Bir Münzevînin Notlarından…

Nisan 27, 2007

Bizanslılara Entrika Dersleri Verilir

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 8:34 am

Ne koysak yeni sahnelenen fakat fazla yabancı gelmeyen buyuk sanat olayı’nın adini? Sari Kız ve Ay Işığı olamaz, kullanıldı. Post-modern darbe, sivil darbe, demokrasiye balans ayarı..? Onlar da kullanıldı. Tahminim devam etmekte olan operasyonun adının dahi konduğudur. Bir gün oyunun aktörlerinden birileri hatıratlarında, kitaplarında, röportajlarda bunları da ifşa edecekler; ve gene büyük ihtimalle bunlar ahlaki kaygılarla değil, 28 Şubat’ın medya kanadının atak oyuncusu Dinç Bilgin’in yaptığı gibi batan gemiden mal kaçırma veya yeni “girişimlerin” gereği olacak. Bunu not edin sayın okurlar. Bir NOKTA ölür üç nokta doğar…

Evet 28 Şubat’’ta sizlerin benden daha yakından seyrettiği oyunun, yeni ve zamana uyarlanmış versiyonu sahnededir. Gül’ün isminin açıklanmasından hemen sonraki tepkiler noktasına kadar tahmin ettiğim gibi oldu desem fazla bir değer arz etmez çünkü burada yazmamıştım kasıtlı olarak. Sebep ise, bazen küçük çapta da olsa kirli oyuncuların ekmeğine yağ sürme korkusu idi. Her yeni zırvadan ne kadar konuşursanız o’nun piyasa değeri artar. Siyasette de böyledir ticarette de. Gavurların sözü de vardır bunun için: “there is no such thing as bad publicity” (kotu tanıtım diye bir şey yoktur).

“Plot” (entrika , oyun planı) , oyuncular ve birbirleri ile ilişkileri o derece giriftleşti ki madde madde ayirmadan bu işin içinden çıkamam. Buyurun:

Ağar ve Mumcu Transferi!?:

“Vay be, Susurluk’lu Ağar da demokrasi’yi keşfetti! Meşru yoldan güç edinme peşinde koşan tek muhalefet lideri o herhalde” diye düşünüyordum. Bundan pek emin değilim şimdi. Mumcu’yu hiç gözüm tutmamıştı. Son birkaç yıldır izlediğim kadarı ile “karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşan” bir tip olarak temayüz etti. Sanıyorum ince zekası, kelime cambazlığı kabiliyeti sayesinde köpeği koyun diye yutturabileceğine inanıyor.

İki gün önce, “CHP’ye katılmıyoruz, sadece onlarla birlikte hareket edeceğiz” dediler mealen. Söylediklerini farklı anlayan beri gelsin. Onlar sadece “temayül belirlermiş” ama vekiller kendi kararlarını verirlermiş; bir gün içinde erken seçim yapılmalı imiş, grup kararı onlara yakışmazmış ve domuzlar uçarmış. (hmm, anayasal yasama görevini boykot etmek için grup kararı olmazmiymis yaw?) Bir önceki gün ve 23 Nisan’da her biri de “mahkeme değil meclisi” adres göstermişler “demokrasiye inançlarının sarsılmazlığını” vurgulamışlardı!

Dun akşamki ortak basın toplantısındaki sözlerinden “akilli olmaya” karar verdikleri intibası edindim. Hangi mucizevi olay katarsis olmuş bizim demokratik çözümcülere? İşte burada plot derinleşiyor. İhtimaller:

A-Birileri perde akasından “çok kuvvetli telkinveya reddedilemez, reddedilmesi teklif edilemez bir teklif yaptılar. Bu telkin “Senin millet iradesi ile kazanacağının iki mislini veriyorum” veya katılmazsan…türünde de tezahür edebilir.

B- Her ikisi de samimi olarak AK-Parti’li birinin Çankaya’ya çıkma “tehlikesinin” hangi metotla ve her ne pahasına olursa olsun engellemenin vatani bir görev olduğu bilgeliğine ulaştılar.

C- Her ikisi de Gül’ün secimi ile AK-Parti’nin genel seçimde de güçleneceğini, kendilerinin demokrasi metodu ile şanslarının küçük olduğu sonucuna vardılar, ve kriz ve kaosun kendilerine yeni imkanlar sunacağını düşündüler. Bu tekinlerde altı kere gidip yedi kere gelen Baba ve Yüce Divan’dan zaman aşımı metodu ile kurtarılan Mesut ve “Tarihi Anayasa Fırlatma Vakıası” sahnesindeki rolü ile hafızalardan silinmeyen Hüsamettin Özkan’ın arka plan oyununun baş aktörleri. Fehmi Koru’nun yazdığına göre birde “çok güçlü medya patronu” varmış ama sahneye çıkmayacak kadar utangaçmış. Tamam adını istemiyorum Fehmi Bey, sadece bir ipucu yeter: Soyadı Doğan ve kızı TUSIAD Baskani’mi?

D. Her ikisi de Baykal’ın yeni oyuncağı 367 formülü (telif hakları Sabih Kanadoglu’na aittir) nün laikçi şakşakçılar ve “iyi saate olsunlar” tarafından gerçek bir hukuki mesele statüsüne yükseltilmesi ile kendi piyasa değerlerinin arttığını hissettiler ve bu komplonun ölü doğmasını arzulayan AK-Parti’den maksimum fiyat koparmak için blöf yapıyorlar.

Şıklar çoğaltılabilir ama gerek yok; her biride diğeri ile bir miktar örtüşecek, plot gereği. Unutmayalım “Bütün Yollar Tophane’ye çıkar” kanununu. Şu kadarına kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum: Ağar ve Mumcu milletin gözünün içine baka baka bunu “ülkenin kriz ortamına sürüklenmemesi için yapıyoruz” açıklamalarını kimsenin yemediğini bilecek zekadalar. Henüz Baykal’ın cinnet haline eriştiklerini sanmıyorum.

Hemen bütün aklı başında siyasi gözlemciler, yorumcular Ağar ve Mumcu’nun bu son dakikada şapkadan çıkardıkları “erken secim olsun” , “kriz olmasın” oksimoron etiketi ile ortaya sürdükleri mali milletin sandıkta yüzlerine fırlatacağı konusunda birleşiyor. Bunu öngörebilmek için deha olmaya gerek yok. Kamuoyu araştırmaları yüzdeleri belirler ancak. Ekrem Dumanli’nin yazdığına göre Milliyet gazetesinin bilimsel olmayan anketine katılan yuzbinlerce okurun yüzde 62’si Gül’ün Cumhurbaşkanlığına olumlu baktığını söylemiş. Bu, böylesi bir zırva gerekçe için Milliyet okurunun dahi iştahlı olmadığına işaret eder. Milletin tamamının tepkisini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bir iki saat önce Samanyolu ve Kral-TV’de Ağar-Mumcu ikilisinin AK-Parti ile bir “demokrasi Paketi” ni geçirme karşılığında oylamaya katılma üzerinde anlaştıkları haberi geldi. Doğru ise sevindirici. Ama ilkesel olarak zaten AK-Parti’nin taraftar olduğu bir demokrasi paketini “yoksa greve giderim; görevimi yapmam” gibi bir görevi ihlal tehdidi ile alınmasını da uygun görmüyorum; ama milletin vekillerinin mecliste darbe çağrısı yaptıkları ülkede bu standardı beklemenin de lüks olduğunu biliyorum.

Baba’nın Adamı, Yassiada’dan Stockholm sendromu ile çıkan Cindoruk faktörü

Diğer aktörlerden önemli rol kesilen biri son günlerde Sabih Kanadoğlu’nun 367 icadından sonra en fazla gürültü yapanlardan, ve bundan dolayı Can Dundar gibi demokrat postuna bürünmüş laikçi faşistlerin gözdesi haline gelen Hüsamettin Cindoruk. Rolü: “Suları bulandırmak, şüpheler oluşturmak, su goturmeyecek kesinlikteki hukuki, siyasi hakikatlere tartışılırlık kazandırmak için ne gerekiyorsa yap Huso! Aaakanda kocaaa ben varım. .Arada bir ‘ben hukukçuyum, siyasi tarafına karışmam ama Gül fi tarihinde bir Grup Toplantısında böyle böyle diyesiymiş’ falan diyeceksin! Va mi bunun baksa izah taazi?”.

Olur Baba.

Bu herifi 70’lerden hayal meyal hatırlıyorum. Ülkeden ayrı olduğum 25 yılda ismini hemen hiç duymamıştım. Simdi Sulu ve Ailesi’nin “Entrika A. Ş’nin C.E.O’su olarak meydanda. Bu adam hakkında yakında edindiğim bir bilgi ise kendisinin Yassıada’da Menderes ve diğer Demokratlar’ın avukatları arasında olması. Bunu öğrendikten sonra “oyundaki” rolüne baktığımda şu soruyu sormuş idim daha önceki bir yazımda: Bu adam Yassıada’da hangi ilkesel değeri savundu? Yoksa Yassiada’ya adalete, meşruiyete inanan bir demokrat olarak girdi de Stockholm sendromu ile mi çıktı? (bilmeyenler için Stockholm sendromu kendisini mağdur edene sempati besleme olgusu için kullanılır. 70’lerin başlarında bir zaman Stockholm’de bir banka basıp rehin alma olayında, rehinelerin resmi makamların onları ihmal ettiği zehabı ile soygunculara sempati beslemeye başlarlar) .

Cindoruk son bir aydır 367-mucidi Kanadoğlu’ndan rol kapmaya çalışıyor. Birkaç hafta önce Erdoğan’ı daha önce “elimine etmekte” başari(!) ile kullanılan “şiir silahını” bir kere daha ateşleme dahiyane teklifini yaptı. O’nun ifadesi ile bu “sabıka CB olmasına engel olarak kullanılabilir” Ne diyeceksiniz, adam hukukçu siyasi boyutun o’nun işi değilmiş. Bunu yiyen çıkmayınca son olarak “grup kararı aldılar, Anaysa ihlalidir!” icadı ile katildi yarışmaya. Baykal on da ekledi dilekçesine.

Dun gece ‘ki NEDEN şovunda Can Dündar, Atlan Oymen ve diğer bir koro mensubu ile “love-fest” yapan Cindoruk yanında Tandoğan mitingcilerinin pohpohlanmalarından alınan cesaretle şimdilerde “İstanbul çıkarması” çekmelerinde rol alan aktörler, figüranların rollerini teker teker saymaya gerek yok. Bu blogun okuyucuları için bunlar malumun ilamı olur.

Enter Tezic: YÖK Baskını Sahnesi!?

Dun YÖK binasına yapılan sozumona “baskın” ve verilen tepkiler bana gene Dan Akkroyd ve Chevy Chase’in “Spies like us” (Bizim gibi casuslar) filmini hatırlattı. Bunda ikinci bir yazıyı hak edecek kadar trajikomik malzeme var.. Belki bir iki gün daha beklemek daha uygun olacak. Simdi sadece bu sahneye verdiğim manayı özetleyeyim kısaca: Danıştay saldırısı, Cumhuriyet’e bomba, Hrant Dink cinyatei, daha kucuk derecede Malatya katliami silsilesine dahil olduguna dair her işaret var. Bu silsileye dahil olmak için illa hepsinin ayni yerden emir alıyor olmaları gerekmez. Bu noktaları birleştirme yöntemini “komplo teorisi” diyebilecekler 70’lerdeki “anarşi’ hakkında yakınlarda ortaya çıkan bilgileri barındıran kitaplar tavsiye olunur. Ayni gayelere matuf olması ve ayni karakterlerin ellerine kına yakmaları dikkate değerdir. Danıştay saldırısında Küfürbaz’ın eşi Tansel Çölaşan’ın oynadığı rol burada bir YOK mensubu bir profa verildi. Adam dış kapıya gelip geri dönerken havaya iki el ateş olayının Teziç’e suikast olduğuna karar verdi ve Hükümet ve “bazı medya” yi adres gösterdi (siz “bazı” yi Islami okuyun) Danıştay saldırısını hatırlayınız. . Danıştay saldırganı Alparslan Arslan Kuva-i Mlliye’nin ortağı VKGB üyesi idi. Bunun cebinden de gene Kuva-i Milliye kartviziti çıkmış.

Anayasa Mahkemesi: Assolist en son çıkar!

Bunu söylemekte tereddüt ediyorum küçücük te olsa olumsuz etki yapacagi korkusu ile, ve tahmin ediyorum demokrat ve dindar medya mensuplarının, siyasilerin birçoğu da bunu biliyor fakat aynı korku ile söylemekten çekiniyor. Oyunun en heyecanlı sahnesi bahsedeceğim. Bu komplo teorime göre Anayasa Mahkemesi’nden gerekli GARANTİ ALİNMİŞ OLABİLİR! Gene tahminimce bu son günlerde de olmadı. Bu Deniz Baykal’ın, danışmanı Sabih Kanadoğlu’nun taktiği ile bunun üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlamasından çıkarımım değil. Oyunun plotounun tamamına baktığımda, ve birçok önemli siyasi karakter, ve özellikle Ağar ve Mumcu’nun da Baykal’ın peşine takılma “temayülü” belirtmeleri bu ihtimali güçlendirici mahiyette. Siyasilerin çoğu ilkesizdir, bu ülke çok Güneş Motel vekil pazarları gördü ama burada sandık için birleşme arifesinde Mumcu-Ağar’in bu skandal çıkışlarının “uygun fiyat” garanti edilmeden yapmış olabileceğini düşünemiyorum. Sandık kaygısında olan iki parti veya adinin içinde “demokrasi” gecen (Demokratik Türkiye Birligi’mi idi ne idi bu yeni oluşum?) ilk ortak eylem olarak “ tabanın canı cehenneme” diyebilmesin başka “izah taazi” ni düşünemiyorum. Bu garanti’nin de Anayasa Mahkemesi’nden başka yerden olamaz. Farzı muhal Baykal’ın ilk tur oylamasında 367 bulunmaması üzerine şimdiden hazır olan dava dilekçesini koşa koşa Anayasa Mahkemense ulaştırdığını ve Mahkeme’nin de iki gün içerisinde gerçekten Anayasa’yı uygulayıp “görevsizlik “ kararı verdiğini veya Anayasa’yı zorlayıp davayı görüştüğü fakat Baykal aleyhinde karar verdiğini düşünsek Ağar ve Mumcu demokrasiyi feda etme kara lekesini boşuna yapıştırmış olacaklar alınlarına ya da “pisi pisine gidecek Niyaziler”. Yukarda söylediğim gibi her ikisi de o kadar akl-i selimden yoksun olamayacağına göre geriye Gül’ün seçtirilmeyeceği garantisi kalıyor mantıken. Hatırlatayım: Su anki Yüce Mahkeme üyelerinin büyük çoğunluğu Refah ve Fazilet’i kapatma kararları gibi demokrasi, çağdaş hukuk ayıbı kararların altında imzası vardır. Ayrıca bu mahkeme Üniversiteler Kanunu’nun geçici 17. maddesini onaylar iken gerekçe kısminin altına “bu başörtüsü serbest demek değildir” gibi ucube,. lüzumsuz ve su-i istimale zemin hazırlayan cümleyi sıkıştıran mahkemedir (nitekim sonradan adeta Anayasa hükmü statüsüne çıkarılarak Üniversitelerden tüm kamusal alana taşınan başörtüsü zulmünün “legal dayanağı” bu cümledir!). 5.

Acık söyleyelim: Yüce Mahkeme Baba ve Sezer’in atamaları sayesinde laikçi cephenin kalelerinden biri olmuştur. Hukukun yerine siyasi tercihlerini koymakta tereddüt edeceklerini beklemiyorum.

Yanılıyor olmayı ne kadar dilediğimi bir bilseniz! Bu komplo teorisinin ANAP ve DYP vekillerinin ilk oturuma katılmamaları ve Baykal’a imkan sağladıkları faraziyesi üzerine kurulduğunu not edeyim tekrar. Ankara’nın kararsız siyasi rüzgarları demokrasi yönünde eser ve bu iki parti liderleri akl-i selimi kılavuz yaparsa tabii ki komplo geçersiz olacak. Nitekim son gelen haberler rüzgarın demokrasi yönünde estiği doğrultusunda.

Mutlu Son:

Bu kirli oyunda rol alan zevat birer birer siyaset çöplüğüne intakal edecekler. Birçoklarının yakınlarda kodesi boylaması mevcut konjunkturde fazla iyimser bir beklenti olur.

Ağar-Mumcu ikilisinin demokrasi, siyasi ahlak ve her ikisinin tabanlarının arzuları hilafına bu oyunda rol almaları halinde ortaya çıkacak iki ihtimali de kısaca değerlendirelim:

1. Anayasa Mahkemesi böylesi bir hukuk cinayetline imza atmak istemedi; anayasal görevlerini yapıp (Anayasa Mahkemesi Meclis Kararini denetleyemez) görevsizlik kararı ile reddetti davayı veya görüşüp reddetti.

Bu durumda bu zırvanın sahipleri rezil rüsva olacaklar, ve demokrasi rüzgarı güçlendikçe piyasa değerleri taban yapacak.

2. Koktuğum GARANTİ verildi veya verilmedi ise de Baykal ve buna bel bağlayanların ümitleri doğrultusunda Anayasa Mahkemesi bu hukuk cinayetine imza attı.

Doğacak kriz, muhtemel zorunlu erken secim sath-i mailine giren ülke artan gerginlikler, sertleşen üsluplar, kamplaşmalar, ve muhtemel yeni siyasi terörün faturasını millet faillerine keser. Millet fazla sofistke olmayabilir ama Aziz Nesin’in zannettiği kadar da aptal değildir. Adalet, mağdura sempati önemli hasletlerindendir. Halk Partili olan aile eskilerinin Menderes’in asılmasından sonraki ilk seçimlerde oylarını Demokrat Parti’nin devamı olarak gördükleri Adalet Partisine vermiş olmaları bahsettiğim hasletin güzel bir örneği (Niye diye sorduğumda “Sağır [Inönü] astırdı” dediler) . Diğer “mağduriyetin sandığa yansıması” örneği tabii ki Islami partilere verilen destek ve özellikle Tayip Erdoğan’ı bu günlere getiren saik. Bu da erken(!) secimde sille-i millet olarak tecelli eder birilerinin suratında. Nasıl ki 28 Şubat bu gün darbe yapmayı daha da zorlaştırmışsa, bu da artık sivil kılıflı darbeleri teşhis basiretini arttırır ve milleti demokrasiye sahip çıkma konusunda bilinçlendirir. Dünya zenginleri listesinde Türkiye’nin ekonomisi ile orantısız sayıda yer alan TUSIAD’cilar, ve şu anda Türkiye’yi böyle bir kriz ortamına sürüklemede menfaat görmeyen ABD, diğer Bati ülkelerinin yanına millet te eklendiğinde laikçi-komplo-perverlerin reinkarnasyonunu imkansız kılan bir mazara çıkar. Bu da mutlu sondur.. “bir daha asla” deme eşiğini küçültür böylesi bir sonuç. Mevcut lümpen oligarşi tarihin akışını engelleyemez.

Not 1: Son gelen haberlere göre CHP’nin hazır bekleyen dava dilekçesi 367 argümanına ilaveten veya o’nun yerine bir de Gül’ün Cumhurbaşkanlığı tanımına uymadığı ve AK-Parti’nin aday belirleme surecinde demokratik yöntem izlemediği gibi ilave itirazlar da göturecekmis Yüce Mahkemeye. Boşuna demedik Bizanslılara Entrika Dersleri verilir diye.

Not 2: Bu yaziya iki gün önce başladim 27 Nisan, saat 11:30 da tashihleri tamamladim.

20 Yorum »

  1. İsim aradığınız Plot’un bir adı var “Çoban Ateşi”.Ay ışığıda sarıkızın otlatırken çobanın ısınmak için yaktığı ateş!
    Açıkta ateş yakanın rüzgarı kontrol etme şansı varmıdır?
    Çoban ateşi nerden çıktı demeyin Add nin dağıttığı Çağlayan mitingi el ilanlarından! mailinize attım,üzerine söylencek şoy şeyiniz olduğundan eminim ,
    Saygılarımla,

    Yorum�Yorumlar yazan: çuvaldız — Nisan 27, 2007 @ 8:52 am

  2. Tesekkurler C-Z. hanim. Baktim el ilanina; soyleyecek yeni birsey yok. Siz bilgece ozetlemissiniz. Demedimmi adi konmustur diye? Yazida yeteri kadar vurgulamadiggim mevzuyu tekrar edeyim ilave olarak:

    Butun “meclisi boykot” faaliyetlerinin tek anlami olabilir ancak: Birileri Anayasa Mahkemesini “cantada keklik” olrak goruyor ve bunu bilen Ak_partililer de o “keklige” firsat vermemeye calisiyor. En degerli deger olan adaletin en ust mekanizmasinin birilerinin cantasinda keklik olmasini birakin bunun tahayyuil edilebilmesi dahi ne kadar hazin bir manzaradir bir ulke icin!

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 27, 2007 @ 9:50 am

  3. http://makale.turkcebilgi.com/kose-yazisi-96639-yalcin-bayer-coban-atesi-yakalim.html bir de bu makale var!

    Yorum�Yorumlar yazan: çuvaldız — Nisan 27, 2007 @ 9:55 am

  4. İlginçtir bu ülkede demokrasi, insan hakları, özgürlük v.s değerlerin tanınıp yayılması ve yaygınlaşmasında Türk solu ve sosyal demokratlarının etkisi ve örnek olucuğu yadsınamaz. Bu değerleri Türk Halkına öğrettiler diyebiliriz.
    Ancak öğrettikleri bu değerlerin başkalarının hayatında yer almasına tahammül edemediklerini gözlemlemekteyiz.
    Demekki iki yüzlü imişler, demokrasi, özgürlük, insan hakları, eşitlik v,s sadece kendileri içinmiş. Başkaları için bu hakları savunmamışlar.
    Bugün geldikleri nokta tutucu, gerici, yobaz, totaliter bir sol ortaya çıkmıştır. Eleştirdikleri niteliklere bürünmekte bir sakınca görmemektedirler. Günümüzde artık at izi it izi birbirine karışmıştır. Sağ sol da birbirine karışmıştır. Bu karışıklık ta belki bazı ortak noktaların etrafında birlikteliklere neden olur umudumu da söylemek istiyorum.

    SELAMLAR

    Yorum�Yorumlar yazan: Şahmelik MİLİÇ — Nisan 27, 2007 @ 2:38 pm

  5. Bu çantadaki son keklik!diğerleri mındar oldu.

    Yorum�Yorumlar yazan: çuvaldız — Nisan 27, 2007 @ 3:14 pm

  6. Cok yerinde tespitler Sayin Milic. Ozgurluk, adalet gibi kavramlarla toplumun tanismasinda solun onemli rolu olmustur. Ama hicbir zaman samimi degildiler. Her zaman bu kavramlar iktidar araci olmustur. 70′lerdeki universite yillarimda ITU’yu “elinde tutan” muhtelif sol fransiyonlara mensup arkadaslarimiz herkesi dersten cikarip “ozgurlukler” , “fasizme karsi direnis” icin bizleri zorla mitinge goturmeden once siniflar girer; dersi keser ve “arkadaslasr, herkes kendi gonlu ile ciksin” derlerdi. Simdi onlar prof., rektor oldular ve “herkes kendi gonlu ile” darbe etrafinda birlestriyorlar; ve bu gun mecliste herkese kendi gonlu ile gorevi su-i istimal ettirdiler ve bunu da bir demokratik hak, hatta kahramanlik gibi satiyorlar. Kendilerine sol veya “sosyal=demokrat” dedigimiz kesimin yuzde 80′i sadece “kaerli olan”, “moda olan” olmuslardir. Dunyada modasi gecince gutya savas verdikleri statukonun neferi olmuslardir. Samimi olanlarin cogunlugu demkrasiyi secmistir. Gokturk, Yayla, Mert, Erdogan vb.

    Bir not daha bilmeyenler icin: Sosyalist Enternasyonal’de CHP’yi statukocu, devletci, millyetci, ozgurluk-karsiti olarak nitelendi ve cikaserilmasi teklif edildi,.

    Ak-Parti’ye uyelik teklif edildi fakat onlar “DTP yi cikarin dusunelim” dediler. Herhalde Sag-sol kavramlarinin ulkemizde aldigi manalar konusunda bilgilendiricidir.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 27, 2007 @ 5:03 pm

  7. [...] – 2: Bekir Ağabey’in süreci eşzamanlı izlediği “Bizanslılara Entrika Dersi verilir” başlıklı analizini de “mutlaka okuyun” [...]

    Pingback yazan: Düşünceler.. » “Merkez Sağ” sizlere ömür.. — Nisan 27, 2007 @ 7:14 pm

  8. Ben DYP + ANAP ın anayasa mahkemesi garantisi alsalar bile bu tavırlarına anlam veremiyorum. seçime hazır olmadıkları gibi bu tavırları muhtemelen seçimde aleyhlerine olacaktır. Acaba başka sözler mi verildi?

    Neyse bunda da vardır bir hayır.

    Yorum�Yorumlar yazan: VolkanS — Nisan 27, 2007 @ 8:37 pm

  9. Tahmin ediyorum oyle Volkan Bey. “sozler” siyasi olmak zorunda da degil. Gunes Motel vekil pazari’ni hatirlayacak yasta deguilsiniz saniyorum. Bilmiyorsaniz okumanizi tavsiye ederim.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 27, 2007 @ 9:00 pm

  10. Güneş Motel vekil pazarını biraz biliyorum.

    bu arada Genelkurmay çok sert bir açıklama yapmış:



    son günlerde, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. bu durum, türk silahlı kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. unutulmamalıdır ki, türk silahlı kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. ayrıca, türk silahlı kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

    özetle, cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder atatürk’ün, “ne mutlu türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes türkiye cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

    türk silahlı kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”

    Yorum�Yorumlar yazan: VolkanS — Nisan 27, 2007 @ 9:11 pm

  11. Boyle bir ongurunun dogru cikmasi uzucu olur her demokrat kisi icin ama en azindan b blogu takip edenler icin bu aciklamanin hic te $ok olmamasi gerekir Volkan Bey.

    Gerek DYP ve ANAP’in “aciklamasi zor” tutumlari gerek neden Anayasa Mahkemesi’nden GARANTI ALINDIGI ongurumun cevab mahiyetinde bu GK aciklamasi.

    Sundan suphe olmasdi: Anayasa Mahkemesi cantada kekliktir. Ama onun yapabilecegi seyler de sinrlidir. Yani en sac bas yoldurtan karar dahi yeni onlatrin cozmesi mmkun olmayan sorunlar ortaya cikracaktir.

    GK bunu (mahkeme kararinin yetersizligini) bildigi icin direkt muhira yolu il fazlaca da “aba altindan” olmayan sopayi gosterme zarureti hissetmistir. Gerisi icin yeni bir yazi yazmak vacip oldu. Azz sonra!

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 27, 2007 @ 10:14 pm

  12. Bekir Hocam ,Cumhurbaşkanlığı seçiminin önemini kaybettiği bu saatten sonra belirtmeye gerek var mı bilmiyorum ama yazmadan da edemeyeceğim

    Malum zümre düşündüğünüz ( ve katıldığım ) derecede çirkeflik ve entrika kabiliyetini gösterdi , AĞAR ve MUMCU türkiyede olağan hale gelmiş içerden haberalma ( haber bahşedilme – yönlendirilme ) yöntemi ile kabakuvvetin yanında saflarını tuttular , ( tıpkı 2001 krizinde dolar toplayan finansörleri gibi )

    fakat nazar mı değdi noldu ? Bülent Arınç (belki de hüsnüniyet ile) kendisinden beklenmeyecek derecede (-bazı dejenerelerin deyimi ile – şark kurnazlığı ) amatörce davranmadı mı sizce ?

    O 3-5 CHP milletvekiline ” sobeledim sizi , tutanağa da geçirdim , nanikkk ” yapmasına ne gerek vardı ?
    Adamlar batıl bir tezi inadına savunurlarken , AKP’nin ve Arınç’ın kendi haklı tezine güvenmiyormuşçasına böyle birşey yapmasına ne gerek vardı ?

    zaten biletinizi kesmişlerse ( -ki olan bitenin en az farkında olan da AKP sanırım , DYP ve ANAP içerden maniple edilmişler bu busaatten sonra kesin , CHP oyunun başrolünde )
    3-5-7 milletvekili ile durumu kurtarabilir misiniz ?

    Erdoğan’ın Büyükanıtı teamüllere aykırı olarak 1 ay önceden ataması sonucu değiştirdi mi ?

    eğer Arınç 367 saçmalığına inansaydı , sobeleme gerçekten güzel bir taktik olabilirdi, fakat savunduğunun tam aksini sağlamaya çalışan bir görüntü çizdi ,
    o sobelemenin komikliğini eleştirmenin de pek bir anlamı kalmadı muhtıradan sonra , fakat hayali 367 yi gerçek gibi gösterenlerin ekmeğine yağ sürdü diye düşünüyorum , herneyse..ekmek yağlı yada yağsız yandı zaten……

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 28, 2007 @ 4:49 am

  13. ” Bu komplo teorime göre Anayasa Mahkemesi’nden gerekli GARANTİ ALİNMİŞ OLABİLİR! Gene tahminimce bu son günlerde de olmadı. ”

    Dün gün boyu gelişmeleri izlemekten Bekir Bey’in bu yazısını ancak iskele sancak programını izledikten sonra okuyabildim ,
    Çok şey kaçırmışım……

    İskele Sancak’ta Prof.İhsan Dağı da ” anayasa mahkemesinin 367 şartını(!) arayacağına kesin olarak inanıyorum ” dedi

    dolayısıyla bu puzzle’ın son iki parçası garanti ve muhtıra ,

    bildiri gerçekten sert , gözükara , kin dolu , bu saatten sonra bir şehir efsanesi ( bu şehir ancak ankara olabilir elbette ) olan 367 gerçekleşebiliyorsa ve böyle bir muhtıra da verilebiliyorsa eğer Abdullah Gül’ün seçilmesi halinde ben darbe de olabileceğine inanmaya başladım haksızmıyım ?

    Henüz maç bitmedi tabi ,Seçimlerden sonra 2.round

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 28, 2007 @ 5:29 am

  14. Erdoğan’a Çağrı: Gerekirse İdamlık Elbiseni Giy!

    Cumhurbaşkanı seçimleri ilk turu yapıldı ve Abdullah Gül 357 oy aldı.

    İş ikinci tura kaldı.

    Fakat CHP, beklendiği gibi Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu: 367 milletvekili yoktu, ilk tur geçersiz sayılsın.

    Anayasa Mahkemesi, 367 gerekmez derse Ak Parti rahatlayacak ve 2. veya 3. turda Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçecek.

    Genel Kurul’a giren fakat oy kullanmayan CHP milletvekillerini göz önünde bulundurarak “367 gerekli fakat ilk turda bu sayı vardı” derse, ikinci tur da birinci tur gibi büyük bir heyacana şahit olacak.

    367 milletvekilinin oy kullanma şartını gerekli görür de ilk turu iptal ederse, erken seçime gidilecek.

    Son iki şık, sistemi işlemez hale getirme ve Meclis’e Cumhurbaşkanı seçtirmeme tehlikesi taşıyor.
    Çünkü 183 milletvekini bulan herhangi bir parti veya partiler, Genel Kurul’a girmeyerek seçimi engelleyebilecek.

    Ak Parti’nin seçimlerde yenilgiye uğradığını ve oylarının düştüğünü, fakat 183 milletvekilini aştığını farzedelim.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde “Demokrasi tehlikede, ben bu seçime katılmıyorum” derse, sil baştan yeniden genel seçim yapılması gerekecek.

    Öyle ya; CHP’nin ve payandalarının Cumhurbaşkanlığı seçimini boykot etme hakkı var da, Ak Parti’nin yok mu?

    Fakat bu arada farklı bir gelişme yaşandı.

    Genelkurmay Başkanlığı, oldukça sert bir bildiri yayınladı.

    Anlaşılan amaç, Ak Parti’yi korkutup Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak kararı beklemeden erken seçim kararı almaya itmek…

    Böylece, hem Gül’ün Cumhurbaşkanlığı engellenmiş, hem de Anayasa Mahkemesi’nden de sistemi tıkayacak bir karar çıkmamış olacak.

    Erdoğan ve Ak Parti demokrasiyi koruma adına buna direnmeli…

    Ne olur?..

    “Darbe olur.”

    Darbeye de direnmeli…

    Demokrat olmanın gereği bu değil mi?

    Darbe yapmak suç değil mi?

    Sözde değil özde demokrat olan herkes de parti ayrımı yapmaksızın bu direnişe destek vermeli…

    Hani liderlerin bir bayramlık, bir de idamlık elbiseleri olurdu.

    İşte o elbiseyi gerekirse giymeli…

    Değilse, Ak Parti biter.

    Erdoğan söz vermişti:

    “Cumhurbaşkanını bu Meclis seçecek” diye…

    Anayasa Mahkemesi tarafından engellenirse halk bunu sandıkta telafi edecektir.

    Fakat bildiriden korkup Cumhurbaşkanı seçmeden erken seçim kararı alırlarsa her şey biter.

    Birincisi; halka verilen sözden dönülmüş olur.

    İkincisi; Ak Parti, Erbakan ve ekibine “Bu iş sizin üslubunuzla olmuyor, bakın biz nasıl yapacağız” diyerek oy aldı.

    Millet “normalleşme” beklentisiyle 4 yıl sabretti.

    Ak Parti’ye verdiği krediyi düşürmedi.

    Gerekirse bir kaç ay daha sabreder.
    Fakat Ak Parti, bildiriye boyun eğerek demokrasiyi kurban eder ve “zoru görünce hep geri adım atacaklar” kanaatini pekiştirirse, “demokratikleşme ve normalleşme” ümitleri belki de bir daha hiç geri gelmeyecek şekilde kaybolacaktır.

    Bu nedenle Erdoğan’a ve Ak Parti kurmaylarına diyorum ki:

    Erken seçim kararı almakta acele etmeyin.
    Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyin.
    İlk tur iptal edilirse zaten erken seçime gidilecek…
    Yok eğer ilk tur geçerli sayılırsa, bu sizi rahatlatacaktır.
    Cumhurbaşkanını seçer, daha sonra gerekirse erken seçim kararı alırsınız.

    İsmail Yaşa
    http://www.habervakti.com/detay.asp?id=29811&kat=Yazarlar

    Yorum�Yorumlar yazan: Öncü Nesil — Nisan 28, 2007 @ 2:31 pm

  15. Gücün adaletine değil, adaletin gücüne inanmalıyız (HER ZAMAN DEĞİL),

    Gücün adaletine inananlarında karşısında aynısıyla istikamet ve istikrarla karşılarına çıkmalıyız, yani yeri geldiğinde bizde gücün adeletine inanmalıyız, elimizden geldiği kadar, savaşlarda bunun için yapılmıyormuydu mu?

    Uyanmamız gereken noktada bu zaten, yoksa bu söylemler böyle yıllarca sürer gider..

    Demokrasinin gücüne,adaletin gücüne inanıyoruz gibi söylemlerde bulunup ancak tam tersini yapan veya onaylayanlara oturduğumuz yerden değil onların kı gibi cevap vermemiz insanlığımızın gereğidir, bugün değilse ne zaman?

    ***/***

    İnandığımız noktada azimle kararlılığımızı sürdürürsek, başka insanlar da bizim inandığımız noktaların (Tevhidi İman) doğruluğuna inanırlar.
    Kabul etmezlerse hem bizi yok sayarlar, hem inancımızı (islamı) yok sayarlar, hemde inandığımızı (Allah’ı) yok sayarlar. Varlık sebeblerimizi yok saydırmamalıyız. …..

    Yorum�Yorumlar yazan: Öncü Nesil — Nisan 28, 2007 @ 3:24 pm

  16. [...] bir konuda “ben söylemiştim” demek acı verici ama ben söylemiştim. Bir önceki Bizanslılara Entrika Dersleri Verilir yazımdaki öngörülerimin hemen hepsini doğrular mahiyette gelişmeler oldu bu son iki günde. [...]

    Pingback yazan: O açıklamadan bahseder sen darbeden anlarsin « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Nisan 28, 2007 @ 11:55 pm

  17. VB ve O.N. kardeslerimin tesbitlerine tamami ile katiliyorum. Artik gunes isigi kadar acik gercekleri aciklamanin dahi luzumsuz oldugu dusuncesindeyim.

    Adalet, demokrasi, mesruiyetten yana daha aktif tavir koymali guvercinleri sirtlanlara yem etmemeliyiz. Bizler pasif seyirciler degiliz; olmaya hakkimiz da yok. Bizlere Allah’in bahsettigi bu zekanin, birikimin, bilgeligin sorumlulugudur bu.

    Yanilmayi cok isterim VB kardesim. Eminim omurgali entellektuel Prof. Dagi da ayni dusuncededir. O benden de iler gidip 9-2 demis Anayasa Mahkemesinin hazir oldugunu dusundugumuz karari icin. Ben siz o’nun dusundugu 2′nin isimlerini de vereyim: Hasim Kilic, Sacit Adali.

    Iki gecedir uykusuzum, gece mesaisi yapan “iyi saatte olsunlar” yuzunden. Yeni yazimda degindiginiz konularda bazi fikirlerimi serdettim. Gorelim Mevlam neyler, Neylerse guzel eyler.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 29, 2007 @ 1:31 am

  18. [...] irdelememiş idim. Çünkü olayın hukuk mumumla alakası olmadığını biliyordum. İki önceki Bizanslılara Entrika Dersleri Verilir yazımda da kararın daha mahkemeye gidilmeden önce verildiğini yazmıştım. İşte o yazıdan [...]

    Pingback yazan: 367 kere Maşallah! Laikliğe aykırı değilse tabii « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Mayıs 2, 2007 @ 2:12 am

  19. [...] menfaat karşılığı yorum yapan anlamındadır. Önceki birkaç yazımda, örneğin “Bizanslılara Entrika Dersleri Verilir ” başlıklı olanında biraz bahsettim bu [...]

    Pingback yazan: Entelektüel fahişelik: Şahit lazımmı abi? « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Mayıs 3, 2007 @ 11:07 am

  20. [...] piyasa değerinin 1 liranın da altında olduğunu gördük. Bahçeli ciddi gözüküyor ama Bizanslılara entrika derslerinin verildiği siyasi ortamda minareyi çalanlar 25 Nisan’daki “Teziç’e suikast” şovuna benzer [...]

    Pingback yazan: Siyasi Satranç « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Ağustos 4, 2007 @ 3:19 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.