Bir Münzevînin Notlarından…

Temmuz 21, 2007

Bırakın “Derin Kırmızı” bilgisayarı yapsın seçimi

Kategori: Bilim ve Teknoloji, Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 4:43 pm

1033335smallpicture.jpgMüteaddit defalar söyledim direkt veya indirekt olarak: Muhtemelen Cumhuriyet tarihinde “iyi ve kötü” ayırımının bu kadar berrak olabileceği bir seçim olmamıştır, 1946, 1950 ve 1980’lerdeki seçimler de dahil. Bütün ekonomik, siyasi, toplumsal göstergeleri bir tarafa bıraksak dahi bu öncelikle demokrasi mi oligarşi mi seçimidir. Nihal Bengisu Karaca’nın deyimi ile “odadaki fili kovma” veya kovmama seçimidir. Bu başlı başına tercihi yeteri kadar kesinleştirmeli. Ama toplumun bütün kesimlerinin demokrasiye, halk iradesine, hak ve özgürlüklere ayni ölçüde öncelik tanıdığını farz edemeyeceğimize göre seçim işini biraz daha derin analiz ile yapan bir modele ihtiyacımız var. İşte “Derin Kırmızı” * bilgisayarı tam da bu baş ağrınızı yok edecek bir süperkomputer.

Derin Kırmızı’nın Seçimi

Taa çocukluk yıllarımda seyrettiğim bir Brigitte Bardot, Richard Burton filminden esinlenerek geliştirdim “Derin Kirmizi”yı. Richard Burton’un canlandırdığı deha profesör “ilerde artık insanların sandığına gitmelerine gerek kalmayacak” diyordu. O zaman daha yeni yeni duymaya başladığımız “elektronik beyinlerin” ilerde bu seçim işini yapacağına atıfta bulunarak (bilgisayar kelimesi icad edilmemiş idi).

Bu günlerde gittikçe seviyesi düşen meydanlar, medya konuşmaları, partizan oldukları kadar lümpence tahliller, akılma demokrasi konusunda söylenmiş üç sözü getirir. Biri kamuoyu yoklamalarında halkın verdikleri cevapları duysalar onlara sormaktan vaz geçerler” mealindeki söz. İkincisi Churchill’in meşhur “demokrasi berbat bir rejimdir ama berbatların en iyisidir” (Ertuğrul Beyazkaptan’a göre en iyisi olduğu da söylenemezmiş ya) sözü. ve Richard Burton’un bu yapan bilgisayarı fikri.

Bu üç sözü yıllar önce lisansüstü eğitimi sırasında ikinci branşım olan işletme idaresi okulunda aldığım karar analizi ve daha önce aldığım operations research (yöneylem araştırması) derslerinden edindiğim bilgileri de kullanarak “Acaba berbatların en iyisi yerine Richard Burton’un öngördüğü mümkün olan en iyiyi seçecek bir bilgisayar olsa daha iyi olmaz mi” diye düşündüm ve ortaya Derin Kırmızı çıktı.

Derin Kırmızı’nın yazılımı yüzlerce hatta binlerce değerlendirme kriterini içeriyor hak ve özgürlüklerden ekonomiye, güvenlikten güvenilirliğe, şeffaf yönetimden modernleşmeye, dürüstlükten, rasyonel kararlar verme kabiliyetine, adaletten refaha ve değişik toplum kesimlerinin özel hassasiyetlerine, önceliklerine kadar. Hatta böylesi bir bilgisayara “Cumhuriyet’in temel ilkelerini” de girebilirsiniz üst kriter olarak, veya “şeriatçı” falan iseniz dini onceliklerinzi de. Kısacası Derin kırmızı değer üretmez, sadece sizin girdiğiniz değerleri baz alarak rasyonel değerlendirme yapıp doğru tercihi sunar. Ben test ettim Türkiye için, değişik değerler, ilkeler, öncelikler tercihleri girerek. Laik olarak ta, dindar olarak ta, milliyetçi olarak ta, ateist olarak ta, liberal veya sosyalist olarak ta denedim. Her durumda tercih hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak kesinlikle AK-Parti idi.

Henüz Derin Kırmızı piyasada olmadığı için siz kullanım imkanına sahip değilsiniz. O zaman gelin zihinsel egzersiz olarak Derin Kırmızı’nın bulgusunu test edelim. Öyle ya o insan zekasını simüle ediyor, biz onunkini değil.

-Demokratik bir de akıllı seçmene konuşan bir yarışmacı ne der, o’na bakalım bir. Eğer rasyonel olarak mevcut hükümetin basarısız ise buna işaret eden deliller olmak gerekmez mi? Ve bu muhalifler meydanlarında, medyadaki söylemleri , bildirgeleri, sloganları ile bu başarısızlıklara işaret edip bu sorunların üstesinden nasıl geleceklerini işaret etmeleri gerekmez mi?

Takip eden soruyu tahmin ediyorsunuz eminim: Peki bu muhalifler bunu yapıyorlar mı?

Şu muhalefet seviyesine bakin Allah aşkına: Biri gırtlağını yırtarcasına, naralar atıyor hesap sormaktan bahsediyor ama ne için olduğunu söylemiyor; ip atıyor kalabalığa, teröristbaşını asması için.

Her biri her gün ya Erdoğan ya Gül veya diğer bir hükümet mensubu hakkında bir ithamda bulunuyor Yahudi olduğundan 600 tane dairesi olduğuna kadar. . Ertesi gün yalanı ortaya konuluyor veya muhatap “ispatlayamaz isen müfterisin” diyor. Müfteri duymazlıktan gelip daha inanılmaz asparagaslar üretiyor ve yandaş medya bunu birkaç gün sirküle ediyor.

Simdi bu durumu nesnel olarak tahlil edip çıkarımlar yamaya çalışalım. Bunlar hiç gerçek, rasyonel argümanlara sahip rakiplerin baş vuracağı metotlar mıdır ey akil izan sahipleri? Bundan 7-8 yıl önce bir Avustralya TV muhabirinin Öcalan hakkındaki bir sorusuna verilen cevapta, hem, onların konuşma tarzına uygun olması için hem de teröristbaşı hakkındaki eleştirisinin nesnel olarak algılanmasını sağlamak için bir cümlede kullanılmış “sayın” kelimesinin bağlamdan çıkarılıp güya ona saygı gösteriyor şeklinde yorumlamaktan medet umuluyorsa bu çaresizliğin, yani hükümete karşı gerçek argüman bulamamanın göstergesi değil midir ey rasyonel muhakeme kabiliyetine haiz olanlar? Derin Kırmızı sadece bu veriyi kullanarak ta sonuca varabilirdi.

Bir siyasi liderden çok bir çete reisi üslubu ile hesap sormaktan bahseden bozdurtun bunun mesnedi olarak hükümetin Türkiye’yi IMF’ye, AB’ye teslim etmesini kast ettiğini öğreniyoruz indirekt yollardan. Kendisi seçmenin zekasına, hafızasına fazla saygı göstermediği ya da konulara vakıf olmadığı veya her ikisinden ötürü detaya girmiyor. Bunu duyunca sanırsınız ki bu hükümet IMF’ye gitti “aman eline düştük, şu kadar milyar borç devraldım önceki hükümetten. Bunları geri ödemek için yeni borçlanma yapmak zorundayım; faiz ne ise, bana borç ver ; ben de Türkiye’nin ekonomisini senin istediğin gibi yönetirim” dedi (ki herhangi bir hükümet onlardan devraldığı ekonomik enkaz karşısında bu yola baş vursa idi bunu gayet güzel açıklayabilirdi ). Ama olan tam tersi: Bu hükümet o “hesap soracak olan” ipli veya ipsiz adamlar ile CHP ve uzantılarının, ve Yüce Divan’dan ayak oyunları ile kurtulan son günlerde Rize’li olan adamın hükümeti sırasında alınan borçları ödemekle meşgul bu süre içerişinde. Onlardan 23 milyar IMF borcu devraldı ve bunu sadece 7.5 milyara düşürdü. O’nu da tamamı ile ödeyebilecek güce sahip fakat IMF ile ilişkisinin devam etmesi Babacan ve Erdoğan’ın da açıkladığı gibi IMF’nin bir çeşit ekonomik akreditasyon kurulusu rolü görmesi ve verdiği “sağlıklı ekonomi” raporu sayesinde dünyanın güvenini kazanıp Türkiye’nin ekonomik cazibesini arttırması ve bu şekilde hem yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekmesi hem de Türk şirketlerinin dünya piyasalarında değerini, saygınlığını arttırması. Bu borcu yapan adamlar borcu verdikleri için de IMF Başkanı’na “aman ne de iyi ettiniz, size minnettarız” diye mektup yazan milliyetçi/ulusalcılar simdi kalkıp milletin gözünün içine baka baka “hesap soracağız” derlerse bu öncelikle o kalabalığa hakaret değil midir? Bunu duyan kalabalıklar da “dur hele Başbuğ, o borcu yapan sensin geri ödeyen ise hesap soracağım dediğin adam“ diye düşünmek yerine Erdoğan’a “yuuuuh” çekiyorsa bu o kalabalığın bilgi ve zeka seviyesi hakkında ne söyler?

Öteki partisinin tarihi boyunca yaptığı gibi iktidarı tamamı ile ele geçirmek için (‘tamamı’ demem seçimlerle tevdi edilenin iktidarın ancak bir kısmı olduğu, babalarının malı olan Çankaya, asker, kurumlar, yargı yolu ile iktidarın bir kısminin gene seçkinler tarafından muhafaza edildiği gerçeğindendir) her turlu antidemokratik yöntemi, hileyi, entrikayı kullanıyor ise bu başlı başına “fair play” kuralları içerisinde rakibin alt edemeyeceğine inancının göstergesi değil midir?

-Hatırlayalım sadece son birkaç ay içerisinde baş vurulan Bizans entrikaları silsilesini:

-Önce orduya çağrı yapıldı “Erdoğan CB olamaz, olmamalı oldurmayın” denildi.
-Sonra “Erdoğan adaylıktan feragat ederse söz veriyorum Anadolu’yu il,. il dolaşıp kendisini tebrik edeceğim teşekkür edeceğim kendisine” dedi aynı zat.
-Sonra GK oldurtamamak için 12 Nisan “sözü ve özü ile” tehdidini yayınladı.
-Erdoğan aday olmadı, CHP’ye karşı tavrında dahi eleştirel olmayan, içerde, dışarıda herkesin taktirini kazanmış ılımlı bir şahsiyet aday oldu.
-Baykal; Erdoğan’a verdiği taahhüdü unutup kendisine teşekkür etmek yerine “bakın ben oldurtmadım” diye böbürlenmekle kalmayıp bu defa Gül aleyhine iftira, karakter cellatlığı , linç kampanyası başlattı. (Oysa o Gül bir sene kadar önce Bülent Ersoy’un Baykal hakkındaki pek te inandırıcı gözüken “benden büyük rüşvet istedi” iddiaları sorulduğunda “Sayın Baykal ciddi bir devlet adamıdır, böyle magazin malzemesi yapılmasını doğru bulmuyorum” diyen Gül’den başkası değildi)

-Sonra bilumum metotlar (vekilleri odalara hapsetme, tehdit telefonları, mektupları dahil), meclis terörü ile milletin vekillerinin meclise girmesi engellendi, ve demokrasiye ilk hançer saplandı.
-Sonra bırakın hukukçuları, akıl izan sahibi sıradan insana da saç baş yolduran bir 367 gerekçesi ile AYM’ devreye sokuldu, ve diğer taraftan da o meşhur , bir ilkokul öğrencisinin 10 Kasım kompozisyonu seviyesindeki bir lisanla yazılmış 27 Nisan-e-muhtırası verildi.
-O yetmedi arkasından Baykal “AYM dediğimiz kararı vermez ise çatışma çıkar” dedi ve daha sonra Erdoğan kararı eleştirdi diye gururu incinen, “suç duyurusunda bulunacağız” diyen Tülay Teyze Mahkemesi bu tehdidi duymazdan geldi.
-Ve arkasından Anayasa’yı hiçe sayan o yüz karası karar çıktı.
-Ve sonra bu Demokrasi’ye darbenin baş aktörü Baykal milletin gözünün içine bakarak meydanlarda “362 vekilin vardı niye seçtiremedin bir CB’ni; biz olsak seçtirirdik” diyerek resmen millete “sizin kimi seçtiğiniz umurumuzda değil, patron biziz” dedi ve kalabalık kendisine yapılan bu hakareti alkışladı!!
-Eş zamanlı olarak ve bu seçime gitme kararından sonra terör tırmandı(rıldı). “The Cephe”nin askeri kanadı Washington’daki neocon-Yahudilerinin Hudson Enstitüsü’nde “aman terörist liderlerini yakalayıp Türkiye’ye vermeyin şimdi , AK-Parti’nin işine yarar” dediler.

-Ve şer cephesi (veya The Cephe) oluştu. “Sağcı, solcu, milliyetçi, ulusalcı, hatta ‘dinci’ olup olmamanız önemli değil. Bunlardan memleketi kurtarın” dediler banka hortumcusundan, ‘dincisine’, milliyetçisinden, laikçisine hepsi ittifak içerisinde “solcuysanız CHP, sağcıyasaniz MHP, dinciyseniz SP, hırsız iseniz GP” dediler. Her biri de Kanaltürk , Habertürk, Cumhuriyet gibi vatanı fazla sevenlerin kahramanları oldular. En ibretlik olanı ise bu laikçi/İslam düşmanı , haysiyet cellatları ile bir numaralı mağdurları Erbakan Hoca arasındaki ittifak idi.

Fazla uzatmaya gerek yok. “The Cephe” nin zırvalarını, her gün televizyonlarınızda izliyor insanin ihtirasları uğruna nelere kadir olduğunun her gün yeni delillerini keşfediyorsunuz.

Biz gene Derin Kırmızı’nın kabiliyetlerine dönelim.

-‘Kim yarışmacılar’ der Derin Kırmızı, talip oldukları görevi başari ile yapabileceklerine dair ne deliller var geçmişlerinden? Onlar hakkındaki bütün bilgiler daha önce girilmiş te olabilir.

-Daha önce hangi devlet görevlerde bulundular? Başarılarının hazır ölçütleri var mı ben mi ölçeyim onu da sizin detaylı verilerinizden der. İkisi de olur. Bunun gayet nesnel kriterleri var. Büyüme indeksi, enflasyon, yolsuzluk indeksi (evet bunun da indeksi var ve ölçülebilir, örneğin Transparency International tarafından ), ekonominin genel sağlığı, faizler, ülkeye yabancı ilgisi, yatırımlar, kişi başına GSMH, gelişmişlik indeksi, ülkenin kredi notu, dış borcundaki azalma, artış, iç ve dış borç faizine ödenen miktar. Özel sermayenin karlılık oranı, batan çıkan bankalar, KİT’lerin, batik bankaların, gayri menkullerin dünkü ve bu günkü fiyatları, borsa. Bu kategorilerin her birinde bu adamların notunu verir Derin Kırmızı’ nin subroutineleri (alt programları).

Bu soruların hepsi cevapsız kalıyor ise veya bazı yarışmacılar “ama biz tek basımıza iktidar değildik” diye kıvırtmaya çalışıyor ise bu bilgisayarımızın gözünden kaçmaz. Çünkü bilgisayarımız da bizler gibi “sukutun ikrar” olduğunu bilir.

-Dürüstlük değerlendirmesini de bilgisayara yaptırabilirsiniz. Derin Kırmızı adeta bir yalan makinesi gibi çalışıp siyasilerin konuşmalarını inceleyip vücut dilinden , jestlerden, mimiklerden kimin yalan, kimin doğru söylediğini tespit edebileceği gibi bunu bypass edip daha deterministlik bir subroutine’i devreye sokabilirsiniz. Buna göre önce ansiklopedik veriler giresiniz hafızasına. Hangi zaman kimin, mecliste ne yaptığı, nerede ne söylemde bulunduğu, hangi kararlara imza attığı gibi tüm veriler vardır hafızada. İnsanın aksine, Derin Kırmızı’nın hafızası ‘nisyan ile malül’ değildir. Bu gün herkesin söylediğini, yaptığını alır değerlendirir ve hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak tarzda dürüstlük puanını çıkarıp , ana programa gönderir. İsterseniz bu değerlendirmeleri tek tek siyasilerin vaatlerinin gerçekleşebilirliği değerlendirmesinde de kullanabilirsiniz.

“Vatan millet, hainler..” gibi söylemleri baz almaz. Israr halinde ne yapacağını merak ediyorsanız Uzay Yolu dizisindeki Mr. Spock’un ne yaptığını hatırlayın. Der ki örneğin sizin döneminizde ne kadar talan edildi. Veriler cevabı verir. Talanı kategorilere de ayırır banka boşaltmadan, döviz manipulasyonuna, yüzde 8 binlik gecelik borçlanma faizine kadar, verilere bakarak.

-“Ama biz vatanı daha çok seviyoruz” derseniz onu da ölçer direkt veya indirekt olarak. Bunun kriterleri de vardır yazılımda. Yalnız kimin daha bağırarak konuştuğu elleri ile ne işaretler yaptığı değil nesnel kriterler ve veriler üzerinden yapar bu değerlendirmeyi. ‘Vatanı en çok seven ona en fazla yarar sağlayandır’ ve “Ainesi iştir kişinin söze bakılmaz, Kişinin görünür rütbe-i akli eserinde” Ziya Paşa kriterini kullanır. Eğer bunu test etmek için yeteri kadar veri yoksa söylemlerdeki samimiyeti dürüstlük, tutarlılık gibi diğer kriterlerden belirler. Evet üzgünüm sayın Vatansever Çeteler Güç Birliği Mensupları! Bilgisayarımız yalan söylemez.

Bu gün Türkiye dünden daha mı az güvende, daha mı az saygın, daha mı bağımlı olduğunu değerlendiren subroutine de vardır, sonuçlarını ana programa transfer eder. Ölçü kriterleri de gayet nesneldir. Türkiye’nin kredi notu, tezlerine destek oranı, ülke liderlerinin dışarıda gördüğü saygı derecesi, uzun suredir arzuladığı “muasırlaşma” projesi doğrultusunda kaydedilen ilerlemeler, gerilemeler, ülkeye gelen turist sayısı, tanınmışlık derecesi, imajı gibi kriterler istediğiniz kadar detay seviyesinde ölçülür.

Ülkenin “Sosyal demokratik, laik, hukuk devleti” olduğunu da, hatta dilerseniz Atatürk’ün muasırlaşma hedefini de girersiniz bilgisayara. Bunlarin her birinin de bilimsel ölçüm kriterleri mevcuttur. Önce muasırlaşmanın tanımı ve ölçüm kriterleri vardır. Bunun en temel öğesi olan modernleşmeye bakılır. Bu gün hastane önünde ne kadar bekliyorsunuz, dün ne kadar bekliyordunuz, bilişim teknolojisinden ne kadar yararlanıyorsunuz gibi sorular sorar. Bu gün bir devlet dairesinde ortalama bir iş ne kadar sürede yapılıyor dün ne kadar sürüyordu ayni iş der. Alternatif sorular çoktur biri uymuyorsa öbürü uyar size de.

Siz “ama millet kan ağlıyor, esnaflar kepenk kapatıyor, millet acından ölüyor..” falan dersiniz muhalefet ezberleri ile konuşanlardan iseniz. Bilgisayarımız duygusal tepkiler vermediği için “Amaaan, ben kendimi bildim bileli bazı insanlar hiç bir zaman halimizden memnunuz, dünden iyiyiz Allah’a şükür” dememiştir falan demez. Demez ama, Derin Kırmızı sizin şikayetlerinizi CHP’nin sahte fotoğraflarını da dinlemez, veri ister: Der ki dün bir yılda kaç tane araba, cep telefonu, bilgisayar modern elektronik aletler alınıyordu bu gün kaç tane alınıyor, verin istatistikleri, “kan ağlayıp ağlamadığınızı ben ölçebilirim” der. Mesela alınan araba sayısı 700 binden 4 milyona çıkmış ise Derin Kırmızı “sizi sahtekarlar” diye dişlerini çıkararak gülümsemez ama notu verir.

-Laikliği de ölçer. Yazılım laikliğin bir evrensel tanımını içerir. Fransız, Anglo-Sakson veya ortalama bir “çağdaş Batı” veya dilerseniz “demokratik dünya” ortalaması tanım girebilirsiniz istediğiniz kadar detay ile. Bunu sağlamanın kriterlerini de gene aynı laik ülkeler ölçütleri ile girersiniz..

Sonra bilgisayarımız bu kriterlere göre sorar size hangi dönemde hangi icraatlar yapıldı diye. Başörtüden, Kutlu Doğum haftasına, İmam Hatiplerin Üniversite giriş puanından, Göztepe’ye camiye kadar bütün verileri girmenize imkan verir. Bu subroutine muhtemelen şimdiki hükümete kırık not verir laikliğin temel şartı olan “din ve vicdan özgürlüğünü” sağlama konusunda basarsız bulur, “bize özgü şartları” değerlendiremediği için. Ama alternatiflerle kıyasladığında gene de en iyi seçeneği tereddütsüz sunar. Bu subroutinein ana programa verdiği bilgi AB’nin Türkiye’deki demokratikleşme sürecine verdiği nota benzer. Yetersiz ama daha iyi seçenek yok.

–Gelecek beklentilerinizi, ümitlerinizi de girebilirsiniz bu programa. Okullarda başörtüsü ile okuyabilmek mi istiyorsunuz, devlet dairelerinde hizmet alırken aşağılanmamak mı? Tüm insanların sadece insan oluşlarından gelen saygıyı gördüğü ve sadece liyakatlerine orantılı mevkii ve sosyal statü edindiği bir sitem mi özlüyorsunuz? Rüşvet vermeden , “pazartesi perşembe” muamelesi görmeden, aracı koymadan is yaptırabilmek, partiye kayıt olmadan iş bulmak mi istiyorsunuz? Bunlar da veri olarak girebilirsiniz.

Hasıl-i kelam süper ahlaki dehaninkinden şeytani dehaninkine kadar her türlü mantıki muhakemeyi mimiklime kabiliyetine sahiptir Derin Kırmızı. Düşünebileceğiniz her türlü kriteri girebilirsiniz. Ama yapamayacağınız tek şey “bizim özel şartlarımız” denilen nev-i sahsımıza münhasır, ne meşru, ne mantıki açıklaması olan “gerçekleri” hesaba katmak. Programımız size pek çok tercihler sunar. Ama kandıramazsınız Derin Kırmızıyı. Tercihiniz şeytani değilse çıkaracağı sonuç aynıdır. Çünkü aklın yolu birdir.

Ve sonuçta Derin Kırmızı bir masaj çıkarır: Gün ışığı kadar açık olan bir hakikate varmak için bani yapmanıza ne gerek vardı aptallar?

Noolacak ukala şey!

Tabii ki derin Kırmızımız bir hayal ürünü ama bizi yöneteceklerin seçiminde, diğer siyasi sosyal konulara kadar her konuda seçimlerin nesnel kriterler ile yapılabileceği, günlük çamur atma yarışlarının ötesine geçip sahip olduğumuz analitik kabiliyeti, ve değer ölçülerimizi baz alarak bilimsel tercih yapabileceğimizi göstermesi bakımından yararlı bir zihin egzersizi olmuştur ümit ederim. Hayır, her tercih eşit derecede bilgece veya haklı değildir. Sadece her tercih eşit değerdedir. İki tane doğru olamaz. Sen öyle ben böyle diyorsam birimiz yanılıyoruz. Ve bu nesnel yöntemlerle belirlenebilir.

* IBM’in geliştirdiği Gary Kasparov ile satranç oynayan bilgisayarın adi “Derin Mavi” idi. Ne tesadüf!

3 Yorum »

  1. Ve sonuçta Derin Kırmızı bir masaj çıkarır: Gün ışığı kadar açık olan bir hakikate varmak için bani yapmanıza ne gerek vardı aptallar?

    onlarda onu yapamadılar onun yerine chp olmazsa mhp oda olmazsa gp oda olmazsa dp ye ver makinasını çıkardılar.zaten onları şimdiki makineleri genç partiyle kendilerini bile aynı kefede koyan bir makina.ve bundan hiçte gocunmuyorlar.
    23 temmuz sabahı necip türk milletinin kararını heyecan ve hasretle beklicem.dilerim türk milleti tarihine şanına büyüklüğüne dinine yakışan bir seçim yapar.karanlığı dev LAMBALARLA aydınlatır.

    Yorum�Yorumlar yazan: atsız — Temmuz 21, 2007 @ 6:32 pm

  2. SEÇİMLER KOLAY KAZANILAN HAKLAR ELDE ETTİREBİLİR, ANCAK KOLAY KAZANILANLAR KOLAY ELDEN GİDER.

    Zor değerlidir. Aslında demokrasi denen sistemin yürürlülük parçası olan seçimlerde kolay kazanılan makamlar mevkiler elde edilebilir. Örneğin MHP nin, milletin şehitlere reaksiyonu sayesinde elde ettiği 70 millet vekili gibi.
    Kolay kazanılan ise kolay kaybedilir ama inşaAllah Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine girmemezlik ederek kolaycana kaybetmezler bu kazanımlarını…

    Başka bir örnek; MHP nin aponun yakalanması dolayısıyla bundan iki önceki 1999 genel seçimlerinde çıkartığı 129 milletvekili ve kazandığı oylar gibi harcamasıda kolaydı. Hemencecik ülkenin içini boşaltma tezgahına girişmeleri de kolay oldu, çünkü kolay kazanmayı sevenler kolay harcarlar ve kolay biterler 2002 genel seçimlerinde olduğu gibi.

    Bazı değişiklikler “kolay” olursa bunlarda zannetmeyinki kalıcıdır aksine geçicidir.

    Hükümetin “zor”lukla karşılaştığı e muhtıra gibi bir olayda hükümet bildiri ile dik duruşundan kazandı ne kazandıysa kalıcı olan işte budur ve bu zor kazanımların reklamını yapmasınıda bilmeliyiz.

    Aslında yönetimi gasb edenlerinde (bürokratların) kolay kazandıkları kendilerine hatırlatılmalıdır ki kolay kaybetsinler. Onların bazı marşları söylerken zorlandıkları kadar bu ülkede yönetici olmak ve gasp etmek için zorlandıklarını hatırlamıyorum. Hep maniplasyon ve insanlarımızın iyi niyeti sayesinde kolay olarak orda zorlanmadan oturuyorlar. İşte kolaycılığın boşvermişliğin bu yönüde bizlere hatırlatılmalı ve meydanlar mitingler bizim olmalı.

    Yorum�Yorumlar yazan: Selahattin — Temmuz 23, 2007 @ 12:37 pm

  3. Tesekkurler yorumlarinz icin Atsiz ve Selahattin kardeslerim; dusuncelerinizi paylasiyorum.

    Atsiz, nasil asydinlik yetrlimi? :) Aydinligin devamli olmasi dlegi ile.

    Selhattin Bey’in kazanma kaybetme iliskisini bilgece aciklamis. Ben de ana fikri bircok azilarda yorumlarda vurguladim. Sandik ile is bitmiyor. Suurlu bir toplumn fertleri hayatlarinin her safhasinda secimler yaptigini da (alisveris yapilan yerden, gazeteye yazilan protesto merktubna kadar) ve kazanilan haklarin adeta bir cocek gibi su ve gida verilerek hayatta tutuabilecegi bilincinde olmalidir. Yoksa :kitlesel refleksin hice saymak isteyenler her zaman olcaktir. Ben b suurlanma yoplunda bazi olumlu isaretler goruyorum. Insallah arkasi gelir. Ecevit+Bahceli’nin Apo tarafindan iktidara getrilisin yi hatirliyorum. Bosuna dememis halk bilgeleri “haydan gelen huya gider” diye. :)

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 24, 2007 @ 6:29 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.