Bir Münzevînin Notlarından…

Mayıs 18, 2007

Bardak yarı dolu mu, yarı boş mu?

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Islam, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 6:15 pm

Baktığınız zaviyeye, ve içinde bulunduğunuz halet-i ruhiyeye bağlı. Sağ tarafınızdan kalktığınız, veya işlerinizin iyi gittiği bir bir gününüzde gördüğünüz tabloyu şöyle tasvir edebilirsiniz mesela:

Hükümet 27 Nisan sanal darbesine pinpirik te olsa cevap vermiş, bu cevap ta fakir gibi birçok “radikal’ tarafından yeterli bulunmamış ise de birçok demokrat ve dindarın taktirini toplamıştır. “Aman Genel Kurmayımız ne güzel buyurmuş. Aynı hassasiyeti biz de paylaşıyoruz. Hemen Denizli’de Kutlu Doğum Haftası kutlayanlar hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunacağız. Kimmiş o ‘Ne mutlu Türküm’ diyemeyen hain? Dindar cumhurbaşkanımı, ne münasebet? Bülent Bey maksadını aşmış. Sayın Baykal’ın toplumda çatışma çıkmaması hassasiyetini de paylaşıyoruz ” da diyebilirdi ve “taban” da “eh naapsınlar, elleri mecbur; muktedir olmayan iktidar, daha kötüsü de olabilirdi..” falan diyerek sineye çekebilirdi, geçmişte bir çok defa olduğu gibi.

Ve Bati dünyası da “Bu iş Türkiye’de laiklerle İslamcılar savaşı ve bizim tabii müttefikimiz tabiatı ile anti-Islami olan elementler olmak gerek; Türkiye’deki demokrasiden bana ne kardeşim. Dünyada Islamın zayıflatılması benim için ontolojidir; ve güçlenmekte olan ılımlı Islamin önüne set çekiliyor işte” diyerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Leyla Şahin davasında kullandığı siyasi mülahazalarla tepki verebilirdi; gene geçmişte müteaddit defalar yaptığı gibi. Bunun yerine (veya özellikle Washington’daki ‘Türk dostu’ Yahudi merkezleri ve bünyelerindeki ‘darbe fifty/fifty’ telinden çalan Türk laikçi temsilcilerimize rağmen), demokrasiye destek ve asker müdahaleye kınama mesajları ağırlıkta idi. Shröeder’in Hürriyet’i şaşırtan röportajında ve dün International Herald Tribune’deki Avrupalı demokrat aydınlar bildirisinde tezahür ettiği üzre.

Ve piyasalar alt üst olabilir, dolar 2 kusur YTL’ye fırlayabilir; borsa çökebilir; içerde de halk ekonomik güvenliğinden tedirginliğe kapılabilirdi. Muhtemelen Baykal ve kriz tellalı kabalının umid ettiği de bu idi. O da olmadı Allah’a şükür. Her ne kadar kredi değerlendirme kuruluşu Fitch Türkiye’nin kredi notunu pozitiften ‘durağan’ a düşürdü ve birçok yabancı yatırımcı yeni yatırımları askıya, mevcutları takibe aldı, borsa bir miktar düştü ise de ülkenin ekonomisi istikrarı konusunda histerik bir güvensizlik tepkisi oluşmadı ne dışarıda ne içeride, ve bildiri-Anayasa Mahkemesi Cinayeti-Meydanlarda elele tutuşan askeri toplum kuruluşlarının darbesi somut olarak birkaç milyar dolar ve bir miktar endişe ile sınırlı kaldı. Ne sıcak para ülkeyi terk etti, ne soğuk. Sadece yakından takibe alındı Türkiye.

Bardağın dolu tarafına yazılacak diğer bir önemli gösterge ise son kamuoyu yoklamalarında kendini gösteren, önüne set çekilmek için bilumum kurumlar, darbeperverler, partiler, medya ittifakının “sandıksal demokrasi” de geri tepeceginin belli olması. Son yoklamalara göre AK-Parti oylarını arttırmaya devam ediyor, sağda, solda ortada -nerde olduğu önemli değil- AK-Parti’nin önünü kesmede birleşen güçlere rağmen veya onlardan dolayı. Zaten bütün bu güçlerin “mitingler” vurgusunun bir nedeni de bu sandıktan çıkamama korkusu. Adeta sandık yerine meydanları ikame etme telaşı var. ‘Esas önemli vatandaşlar bunlar’ demeye getiriyorlar. Daha önceki yazımda bahsettiğim “profesörün bir oyu köylünün dört oyuna eşit sayılsın” zihniyetinin ürünü bir bastırma var.

-Bu meydanları göz ardı etmeyin!
-Tamam gidip oyunu kullanacaklar. Ve kaç kişi olduklarını görmeyecek miyiz?
-Yok, sandığı beklemeye gerek yok. Biz saydık, bunlar halkın tamamı. (medyayı benim kadar dikkatle takip ettiyseniz Karikatür protesto mitinginde kapasitesi onbinlerle ifade edilen Çağlayan meydanı, ERKE’vari bir genişleme ile Cumhuriyet mitinginde ‘milyonları’ barındırabilmiştir!) .

Daha önce ‘halk plajlara akın ettiği için denize giremeyen vatandaş’ (Cumhuriyet Gazetesi’nin 1940’lardaki bir başlığı) idiler bu “milyonlar” ama seçim sath-i mailinde ”halktan kopuklar” eleştirilerine cevap zaruretinden dolayı gene “halk” oluverirler. Eh seçkinler de birazcık “ucuz popülizm” yapsın musadenizle.

Neyse, bunlar bardağın dolu hanesi.

Bardağın Boş Kısmı

Öte yandan sol tarafınızdan kalktı iseniz, veya ne bileyim dün gece uyuyamadı iseniz, evinizdekiler yetmiyormuş gibi balkonunuza bir kedi daha doğum yaptı ise veya annenizle telefonda -gene evlenme hususunda- münakaşa etti iseniz… gördüğünüz tablo muhtemelen o kadar pembe değildir.(Adamın biri “önemli olan nelerin olduğu değil nasıl algıladığınızdır” diye boşuna dememiş değil mi?)

Şimdilerde herkes AK-Parti kaç oy alır; Gül gene aday olurmu; halk seçerse kimi seçer, merkez sağda birleşenler barajı geçermi, solda(!) birleşenlerin (pardon, işbirliği yapanların) oyu artar mi? vb hesaplarla meşgul. (Daha önceki yazılarımda vurguladım aslında bardağın boş tarafını. Örneğin “Cumhurbaşkanı’nın isminden önemli olan” yazımda).

Bütün bu seçim odaklı hesaplara, kamuoyu yoklamalarına, ve AK-Parti’nin “daha bile merkez vitrini” üzerinden olumlu ümitlere kapılanlara tekrar hatırlatmak isterim. Bu hesaplar, kitaplar ancak Türkiye’de demokrasi ve meşruiyetin olduğu, askeri vesayetin son bulmakta olduğu varsayımı ile mana kazanır. Bu varsayımınız yanlış ise geçmişte bir generalin mealen ifade ettiği gibi “yüzde doksan alsanız ne yazar”?. Fazla geçmişe gitmeye gerek dahi yok. Bakin Tezic, Ersin Kalaycioglu, Süheyl Batum, emekli generaller, medya mensuplarının söylemlerine. Her birini buraya alıntı yapmaya gerek görmüyorum. Sadece biraz önce duyduğum bir inci yeter: Seçimde çıkan sonuç halkın çoğunun tercihini yansıtır ancak; uzlaşmayı yansıtmaz….Demokrasi sandıktan ibaret değildir..” falan. (Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok). Adamların koro halinde, bu tür ucube ifadeler ile söylemeye çalıştıkları şu:

Devlet bizimdir arkadaş! Tasvip etmediğimizi seçtirmeyiz. Onda başarılı olamaz isek diğer metodlar ile sandıksal demokrasiyi geçersiz kılarız. İktidar olsan da çalıştırmayız, medya, kurumlar, yargı asker el ele, her gün ayağını ateşe tutarız; onaylamadığımız icraat yapmanı imkansız kılarız. Başörtülü CB seçemezsin; seçersen karini Çankaya’ya sokamazsın. Gazete başlıklarımız , yeni muhtıraların, yeni mahkeme kararlarının metinleri hazırdır bilgisayarlarımızda!

Evet, daha once de bahsettiğim taksitli darbe budur. Darbeler, askeri eğitim için yapılmaz. Tanklar zaten hükümet olanların, Yasama’nın, aydınların, ve halkın zihninde yürüyor ise Sincan’da yürütüp te el aleme daha fazla rezil olmanın ne anlamı var?

Sandiga olağanüstü bir önem atfetme vakıasını aydınlar ve toplum için bir kollektif escapism (gerçekten kaçma) psikolojisi olarak tavsif edeceğim. Sevimsiz veya acı bir gerçeği görmemek için cambaza bakma, veya şekilsel bir olumluluk üzerine odaklanma hali olarak tarif edilebilir bu davranış hali. Millet iktidar olmanın işlevi, hayatlarında yapacağı değişiklikten çok kimin meclis veya hükümette, diğer mevkilerde olacağına odaklanarak ya gerçek sorunu buz dolabına koyuyor ya da zihinsel konforu için bu escapism’in bir defans mekanizması olarak kullanıyor. Aydınlar bazında bu mekanizmanın kullanılışını o kadar masumane de bulmadığımı belirtmeliyim. Onlar ‘baksaniza olumlu şeyler oluyor; biz böyle pasif durduğumuz için bizi suçlamayın’ diyerek tepkisizliklerini meşrulaştırmış aydın sorumluluğundan yırtmış oluyorlar bu şekilde. Eh ‘bizden’ birileri hükümette, Çankaya’da , mecliste olduğuna göre “kazandık” sayılır değil mi?

Yok sayılmaz değerli kariyer entellektüeli.

Unutmayın 28 Şubat kararlarının altında da Erbakan’ın imzası vardı. Düşünün ki Abdullah Gül CB oldu, AK-Parti gene tek başına iktidar. Bu başlı başına neyi değiştirecek? Artık muhtıralar olmayacak mı? Denizli’deki kız çocukları artık Kutlu Doğum Haftası’nı kutlarken ‘acaba cıss mi oluruz’ diye düşünmeyecekler mi? Artık Emin Çölaşan’ın Diyanete ‘23 Nisan’da bütün camilere bayrak asmazsan gösteririm sana ‘ diye muhtıra vermeyecek veya Diyanet hemen emrin gereğini yapmayacak mi? Başörtülü öğrenciler artık okullara gidebilecekler mi? Hastahanelerde, doktorların, sokaklarda, cafelerde, lokantalarda, müzelerde laikçi vatandaşların tacizine uğramayacaklar mi?

Ikitidar olma bunları sağlama vasıtası olduğu ölçüde manalıdır. Adam Baykal’ın yapacağını Erdoğan veya Gül’e yaptıracaksa “aman çok şükür tanklar yürümedi” demeye, kendini avutmadan veya bu escapism’ den başka ne denir?

Her ne kadar yukarda bardağın dolu tarafında hükümetin bu 27 Nisan muhtırası sonrası tavrının daha öncekilere kıyasla oldukça cesur addedilebileceğini not ettikse de AK-Parti’nin “statuko ile barışık aday” bulmaya özellikle ağırlık verdiği de gözden kaçmıyor. Zaten 2003’teki seçimlerde “İslam üzerinden politika yapmama” nin delili olarak listeye alınanların birçoğu sonradan “çürük elma” çıkmış idi. Şimdi ise daha da “merkez” (siz bunu zinde güçlerle barışık okuyun) adayların peşinde olunduğu intibası ediniyorum haberlerden. Bu da hakim güçe verilmiş tavizdir dostlar. Başka türlü okumayın.

Korkudan Başka Korkacak Şeyimiz Yok!

Amerikan başkanlarından Franklin Delaeno Roresevelt’in bu ifadesi birkaç yıldır fakirin mottosu haline gelmiştir. Dilerim demokrat, dindar aydınınki de olur. Çünkü onlar toplumsal psikolojiyi yönlendiren ajanlardır. Askeri vesayetçilerin en büyük gücü bizim bu korkularımızdır. Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak’in ifadesi ile “Ondan kork, bundan kork, çuvaldaki undan kork! ” psikolojisini yendiğimiz zaman ancak uyuyan dev uyanır ve halkın iktidarı tesis edilebilir. Bu korkularımız aşabildiğimizde ne entelektüel, ne ahlaki gücü olan bu güruhun zannettiğimiz gibi istediklerinde hereklete geç ebilecek vurucu gücünün de olmadığını görürsünüz. Bakmayın siz üniformalı medyanın, Kalaycioglu, Tezic , Eksi gibi Gestapo aydınlarının durmadan Menderes’i hatırlatmalarına. “Isıracak it, havlamaz” diye tabir eder hakimiz bunu. Artık darbeciden de faşistten de hesap soruluyor. Adalet mekanizmaları Türkiye ile sınırlı değil, ve makus demokrasi talihimizi yenme imkanları var önümüzde. Bu işin Lahey’i de var. Daha kötüsü darbeciler için bütün dünya gözünde mimlenme ‘persona-non-grata’ olma var. Netekim Mitterand Marmaris’ li “nü” ressamının mektubunu çöpe atıyordu. Ha bir de ülkeyi yönetme gibi küçük bir detay. CHP Sosyalist Enternasyonal’den çıkarılması tartışılıyor.

Hemen bütün Batı sosyal demokratları arasında Baykal’ın militarist, anti-demokratik, devletçi olduğu konsensüsü var. Yani artık darbeler, muhtıralar sadece ülke için değil failler ve suç ortakları için de bedava değil. Bütün üniformalılar zihinsel özürlü değil; onlar arasında da şapkasını önüne alıp bu işin sonunu düşünebilecek muhakeme sahipleri mevcuttur. Aralarında bir tanesinin dahi Baykal veya CHP’nin bu ülkeyi yönetebileceğine inandığını sanmıyorum. Ancak korkularımızdan kendimizi azad ettigimizda bardak tam dolu olacaktır.

Bitirmeden bir öngörümü kayda geçirmiş olayım da “söylemedi” denmesin. Ak-Parti bu yeni daha merkezci isimlerle seçimlere girdiğinde iktidar olsun veya olmasın bir sonraki donemde içinden yeni Erkan Mumcular, Koçaklar, Çömezler çıkacak, “devletliler ile iyi
ilişkilerinden” dolayı vitrine konulanların bir çoğunun bu ilişkilerinin “fazla iyi” oluğu anlaşılacak, ‘dindar tabanın’ beklentileri doğrultusunda atılabilecek adımları frenleyiciler olacaktır. Hasıl-i kelam, partiniz iktidar olabilir ama sizin iktidar olacağınız büyük ölçüde size
bağlıdır. Aydınlardan fazla bir şey beklemeyin. Omurgalı entelektüel arıyorsanız Güney, Orta Amerika’ya, eski SSCB Cumhuriyetlerine, hatta Zimbabwe’ye gidin, Türkiye’de pek yetişmez. Kariyerleri, mevkileri var korunacak. Dilerim bir iki yıl sonra “ben söylemiştim” demek zorunda kalmam. Bundan da da sandıksal demokrasi için daha iyi bir tercihin olduğunu düşündüğüm manası çıkmamalı. Gidecek başka neresi var? Sadece, ‘bu yetmez’ ve ‘fazla taviz göz çıkarır’ diye kayıt düşüyorum Münzevi’nin notlarına.

4 Yorum »

  1. bardak yavaş yavaş dolacak.

    Birden doldurmaya kalkarsanız, devrilebilir.

    Yorum�Yorumlar yazan: VolkanS — Mayıs 18, 2007 @ 8:50 pm

  2. doğru olan , bir milletvekili adayından Ehliyet ( hem temsil bakımından milletçe benimsenmesi , hem de entellektüel birikim ) ,temiz bir sicil ,karakter, ve parti vizyonu ile uyum beklemek değil midir ?

    vitrin kaygısı , yaşam tarzı gibi kriterler de nerden çıktı ?
    bu kriterler Sezer’in ve CHP’nin kriterleri değil mi ?
    oldu olacak adaylarla mülakatı baykal yapsın
    Baykal’dan yeni inci geliyormuşş mesela ” Uzlaşmasız aday dayatamazsınız !! ” diye

    Yanlız Çömez hakkında ben bir karara varmış değilim ,aklımda soru işaretleri var , aktif bir adam , bilmiyorum belki işgüzar diyebilirsiniz de ,yani bir Abdülkadir Aksu’ya tercih edilir gibi geliyor bana ,
    Tayyip Erdoğan’ın da (belki de liderliğinin tabiatı gereğidir ) adam harcama gibi bir alışkanlığı var (mı acaba ?) , yada bu “sadakat” meselesini nasıl algılıyor ? partiye mi sadakat ? lidere mi sadakat ?
    mesela Ahmet Taşgetiren’in Yenişafak’tan uzaklaşmasıyla sonuçlanan tatsızlık , yada Ali Bulaç’ın sert eleştirileri ( hatta Zaman’da yazamadığı internet sitesinde http://www.bilgihikmet, yazdığı , Kenan Çamurcu ile beraber , sonra ayrıldılar , Çamurcu biraz abarttı işi …)

    yani ben Tayyip Erdoğan’ın Dost tavsiyelerine pek kulak kabarttığını zannetmiyorum açıkçası , ki Ahmet Taşgetiren gibi munis,mülayim bir insan bile gözden çıkarılabildi adeta ..acı söz dinlemek istemiyor gibi dost dahi olsa , hala Tezkerenin reddedilmesinin kaymağını hem devlet hem hükümet olarak yerken , tezkere geçseydi iyi olurdu diyebiliyor ,

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mayıs 20, 2007 @ 3:04 am

  3. VB Kardesim,

    Aday belirleme kriterinize tamamen katiliyorum. “ideal sartlarda” bu kriter kullanilmali. Ama siz de beliyorsunuz benim gibi sartlarin ideal olmadigini.

    Brada benim beklentim mutlak bir standard degil izafiyet. Yani duzene “az” taviz. “sifir tacviz” diyemiyorum cunku bu GK Baskani’ndan, YOk baskanina, Baykal’a kadar pek cok laikcinin kdesi boylamasdini gerektirir. Her biri bir demokratrik ulkede bu sonucu doguracak suclAr islemistir.

    Zaten mevcut vitrin buyuk olcude taviz iceriyor idi. Bunu daha da merkezlestirme gibi bir gayret icin girilmesini elestiriyorum. Daha cesur olmalari icin ortam bundan daha musait olmadi simdiye dek. Bunu bircok yerlerde musahede ettim. Arik daha fazla insan neyin ne oldugunu ogreniyor. Ornegin dun katildigim Genc Sivill;er’in “demokrasi sinifi” nda gordum bun. Bu gun o konuda bir yazi yazmaya niyetliyim insallah.

    Turak Comez veya diger isimlerden bahsetmekle iyi emedim harhalde. Ornek vermesem daha iyi olurdu. Sadece bu arkadasin Bulent Arinc ve diger bazi Ak-Partililer hakkinda mesnetsiz iddialarda blunduguna sahit oldum. Sikayetklerinin sadece vicdani, ahlaki kaygilardan olustugna inandiramadi beni dogrusu. Daha onemlisi su anda demokrasi, mesruiyet, hakkaniyet darbe yerken dahi, “Bulent Aric’in sehrine yastirimlar fazla yapildi” gibi bir derdi olmak dun Nihal Bengisu Karaca’nin bahsettigi “odada fil var iken perbvazlardaki tozlardan bahsetmek” gibi geliyor bana. “o’nu motive eden saiklerin de Erkan Mumcu’nunki gibi nefsi ile ilgili oldugu ntibasi edindim. Belki yanilmisimdir; fazla tanimam zat-i muhteremi. Simdi ajadanin bu laikci-askeri vesayete son vermek olmasi gerekir. Birakin Ak-Partyilileri demokratik bir ulkede tum halk, oartilerin ajandasi bu olmali. Gemi batmaktan kurtarildiktan sonra kozlar paylasilir.

    Paylasilcak kozlar veya cozulmesi gereken sorunlardan birisi sizin kapali olarak degindiginiz Parti Ici Demokrasi sorunu. Bunu da ulkenin demokratiklesmesinden bagimsiz dusunemeyiz. Birklesik kaplar sistemi geregi.

    Tayyip Bey,’in kisilgi, liderlik stili, kim dinleyip dinlemediigibi konulari da fazla onemli degil benim icn su noktada; etrafindakiler arasinda benim de sevmedigim sahisiyetler olmasina ragmen. Once gemiyi kurtarmak gerek. Simdi ben bunu bilir, ve bunu soylerim. Onlari kurtlara yedirmemek lazim. Cesaretlendirmek lazim onlar. Bunu dun kendine sosyalist,komunist, Kurt meselesi aktivisti, feminist, Hiristiyan fakat ozgurlukcu, demokrat olarak tanimlayan pek cok aydin ve gene entellektuelden duydum “demokrasi Sinifi” nda.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 20, 2007 @ 9:04 am

  4. [...] korkularımızdan azad ettiğimizde ancak bu siyasi mafyanın iktidarı son bulabilir” mealindeki mesaj bu yönde güzel bir başlangıçtır. Bu mesaj diğer demokrasilerde gördüğümüz muhtelif [...]

    Pingback yazan: Genç Siviller düşünceli ama gülümser « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Mayıs 21, 2007 @ 10:37 am


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.