Miraç
***************************************************
Miraç Gecesi ‘nin tüm dostlar, okurlar, yakınları ve Alem-i İslam için hayırlara vesile olmasını dilerim. Dualarınızda fakiri ve Miraç topraklarındaki kardeşlerimizi ihmal etmeyiniz.
***************************************************
Miracın Çocukları (Filistine)
Bulutlar yanıyordu
Yağmurun rengi kan
Gökyüzüne topraktan
Buharla saçılan
Fırsat kolluyor
Damarlarda gezen
Zafer
Fırtınalar buluta saklanıyor
Ebabiller emir bekliyor
Toprağı suladıkça çocukarın
Zafer yaklaşıyor
Ümmetin bedeli sana ödetildi
Atalarının mirası mücadele
İnsanlığın ortak kararı
İsrail bebeği ihanetin
Yapılan
Suçlu, seni cezalandıracak
Suçuna bakmadan
Güneş bir gün
Tozları yırtıp aralayacak
Vuracak Süleyman mabedine
Mescid-i Aksa ve sen
Cennetin çocukları atların üzerinde
Yer ve gök buluşacak Kudüs te
Ey Filistin
Müjdelerin kıblesi
Senden gelecek miracın gerisi
Bekir Tekoğlu
***************************************************
Miraç gecesi ve Miraç toprakları (Yeniden)
Mirac olayı Resulullah (s.a.s.)’ın Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük mucizesidir. Mirac aynı zamanda Yüce Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed (a.s.)’e özel bir lütfu ve ihsanıdır. Resulullah (a.s.)’ın böyle bir lütfa mazhar olması onun Yüce Allah katında ne kadar büyük bir dereceye sahip olduğunu göstermektedir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’inde bu olaydan şu şekilde söz ediyor: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermemiz için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” (İsra, 17/1) Yüce Allah, Necm suresinde de şöyle buyuruyor: “Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu’l-Munteha’nın yanında. Barınma (Me’va) cenneti onun yanındadır. O zaman (o gördüğünde) Sidre’yi kaplayan kaplıyordu. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/12-1
Müfessirlerin bildirdiğine göre bu âyetlerde sözü edilen olay da mirac olayıdır.
İsrâ ve mirac olayı Yüce Allah’ın sevgili peygamberine bir mükâfatı ve ilâhi bir mucizesidir. Resulullah (s.a.s.) Mekke’de insanlara hakkı tebliğ etmesinden dolayı müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmış, Ebu Tâlib Vadisi’nde ablukaya alınmış, üç yıl süren bu abluka dolayısıyla açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından amcası Ebu Tâlib’i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü’minlerin annesi Hz. Hatice (r.a.)’yı kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştü. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra dost dostunu mükâfatlandırdı ve onu kendi katına yükseltti. Onu kendisine yaklaştırdı. Üzerine, çektiği bütün sıkıntıları, içine düştüğü üzüntüleri, zorlukları ve yorgunlukları, hatta kendisine vahyedilenleri tebliğ ederken ve davetini yayarken karşılaşabileceği zorlukları unutturacak hoşnutluk hulleleri giydirdi.
Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’in isrâ ve mirac gecesinde karşılaştığı manzaralar, gördüğü âyetler ve kendisine karşı yapılan muamele onun Allah katında ne büyük bir değere sahip olduğunu ortaya koydu. Bu itibarla isrâ ve mirac olayı çok değişik boyutları olan büyük bir mucizedir ve bu mucize peygamberler içinde sadece son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e özeldir.
Bütün her şeyi maddi alemin kanunlarına göre izah etmeye kalkışan ve Yüce Yaratıcı’nın her şeyin üstündeki ilâhi gücünü anlayamayan bazı kimseler mirac olayını kavramakta güçlük çekebilirler. Ama iman ferasetiyle ve hakka teslimiyetin kazandırdığı geniş görüşlülükle düşünebilenler için bu büyük mucizeyi kabul etmek zor değildir.
Yüce Allah, isra ve mirac olayıyla ilgili âyeti kerimesinde Mescidi Aksa‘dan: “Çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa” diye söz ederek bu mescidin kendi katındaki fazilet ve kudsiyetine işaret etmektedir. Bu ifade aynı zamanda onun etrafındaki toprakların kutsallığını, oraların Yüce Allah tarafından mübarek kılınmış topraklar olduğunu göstermektedir. Evet Müslümanların ilk kıblesi ve haram mescidlerin üçüncüsü olan Mescidi Aksa‘yı bağrında barındıran bu topraklar Allah tarafından mübârek kılınmıştır. Çünkü bu kutsal topraklar peygamberlerin yurtlarıdır. Buralarda onlara vahiy inmiştir. Hepsinden de önemlisi bu topraklar son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’e özel isrâ ve mirac mucizesine şâhid olmuştur.
Ama ne yazık ki bu topraklar bugün hâlâ siyonizmin işgali altındadır. Bu topraklar ve bu toprakların bağrında barındırdığı kutsal Mescidi Aksa hâlâ siyonist zalimlerin esiridir. Esaret altındaki kutsal Mescidi Aksa siyonist işgalciler tarafından sürekli rahatsız edilmekten, sürekli işkenceye maruz bırakılmaktan dolayı ağlıyor.
Mescidi Aksa, etrafında suçsuz günâhsız çocukların kollarının kırıldığına, masum ailelerin evlerinin yıkıldığına, Yüce Allah’ın insanlık için seçmiş olduğu yüce İslâm dinine mensup olanların ibadetlerini gönül rahatlığı içinde yerine getiremediklerine şahit olmak zorunda kalmasına ağlıyor.
Mescidi Aksa, birtakım kimselerin Filistin halkı adına ortaya çıkarak kendisine karşı siyonist işgalcilerle işbirliği yapmasına, dünya Müslümanlarının da bütün bu oyunları seyretmesine, hiç bir duyarlılık göstermemesine ağlıyor.
İsrâ ve mirac olayının yıldönümü olan mübârek mirac gecesini ihyâ ederken Mescidi Aksâ’nın sesine de kulak verelim. Bu mübarek gecede o mübârek mabedin ızdırabını da analım. Bu mübârek gecede, o kutsal mabedi siyonist zâlimlere karşı savunan, onu yıkarak yerine Süleymân heykeli dikmeye uğraşan yahudi fanatiklerin karşısında her türlü fedakârlığı göze alarak mücadele eden insanların seslerine de kulak verelim. İsrâ ve mirac gecesinde, isrâ ve mirac topraklarının mazlum, mağdur insanlarını da düşünelim. Bu mübarek mirac gecesi o insanların davalarına tam bir ciddiyet ve samimiyetle sahip çıkmanın başlangıç gecesi olsun.
Bu duygularla hepinizin mirac kandilini gönülden kutluyor, Yüce Allah’ın geleceğimizi aydınlık kılmasını diliyorum.
İsra ve Mirac Ruhu
Büyük düşünür ve ilim adamı Seyyid Kutub mirac olayı hakkında şunları söylüyor: “İlâhi gücün ve peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu biraz idrâk edebilenler bu olayda bir gariplik görmezler. İnsanoğlunun sahip olduğu güç sınırlıdır… Ama insanoğlu için zor, kolay veya imkânsız görünen şeylerin hepsi ilâhi gücün önünde eşittir. Hepsi aynı kolaylıkla gerçekleştirilir.”
İnsanın miracı anlayabilmesi için önce kendi nefsinde imâni bir yükselişi gerçekleştirmesi gerekir. Bunu gerçekleştirdiği zaman elde edeceği feraset ve basiret onun kâinata bakarak ilâhi gücü anlamasına ve bu güce sahip olan yüce yaratıcının vahiyle desteklediği bir insanın asla yalan söyleyemeyeceğini kavramasına yardımcı olur. Bakın Hz. Ebu Bekir (r.a.) kendisine Resulullah (s.a.s.)’ın bir önceki gece göklere yükseltildiğini söylediği haber verilince ne diyor: “Bunu eğer o haber veriyorsa elbette doğrudur. Sizin hayret ettiğiniz de bir şey mi? Gündüzün veya gecenin bir anı içinde tâ göklerden kendisine vahiy geldiğini bana haber veriyor da ben yine inanıyorum. Tereddüt etmiyorum.”
Evet. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Resulullah (s.a.s.)’in vahiy ve mirac konusunda bildirdiklerinin doğruluğundan şüphe etmiyordu. Çünkü o kendi nefsinde imân miracını gerçekleştirmişti. Kendi nefsinde iman miracı gerçekleştirenin önünden artık şüphe ve tereddüt engeli kalkıyor. Ama nefsinde bu miracı gerçekleştiremeyen kimsenin zihni madde dünyasına takılı kalacağından aynı teslimiyeti, aynı feraseti gösteremeyecektir.
Müslümanın isra ve mirac olayından çıkaracağı pek çok ibret vardır. Her şeyden önce Allah Resulü (s.a.s.) kendisine gösterilen gerçekleri: “Acaba insanlar akla yatkın bulurlar mı? Kabul ederler mi?” gibi tereddütlere kapılarak insanlara açıklamazlık etmemiştir. Miraca yükseltildiği gecenin sabahında başından geçenleri insanlara anlatmıştır. İnsanlar akla yatkın bulsalar da bulmasalar da gerçek her zaman gerçektir. Eğer bilinmesi gerekiyorsa, bir sır değilse ve açıklanması maslahata aykırı değilse mutlaka açıklanmalıdır.
Mirac kelime olarak “yükselme, yücelme” anlamına gelir. Mü’minin de imanıyla yücelmesi, yüksek mertebelere ulaşması onun için bir miracdır. İslâm’ın insana kazandırdığı ahlâki ve imâni değerlerle donanmak, İslâm’ın güzelliklerini kendinde toplayabilmek mü’min için bir miracdır.
Miracla ilgili hadisi şerifte Cebrail (a.s.)’ın Resulullah (s.a.s.)’a gelerek yolculuk öncesinde onun göğsünü yarıp kalbini çıkardığı ve onu iman ve hikmetle yıkadığı bildirilmektedir. Demek ki miraca önce kalple hazırlanmak gerekiyor. Yüce makamlara ulaşmak isteyen bir mü’minin de kalbini iman ve hikmet sırlarına aykırı kirlerden arındırması, temizlemesi gerekir. Özellikle değişik sapık ideolojilerin her tarafı kuşattığı günümüzde kalbimizi bu sapık ideolojilerin ve fikri saplantıların kirlerinden temizlemeden gerçek anlamda bir yükseliş gerçekleştirmemiz mümkün değildir.
O halde hayatımızda bir mirac yolculuğuna başlamak istiyorsak önce göğsümüzü yarıp kalbimizi çıkarmalı ve onu iman ve hikmet nurlarıyla yıkamalıyız. Ama iş bununla bitmiyor. Çünkü yolculuk bundan sonra başlıyor. Mü’min İslâm’ın güzelliklerinden birini hayatına geçirdiğinde bu kutlu mirac yolculuğunda bir adım atmış, bir derece yükselmiş olur. Bu yolculukta “iki günü birbirine eşit olan zarardadır” ilkesine göre hareket ederek sürekli yücelmek, sürekli ilerlemek gerekiyor.
Allah Resulü (s.a.s.) bir hadisi şerifinde: “Namaz mü’minin miracıdır” diye buyuruyor. Ancak namazın gerçekten bir mirac olabilmesi için mü’minin adeta Allah’ı görüyormuşçasına O’na ibadet etmesi gerekir. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bu hususa da bir başka hadisi şerifinde şöyle işaret ediyor: “İhsân, Allah’a adeta O’nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen her ne kadar O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.” İşte bu ruh ve hisle kılınan namaz gerçekten mü’min için bir mirac olur. O zaman mü’min günde beş kere miraca yani Allah’ın katına yükselme mutluluğuna erişir. Günde beş kere miraca yükselebilen mü’minden de iyilikten başka bir şey beklenmez.
Kendi hayatlarında mirac gerçekleştirebilenler, isra ve mirac ruhunu bir hayat şuuru edinebilenler “iman kardeşliği”nin getirdiği sorumluluğun da farkındadırlar. Çünkü onlar hayatlarındaki mirac yolculuğu esnasında Allah Resulü (s.a.s.)’in: “Mü’minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır” meâlindeki hadisi şerifinde ortaya konan prensibi de gönüllerine nakşetmişlerdir.
İsra ve mirac ruhuyla yücelebilenlerin isra ve mirac topraklarına karşı sorumluluklarını da unutmamaları gerekir. Bugün isra ve mirac toprakları, Allah Resulü (s.a.s.)’in miracına şahitlik eden kutsal Mescidi Aksa siyonist zalimlerin işgali altındayken gönlüne mirac şuurunu yerleştirebilenlerin kendilerini rahat hissetmeleri mümkün değildir.
Ahmet Varol (kaynak www.vahdet.com.tr)


bekir bey,bir an miracımı unuttum diye çok buyuk öfke duymamı sağladınız kendime..cuma gunu neyseki..
hergun istemek gerek ya, o gun ayrı,kulların duaları geri çevrilmez..rabbimin,tüm dunyadaki muslumanları zaferle şereflendirmesini dilerim..
dualarımızı eksik etmeyelim…
Yorum yazan: pediatrist — Ağustos 8, 2007 @ 7:59 am
Uzgunum Pediatrist Hanim. Daha onceki birkac kandilde gec kaldigim hatta “gecmis kandilinz” demek zorunda kaldigim icin bu defa cabuk sarildm silaha. Aslinda bana 3 gun oncesinden bile tebrikler geldi. En erkenci olma sifati hic yakismaz fakire; en sona kalma olma ayri mesele.
Dualariniz icin amiin. Bilmukabele
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 8, 2007 @ 8:55 am
..Miraç gecesi bir bir açılıyorken gökler
Seni selamlıyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldiki durdu bütün melekler
Hakka yalnız yürüdün ya Hazreti Muhammed..
Yorum yazan: ömer — Ağustos 8, 2007 @ 9:37 am
Valla ne diyeyim, ilk gördüğüm de ben de miracı ıskaladığımı zannettim. Neyseki yorumları okuyunca kendime geldim. Şimdiden sizlerin bu mübarek gecesini kutlarım, saygılar…
Yorum yazan: Talha Can — Ağustos 8, 2007 @ 11:51 am
Selamun Aleyküm Bekir Bey;
Sizinde Mirac Kandiliniz mübarek olsun.
Allah’a emanet olun…
Yorum yazan: dogu — Ağustos 8, 2007 @ 1:27 pm
s.a.
adına
Allah’a hamd, yolda kalmışların biricik rehberi Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya (sav), tertemiz ailesine, ashabı güzinine salat ü selam ediyor ve genelleme ile dahi sayamayacağımız nimetler (Nahl 1
Ne Mutlu Bize
Paylaştıkça büyüyecek İmanımız-Miracımız var.
Ne mutlu bize
Paylaşacak dostlarımız var.
Ne mutlu bize
…
Selam, Saygı ve Muhabbetle Muvahhid kalın inşAllah.
Yorum yazan: Selahattin — Ağustos 8, 2007 @ 3:19 pm
yarin kandili mahallemize cocuklarimizla hatirlatmayi planliyoruz
gecen bayram cocuklara verdikleri sekerleme ve cikolatalar bu kandilde BUYUK DUALARLA cogaltilmis olarak minik paketlerde geri donecek 
yaslari 4 ila 11 arasinda 7 minikle kapi kapi dolasip , komsularimizla kandillesecegiz
biz kucukken buyuk agabeylerimizin ardinda ellerimizde mumlarla( mumlari tasima serefi “abi”lerindi tabiii:)) dolasirdik hatirladikca gozlerim dolar.(gittigimiz evler de hazir olurdu o gece icin. bugun ise cocuklarin bos donme riski yuksek oldugundan kendi hediyelerimizle cikacagiz sokaklara )
belki bu kandil de , bu cocuklara ve onlar sayesinde hatirlayacak olanlara tatli bir hatira kalir yillar sonraya …
isil isil yasanilan nice kandillere..
saygilar
Yorum yazan: aysemine — Ağustos 9, 2007 @ 7:44 pm
ne kadar hoş bi düşünce…
hayırlı kandiller
Yorum yazan: pediatrist — Ağustos 10, 2007 @ 7:16 am
bize buyukler icin siradan olan pek cok sey miniklere olagan ustu gelebiliyor
gecen mevlid kandilinde Efendimiz (sav) icin dogum gunu tertiplemistik. rengaren bir pasta yapip Efendimiz(sav) ´den gelen hediyeleri miniklere dagitmistik ,onlarda birer “Subhaneke” ile mukabele etmislerdi
silinmeyecek izler birakma cabasindayiz Rabb hepimize yardim etsin
saygilar
Yorum yazan: aysemine — Ağustos 10, 2007 @ 8:34 am
Miracınınız ve Cumanız mübarek olsun Bekir Bey…
Yorum yazan: Talha Can — Ağustos 10, 2007 @ 9:48 am
Basarilarinizin devamini dilerim.
Selametle…
Yorum yazan: ~ Ehlisünnetgülü ~ — Ağustos 10, 2007 @ 12:28 pm
Aysemine Hanim’in Mirac Gecesi Plani beni de pediatrist hanim gib mutehassis etti. Ozellikle Aysemine Hanim’in yurt disinda oldugunu bildigim icin, hayatinin yarisini yurt disinda gecirmis biri olrak bunun manasini biraz daha iyi anlarim.
Butun dostlarin dualari icin amiin. Allah butun dua edenlerden razi olsun; dualarini kabul eylesin.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 10, 2007 @ 8:48 pm
Sevgili Bekir bey,
biraz gecikmiş olmakla birlikte, ben de Miracınızı tebrik etmek istedim..
En içten sevgi ve saygılarımla..
Yorum yazan: Ece — Ağustos 11, 2007 @ 6:47 pm
Tesesekkuler Ece Hanim. Mirac Gecesi yaptiginiz dualarin kabulunu temenni ederim.
Selam, saygi ve muhabbetle
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 11, 2007 @ 7:04 pm
Türkçe İbadet konusunda fikirlerinizi merak ediyorum. O konuda bir yazı yazar mısınız?
Her namaza duruşumda bu defa türkçe mi kılsam diye tereddüt ediyorum. Aklım bu konuda çok karışık
Neden ibadeti Türkçe değil de Arağça yapıyoruz
Yorum yazan: ömer — Ağustos 14, 2007 @ 10:05 pm
İŞKENCECİLER-1
“Yarım doktordur” işkenceci kafirler ;
Çünkü adamı öldürmeyecek kadar
Eziyet etmeyi bilirler..
Neyin iz bırakıp neyin iz bırakmayacağını
Neyin anında neyin zaman içinde
Sakatlıklara ya da hastalıklara
Sebep olacağını iyi bilirler..
“Yarım kasaptır” işkenceci kafirler ;
Çünkü ALLAH’ın kullarını
Kesme, biçme, çizme
Deşme, çıkarma, yüzme
Ve ölüm infazı işlerinde
Uzmandırlar bu emir kulları…
“Yarım psikologdur” işkenceci kafirler ;
İnsan olamamışlar ama
Her seferinde biraz daha
İnsan sarrafı olmuşlardır..
Ama biz dostum;
“Tam Akıncı”yız…
ALLAH a dost olan
Tam olur..
Bin yarım, bin çeyrek toplansa
Bir tam’a
Bir şey yapmış olmaz
Her şeyi yapsalar bile !!!
İŞKENCECİLER-2
İşkence etmenin
Emir kulu olmak
Ya da
Ekmek parası
Yahut
Baskı altında kalmışlık
Veya
Düzeni korumakla
Bir ilgisi yoktur !
İşkence etmek
Daha çok
Eden kişinin
Annesi ile ilgili bir durumdur…
Yorum yazan: akıncı zülfikar — Ekim 15, 2007 @ 11:01 am
http://www.youtube.com/watch?v=1n59lkTggl0&eurl=http://sehitlerkervani.com/anasayfa.htm
Yorum yazan: Selahattin — Kasım 8, 2007 @ 2:52 pm