Terörle mücadelede çay ve kameralı telefonun önemi
Epeydir Günün İncileri’ni yazmıyorum. Problem malzeme bulamamak değil tam tersi. Hangi birini koyayım? Herhangi bir günkü merkez medya başlıkları, Kurumların kendi çaplarında muhtıraları, Sezer’ın “milletin seçmesi milli egemenlikle bağdaşmaz” teorisi, Sumru Çörtoğlu’nun “toplumsal laikliği”, Teziç’in “millet seçerse Güney Amerika gibi darbeler olur” tehdidi (biri hatırlatmalı Teziç’e artık Güney Amerika’da da muz cumhuriyetlerinde de darbe devrinin geçtiğini, oralarda benzeri tehlikelere karşı “Türkiye gibi oluruz’ uyarılarının yapıldığını), GK Başkanı’nı dahil tüm siyasilerin Anafartalar terörünü “yerinde incelemeleri” ve sarf ettikleri sözler…malzeme sıkıntısı yok. Seçmek zor.
Son olarak Terörle Mücadele Yüksek Koordinatörü Org. Edip Başer Der Spiegel’e görevi bir ay içerisinde, “bir açılım”(?) dan sonra bırakacağını söylemekle kalmamış bulunduğu görevin hiçbir işe yaramadığını, kendisi ayrıldıktan sonra kapatılması gerektiğini de ilave etmiş idi. Bunun üzerine lüzumsuz gördüğü makamdan bir ay önce alınmasının mana ve ehemmiyetini değerlendirmek üzere tüm basının hazır bulunduğu, kanalların naklen verdiği bir basın toplantısı yapıp “görevden alınma şeklini değerlendirmeyi yapanların vicdanına ve milletin taktirine” bıraktığını belirtmiş idi. Fakirin aklına da tabiatı ile “o zaman bu basın toplantısı neyin nesi idi Paşam” sorusu gelmiş idi.
Asıl problemin ne olduğunu açıklığa kavuşturmak için Başer’in yardımcısı emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz’ün yeni basın açıklaması da ertesi gün gündeme oturduğunda duruma bir nebze açıklık gelmiş idi. TV kanallarında terör, sınır ötesi operasyon, CB seçimleri gibi haberler arasında önemli yer verilen ve hatta Hürriyet’e başlık teşkil eden açıklama “cay” odaklı idi. Karagöz Paşa’nın açıklamasında dikkatimi çeken bir nokta sadece iki kişi ve bir sekreterden oluşan bir kadro ile ve teklif edilen bircok imkanlari reddetmek ile ne kadar fedakarca hizmet verdiklerini vurgular iken, kendilerine bir çaycı dahi tahsis edilmediğini belirtmesi idi. Hatta Edip Paşa’nın bir defasında çayın şekerinin parasını dahi cebinden verdiği, poşet çay dahi içmek zorunda kaldıkları gibi mahrumiyetleri anlatarak tüm milleti eleme boğmuş idi. Geçen bir TV kanalında Yüksek Yargı’nın ayakkabılarını boyayan resmi giyim kuşamlı bürokrat olduğunu da öğrendim ama kaç kişiye bir çaycı tahsis edilmesi gerektiği konusunda bilgisiz idim. Paşa’nın yardımcısı Karagöz Paşa’nın basın açıklaması sayesinde birazcık bilgilenmiş oldum ben de diğer vatandaşlar gibi.
Hasıl-i kelam, bu konuyu buraya taşımaya niyetli değildim, fakat bu günkü Radikal Gazetesi’nde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı’nın Başer’in yardımcısına verdiği cevap konu edilince ben de hazıra konmuş oldum. Buyurun cay-terör bağlantısını beraber öğrenelim:
Terör can alıyor onların derdi çay
Karagöz’ün dün Hürriyet’te manşet olan sözleri tepki aldı.
Karagöz’ün, ‘Çayları Edip paşa cebinden ödedi’ sözlerine Müsteşarvekili Zararsız’dan yanıt: İstedikleri tür bitki çaylarını bulamayınca poşet almışlar!
26/05/2007 (174 kişi okudu)
TARIK IŞIK (Arşivi)
ANKARA - Türkiye, Ankara’daki saldırı ve Güneydoğu’dan gelen şehit haberleriyle sıkıntılı günler yaşarken, terörle mücadeleyi koordine etsin diye oluşturulan özel temsilcilikle Başbakanlık bürokrasisi arasında ‘bitki çayı’ polemiği yaşanıyor. Görevden alınan Özel Temsilci Edip Başer’in yardımcısı emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz’ün, “Çayımızı, şekerimizi bile Edip paşa bizzat cebinden ödedi” iddiasına yanıt Başbakanlık Müsteşarlığı’na vekâlet eden Emin Zararsız’dan geldi: “Her türlü ihtiyaçlarını yasalar çerçevesinde karşıladık. İstedikleri tür bitki çayını bulamayınca poşet çay almışlar.” Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürü Muammer Türker de Karagöz’ün ‘psikolojik harekâtçı’ geçmişini anımsatarak “Şimdi de psikolojik harekâtı bize karşı yapıyorlar” diye konuştu.
‘Çaycı’yı bile esirgediler’
PKK’yla mücadele için büyük ümitlerle oluşturulan Terörle Mücadele Özel Temsilciliği mekanizmasında ‘ilginç’ kavgaların yaşandığı ortaya çıktı. Karagöz, dün Hürriyet gazetesinde yayımlanan söyleşisinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatına rağmen kendilerinden bir çaycının bile esirgendiğini söyledi. Karagöz, sekiz aylık süreçte yaşadıkları sıkıntıları şöyle anlattı:
“Başbakanlığa ait bir tanıtma kartı değil, turnike geçiş kartı verdiler. Cep telefonu dahi vermediler. Sim kartını da hiç kullanmadan iade ettim. Çay, şeker paramızı da Edip paşa cebinden ödedi. Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’den iki-üç kez randevu istedim. Telefonuma bile çıkmadı. İki oda var. Birisi Edip paşanın. Diğerindeyse ben ve genel sekreterimiz emekli albay Suat Kurugöllü birlikte oturuyoruz. Edip paşa İstanbul’a gidince, sağolsun, ben onun odasına geçiyordum. Bir tek sekreterimiz Melek hanım dışında ne faks var, ne fotokopi makinesi. Bütün bu ihtiyaçlarımızı diğer birimlere giderek karşılıyorduk.”
‘Açıklamalar basite kaçtı’
Başbakanlık Müsteşarlığı’na vekâlet eden Emin Zararsız ve özel temsilciliğin sekretaryasını da üstlenen Güvenlik İşleri Genel Müdürü Muammer Türker, dün bazı Başbakanlık muhabirleriyle sohbet toplantısında bir araya gelerek Karagöz’ün iddialarını yanıtladı. Zararsız, şöyle konuştu:
“Görevden alındıktan sonra ‘Bize bir çaycı bile verilmedi’ diyerek basite kaçan açıklamalar yapmaları bizi derinden üzdü. Kişisel nitelikli basit ihtiyaçları kamuoyu gündemine taşımak görevin gerektirdiği saygınlıkla bağdaşmaz. Resmi sıfatları olmadan bazı talepleri ilettiler. Başbakanlık, resmi sıfat kazanmalarının ardından derhal bunları yerine getirdi. Resmi sıfatı olmayan bir kişinin taleplerinin karşılanması hukuk devletinde mümkün değildir. Ancak resmi sıfat kazandıktan sonra sayın Başer’e Başbakanlık Yeni Bina’da Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in makamını tahsis ettik.
9 Ocak 2007′de Yaşar Karagöz, 1 Şubat 2007′de de Suat Kurugöllü ‘yardımcı’ olarak görevlendirildi. Sekreter, araç, telefon, faks ve fotokopi makinesi gibi imkânlar sağlandı. Makam katındaki çay ocağının görevlilerine de ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için gerekli talimat verildi.”
‘Bu tavırlar yakışıksız’
Zararsız, ‘bitki çayı’ krizine de şöyle açıklık getirdi:
“Hangi tür olduğunu bilmiyoruz ama bitki çayı istemişler. Çay ocağında bitki çayları da var. Ancak istedikleri tür bitki çayından yokmuş. Onlar da istedikleri tür bitki çayını bulamayınca poşet çay almışlar. Konu bundan ibaret. Belki şu anda benim makamımda da o çaydan yoktur, kalmamıştır veya ihtiyaç duyulmamıştır. Bu tavırlar son derece yanlış ve yakışıksız. Sayın Başbakan her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için talimat verdi. Taleplerinin göz ardı edilmesi söz konusu olamaz.”
‘Dinçer’in muhatapı Başer’
Karagöz’ün, “Dinçer randevu vermedi” sözlerineyse Zararsız, “Müsteşar (Ömer Dinçer) ancak Edip Başer’le muhatap olur. Müsteşar, Başer’in yardımcılarıyla e muhatap olmaz. Dinçer, sayın Başer’le iki defa telefonda görüştü. Başer’in randevu talebi de olmadı. Tabii ki Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantılarında da görüşüyorlardı.”
‘Nokia’yı beğenmediler’
Her üst düzey kamu görevlisi gibi Karagöz’e de hattıyla birlikte Nokia 8310 model bir cep telefonu verildiğini, ancak daha üst model, kameralı bir telefon verilmesinin kamu kaynaklarıyla mümkün olmadığını belirten Zararsız, kendisine tahsis edilen telefonu göstererek, “Ben de aynısını kullanıyorum” dedi.
‘Bu psikolojik harekâttır’
Güvenlik İşleri Genel Müdürü Muammer Türker de, Başer’in tüm ihtiyaçlarının ‘resmen’ göreve başlar başlamaz karşılandığını, ancak Karagöz’ün görev tanımı içinde hukuki bir yere oturmadığını söyledi. Türker, şöyle konuştu:
“Müsteşar yardımcısı mı, genel müdür mü, yoksa uzman olarak mı işlem yapacağız, bu belli değildi. Hukuken ne gerekiyorsa yapıldı. Ancak devlet sorumluluğunu aşan bazı talepler oldu. Paşa’nın geçmişte psikolojik harekâttan geldiği biliniyor. Psikolojik harekâtı bize karşı yapıyor, bunu başka şeylere karşı yapması lazım. Şimdi bu çıkan haberlerin ardından ne yapsak havada kalıyor.”
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222302

Ne diyelim Bekir Bey,
Allah akıl fikir versin en önemlisi de kanaat versin!
Muhabbetle…
Yorum yazan: Talha Can — Mayıs 26, 2007 @ 8:26 pm
Sayın Paşam belli ki siz bir halk adamısınız. Konu ne fax makinası, ne de odalar..Bir çayçı da var.. Adı Ali. Armudu sapıyla yiyenler para dahi almadığınızı görmezler.
Bunu anlamamakta ısrar edenler sizin gibi “görev adamlarının” Hükümetten bu güne dek ciddi bir tutum sergilenmesini görmek için sabır ettiğinizi, amacınızın devlete hizmet etmek olduğunu fark edemeyecek derecede miyop olanlardır. Siz yolunuza devam edin.. Ve bu yol size açık olsun.. Dualarımız üstünüzde.
Yorum yazan: salih mert konyali — Mayıs 29, 2007 @ 9:37 pm