Aşağıdaki Perihan Mağden yazısını fazla orijinal bir tespit veya derin tahlil bulduğum için koymadım. Abdullah Gül’ün adaylığını arzu ve tahmin ettiğimi de yazmış idim (Bkz: “Formül: Cumhurbaşkanı GÜL” veya
Doğru Seçim: Gül).
Perihan Magden’i sevmemin nedeni ne kendine has müstehzi üslubu, ne malzeme seçimi ne hayat felsefelerimiz arasındaki uyuşum. Benim nedenim onun da ayni gazetenin diğer omurgalısı Nuray Mert gibi ahlaki doğruluk kriteri, sahteliklere alerjisi. Bu yazının Münzevi’nin notlarına eklenmesinin nedeni de yazısındaki Abdullah Gül tasvifinin benim tanıdığım Abdullah Bey’e uyması da değil. Bunu yapan çok oldu; orijinal değil. Asıl sebep yazının sonunda sıkça vurguladığım entellektüel sorumluluk zarureti olan bir çağrının bulunması. Buradaki yazılarımı takip edenler, aydınlara, kanaat önderlerine, köşe yazarlarına müteaddit defalar yaptığım eleştiri/çağrıyı not etmişlerdir sanıyorum: O da artık “bakın, bunu da yapmışlar; bu kadar da olmaz” deme noktasının ötesinde olduğumuzu, demokrasi, meşruiyet, hakkaniyetten yana olanların artık “ahlaki, demokratik reflekslerini” göstermeleri için toplumu mobilize etmeleri gerektiğini vurguladığımı bilirler. İşte bu gün Perihan Mağden’i Münzevi’nin fakirhanesine konuk etmemin nedeni de yazının sonundaki aynı minvaldeki çağrıdır. Mağden “bu yanlıştır” demekle kalmıyor: “Hakiki demokrasinin bu topraklara gelmesini isteyenler, ayaklarını yere daha sertçe basmalı. Duyulsun diye.” cümlesi ile “yeter” diyor Perihan Hanim. . Benim aydınlar için çıtam budur. Doğru tespitler doğru “refleks” çağrıları ile desteklenmediği surece fazla bir mana arz etmiyor artık. Magden’in yazısını böyle okudum ben Buyurun bir de siz okuyun:
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225137
Abdullah Gül’ü savunmak
Perihan Mağden
26/06/2007 (15359 kişi okudu)
Bilmem söylememe gerek var mı; hiç AKP’ye oy vermedim.
Ve hiç vermeyeceğim.
Ama burası 1 Israrlı Yanlış Anla(ş)malar Ülkesi. Birden bi yerlerden 1 yafta bulup çıkarıp üstünüze yapıştırmaya kalkabiliyorlar.
Geçtim ben gerçi yaftalardan/ısrarcı yanlış anlamalardan:
Ve fakat BU ülke benim gönlümün kıvamında 1 ülke olsaydı, cumhurbaşkanımız Baskın Oran olurdu. Önce adayımız, sonra da cumhurbaşkanımız. O olurdu. Olabilirdi.
Ve fakat özellikle köşecilik bir amme tesisi/işi. ‘Hayaller gerçek olsa’ şarkıda geçerli. Diyelim ben 22 Temmuz’da seçimlerin yapılacağından bile (hâlâ da) emin değilim.
Çok iddialı ve iddiacı 1 Genelkurmay Başkanımız var. Artık sitelerinde (yurdumuzun en hassasiyetle takip edilmesi gereken alanı) ‘Vaşington’ diye yazmaya başlamışlar. ‘Ulusalcı’ ‘antiemperyalist’ etiketi altında, Türkçenin Latin alfabesi kullanan dillerle ilgili kuralını DAHİ ihlal/ihmal etmeyi yeğleyerek.
Yani bir heyelan/hezeyan söz konusu ‘Türk halkının en güvendiği kurum’ cephesinde ve ben yeniden yurdumun insanlarına demokrasinin 3-5 beden büyük geldiğinin/geleceğinin ’saptanması’ korkusuyla yaşıyorum.
Arzu ettikleri ‘kitlesel refleks’ meydanları bütünüyle boş bıraktı işte. Bu millet, kendine Oligarşik Yapılanmanın dayattığı şeyleri kabul etmeme yetisine sahip, en azından. Nerdeyse içgüdüsel, alerjik 1 reaksiyon gösteriyorlar. Bizler de sağcı iktidarlara yönelmesi nedeniyle bu (esasında) reaksiyoner oyların, çok çok yavaş ilerlemek, bazen de habire başa dönmek durumunda kalıyoruz. Reaksiyon güzel, ama yanlış emareler.
367 kendinden küçük nice sayıdan ‘küçük’ müdür hakikaten? Sonuç olarak Oligarşik Yapılanma devletin has partisi+Makam Nemrut’u+En Üst Hukukun Manipülasyonu sayesinde Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engelledi.
Dört buçuk yıl süresince Dışişleri Bakanımız olarak Gül bizi kötü mü temsil etti? Pot mu kırdı, yüzümüzü kara mı çıkarttı, gereken makamlarla gereken konuşmaları mı yürütemedi?
Yalnızca İngilizcesi yeterli bir Abdullah Gül’den söz etmiyorum. Zekâsı, insan ilişkieri, mantık silsilesi içinde hareket etme yetisi mükemmel olan bir Abdullah Gül’den söz ediyorum.
Evet; ben Abdullah Gül’e bakınca, yalnızca bir düğmeye basıp dudaklarıyla değil, gözlerinin içiyle gülen iyi BİR İNSAN görüyorum.
301′i kaldırmamış olmalarının/Çiçek+Aksu gibi Derin Devlet İlişkileri’nin iki zarar-ziyan bakanına, bu denli cümlemize zarar vermiş uygulamaları/ya da uygulamamaları yaptırmış olmalarının MAHCUBİYETİYLE YÜZLEŞEBİLECEK (kapasitelerin en büyüğü) bir insan görüyorum Abdullah Gül’de.
Hayrunnisa hanımla olan mutluluğunun, nasıl hakiki bir mutluluk olduğunu, bu şahsiyetli ve güzel kadının nasıl hiçbir gölge altında kalmayacağını, nasıl eşitlikçi ve örnek bir ilişkileri olduğunu görüyorum. Yalnızca hissetmiyorum, onları ne denli az görmüş olursam olayım, karşılaştığımız yerlerde bunları hem aklımın, hem gönlümün gözüyle görüyorum.
Meşum mahkememden önce beni Abdullah Gül’ün aradığını, mahkememde yaşatılan rezaletlerin akabinde benim onu aradığımı; Abdullah beyin nasıl benim kadar şaşırmış ve üzülmüş olduğunu biliyorum.
Behiç Aşçı’nın F tiplerindeki tecrit koşullarının iyileştirilmesi uğruna ölüm orucuna girdiğinde aramızda geçen uzun konuşmaları, Cemil Çiçek faktörü engellemelerine rağmen, durumu biraz da olsa düzelten bir genelgenin çıkması için nasıl canla başla uğraştığını biliyorum.
Bugün o değerli insan, kendini bir davaya bütünüyle adayabilen bir şövalye olarak Behiç Aşçı sağ ise, ölmediyse, kendi kendini açlığa mahkûm ederek ölmesine ramak kala, genelgenin yayımlanması üzerine ölümün tam kıyısından döndüyse, dönebildiyse, bu benim tanıdığım/güvendiğim Abdullah Gül sayesindedir de.
BU halk AK Parti’yi iktidar yapmış; oylarını beğenirsiniz/beğenmezsiniz, ama demokrasinin ne olduğuna dair tırnak kadar bilginiz/saygınız varsa; kabul edersiniz. BU iktidar cumhurbaşkanı olarak (alabilecekleri en isabetli kararla) Abdullah Gül’ü tercih etti. Etmişti.
Cumhurbaşkanlığı çok daha sembolik bir makam olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı makamının kimi (Sezer örneğinde gördüğümüz üzre) sistemi tıkayıcı yetkileri, tırpanlanmalıdır. Tüm bunlar tartışmaya açılmayı hak eden mevzular. Demokratik talepler, arzular.
Ve fakat Oligarşik 1 İşbirliğiyle seçilmişlerin seçtiği kişinin, o makama geçmesine (sistemi önümüzdeki dönemlerde de ciddi anlamda tıkayacak/zorlayacak) Alicengiz ‘oyunlarıyla’, ‘yorumlarıyla’ engel olmak-
Bu, bunlar kabul edilir gibi değil!
Bu partinin, AK Parti’nin yani hiç mi kabahati yok? Var, hem de o kadar çok kabahatleri, kusurları olan 1 partiyi acımasızca eleştirebilmek yerine, hakiki demokrasinin işlemesi adına onların yanı başında yerimizi almak zorunda bırakılıyor isek- Budur trajedi! (Ya da Oligarşi!)
Ve fakat kızının mezuniyet töreninde, sahneye filan çıkıp değil, orda sıraların arasında, kaçakgöçek diplomasını vermek durumunda bırakılıyor ise Dışişleri Bakanı bir baba. Neymiş? Kızı türbanlı! Kübra yıllar boyunca takmak zorunda bırakıldığı peruğunu takmadığı için mezuniyetinde, öylesine sevindim ki.
Peruk takmak zorunda bırakılan kızlarımızın kalbime saldığı o derin utançtan, beni koruduğu için Onu, Allah korusun, kanserliler gibi, peruk başında, izlemediğim/görmediğim için.
Türbanlıların, vicdani retçilerin, 301′den hedef tahtası haline getirilenlerin, tecritte ruhu öldürülenlerin, Ferhat Sarıkaya’nın, yargının bağımsızlığının, hakiki demokrasinin yanında yerini almayan bir AK Parti’yi eleştirmekten yanayım. Pek tabii ki.
AK Parti’nin içindeki en iyi unsurlardan değil, en iyi unsur olan Abdullah Gül’ün yurdumun cumhurbaşkanı olmasından da hakikaten kıvanç duyarım. Bunu da yazmadan edemedim. Özellikle Gül’ü ‘düşürmeye’ yönelik bazı nedensizce münafık/esasında kötücül yazıların akabinde.
Gül, iyi bir insan. Son zamanlarda sertleşiyorsa, geç bile kaldı. Hakiki demokrasinin bu topraklara gelmesin isteyenler, ayaklarını yere daha sertçe basmalı. Duyulsun diye.

Bekir Hocam , bu ‘Omurgalı’ terimini ben pek kullanmazdım eskiden,sizden kaptım,tutarlı falan gibi kelimeler kullanırdım ,
sanırım artık ihtiyaç hasıl oldu
bu Aydın denen canlı türünün sınıflandırmasında ilk aşama OMURGALI-OMURGASIZ ayrımını yapmakla başlıyor
Meşruiyeti savunan tek seçenek AKP ( postalı görünce hepsi hizaya geçtiler ve meşruiyetlerini yitirdiler ,küçük hesapları için milletin büyük umutlarını postala teslim etmeye hazır olduklarını beyan ettiler)
Temsil gücü ile de tek seçenek AKP ( sadece kendi oyu değil , MHP,DP,SP,ANAP..tüm sağ partilerin teşkilatları çıkarılırsa tabanları potansiyel AKP tabanıdır )
fakat bu ’sırtında yumurta küfesi taşıyan adam olma’ mülayimliğini biraz fazla abartıyorlar
bu alternatifsizlik ve haklılık , daha fazla iktidar için değil ama daha fazla demokrasi ve daha fazla hukuk için daha agresif -’kararlı’ olmayı gerektirir diye düşünüyorum ( zaten krizin göbeğinde değilmiyiz şuan ? )
dünyabülteni’nde Ali Bulaç’ın bir dizi yazısı çıktı ( son 5 ) , AKP eleştirisi diye
http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=1112&uniq_id=1183428135
bu konuda da fikirlerinizi merak ediyorum aslında , ( 23 temmuz’a da erteleyebiliriz
)
mesela 23 temmuz a sarkıtamayacağım bir merağım var ,Ali Bulaç’ın da değindiği gibi patronlar servetlerini üçe-beşe-sekize katlarken , 2007 yılının sıcak geçeceği ortadayken asgari ücret , emekli zammı gibi büyük bir kitleyi ilgilendiren mevzularda hala 20ytl-30ytl gibi komik rakamlardan bahsetmeyi hangi akla hizmet sayıyor sayın başbakan acaba ? populizm se populizm , “asgari ücretliye 400 ytl yerine 500ytl veremeyecek işveren işverenim diye dolaşmasın kardeşim !!! ” demesi gerekmez miydi kasımpaşalı abimizin ? yada buyursun şimdi desin ?
yoksa o sıkı mali politikalarla üst tabakanın çıkarlarını muhafaza memurluğu mu yapıldı ve herdaim onlar tarafından aşşağılanan insanların oylarıyla mı yapıldı ?
açık söyleyeyim aşırı saflık da aşırı uyanıklık da benim uyuz olduğum tavırlardır ,AKP nin tek seçenek olduğuna inanıyorum peki onlar kaybedecekleri her bir puan oy ile ülkenin 2001 krizi gibi bir yağma dönemine bir adım daha yaklaşacağına inanmıyorlar mı ?
rahatlıkla telafi edilebilecek 1-2 bilemedin 5 milyar$ lık bir güzellik yapsalar vatandaşa , hani o çok iyi(!) ekonomik göstergeler halkın gözünde daha da berraklaşmaz mı ?
( ki tamamen tüketici olan ve zaten tasarruf yapmak gibi bir seçeneği olmayan gariban kesime yapılan her gelir transferi ekonominin çarklarına geri döner )
benim için AKP nin ne kadar iyi olduğu tartışılabilir ama elimizdeki seçeneklerin en iyisi olduğu tartışılmaz
hem meşruiyet tekeli hem temsil tekeli olarak bu büyük siyasi serveti iyi değerlendirmeleri dileğiyle…..
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Haziran 27, 2007 @ 5:46 am
Bu konu biraz girift ve natemeli VB kardesim; hem de senin dedigin gibi bekleyebilir. aslinda bu konuda derunumda cok seyler var ama “oz elestiri” diyerekten boyle kritik bir zamanda zararli olma korkusu ile susmayi yegliyorum epeydir. Eminim geliriz onlara da.
Simdilik sadece Ertugrul Gunay iyi bir ilave old diyeyim.
“omrgali” aslinda “ahlaki, entellektuel, manevi , vicdani gibi kelimelerle beraber kullanilir Bati dillerinde. Cogunluka bunlaer ortustugu icin sadece omtrgali demek karakterin dis etkilerle kolay egilip buuklumeyen cinsten oldugu manasinda kullanilir. Olmayana da omrgasiz veya bazen “jelly-fish” (egilip bukulebilen balik), veya bukalemun dendigini de duydum. Basbakan “ben siyasetcinin kemiklisini severim” derken hakeza…
“tutarlilik” ortusuyor buyuk olcude ama bire beir degil.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 2, 2007 @ 9:15 am
s.a.
Bekir Bey
Abdullah Gül ün şahsından önemlisi aşağıdaki sıkıntılardır. Sizdende, ahalinizdende destek bekliyoruz, sizin desteğiniz bizlere umut verecektir, yol gösterecektir.
Benimde gittiğim bu konferansı tüm Türkiyenin değil tüm dünyanın izlemesini ve dinlemesini isterdim. http://www.ilkav.org dan detaylı bilgi alabilirsiniz.
/
Tanrıverdi 301 Kurbanı Olacak mı?
İkinci iktidar dönemini demokratikleşmeye ayıracağını söyleyen AKP iktidarı bunu test edebileceğimiz bir sınavla karşı karşıya.
Henüz bu iktidar döneminin ilk günlerinde patlak veren olay, Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi’nin bir panelde söylediği sözlerden dolayı TCK 301’e muhalefetten mahkeme önüne çıkacak olması.
Yusuf Tanrıverdi, “Resmi ideoloji kıskacında eğitim sistemi” konulu bir panelde sarf ettiği şu sözlerden dolayı yargılanacak:
“Muvazzaf subaylar resmi elbiseleriyle okullarda ders vermek suretiyle çocuklara militarist fikirler aşılıyorlar.”
“28 Şubat sürecinde öğretmenler fişlendi.”
“Devletiyle, milletiyle bölünmez bütünlük vurgusu faşist devlet felsefelerinde bulunan bir özelliktir.”
Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi’nin, yaptığı konuşmalarda bu tür ifadelere yer vererek eleştiri sınırları dışına çıktığı, gerek TC Devletini ve gerekse devletin askeri teşkilatını, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yanaki uygulamaları bütünüyle ele alıp, bu organları temsil eden kişi ya da kişileri değil organların ikisini hedef aldığı, eleştiri sınırları dışına çıkarak onları aşağıladığı iddiasıyla TCK 301. maddenin hem cumhuriyeti hem de devletin askeri teşkilatını alenen aşağılamaktan iki kez cezalandırılmaları talebiyle dava açtı.
İşin hükümeti ilgilendiren yanı, Tanrıverdi’ye bu ifadelerinden dolayı dava açılırken Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in bir televizyon kanalında “Gereken her şey yapılacaktır” diyerek davaya destek vermesi.
Kendisinden 301’i değiştirmesi beklenen hükümet yapıyor bunu!
AKP iktidarının demokratikleşme iddiası acaba samimi olmayabilir mi?
Öğretmen-Sen, genel başkanıyla ilgili gelişmeleri değerlendirirken şöyle diyor:
“Tek derdimiz ülkemizin sivilleşmesi, özgürleşmesi ve AB standartlarında bir ülke olması yolunda sivil toplum olarak üzerimize düşeni yapmak. Elbette bizim ülkemizde bunun bir bedeli oluyor. İşte bizim ödeyeceğimiz ilk bedel!”
Öğretmen-Sen bir bedel ödemek üzere ve AKP hükümeti bu bedeli ödeten taraf olacak. Demokratikleşmenin ilk sınavında hükümetin büyük bir güven kaybına yolaçmak üzere olduğu bile söylenebilir.
Öğretmen-Sen yönetiminin çağrısı şöyle:
“Öğretmen-Sen, düşünce ve ifade özgürlüklerini savunan, demokrat, hukukun üstünlüğüne inanan fikir adamlarından başka gideceği bir yer yoktur. Düşünceye karşı oluşturulan bu güç kullanımına artık bir son verilmesini istiyoruz. Sivil Anayasaya tüm desteğini veren Öğretmen-Sen, maalesef bu Anayasayı hazırlayan hükümetin bir bakanı tarafından düşüncelerinden ötürü mahkûm edilmek istenmektedir. Bize destek vermenizi istiyoruz. Düşüncelerinden ötürü 23 Ekim 2007 tarihinde mahkeme önüne çıkacak olan sayın genel başkanımıza kaleminizle, fikirlerinizle, demokratlığınızla destek vermenizi temenni ediyoruz.”
Yorum�Yorumlar yazan: S — Eylül 29, 2007 @ 2:33 pm
Bu sitede cok kullanilan bir kelimenin kagittan iyi okuyan biri atarafindan kullanilmasi ilgimi cekti:
“”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"
“omrgali” aslinda “ahlaki, entellektuel, manevi , vicdani gibi kelimelerle beraber kullanilir Bati dillerinde. Cogunluka bunlaer ortustugu icin sadece omtrgali demek karakterin dis etkilerle kolay egilip buuklumeyen cinsten oldugu manasinda kullanilir. Olmayana da omrgasiz veya bazen “jelly-fish” (egilip bukulebilen balik), veya bukalemun dendigini de duydum. Basbakan “ben siyasetcinin kemiklisini severim” derken hakeza…
“”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"
Bahçeli ‘Omurgasız’ Dedi:
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 29 Mart yerel seçimleri öncesinde Türk siyasetinin gerginlikten beslenen kronik istismar tacirlerinin yeniden sahneye çıktığını belirterek “İktidar ve ana muhalefet arasında manevi değerlere sahip çıkma yarışı ve din istismarcılığı tartışması başlaması siyasi zafiyet ve omurgasızlık örneği olarak uzun süre hafızalardan silinmeyecektir” diye konuştu.
17 subat 2009;
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=208262
Saygilar
Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Şubat 17, 2009 @ 1:36 pm
s.a.
Yukarıda eski bir yazımı gördüm ve haber vereyim ki bu kişiler hakkıdaki 301 davası düştü.
Ancak yine resmi ideloji kıskacında eğitim devam ediyor malesef
“Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim”
panelini okumak isteyen burdan okuyabilir.
http://www.ilkav.org/news.aspx?id=197&findtype=1&cat=Paneller&page=1
Yorum�Yorumlar yazan: S — Şubat 17, 2009 @ 6:54 pm
s.a.
Malesef Özgürder içinde kapatma davası yolda.
Elle,dille, kalple buyrun…
http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=6887
Yorum�Yorumlar yazan: S — Şubat 19, 2009 @ 6:26 pm