Bir Münzevî’nin Notlarından…

Mart 10, 2007

Eurovision, Eurovizyon, Eurovisyon, Örevizyon, Orevizyon, Erevizyon, Erozyon, Revizyon, Provizyon, Kenan Doğulu Gibi Mevzularda bilinmeyenler ve de derin analizler!

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Toplum, Uncategorized — Bekir L. Yildirim @ 4:08 pm

Umumi talep üzerine genişletilmiş başlıkla yeniden (orijinal yazı 9 Ocak, 2007).

Efendim, birçokları için son bir ayın en önemli olaylarının başında Eurovisyon’a katılan ünlü şarkıcı ve mevzuda gündemi sarsan “İngilizce olmasın demek dar kafalılıktır” (iyi ki irticacılıktır dememiş. İyi yırttık!) türü aforizmaları. Ayni kesim bütün Avrupa’nın Erovisyon’da ülkelerini kimlerin temsil edeceği, hangi ülkelerin hangilerine 12 puan verip kimlere sıfır çekeceğine kilitlenmiş olduğu zannındalar. Lümpenlik para ile değilya. WordPress’in bloglar listesine göz attığımda bu konu ile ilgili birkaç yazı gördüm; hatta kendini buna adamış çok-hitli bloglar… Bunlar cimbom Avrupa’da bilmem ne kupası aldığında bütün dünyanın Türkiye’yi konuştuğu, ve Serap Erener kızımız kazandığında artık Avrupalı olduğumuz zannında da idiler. Naapsinlar boyalı medya öyle diyor, ve en saygın bati-bilir eski elci, CHP’nin dış politika uzmanı Oymen “kadını dansa kaldırmayı bilmeyen Türkiye’yi AB’ye sokamaz” diyorsa, bu “muasırlaşmanın” üçüncü el tüketicilerinden farklı bir şey mi bekleyelim?

Bu yaygara beni 30 sene kadar geriye götürdü. TV henüz yeni ve TRT’nin elinde iken, boyalı medya yanında oradan da öğrenirdik, in, out, hip, kool, trendy, moda, ünlü, önemli olanları. O zamanla bir hafta boyunca TV’de “Ajda Pekkan Apollina’da” diye bir şov (o zamanlar şov denmezdi program denirdi ama zamane Türkçe’sine uyarlıyorum- ne fark eder, ikisi de Frenkçe) olacağı anons edilmiş idi. Zaten zamanın boyalı medya ilaveleri, zamanın genç sarkıcılarından Neco’nun yüzünü rengarenk boyamış resmini koyup altına büyük puntolarla “Türkiye’de Leo Sayer’i uyguluyorum” dediği türden kapaklar ile göz kamaştıran Hey, Ses gibi dergilere bakılırsa Ajda Avrupa’da superstar idi! Kendisi de bu imajı beslemek için sıkça gazetelerde, TV’de “kendinizi orda embasiyen gibi hissediyorsunuz” türü demeçler verir ve arada bir Batılı “ sevgilileri” ile pozlar verir idi. Neyse, milli gurur anını milletçe ip ile çektik ve televizyonlarımıza (olmayan çoğunluk komşularınkine, kahvehanelerdekine) mıhlandık Bir de ne görelim? Fransız yapımı şovun adı Türkçe büyük harflerle “Ajda Pekken Apollina’da” olarak, fakat Fransızca aslında, “Enrico Macias Apollina’da” olmasın mi? Problem sadece isim karişikligi olsa neyse . Programın yarısı bitti hala Ajda ortalarda yok. Nihayet Macias’in bir şarkısına birkaç nakarat kelimesi ile arkadan vokal yapan grubun içinde yer aldı ve kendisinin Türkçe’sini plak yaptığı, adı simdi aklıma gelmeyen bir diğer şarkıda (ki o zamanlar Ajda’nin şarkılarının hemen hepsi Fransızca’dan uyarlama ye da o günlerin deyimi ile “aranjman” olduğunu bize kimse söylememişti) zılgıta benzer “aaaaahhahahaaaaaaaaaaaa” çekti de şerefimiz kurtuldu. Adı ancak program kredilerindeki vokalistler listesinin bir yerinde büyüteçle görünecek büyüklükte idi ama olsun Apollina’ya da çıkmıştık milletçe ya önemli olan bu idi. Bu üstün başarısından dolayı birkaç yıl sonra el alemin, amatör yarışmalarda seçtikleri çocukları gönderdiği Eurovisyon yarışmasında ülkemizi temsil etmek şerefi kendisine tevdi edildi ileri gelenlerimiz tarafından. Ve henüz Avrupa’daki isçilerimiz programı arayarak oy kullanacak modernite ve bilinç seviyesinde olmadıkları için sonuncu oldu superstar pek de romantik “ammaaan petrol, yamaaan petrol” şarkısı ile. Neyse sözün kalanını konunun uzmani Engin Ardıç’ a birakaym:

(http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=63700,10,2)

Gaffur katılsaydı!

Yeni kuşaklar Eurovision Şarkı Yarışması’nın ‘evveliyatını’ bilmedikleri için onu ‘önemli bir şey’ sanırlar, Sertab Erener İngilizce sözlü ‘Yaş mı da Kuru mu?’ havası ve de göbek atan yarı çıplak kızlar desteğiyle birinci olunca, ‘makus talihimizi yendiğimizi’, artık Avrupa Birliği yolunun açıldığını falan da sanmışlardır…(Pardon, onlar şu ‘makus talih’ lafını da, nerede ve niçin söylenmiş olduğunu da bilmezler tabii.)Zarar da yoktur, çünkü Eurovision kötü şarkıcıların çekiştiği bir kötü şarkılar yarışmasıdır. Aklı başında herkes de onu ‘dalgasını geçerek eğlenmek’ amacıyla izler. Geçen sene, yarışmayı hep sanki bir İstanbul’un Fethi ya da Viyana Kuşatması ciddiyetiyle anlatan ‘milli Eurovision sunucumuz’ Bülent Özveren’i dinlemek yerine, İngilizce bilen vatandaşlar kumandayı BBC’ye çevirselerdi, İngiliz sunucunun olayla nasıl ‘kafa bulduğunu’ da göreceklerdi… (Alman oyları gelince adam ‘eh, Gastarbeiter unsuru’ bile dedi!)Bu yarışma, Avrupa ülkelerinin alt tabakasının şenliği olarak kaldı ve hiçbir zaman örneğin bir San Remo düzeyine çıkamadı.

Evet, her yıl her ne hikmetse Yunan ve Güney Kıbrıs oylarının, İskandinav oylarının, Balkan oylarının, eski SSCB üyesi ülkelerin oylarının hep birbirine gittiği bu yarışmayı ciddiye alan kaldıysa, zavallıdır.Daha da zavallıysa, şarkımızın dili üzerine de maraza çıkarır.Bu yıl bizden Kenan Doğulu katılacak, elbette kazanamayacak (bunu okuyunca da kızacak), fakat ‘Türkçe mi söylesin İngilizce mi?’ tartışması bütün hızıyla sürüyor!‘Ulusalcılar’ sonuncu bile gelsek ille de Türkçe istiyorlar, ‘liberaller’ de daha gerçekçi göründükleri için, sonuncu bile gelsek İngilizce.

Oysa dilin hiçbir anlamı da önemi de yok bu yarışmada, ‘duygusal parçalar’ artık tutmadıklarına göre, Norveçli miydi nereliydi o ‘metalci’ yaratıklar, kendine ‘şekil’ yapıp ilginç olmaya çalışacaksın. Nasıl olsa, ürettiğin müzik üçüncü sınıf.İlk yıllarında böyle değildi, France Gall, Sandie Shaw gibi, üçüncü değilse bile ikinci sınıf sanatçılar kazanırlardı… Bir gömlek daha kaliteliydi yani bu yarışma… 1958′de mi ne Andre Claveau’nun kazanmış olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Isabelle Aubret bile kazanmış.

Elbette Abba’ya burun kıvıracak değilim ama o da alt tarafı bir pop topluluğu, yarışma da pop yarışması. Kimsenin de her yıl Polonya’da yapılan ‘en iyi Chopin icrası’ yarışmasına ilgi duymasını beklemiyoruz.(Toto Cotugno ile Celine Dion’a ‘orada ne işleri var’ diye şaşmıştım… Bir zamanların ‘önde gelen’ isimleri Gigliola Cinquetti, Frida Boccara, Udo Jürgens, Lulu, Anne-Marie David, Mary Miriam bile gençlerce artık tanınmıyorlar. Çapsız magazin basınının Burçin Orhon’la gezdiği için ‘milli eniştemiz’ olarak gördüğü Johnny Logan bile ‘geçmiyor’ artık piyasalarda…)Biz bu muhabbetle, televizyon yayınına başlayınca, bir on beş sene sonra tanıştık ve de tek kanallı devlet televizyonunda o zamanlar kıçımı açıp yellensem şarkı diye dinleyeceğimizden, bir tür ‘müzik Nobeli’ gibi görmeye başladık.Yamulunca küstük, her yıl ya sonunculuk ya da ona yakın sonuçlar elde edince ilgilenmeyi kestiğimiz bir dönem de oldu.Sonra saman alevi gibi parlayıp sönen bir kızcağımız üçüncü olunca gene umutlandık, Sertab kazanınca da Şampiyonlar Ligi kupasını kapmış saydık kendimizi…Çünkü efendim, ‘tanıtım’ da önemli!

Arada Pamukkale, Sumela, Nemrut Dağı, İshak Paşa Sarayı, Fatih Köprüsü gibi güzeliklerimizi gösterince eloğlu bizi tanımış oluyor, ‘eh, şu Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyi aslında hakediyormuş canım’ diye parmak ısırıyor…Fakat tanıtımın anlamı kendini tanıtmak, yani gerçekte ne olduğunu göstermekse, ben olsam Çakkıdı parçasını gönderirim yarışmaya, elbette Gaffur söyleyecek!

Canlı yayında Sezen Aksu’ya yaptığı gibi burnunun sümüğünü hap yayıp seyircilere fırlatır, böylece lumpen kitlemizi tam anlamıyla ve başarıyla temsil etmiş olur. Dedim ya, sonuncu olmak önemli değil,. maksak katılmak… Üstelik Hollanda ve Almanya oyları çantada keklik!…Gut ivinink Helsinki, Ankara kolling!… Först, tenk yu for dis vandırful şov… Nav, hiyr ar dı rizalts ov dı Törkiş cüri… Laksımbörg, van point… Kanımca… Anladın onu sen!

3 Yorum »

  1. Bekir bey,
    Ben “shake it up şekerim” i dinledim :)
    İĞRENÇÇÇÇ!:)))

    1975 deki Semiha Yankı nın şarkısının yanından bile geçemez!
    Seninle Bir Dakika için tıklayınız:
    http://www.youtube.com/watch?v=SKUz1L7TooM

    sevg&sayg.

    Yorum yazan: Ece — Mart 11, 2007 @ 10:52 am

  2. Tesekkurler Ece Hanim. Dinlediklerim arasinda gerek beste gerek guftesi en guzel olani en dusuk puan alan bu sarki idi. Bu da Eurovisyon’cularin muzik zevkleri veya degherlendirmenion adaleti hakkinda bilgilendiricidir sanirim. Maalesef ben de 10-15 saniye bu kupeli oglanin (baska turlusune pek ragbet edilmez bu gunlerde) iskencesine maruz kaldim TV’de.

    Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 11, 2007 @ 1:28 pm

  3. “Türkçe” kelimelerin kullanıldığı yazılar okumak güzel.

    Yorum yazan: volkiblog — Mayıs 1, 2008 @ 12:38 am

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.