fransız yardımı ile gerçeklesen soykırımdan sempati primi bekliyorlarsa avuçlarını yalarlar. Kmer Rouge’u kim hatırlıyor? Bazıları buna “Bati’nin samimi suçluluk kompleksi” diyor. Ben metazori itirafları, tövbeleri pek muteber bulmam.

5) Batı’daki güçlü , sofistike, zengin diasporalar.

Ermeniler, gerek sayı gerek kontrol ettikleri güç bakımından beynelmilel Yahudi ile kıyaslanabilir durumda değildir; fakat savaşmak zorunda olduğu güçler de Yahudi’ninki kadar değildir. Her iki grup ta bulundukları topluma entegre olmuşlardır. Dolayısı ile sistemin sunduğu propaganda imkanlarını “içerden birileri” olarak kullanmaktadırlar. Karşıtları olan Türkler veya Müslümanlar için bu söz konusu değildir.

Liste uzatılabilir. Ama “Ermenilerin ‘soykırım’ stratejileri Yahudilerin daha önce kullandığı Holokost Stratejisinin aynısıdır” ana tezimi destelemek için diğer benzerlikler gereksizdir. Ermeni için de Yahudi için var olan un, şeker ve yağ aşağı yukarı mevcuttur. Helva yapma zamanıdır. “Yahudi formülü” Ermeni için ontolojik gereklik haline gelmiştir.

Peki Yahudiler neden Ermeni tezini desteklemiyor?

Ermeniler arasında genellikle Batı’da en kuvvetli propaganda, lobi kapasitesine sahip Yahudi diasporasinin bu konuda Ermenileri desteklemediği kanısı hakimdir. Yakınlarda İsrail’in en saygın sözcülerinden Shimon Perez’in bunu açıkça deklere etmesi Ermenileri özellikle kızdırmıştır. Bizde de, ABD’de Hollanda, Fransa’nınkine benzer “Ermeni Soykırımı” kanun ve tasarılarının olmamasında ABD’deki güçlü Yahudi lobisinin önemli rolü olduğuna inanılır.

Her ikisi de bir noktaya kadar doğrudur. Yahudi Kongre üyeleri arasında olduğu gibi akademikler, medya mensupları arasında da bu konuda her iki pozisyona mensup Yahudiler de vardır. Bu konuda bizim iç politika deyimi ile beynelmilel Yahudi “grup kararı” almamış, “üyeleri” serbest bırakmıştır. Üyeler de çoğunlukla dünya Yahudiliği ve İsrail için daha karlı görünen “soykırım olmamıştır” tezini tercih etmiştir.

Yahudiler arasında Ermeni tezine karşı çıkılmasının sebebini bulmak için deha olmaya gerek yok: Kim bu kadar karlı bir işte ortak ister? Holokost biricik olmalıdır bugünün ve geleceğin vicdanında, tarih kitaplarında. Ne Hulagu’nun, Haçlıların Müslüman katliamları, ne Pol-Pot’un Kamboçya katliamları, ne Fransızların Cezayir katliamları, ne Rwanda’da Hutuların Tutsi katliamları, ne de “Ermeni Soykırımı” gibi “goyim” hassasiyetlerinin kendilerininki ile aynı statüyü kazanması düşünülebilir “seçilmiş irk” mensupları için!.

Tasarının akıbetini belirleyici iç siyaset dinamikleri

Tahminim bu defa da tasarının gecmeyecegi veya Kongre’nin bir yerinde tikanacagi doğrultusundadır. Şahsen tasarının gecip geçmemesinin fazla önem arzettigi kanaatinde de değilim. Gerek Bush, gerek Clinton bu konudaki konuşmalarında trajediyi “soykırımı” olarak tanımladılar sadece kelimeyi telaffuz etmediler. Bu tavır Washington’un resmi tavrıdır. Kelimenin telaffuz edilmemesinin iki nedeni vardır: Birincisi “soykırım” in hukuki bir terim olduğu ve kullanılmasının milletlerarası hukuk ihlali olduğunun tescil edilmesi ihtimali. İkinci ve daha önemli sebep te tabiatı ile Türkiye’nin tepkisi ve ABD’nin en fazla ihtiyaç duyduğu zamanda Türkiye’yi kaybetme korkusu. Dolayısı ile Washington için ‘politik doğru’ bir taraftan Ermeni diasporasina ve onların arka cebindeki çoğunlukla Demokrat ve özellikle California’lı siyasetçilere kelime telaffuzu haricinde her şeyi vermek diğer yandan Türkiye’ye “bakın soykırım demedik. Siz karşılığında ne yapacaksınız” diyebilmektedir. Üstelik tasarının geçmesi demek artık bunun Türkiye’ye karşı her yıl kullanılabilecek koz olmaktan çıkması demektir. Bu politik doğrunun iç politika ayağı şöyle işler: Bush Demokratlar’dan Irak-Iran-Suriye-Lübnan politikasına destek istemektedir. Bunların hepsi konusunda Demokratların tam destek vermesi beklenemez; “savaş karşıtlığı” nin onlara çoğunluk verdiğini ve 2008’de başkanlık seçimleri olduğunu göz ardı edemezler. Fakat bundan Demokratların Ortadoğu’ya bakışlarının Bush ve Cumhuriyetçilerden çok farklı olduğu manası çıkmamalıdır. Şundan hiç şüphe olmasın: ABD’nin Ortadoğu politikasını Yahudiler yapar. Sonuçta Demokratlar Kongre kürsülerinde ateşli tenkitler yaparlar fakat “milli menfaatler için” (İsrail-ABD Inc’in) “orta yol” bulunur. Bu orta yolun Bush’un poltikasini tersyüz etmez ancak “Baker –Hamilton Irak Etud Grubu” nun önerdiği “kademeli çekilme” ile Bush’un tırmandırma politikaları arasında olur. Bu denklem içerisinde Demokratların Bush’a “taviz” olarak “hadi bu yıl da geçirmeyelim bakalım”(soykırım tasarısını) demesi muhtemeldir. (Bir usül notu: Kongre daha önce “terörle savaş” açık çekini Bush’a vermiş olduğu için Bush’un Irak’ta savası tırmandırması için Kongre’ye sorma zorunluluğu yoktur. Kongre ancak istediği bütçeyi vermeyerek veya “non-binding” (bağlayıcı olmayan) karar geçirerek işi yokuşa sürebilir).

Abdullah Gül’ün ABD ziyareti sırasında Kongre’nin en azılı Siyonistlerinden Tom Lantos’la görüşmesi de tesadüfi değildir. İsrail’in ABD Kongresi’ndeki en etkin vekillerinden olan Lantos aynı zamanda Temsilciler Meclisi Diş İlişkiler Komitesi başkanıdır (tesadüf değil kural! Tarım köy işleri komitesinde olacak değillerdi) “Soykırım tasarısı” meclise gitmeden önce o’nun başkanlığındaki Komite önüne gelecektir. Komite de görüşülüp görüşülmeme kararı da komite başkanına aittir. Başkan Komite önüne gelen bir tasarıyı çöpe atamaz ama görüşme takviminde alt sıraya koyup uzun bir süre (bu tüm yasama yılı olabilir) gündeme girmemesini sağlayabilir. Benim korkum Lantos’un tasarıyı Komite önüne getirmeme karşılığı Türkiye’den özellikle İsrail’in hesapları (örneğin Iran ve Filistin) doğrultusunda büyük ücret talep etmesidir. Ümit ederim hükümet bu şantaja prim vermez çünkü yukarıda söylediğim nedenlerle Siyonist Lantos Holokost’un bircicikligine gölge düşürecek bir adımı son onaylayacaklardandır. Bu şantaja Hüsnü Mahalli’de işaret etmiş bu günkü yazısında (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=67421,10,110). Yahudi lobisi tehdidinin arkasında durup tasarıyı geçirirse dahi dünyanın sonu gelmez ama bunun bir yıl daha ertelenmesi karşılığında komşu, dindaş ve her şeyden önemlisi “haklı taraf” olan dostlarımızı satmak ahlaki yanlış ve tarihi politik yanlış olur.

2 Yorum »

  1. [...] Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı [...]

    Pingback yazan: Defending Foxman, or cool it Armenians! « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Ağustos 27, 2007 @ 10:19 am

  2. [...] Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı « Bir Münzevî’nin Notlarından… Kategori: Uncategorized — Bekir L. Yildirim @ 4:56 pm Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı « Bir Münzevî’nin Notları… [...]

    Pingback yazan: Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı « Bir Münzevî’nin Notlarından… « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Ekim 17, 2007 @ 4:56 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.