<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>Akıllı Tasarım (AT)  hakkında iki site yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/</link>
	<description>&#34;Rüyalarınız öldüğünde ölürsünüz “ MLK</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Dec 2009 13:38:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>muratS tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-5870</link>
		<dc:creator>muratS</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2008 21:50:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-5870</guid>
		<description>tek sorun bilimin illede materyalizm temeline oturtulması bilim gerçekten iddia edildiği gibi şüpheci olsa sorun yok 
 
not:da vinci nin behe kendi kafasına göre evrim modeli çiziyor cümlesi kesinlikle yanlış yok öyle yağma işinize geldimi adım adım işinize gelmedimi bazen bir mutasyon çok daha fazla protein kodlanmasına yol açar(yani açıkça bilimsel açıklama yerine mucizeye kafa sallarlar) indirgenemez komplekslik iddiasına verdikleri cevaplarda bunu söylüyorlar</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>tek sorun bilimin illede materyalizm temeline oturtulması bilim gerçekten iddia edildiği gibi şüpheci olsa sorun yok </p>
<p>not:da vinci nin behe kendi kafasına göre evrim modeli çiziyor cümlesi kesinlikle yanlış yok öyle yağma işinize geldimi adım adım işinize gelmedimi bazen bir mutasyon çok daha fazla protein kodlanmasına yol açar(yani açıkça bilimsel açıklama yerine mucizeye kafa sallarlar) indirgenemez komplekslik iddiasına verdikleri cevaplarda bunu söylüyorlar</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa Ajlan ABUDAK tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4844</link>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan ABUDAK</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Sep 2007 18:28:37 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4844</guid>
		<description>Sayın Hançerlioğlu 

 İlk olarak çok yoğun bir dönem geçirdiğim için Bekir Beyin bloguna uğramaya açıkcası pek fırsatım olmadı.Bu sebeple sizin değerli yorumunuza cevap veremedim özür diliyorum.(Da Vinciye sitemde gereğinden bile fazla vermeme rağmen) . Shapironun makaelsinde kıt aklımla anladığım olasılık dairesinindeki imkansızlıkların ne kadar büyük olduğunu ve Paley deyimiyle&#039;&#039;exceeds all computation&#039;&#039; şeklinde materyalizmin önünde durduğunu anlatmaktı amacım.

 Makalede Shapiro paradigmayı değiştirmek derken bile sonunda Darwinizme bağlıyor halbuki Darwinizm yaşamın başlangıçı hususunu görmezden gelir yada onla ilgili değilim der.Öyleyse bu davranışın açıklaması ne olabilir? Tabi bir paradigmaya sarılmak ve onun aydınlık ışığı! ile dünyaya bakmak bazen insanları ancak onun gösterebildiklerini görmekle yükümlü kılıyor.

 Ben Shapironun yazı içersindeki paradoksal durumlarına dikkat çektim, hem golf sahası örneğini vereceksiniz sonra yerel çevreni diktesi ardından meteorların yaşamı döllemesinden bahsedeceksiniz hemde bunları da başta bahsettiğiniz  olasılık ve oluşma şanslarının küçüklüğüne karşın söyleyeceksiniz..  Bu mu sizin anladığınız bilimsel yaklaşıma saygı? Bence bu bir inancın (Darwinizmin) savunulmasından bşak hiç bir şey değildir.

 Benim çıkarımlarıma katılmayabilirsiniz ve bunu nedenselleştiremek için kendinizce uğraşırsınız.Bu makalenin altında blogumda çok uzun bir tartışma sürdü. Orada sizin sıkıntılarınızda kapsayan bir çok soruya cevap verdim.Şurası muhakkak ki bilim kimsenin ne algı tekelindedir nede yöntem tekelindedir. Bir yere hasbel kader gelip statükonun değirmeninde unculuk yapıp, bilimsellik naraları atmak derdi bilim olan insanların yaşam düsturu mudur?(söz meclisten dışarı)Yoksa bilimsellik kriterlerini (testedileblilik,gözlemlenebilirlik ve ön görebilirlik) doğru dürüst karşılayamayan Darwinizmi yegane bilimsel gerçekmiş gibi kabul etmek mi bilimsellik demektir.(teoriyi kanun saymak)

Bir bilim insanına istediğinizi söyletip sonra onun üstünden o kadar büyük iddialarda bulunmanız bence pek doğru olmaz.&#039;&#039;Evet bunda da haklısınız Bunları ben söylemiştim;

‘‘Hayat Darwin’in evrimini zorlayan, kendi kendine yeterli kimyasal bir sistemdir.’’

Problem şu analojiyi akla getirmektedir: 18 delikli bir sahada golf oynayan bir golf oyuncusu düşleyin, daha sonra farz edelim ki top oyuncu olmadan kendi kendine bu sahada oyuna devam etsin. İşte bu çalışmada böyle bir olasılığı göstermektedir. Prebiyotik sentezin, nükleotidleri oluşturması için doğal güçlerden meydana gelen (depremler, rüzgârlar, kasırgalar, seller vs gibi) bir birleşimin golf sahasındaki topun gerçekleştirdiği sonucu yeterince zaman verilirse gerçekleştirebileceğini kabul etmek zorundadırlar. RNA’nın kendi kendine oluşumunu engelleyecek herhangi bir doğa yasası bulunmamaktadır,

-- fakat bunun gerçekleşmesi için gerekli şans gerçektende devasadır.--

&#039;&#039;Hatta eğer doğa uygun inşa malzemelerini içeren ilkel bir çorba oluşturmuş olsa bile, ister nükleotidler ister daha basit temsilcileri olsun, bunların kopyalayıcı içinde kendi kendilerinle birleşmesi olasılığını,

 --&#039;&#039;çorbanın oluşması için gerekli olasılığı sayısal bakımdan gölgede bırakmaktadır.&#039;&#039;--

&#039;&#039;Bu duruma aldırış etmeyen doğal süreçler, teorik olarak birimleri çoğaltıcı ve katalitik işlevleri desteleyecek şekilde, daha uzun bir geometrik temel yapıda değil de bağlantı uçları kapanmış, devasa çeşitlilikte zincirleri rasgele süreçlerle birleştirir. Bu en son sürecin oluşma olasılığı o kadar küçüktür ki,

--&#039;&#039; bunu bilinen evrenin herhangi bir yerinde gerçekleşmesi istisnai bir şans olarak görülmelidir.&#039;&#039;--

ilk baştaki açıklamaya binaen Paradoksal açıklaması&#039;&#039;Daha önemli olan, burada genel prensibi ortaya koyarak ileriki araştırmalar için kullanılabilir kılmaktır. Hayat için birçok olası yol mevcuttur, bunların arasındaki tercih 

-yerel çevre tarafından dikte edilir.- (Darwin söylemişti buna benzer bişey galiba)&#039;&#039;

  Evet gerçekten aşırı gitmişim.Şu satırlarınızada katılmamak mümkün değil&#039;&#039;Yoksa isteyen istediği konuda kafa yorar, diplomada gerekmez, buna kimsede karışamaz&#039;&#039;. Sizi anlıyorum sıkıntılar çok ama son yaklaşıyor maalesef. Bunu ancak geçiktirebilirsiniz,Darwinizmin(mekanizmaların değil onun atesit naturalist yorumunun) sonu kaçınılmazdır.

Saygılarımla..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Hançerlioğlu </p>
<p> İlk olarak çok yoğun bir dönem geçirdiğim için Bekir Beyin bloguna uğramaya açıkcası pek fırsatım olmadı.Bu sebeple sizin değerli yorumunuza cevap veremedim özür diliyorum.(Da Vinciye sitemde gereğinden bile fazla vermeme rağmen) . Shapironun makaelsinde kıt aklımla anladığım olasılık dairesinindeki imkansızlıkların ne kadar büyük olduğunu ve Paley deyimiyle&#8221;exceeds all computation&#8221; şeklinde materyalizmin önünde durduğunu anlatmaktı amacım.</p>
<p> Makalede Shapiro paradigmayı değiştirmek derken bile sonunda Darwinizme bağlıyor halbuki Darwinizm yaşamın başlangıçı hususunu görmezden gelir yada onla ilgili değilim der.Öyleyse bu davranışın açıklaması ne olabilir? Tabi bir paradigmaya sarılmak ve onun aydınlık ışığı! ile dünyaya bakmak bazen insanları ancak onun gösterebildiklerini görmekle yükümlü kılıyor.</p>
<p> Ben Shapironun yazı içersindeki paradoksal durumlarına dikkat çektim, hem golf sahası örneğini vereceksiniz sonra yerel çevreni diktesi ardından meteorların yaşamı döllemesinden bahsedeceksiniz hemde bunları da başta bahsettiğiniz  olasılık ve oluşma şanslarının küçüklüğüne karşın söyleyeceksiniz..  Bu mu sizin anladığınız bilimsel yaklaşıma saygı? Bence bu bir inancın (Darwinizmin) savunulmasından bşak hiç bir şey değildir.</p>
<p> Benim çıkarımlarıma katılmayabilirsiniz ve bunu nedenselleştiremek için kendinizce uğraşırsınız.Bu makalenin altında blogumda çok uzun bir tartışma sürdü. Orada sizin sıkıntılarınızda kapsayan bir çok soruya cevap verdim.Şurası muhakkak ki bilim kimsenin ne algı tekelindedir nede yöntem tekelindedir. Bir yere hasbel kader gelip statükonun değirmeninde unculuk yapıp, bilimsellik naraları atmak derdi bilim olan insanların yaşam düsturu mudur?(söz meclisten dışarı)Yoksa bilimsellik kriterlerini (testedileblilik,gözlemlenebilirlik ve ön görebilirlik) doğru dürüst karşılayamayan Darwinizmi yegane bilimsel gerçekmiş gibi kabul etmek mi bilimsellik demektir.(teoriyi kanun saymak)</p>
<p>Bir bilim insanına istediğinizi söyletip sonra onun üstünden o kadar büyük iddialarda bulunmanız bence pek doğru olmaz.&#8221;Evet bunda da haklısınız Bunları ben söylemiştim;</p>
<p>‘‘Hayat Darwin’in evrimini zorlayan, kendi kendine yeterli kimyasal bir sistemdir.’’</p>
<p>Problem şu analojiyi akla getirmektedir: 18 delikli bir sahada golf oynayan bir golf oyuncusu düşleyin, daha sonra farz edelim ki top oyuncu olmadan kendi kendine bu sahada oyuna devam etsin. İşte bu çalışmada böyle bir olasılığı göstermektedir. Prebiyotik sentezin, nükleotidleri oluşturması için doğal güçlerden meydana gelen (depremler, rüzgârlar, kasırgalar, seller vs gibi) bir birleşimin golf sahasındaki topun gerçekleştirdiği sonucu yeterince zaman verilirse gerçekleştirebileceğini kabul etmek zorundadırlar. RNA’nın kendi kendine oluşumunu engelleyecek herhangi bir doğa yasası bulunmamaktadır,</p>
<p>&#8211; fakat bunun gerçekleşmesi için gerekli şans gerçektende devasadır.&#8211;</p>
<p>&#8221;Hatta eğer doğa uygun inşa malzemelerini içeren ilkel bir çorba oluşturmuş olsa bile, ister nükleotidler ister daha basit temsilcileri olsun, bunların kopyalayıcı içinde kendi kendilerinle birleşmesi olasılığını,</p>
<p> &#8211;&#8221;çorbanın oluşması için gerekli olasılığı sayısal bakımdan gölgede bırakmaktadır.&#8221;&#8211;</p>
<p>&#8221;Bu duruma aldırış etmeyen doğal süreçler, teorik olarak birimleri çoğaltıcı ve katalitik işlevleri desteleyecek şekilde, daha uzun bir geometrik temel yapıda değil de bağlantı uçları kapanmış, devasa çeşitlilikte zincirleri rasgele süreçlerle birleştirir. Bu en son sürecin oluşma olasılığı o kadar küçüktür ki,</p>
<p>&#8211;&#8221; bunu bilinen evrenin herhangi bir yerinde gerçekleşmesi istisnai bir şans olarak görülmelidir.&#8221;&#8211;</p>
<p>ilk baştaki açıklamaya binaen Paradoksal açıklaması&#8221;Daha önemli olan, burada genel prensibi ortaya koyarak ileriki araştırmalar için kullanılabilir kılmaktır. Hayat için birçok olası yol mevcuttur, bunların arasındaki tercih </p>
<p>-yerel çevre tarafından dikte edilir.- (Darwin söylemişti buna benzer bişey galiba)&#8221;</p>
<p>  Evet gerçekten aşırı gitmişim.Şu satırlarınızada katılmamak mümkün değil&#8221;Yoksa isteyen istediği konuda kafa yorar, diplomada gerekmez, buna kimsede karışamaz&#8221;. Sizi anlıyorum sıkıntılar çok ama son yaklaşıyor maalesef. Bunu ancak geçiktirebilirsiniz,Darwinizmin(mekanizmaların değil onun atesit naturalist yorumunun) sonu kaçınılmazdır.</p>
<p>Saygılarımla..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Bekir L. Yildirim tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4298</link>
		<dc:creator>Bekir L. Yildirim</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Aug 2007 23:21:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4298</guid>
		<description>Da Vinci&#039;nin yorumu Akismet&#039;e takilmis nedense, diger bircok yorumla beraber.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Da Vinci&#8217;nin yorumu Akismet&#8217;e takilmis nedense, diger bircok yorumla beraber.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hançerlioğu tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4287</link>
		<dc:creator>Hançerlioğu</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Aug 2007 18:24:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4287</guid>
		<description>Tekrar merhaba,
Mustafa bey adaşım. Shapiroyu okumamı tavsiye etmiştiniz daha önceki yorumlarınızda. Okudum, son okuduğum da sizin çevirisini sitenize koyduğunuz 8 sayfalık makalesi. Orjinal metni de okudum sizin yorumunuzu da. Herşeyden önce yanlış anladığınızı belirtmek isterim. Yorumunuzda var olduğunu savladığınız neredeyse hiçbir iddia o makalede mevcut değil. Herhangi bir &quot;itiraf&quot; da söz konusu değil.

&quot;cansız maddeden canlı yapılara geçiş için gerekli olan koşulların bilimsel olarak ne kadar imkânsız olduğunu ortaya koymakta.&quot; demişsiniz. Makalede bu anlamda böyle birşey yok! Ne başında nede sonunda.

&quot;Oparin’den Miller uzanan materyalist Darwinci yaklaşımın artık tamamen içinden çıkılamaz imkansızlıklarla yüzleşmek zorunda kaldığını belirtiyor&quot; demişsiniz. Makalede yine böyle birşey yok! Bilimsel evrim tartışmalarında ilk aşama için onlarca farklı hipotez var. RNA yı baz alan hipotezler var ve Shapiro üstüne basa basa bu hipotezlerin imkansız değil fakat canlılığı açıklamakta yetersiz olduğunundan bahsediyor. Yani RNA bazlı hipotezi eleştiriyor kendisi. Sizin yorumunuzda iddia ettiğiniz şeye kıyısından köşesinden değinmiyor gerçekten. 

&quot;Moleküler yapıların bugün doğada gözlemlediğimiz görevleri ve oluşturulma süreçlerinin ilkel dünya koşullarında ortada maddesel hiçbir sebep yokken aniden ortaya çıkmasının, matematik biliminin olasılık hesaplarının sınırlarını bile aştığını açık yüreklilikle kabul ediyor&quot; demişsiniz. Yine makalenin herhangi bir yerinde böyle birşey yok! Tamamen spesifik bir hipoteze atıfta bulunarak o hipotez için olasılığın yeterli olmadığını belirtiyor açık açık, genel bir değerlendirme söz konusu değil, fakat sizin yorumunuzda sanki öyle olduğu yazılmış gibi geçiyor.

Bu şekilde devam edebilirim...

Şimdi kaçırdığınız çok önemli bir nokta var. Evrim teorisi var olan ve izi sürülebilen canlılığı baz alarak önerme yapıyor, hipotez geliştiriyor. İlk oluşuma ilişkin herhangi bir ön kabul şart koşmuyor. Bu bağlamda bu tartışmaları Evrim teorisi ile &quot;Neo-Darwinizm&quot; diyerek birleştirmeniz doğru değil. Ayrıca Shapironun makalesinin hiçbiryerinde Neo-Darwinizm sözü geçmiyor. Fakat yorumunuzu okurken sanki böyle birşey varmış gibi sunmuşsunuz, bunun sizin yorumunuz yada adlandırmanız olduğu kesinlikle belli değil.
 
Yorum ve çeviri yaparken genelde doğrudan aktarımlarda yorum yapan kişinin &quot;yorumu&quot; ve aktarılan kişinin sözleri genelde ayrı tutulur yada aksi söz konusu ise bu açıkca belirtilir. Özne ve nesne ayrıştırılabilir olmalı diye düşünüyorum. Yoksa onun adı yorum değil, başka birşeydir!

Velhasıkellam, Shapironun hiç yazmadığı şeyleri yazmış gibi göstermişsiniz. Bu şekilde bir makale okuması yapıp ondan sizin yaptığınız şekilde anlamlar çıkartırsanız aynen isimlerini bolca zikrettiğiniz yazarlar gibi yapmış olursunuz. Ama bu bilimsel olmaz kesinlikle. Bilimsel cabanın önemli bir bölümü var olan literatürü iyi okuyabilmekten geçiyor. Bir bilim insanının makalesini alıp, ilk bölümünü istediğiniz gibi yorumlayıp &quot;bak itiraf etti&quot; deyip övgü düzerek, son bölümü için de trajikomik, çok saçma diye yorumlayarak bir yere varırız belki, ama o vardığımız yer bilimsel namus ve adaba kanımca ters düşer. Refere ettiğiniz o kadar yazıyı gerçekten zaman ayırarak okumuş bir kişi olarak bunu belirtme hakkı görüyorum kendimde. Eğer derdiniz bilim yapmak değil ise, ve söz konusu alanda yetkin değilseniz, Bir bilim insanına istediğinizi söyletip sonra onun üstünden o kadar büyük iddialarda bulunmanız bence pek doğru olmaz. (Yoksa isteyen istediği konuda kafa yorar, diplomada gerekmez, buna kimsede karışamaz.)

Saygılarımla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tekrar merhaba,<br />
Mustafa bey adaşım. Shapiroyu okumamı tavsiye etmiştiniz daha önceki yorumlarınızda. Okudum, son okuduğum da sizin çevirisini sitenize koyduğunuz 8 sayfalık makalesi. Orjinal metni de okudum sizin yorumunuzu da. Herşeyden önce yanlış anladığınızı belirtmek isterim. Yorumunuzda var olduğunu savladığınız neredeyse hiçbir iddia o makalede mevcut değil. Herhangi bir &#8220;itiraf&#8221; da söz konusu değil.</p>
<p>&#8220;cansız maddeden canlı yapılara geçiş için gerekli olan koşulların bilimsel olarak ne kadar imkânsız olduğunu ortaya koymakta.&#8221; demişsiniz. Makalede bu anlamda böyle birşey yok! Ne başında nede sonunda.</p>
<p>&#8220;Oparin’den Miller uzanan materyalist Darwinci yaklaşımın artık tamamen içinden çıkılamaz imkansızlıklarla yüzleşmek zorunda kaldığını belirtiyor&#8221; demişsiniz. Makalede yine böyle birşey yok! Bilimsel evrim tartışmalarında ilk aşama için onlarca farklı hipotez var. RNA yı baz alan hipotezler var ve Shapiro üstüne basa basa bu hipotezlerin imkansız değil fakat canlılığı açıklamakta yetersiz olduğunundan bahsediyor. Yani RNA bazlı hipotezi eleştiriyor kendisi. Sizin yorumunuzda iddia ettiğiniz şeye kıyısından köşesinden değinmiyor gerçekten. </p>
<p>&#8220;Moleküler yapıların bugün doğada gözlemlediğimiz görevleri ve oluşturulma süreçlerinin ilkel dünya koşullarında ortada maddesel hiçbir sebep yokken aniden ortaya çıkmasının, matematik biliminin olasılık hesaplarının sınırlarını bile aştığını açık yüreklilikle kabul ediyor&#8221; demişsiniz. Yine makalenin herhangi bir yerinde böyle birşey yok! Tamamen spesifik bir hipoteze atıfta bulunarak o hipotez için olasılığın yeterli olmadığını belirtiyor açık açık, genel bir değerlendirme söz konusu değil, fakat sizin yorumunuzda sanki öyle olduğu yazılmış gibi geçiyor.</p>
<p>Bu şekilde devam edebilirim&#8230;</p>
<p>Şimdi kaçırdığınız çok önemli bir nokta var. Evrim teorisi var olan ve izi sürülebilen canlılığı baz alarak önerme yapıyor, hipotez geliştiriyor. İlk oluşuma ilişkin herhangi bir ön kabul şart koşmuyor. Bu bağlamda bu tartışmaları Evrim teorisi ile &#8220;Neo-Darwinizm&#8221; diyerek birleştirmeniz doğru değil. Ayrıca Shapironun makalesinin hiçbiryerinde Neo-Darwinizm sözü geçmiyor. Fakat yorumunuzu okurken sanki böyle birşey varmış gibi sunmuşsunuz, bunun sizin yorumunuz yada adlandırmanız olduğu kesinlikle belli değil.</p>
<p>Yorum ve çeviri yaparken genelde doğrudan aktarımlarda yorum yapan kişinin &#8220;yorumu&#8221; ve aktarılan kişinin sözleri genelde ayrı tutulur yada aksi söz konusu ise bu açıkca belirtilir. Özne ve nesne ayrıştırılabilir olmalı diye düşünüyorum. Yoksa onun adı yorum değil, başka birşeydir!</p>
<p>Velhasıkellam, Shapironun hiç yazmadığı şeyleri yazmış gibi göstermişsiniz. Bu şekilde bir makale okuması yapıp ondan sizin yaptığınız şekilde anlamlar çıkartırsanız aynen isimlerini bolca zikrettiğiniz yazarlar gibi yapmış olursunuz. Ama bu bilimsel olmaz kesinlikle. Bilimsel cabanın önemli bir bölümü var olan literatürü iyi okuyabilmekten geçiyor. Bir bilim insanının makalesini alıp, ilk bölümünü istediğiniz gibi yorumlayıp &#8220;bak itiraf etti&#8221; deyip övgü düzerek, son bölümü için de trajikomik, çok saçma diye yorumlayarak bir yere varırız belki, ama o vardığımız yer bilimsel namus ve adaba kanımca ters düşer. Refere ettiğiniz o kadar yazıyı gerçekten zaman ayırarak okumuş bir kişi olarak bunu belirtme hakkı görüyorum kendimde. Eğer derdiniz bilim yapmak değil ise, ve söz konusu alanda yetkin değilseniz, Bir bilim insanına istediğinizi söyletip sonra onun üstünden o kadar büyük iddialarda bulunmanız bence pek doğru olmaz. (Yoksa isteyen istediği konuda kafa yorar, diplomada gerekmez, buna kimsede karışamaz.)</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Da Vinci tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4206</link>
		<dc:creator>Da Vinci</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Aug 2007 12:47:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4206</guid>
		<description>Mustafa bey,

Volkan beye cevaben 
&lt;blockquote&gt;AT’ciler Tanrı’nın evrene “müdahale” mekanizmasını gösterebilmiş değiller. Evrene bu şekilde “müdahale” edildiğine dair ortada somut bir kanıt yok, sadece soyut çıkarımlar mevcut demiş.

Kendisine Behe’nin Temmuz ayında çıkan kitabını edinmesini öneririm.İstediği örnekler çokça mevcut.&lt;/blockquote&gt;
demişsiniz. Behe&#039;nin son kitabında akıllı tasarımla ilgili hiçbir şey yok. AT&#039;nin mekanizmalarıyla ilgili de hiçbir şey yok. Yani ortada sizin bahsettiğiniz gibi örnek falan yok.

Kitapta Behe kendi anladığı şekliyle &quot;darwinci evrimin&quot; sınırlarını çiziyor. Ama sorun Behe&#039;nin evrim anlayışında. Mekanizmaları kendine göre değerlendirdiği için kendine göre sınırlar çiziyor. 

Behe&#039;nin AT mekanizmalarıyla (varmı öyle birşey?) ilgili söylediği hiçbir şey yok kitabında. Kitabı AT ile ilgili bir kitap değil tamamen kendi anladığı şekliyle &quot;darwinci evrim&quot; üzerine.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa bey,</p>
<p>Volkan beye cevaben </p>
<blockquote><p>AT’ciler Tanrı’nın evrene “müdahale” mekanizmasını gösterebilmiş değiller. Evrene bu şekilde “müdahale” edildiğine dair ortada somut bir kanıt yok, sadece soyut çıkarımlar mevcut demiş.</p>
<p>Kendisine Behe’nin Temmuz ayında çıkan kitabını edinmesini öneririm.İstediği örnekler çokça mevcut.</p></blockquote>
<p>demişsiniz. Behe&#8217;nin son kitabında akıllı tasarımla ilgili hiçbir şey yok. AT&#8217;nin mekanizmalarıyla ilgili de hiçbir şey yok. Yani ortada sizin bahsettiğiniz gibi örnek falan yok.</p>
<p>Kitapta Behe kendi anladığı şekliyle &#8220;darwinci evrimin&#8221; sınırlarını çiziyor. Ama sorun Behe&#8217;nin evrim anlayışında. Mekanizmaları kendine göre değerlendirdiği için kendine göre sınırlar çiziyor. </p>
<p>Behe&#8217;nin AT mekanizmalarıyla (varmı öyle birşey?) ilgili söylediği hiçbir şey yok kitabında. Kitabı AT ile ilgili bir kitap değil tamamen kendi anladığı şekliyle &#8220;darwinci evrim&#8221; üzerine.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Volkan Serin tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4172</link>
		<dc:creator>Volkan Serin</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Aug 2007 18:28:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4172</guid>
		<description>vadininbozkurdu,

Size cevap vermeyi unutmuşum kusura bakmayın :)

*****
“Bilim adamları tesadüfü müslüman tasarımı görür, bunda garip bir şey yok.” [VS]
----------
şimdi ben tasarım dersem bilim adamı olmam
tesadüf dersem dinden çıkarım
bu durumda müslüman bilim adamı olamaz anlamı çıkmaz mı ?
yağmur ise adı üzerinde “hava tahmini” , herzaman tutmuyor , dünyanın heryerinde de sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun ıskalamak mümkün
[VB]
-------------
****

Benim ilk cümlede demek istediğim şuydu:

Varlığa bakıp felsefi anlam çıkarmak bilimin alanına girmez, felsefenin alanına girer. Müslümanlık da felsefi bir duruştur.

Canlılığa, evrenin düzenine bakıp bundan bir Tasarımcıya ulaşmak bilimin işi değildir. Müslüman bilim adamı da Tanrı&#039;ya ilişkin kanaatlerini bilim dergisinde yayınlatamaz. Bilimin yöntemleri bellidir çünkü.

Bilim adamı &quot;tesadüf&quot; kelimesini maddi anlamda bilinçli bir müdahale (insan müdahalesi gibi) görmemesi anlamında kullanır. Müslümansa her tesadüfün arkasında Allah&#039;ı görür.

Bir de, ET ye göre, türlerin evrimleşmesi tesadüf değil, hayatın mekaniğinden kaynaklanan doğal bir sonuçtur.

Yağmur örneğini şunun için verdim. Bu gün bir çok olayın maddi sebeplerini biliyoruz. Ve bu olayları sadece o maddi sebeplerle açıklayabiliyoruz. Yine de bu olayların arkasında Allah&#039;ın iradesini görmeye devam ediyoruz. Aynı şey neden canlılık hakkında da söz konusu olmasın?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>vadininbozkurdu,</p>
<p>Size cevap vermeyi unutmuşum kusura bakmayın <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>*****<br />
“Bilim adamları tesadüfü müslüman tasarımı görür, bunda garip bir şey yok.” [VS]<br />
&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
şimdi ben tasarım dersem bilim adamı olmam<br />
tesadüf dersem dinden çıkarım<br />
bu durumda müslüman bilim adamı olamaz anlamı çıkmaz mı ?<br />
yağmur ise adı üzerinde “hava tahmini” , herzaman tutmuyor , dünyanın heryerinde de sistem ne kadar gelişmiş olursa olsun ıskalamak mümkün<br />
[VB]<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
****</p>
<p>Benim ilk cümlede demek istediğim şuydu:</p>
<p>Varlığa bakıp felsefi anlam çıkarmak bilimin alanına girmez, felsefenin alanına girer. Müslümanlık da felsefi bir duruştur.</p>
<p>Canlılığa, evrenin düzenine bakıp bundan bir Tasarımcıya ulaşmak bilimin işi değildir. Müslüman bilim adamı da Tanrı&#8217;ya ilişkin kanaatlerini bilim dergisinde yayınlatamaz. Bilimin yöntemleri bellidir çünkü.</p>
<p>Bilim adamı &#8220;tesadüf&#8221; kelimesini maddi anlamda bilinçli bir müdahale (insan müdahalesi gibi) görmemesi anlamında kullanır. Müslümansa her tesadüfün arkasında Allah&#8217;ı görür.</p>
<p>Bir de, ET ye göre, türlerin evrimleşmesi tesadüf değil, hayatın mekaniğinden kaynaklanan doğal bir sonuçtur.</p>
<p>Yağmur örneğini şunun için verdim. Bu gün bir çok olayın maddi sebeplerini biliyoruz. Ve bu olayları sadece o maddi sebeplerle açıklayabiliyoruz. Yine de bu olayların arkasında Allah&#8217;ın iradesini görmeye devam ediyoruz. Aynı şey neden canlılık hakkında da söz konusu olmasın?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hancerlıoglu tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4140</link>
		<dc:creator>Hancerlıoglu</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Aug 2007 01:12:11 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4140</guid>
		<description>Tekrar merhaba,
Bir iki kelimede şu olasılık hesapları ile ilgili bişeyler yazacaktım fakat arada unutmuşum.

Görüngülere çok statik ve mekanik bir şekilde bakarsak söz konusu olasılık hesapları içersinde kaybolup gideriz, yukarılarda verilen örneklerde ve tüm benzer tartışmalarda olduğu gibi. Daha önce okuduğum bir yazı ile harmanlayıp bir örnek vermek istiyorum. Şimdi dünyadaki şu an varolan ekonomik sistemi ele alalım tüm öğeleri ile, köşedeki bakkalın rafindaki Eti lolipop dan başlayıp, borsalara, fabrikalara, sermaye akışına, sendikal hareketlere oradan borsanın tüm ekonomik sistemin verili durumuna göre tepkilerini vs.vs. Karşımızda devasa bir sistem, olağan üstü karmaşıklıkta bir düzen var. Ve bu sistemin birden çok fonksiyonu, ikiden çok bileşeni var. İşleyişine ilişkin herhangi bir parçasını söküp çıkartırsak, şu anki sistem çalışmaz. Örneğin mekanik bir bakış ile ve bir cımbızı alıp değişim değeri içeren parayı saf dışı bırakırsak şu anki sistem durur. Yada emek gücünü saf dışı bıraktığımızda, yine aynı şekilde şu anki sistem çalışamaz hale gelir. Şu anda yerine getirilen fonksiyonların büyük bölümü işlemez hale gelir. Yani mekanik-statik bir mantıkla bakarsak şu an tecrübe ettiğimiz ekonomik düzenin &quot;Irreducible complex&quot; olduğunu zannederiz. Fakat gerçekte bunun böyle olmadığı sanırım tartışma götürmez. Ekonomik sistem değişik aşamalardan geçerek, bazı öğeleri saf dışı kalmış ve yenileri eklenmiştir dinamik olarak. Şimdi bu bakış açısına şöyle bir itirazımız olabilir, &quot;e ama bu ekonomik sistemi insan yaratmıştır, yani bir yaratanı vardır&quot;. Ama bu pek tutarlı olmaz çünkü insan ve eylemi bizzat bu ekonomik sisteme içkindir, aynen insanların birbiri ile kurdukları ilişki yada coğrafi koşulların ekonomik sistemin üzerindeki etkisi gibi içsel bir faktördür sadece. Şu anda tecrübe edilen ekonomik düzen bir bütün olarak tasarlanmamıştır, hiç kimse aşağıdaki bakkalın lolipop bulunduracağını istanbulda bir borsanın olacağını hesaplayıp tasarlamadı tek elden. Bunlar yaşanan ekonomik süreçlerin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmesi ile oluştu, belirli bir tasarımcının eli ile değil. Evet, Adam Smith bir &quot;gizli el&quot;den bahsediyor, fakat bu gizli el uzay-zaman ötesi birşey değil, bizzat sistemin bütününün oluşturduğu bir iç dinamiktir. Sonuç olarak, karşımızda tek elden bir bütün olarak tasarlanmamış, olağan üstü bir karmaşıklığı olan ve tıkır tıkır işleyen bir sistem var. Belirli dönemlerde birtakım funksiyonların çalışması için elzem olan öğeleri, sistemin dinamik doğası gereği ya başkalaşıyor yada zamanla büsbütün yok oluyor. Şimdi yine mekanik gözlüğümüzü takalım ve bu büyük sistemi atomik parçalara ayıralım. işçilere,borsa binalarına, bilgisayarlara, bilgisayarlar arasındaki bağlantı kablolarına, telefon şebekesinin mekanik parçalarına, bir bakkalın rafındaki çikolatalara vs.vs. Tüm bu parçalar şimdi bir çuval içinde bize verilmiş olsun. Bir olasılık sistemi kuralım ve tüm bu parçaları bu oluşturduğumuz olasılık sitemine göre rastgele bir şekilde birleştirmeye çalışalım. Bırakın şu anki mevcut sistemi, herhalde feodal dönem öncesi bir ekonomik sistemin karikatür halini bile oluşturamayız rastgele parçaları birleştirmeye çalışarak. Buna rağmen şu an varolan sistemin bir bütün olarak tek elden tasarlandığını iddia edemeyiz herhalde.

Verdiğim benzetme elbette doğrudan biyolojik süreçler ile karşılanamaz, ama uygulanan olasılık hesaplarının birçok şeyi görmezden geldiğini göstermesi açısından iyi bir örnek. Şimdi bir moleküler dizini ele alıp, onun geçtiği merhalelerin, içinde bulunmuş olabileceği farklı koşulları görmezden gelerek söz konusu dizini parçalara ayırıp zar atarak birleştirmeye çalışmak en hafif deyimiyle komik.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tekrar merhaba,<br />
Bir iki kelimede şu olasılık hesapları ile ilgili bişeyler yazacaktım fakat arada unutmuşum.</p>
<p>Görüngülere çok statik ve mekanik bir şekilde bakarsak söz konusu olasılık hesapları içersinde kaybolup gideriz, yukarılarda verilen örneklerde ve tüm benzer tartışmalarda olduğu gibi. Daha önce okuduğum bir yazı ile harmanlayıp bir örnek vermek istiyorum. Şimdi dünyadaki şu an varolan ekonomik sistemi ele alalım tüm öğeleri ile, köşedeki bakkalın rafindaki Eti lolipop dan başlayıp, borsalara, fabrikalara, sermaye akışına, sendikal hareketlere oradan borsanın tüm ekonomik sistemin verili durumuna göre tepkilerini vs.vs. Karşımızda devasa bir sistem, olağan üstü karmaşıklıkta bir düzen var. Ve bu sistemin birden çok fonksiyonu, ikiden çok bileşeni var. İşleyişine ilişkin herhangi bir parçasını söküp çıkartırsak, şu anki sistem çalışmaz. Örneğin mekanik bir bakış ile ve bir cımbızı alıp değişim değeri içeren parayı saf dışı bırakırsak şu anki sistem durur. Yada emek gücünü saf dışı bıraktığımızda, yine aynı şekilde şu anki sistem çalışamaz hale gelir. Şu anda yerine getirilen fonksiyonların büyük bölümü işlemez hale gelir. Yani mekanik-statik bir mantıkla bakarsak şu an tecrübe ettiğimiz ekonomik düzenin &#8220;Irreducible complex&#8221; olduğunu zannederiz. Fakat gerçekte bunun böyle olmadığı sanırım tartışma götürmez. Ekonomik sistem değişik aşamalardan geçerek, bazı öğeleri saf dışı kalmış ve yenileri eklenmiştir dinamik olarak. Şimdi bu bakış açısına şöyle bir itirazımız olabilir, &#8220;e ama bu ekonomik sistemi insan yaratmıştır, yani bir yaratanı vardır&#8221;. Ama bu pek tutarlı olmaz çünkü insan ve eylemi bizzat bu ekonomik sisteme içkindir, aynen insanların birbiri ile kurdukları ilişki yada coğrafi koşulların ekonomik sistemin üzerindeki etkisi gibi içsel bir faktördür sadece. Şu anda tecrübe edilen ekonomik düzen bir bütün olarak tasarlanmamıştır, hiç kimse aşağıdaki bakkalın lolipop bulunduracağını istanbulda bir borsanın olacağını hesaplayıp tasarlamadı tek elden. Bunlar yaşanan ekonomik süreçlerin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmesi ile oluştu, belirli bir tasarımcının eli ile değil. Evet, Adam Smith bir &#8220;gizli el&#8221;den bahsediyor, fakat bu gizli el uzay-zaman ötesi birşey değil, bizzat sistemin bütününün oluşturduğu bir iç dinamiktir. Sonuç olarak, karşımızda tek elden bir bütün olarak tasarlanmamış, olağan üstü bir karmaşıklığı olan ve tıkır tıkır işleyen bir sistem var. Belirli dönemlerde birtakım funksiyonların çalışması için elzem olan öğeleri, sistemin dinamik doğası gereği ya başkalaşıyor yada zamanla büsbütün yok oluyor. Şimdi yine mekanik gözlüğümüzü takalım ve bu büyük sistemi atomik parçalara ayıralım. işçilere,borsa binalarına, bilgisayarlara, bilgisayarlar arasındaki bağlantı kablolarına, telefon şebekesinin mekanik parçalarına, bir bakkalın rafındaki çikolatalara vs.vs. Tüm bu parçalar şimdi bir çuval içinde bize verilmiş olsun. Bir olasılık sistemi kuralım ve tüm bu parçaları bu oluşturduğumuz olasılık sitemine göre rastgele bir şekilde birleştirmeye çalışalım. Bırakın şu anki mevcut sistemi, herhalde feodal dönem öncesi bir ekonomik sistemin karikatür halini bile oluşturamayız rastgele parçaları birleştirmeye çalışarak. Buna rağmen şu an varolan sistemin bir bütün olarak tek elden tasarlandığını iddia edemeyiz herhalde.</p>
<p>Verdiğim benzetme elbette doğrudan biyolojik süreçler ile karşılanamaz, ama uygulanan olasılık hesaplarının birçok şeyi görmezden geldiğini göstermesi açısından iyi bir örnek. Şimdi bir moleküler dizini ele alıp, onun geçtiği merhalelerin, içinde bulunmuş olabileceği farklı koşulları görmezden gelerek söz konusu dizini parçalara ayırıp zar atarak birleştirmeye çalışmak en hafif deyimiyle komik.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Hancerlıoglu tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4135</link>
		<dc:creator>Hancerlıoglu</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Aug 2007 17:48:17 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4135</guid>
		<description>Tekrar merhaba, Mustafa bey ve diğer arkadaşlar,
Bir önceki yorumumda sıraladığım saçmalıkları yazarken türlerin kökenini daha iyi açıklama getirme iddiasındaki yaklaşımların temel sorununa işaret etmek istiyordum. Önemli olan benim saçmalıklarımın kendisindeki sorun değil, ama daha iyi açıklama denen iddialarla olan ilişkisi. Bence sorun olan sıraladığım saçmalıklarla gerçekten tutarlı bir şekilde ilişkilendirilebilmesi. Ben aslında sorunun çok temel ve basit olduğunu söylüyorum. Bilim felsefesinden girip ideolojik aygıtlardan çıkmaya hiç gerek yok bunları görmek için. Yoksa uzun yorumunuzda söylediğiniz birçok şeyi paylaşıyorum. Okulların birer ideolojik aygıt oluşundan tutun... Biliminde (teknoloji üretimi ile beraber) ideolojik kodlarının olduğunu da vs.vs. Fakat dediğim gibi, tüm bunlar konuyu daha da bulanıklaştırıyor, ve sonuçta temeldeki basit şeyi kaçırıyoruz. Karşımızda think-thank ler aracılığı ile zeki bir takım insanların en temel bilimsel kriterleri es geçerek ortaya attığı iddialar var, ve bu iddıalara karşı olan, bence doğal bir güvensizlik ve fare dağa küsmüş durumu var.

Günümüzün bilim dünyasında, herşeye rağmen, sağlam bilimsel temellere basan her iddianın yer bulabileceğine ve gücü oranında yayılabileceğine inanıyorum. Hangi hakim görüşe aykırı olursa olsun. Sadece İzafiyet teorisi olayında bunu görebiliriz örneğin. Evet bir takım itirazlar olmuştur, fakat bu itirazlar klasik Newton fiziğinin birkaç onyılda yerle bir olmasını engelleyememiştir.

Şarlatanlık da her zaman olmuştur, hala da devam ediyor ve edecektir. Daha geçen yıl koreli bir bilim insanının klonlama konusundaki sahtekarlıkları büyük bir gürültü ile patladı ve Nature vs. gibi makalelere yer verenler paşa paşa özür diledi. Fakat bu tür şarlatanlıklar hiçbir zaman bilim dünyasına yön verecek şekilde kolay kolay yer alamazlar. Ve gün geçtikce de etkileri azalacaktır,azalıyor da.

Ama dediğim gibi tartışmaları buralara çekip dallandırıp budaklamadan işin başındaki sorunları görmemiz gerekiyor. Bilimsel camianın içinden çıkmayışları, üniversite ve çeşitli bilimsel çalışmaların yapıldığı merkezler de pek fazlaca yer almayışları. Ünvanlarındaki alanlarda ortalamanın altında efor sarf etmiş/katkı yapmış olmaları, peer-reviewed denilen yayınlarının geçtiği süreçleri açıklamadaki açık çelişkileri ve tahrifatları. Ve sıkıştıkları zaman 
&lt;blockquote&gt;
&quot;I&#039;ve just gotten kind of blase about submitting things to (scientific/peer-reviewed)journals where you often wait two years to get things into print. And I find I can actually get the turnaround faster by writing a book and getting the ideas expressed there. My books sell well. I get a royalty. And the material gets read more.&quot;
&lt;/blockquote&gt;
gibi çocuksu açıklamalara başvurmaları. Yada belirli noktalarda sürekli bir şekilde ET savunucusu statükonun bunlara karşı düşmanlığından dem vuran komplo teorileri. Aynı şeyler diğer önde giden ATcilar içinde geçerli maalesef. Bu tarz bilimsel adaba ve namusa ters düşen şeyleri es geçip derin felsefi tartışmalar başlatıp, konuyu bilgi felsefesi açısından tartışmak, ideolojiler dünyasının kavramları ile analizler yapmak, tekrar söylüyorum, bence asıl önemli şeyleri es geçmemizi sağlıyor. Örneğin sizin de link verdiğiniz, önde giden ATcilerin bağlı bulunduğu Discovery İnstute a baktığımızda bile bunların pek de bilim ile ilgili olmadığını görebiliyoruz. Adını son zamanlarda çokca duyduğumuz Hudson İnstitute altında kurulmuş, parasal kaynaklarının yarısı açıklanmayan, diğer yarısı ise hristiyan cemaatler olarak açıklanan, Scientology ile çok sıkı fıkı ilişkileri olan bir kurum. Ki birde kendi manifestolarında açık açık bilimsel kaygıları olmadığını açık seçik beyaan ediyorlar:
&lt;blockquote&gt;
&quot;reverse the stifling dominance of the materialist worldview, and to replace it with a science consonant with Christian and theistic convictions.&quot;
&lt;/blockquote&gt;
Kaygılarının bilim olmadığı bu kadar açık seçik iken, ve tüm yayın ve iddiaları, kullandıkları yöntemler dahil, bilim ile alakasız iken, öne sürdükleri tezlerin tümü temel bilimsel kriterleri es geçerken ... tüm bunlar ortada iken herşeyi bastıran bir statüko dan bahsetmek bence çok anlamsız ve bizi komplo teorilerinin herşeyi bulanıklaştıran dünyasına kaydırır sadece.

Hadi diyelim bunları boşverdik, Hudson, Discovery vs gibi bulanık ilişkileri olan kurumların çatısı altında faliyet göstermeleri bunların illa da kötü(yada nasıl adlandırırsak artık) olmadığını farz edelim. Ortaya attiklari ve bilimsel iddia ettikleri ve AT teorilerine &quot;bilimsel&quot; yaftasını yapıştırmalarını sağladıkları iddialara bakalım. Herhangi bir şekilde bilimsel bir süzgeçten geçmeleri mümkün olmıyan, bir takım (yine yanlışlanamayan/non-falsifiable) ön kabulleri değişmez veri kabul ederek bir dizi çıkarımlarda bulunuyorlar, ve bu çıkarımlardan yola çıkarak bir intelligent designer ın mutlak olduğu sonucuna varıyorlar. Örneğin Dembski ye, &quot;peki bu intelligent desginer ın izini nasil süreceğiz&quot; gibi bir soruya verdiği karşılık ise uzay-zaman dışı olduğu için hiç uğraşmamamız gerektiğidir. Dediğim gibi, bu tür bir paradigma veri iken, kalkıp bilim dünyasındaki statükonun yaptığı engelleme ve baskıdan bahsetmek çok gerçekci değil kanımca. Kuhn a başvurmadan önce bizim önce buralarda bir vakit harcamamız gerekiyor.

Hemen yukarıda bahsettiğim bilim yapma tarzının en iyi örneğini, ATcilarin iddialarının köşe taşını oluşturan &quot;Irreducible complexity&quot; (İndirgenemez Karmaşıklık) kavramını inceleyerek çok açık bir şekilde görebiliriz. Bu kavram statik/mekanik bir disiplin olan Systems Theory den ödünç alınmış, ve biyolojik süreçlere uygulanmaya çalışılmıştır. Temel iddiası, çok karmaşık biyolojik yapıların karmaşıklık derecesi, onların daha basit öncül yapılardan türemiş olamıyacağını göstermeye çalışmasıdır.
Belirli bir fonksiyonun ortaya çıkması için birbiri ile uyumlu daha küçük parçaların birbirleri ile işbirliği yapıyor olması lazım ve herhangi bir parçanın işbirliğinden kopartılması bu fonksiyonun ortaya çıkmaması demektir. İddia, bu parçaların doğal süreçler ile oluşma imkansızlığı. Yani söz konusu parçaların ara bir süreçten geçmiş olabileceği bilerek gözardı ediliyor. Verilen örnekler ise gözün yapısından tutunda fare kapanına kadar gidiyor. Söz konusu örneklerin hepsi defalarca çürütüldü ve iddia sahiplerinin söz konusu bijolojıik süreçler hakkındaki bilgisizliklerinden kaynaklanan basite indirgemeleri gösteren birçok makale bulunabilir. 
Bu kadar yüzeysel, tamamen statik-mekanik bir düşünce tarzı(daktilo başındaki maymun örneğinde yada olasılık hesaplarında da bolca görülen) ile kestirmeden uzay-zaman dışına kaymak gerçekten çok şaşırtıcı. Ve sadece birkaç karmaşık yapıdan, şatafatlı isimlerden bahsederek bilimsel olduğunu iddia etmeleri ise başlı başına bir sorun. Tüm bilimsel kriterlerin ihlal edildiğini göstermek için bu kriterlerin hepsini sıralama ihtiyacı duymuyorum açıkcası. Eğlenceli bir örnek olarak Behe nin indirgenemez dediği fare kapanının nasıl daha basit yapılara indirgenebileceğini gösteren bir link  vermek istiyorum(Behe nin kendi Irreducible complexity tanımlarını zorlıyan yeni itirazını göz önünde bulundurarak tasarlanmış).

&lt;strong&gt;A reducibly complex mousetrap:&lt;/strong&gt;
http://udel.edu/~mcdonald/mousetrap.html

Herkese saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tekrar merhaba, Mustafa bey ve diğer arkadaşlar,<br />
Bir önceki yorumumda sıraladığım saçmalıkları yazarken türlerin kökenini daha iyi açıklama getirme iddiasındaki yaklaşımların temel sorununa işaret etmek istiyordum. Önemli olan benim saçmalıklarımın kendisindeki sorun değil, ama daha iyi açıklama denen iddialarla olan ilişkisi. Bence sorun olan sıraladığım saçmalıklarla gerçekten tutarlı bir şekilde ilişkilendirilebilmesi. Ben aslında sorunun çok temel ve basit olduğunu söylüyorum. Bilim felsefesinden girip ideolojik aygıtlardan çıkmaya hiç gerek yok bunları görmek için. Yoksa uzun yorumunuzda söylediğiniz birçok şeyi paylaşıyorum. Okulların birer ideolojik aygıt oluşundan tutun&#8230; Biliminde (teknoloji üretimi ile beraber) ideolojik kodlarının olduğunu da vs.vs. Fakat dediğim gibi, tüm bunlar konuyu daha da bulanıklaştırıyor, ve sonuçta temeldeki basit şeyi kaçırıyoruz. Karşımızda think-thank ler aracılığı ile zeki bir takım insanların en temel bilimsel kriterleri es geçerek ortaya attığı iddialar var, ve bu iddıalara karşı olan, bence doğal bir güvensizlik ve fare dağa küsmüş durumu var.</p>
<p>Günümüzün bilim dünyasında, herşeye rağmen, sağlam bilimsel temellere basan her iddianın yer bulabileceğine ve gücü oranında yayılabileceğine inanıyorum. Hangi hakim görüşe aykırı olursa olsun. Sadece İzafiyet teorisi olayında bunu görebiliriz örneğin. Evet bir takım itirazlar olmuştur, fakat bu itirazlar klasik Newton fiziğinin birkaç onyılda yerle bir olmasını engelleyememiştir.</p>
<p>Şarlatanlık da her zaman olmuştur, hala da devam ediyor ve edecektir. Daha geçen yıl koreli bir bilim insanının klonlama konusundaki sahtekarlıkları büyük bir gürültü ile patladı ve Nature vs. gibi makalelere yer verenler paşa paşa özür diledi. Fakat bu tür şarlatanlıklar hiçbir zaman bilim dünyasına yön verecek şekilde kolay kolay yer alamazlar. Ve gün geçtikce de etkileri azalacaktır,azalıyor da.</p>
<p>Ama dediğim gibi tartışmaları buralara çekip dallandırıp budaklamadan işin başındaki sorunları görmemiz gerekiyor. Bilimsel camianın içinden çıkmayışları, üniversite ve çeşitli bilimsel çalışmaların yapıldığı merkezler de pek fazlaca yer almayışları. Ünvanlarındaki alanlarda ortalamanın altında efor sarf etmiş/katkı yapmış olmaları, peer-reviewed denilen yayınlarının geçtiği süreçleri açıklamadaki açık çelişkileri ve tahrifatları. Ve sıkıştıkları zaman </p>
<blockquote><p>
&#8220;I&#8217;ve just gotten kind of blase about submitting things to (scientific/peer-reviewed)journals where you often wait two years to get things into print. And I find I can actually get the turnaround faster by writing a book and getting the ideas expressed there. My books sell well. I get a royalty. And the material gets read more.&#8221;
</p></blockquote>
<p>gibi çocuksu açıklamalara başvurmaları. Yada belirli noktalarda sürekli bir şekilde ET savunucusu statükonun bunlara karşı düşmanlığından dem vuran komplo teorileri. Aynı şeyler diğer önde giden ATcilar içinde geçerli maalesef. Bu tarz bilimsel adaba ve namusa ters düşen şeyleri es geçip derin felsefi tartışmalar başlatıp, konuyu bilgi felsefesi açısından tartışmak, ideolojiler dünyasının kavramları ile analizler yapmak, tekrar söylüyorum, bence asıl önemli şeyleri es geçmemizi sağlıyor. Örneğin sizin de link verdiğiniz, önde giden ATcilerin bağlı bulunduğu Discovery İnstute a baktığımızda bile bunların pek de bilim ile ilgili olmadığını görebiliyoruz. Adını son zamanlarda çokca duyduğumuz Hudson İnstitute altında kurulmuş, parasal kaynaklarının yarısı açıklanmayan, diğer yarısı ise hristiyan cemaatler olarak açıklanan, Scientology ile çok sıkı fıkı ilişkileri olan bir kurum. Ki birde kendi manifestolarında açık açık bilimsel kaygıları olmadığını açık seçik beyaan ediyorlar:</p>
<blockquote><p>
&#8220;reverse the stifling dominance of the materialist worldview, and to replace it with a science consonant with Christian and theistic convictions.&#8221;
</p></blockquote>
<p>Kaygılarının bilim olmadığı bu kadar açık seçik iken, ve tüm yayın ve iddiaları, kullandıkları yöntemler dahil, bilim ile alakasız iken, öne sürdükleri tezlerin tümü temel bilimsel kriterleri es geçerken &#8230; tüm bunlar ortada iken herşeyi bastıran bir statüko dan bahsetmek bence çok anlamsız ve bizi komplo teorilerinin herşeyi bulanıklaştıran dünyasına kaydırır sadece.</p>
<p>Hadi diyelim bunları boşverdik, Hudson, Discovery vs gibi bulanık ilişkileri olan kurumların çatısı altında faliyet göstermeleri bunların illa da kötü(yada nasıl adlandırırsak artık) olmadığını farz edelim. Ortaya attiklari ve bilimsel iddia ettikleri ve AT teorilerine &#8220;bilimsel&#8221; yaftasını yapıştırmalarını sağladıkları iddialara bakalım. Herhangi bir şekilde bilimsel bir süzgeçten geçmeleri mümkün olmıyan, bir takım (yine yanlışlanamayan/non-falsifiable) ön kabulleri değişmez veri kabul ederek bir dizi çıkarımlarda bulunuyorlar, ve bu çıkarımlardan yola çıkarak bir intelligent designer ın mutlak olduğu sonucuna varıyorlar. Örneğin Dembski ye, &#8220;peki bu intelligent desginer ın izini nasil süreceğiz&#8221; gibi bir soruya verdiği karşılık ise uzay-zaman dışı olduğu için hiç uğraşmamamız gerektiğidir. Dediğim gibi, bu tür bir paradigma veri iken, kalkıp bilim dünyasındaki statükonun yaptığı engelleme ve baskıdan bahsetmek çok gerçekci değil kanımca. Kuhn a başvurmadan önce bizim önce buralarda bir vakit harcamamız gerekiyor.</p>
<p>Hemen yukarıda bahsettiğim bilim yapma tarzının en iyi örneğini, ATcilarin iddialarının köşe taşını oluşturan &#8220;Irreducible complexity&#8221; (İndirgenemez Karmaşıklık) kavramını inceleyerek çok açık bir şekilde görebiliriz. Bu kavram statik/mekanik bir disiplin olan Systems Theory den ödünç alınmış, ve biyolojik süreçlere uygulanmaya çalışılmıştır. Temel iddiası, çok karmaşık biyolojik yapıların karmaşıklık derecesi, onların daha basit öncül yapılardan türemiş olamıyacağını göstermeye çalışmasıdır.<br />
Belirli bir fonksiyonun ortaya çıkması için birbiri ile uyumlu daha küçük parçaların birbirleri ile işbirliği yapıyor olması lazım ve herhangi bir parçanın işbirliğinden kopartılması bu fonksiyonun ortaya çıkmaması demektir. İddia, bu parçaların doğal süreçler ile oluşma imkansızlığı. Yani söz konusu parçaların ara bir süreçten geçmiş olabileceği bilerek gözardı ediliyor. Verilen örnekler ise gözün yapısından tutunda fare kapanına kadar gidiyor. Söz konusu örneklerin hepsi defalarca çürütüldü ve iddia sahiplerinin söz konusu bijolojıik süreçler hakkındaki bilgisizliklerinden kaynaklanan basite indirgemeleri gösteren birçok makale bulunabilir.<br />
Bu kadar yüzeysel, tamamen statik-mekanik bir düşünce tarzı(daktilo başındaki maymun örneğinde yada olasılık hesaplarında da bolca görülen) ile kestirmeden uzay-zaman dışına kaymak gerçekten çok şaşırtıcı. Ve sadece birkaç karmaşık yapıdan, şatafatlı isimlerden bahsederek bilimsel olduğunu iddia etmeleri ise başlı başına bir sorun. Tüm bilimsel kriterlerin ihlal edildiğini göstermek için bu kriterlerin hepsini sıralama ihtiyacı duymuyorum açıkcası. Eğlenceli bir örnek olarak Behe nin indirgenemez dediği fare kapanının nasıl daha basit yapılara indirgenebileceğini gösteren bir link  vermek istiyorum(Behe nin kendi Irreducible complexity tanımlarını zorlıyan yeni itirazını göz önünde bulundurarak tasarlanmış).</p>
<p><strong>A reducibly complex mousetrap:</strong><br />
<a href="http://udel.edu/~mcdonald/mousetrap.html" rel="nofollow">http://udel.edu/~mcdonald/mousetrap.html</a></p>
<p>Herkese saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Mustafa Ajlan Abudak tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4109</link>
		<dc:creator>Mustafa Ajlan Abudak</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Aug 2007 09:23:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4109</guid>
		<description>Sayın Hancerlioğlu elbette varmak istediğiniz her yere varabilirsiniz. Canınız yukrıdaki gibi(Zecherria Sitchin&#039;i anımsadım birden) saçmalamak istiyorsa diyebileceğim birşey olamaz,kişisel hürriyetiniz.Son bir ümit akademisyensiniz diye size uzun ve ayrıntılı bir cevabı Paradigmanız hakkında buraya koyuyorum;

Özellikle Thomas Kuhn’un, 1962 yılında ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’ (The Structure of Scientific Revolutions) kitabını yayımlamasından sonra ‘paradigma’ terimi bilim felsefesinin çok sık kullanılan kavramlarından biri oldu. ‘Paradigma’ bilim insanlarının dünyaya bakış açılarını belirleyen, yapılan bilimsel çalışmaların temel önkabullerini dikte eden, ayrıca bilimsel faaliyetin oluştuğu ve kontrol edildiği sosyolojik ortamı ifade eden genel çerçevedir. Thomas Kuhn’un bahsedilen eseri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ingilizce yazılmış en etkili eserlerden biri olup, bu esere katılmayanlar bile, bu eserle hesaplaşmak için birçok cevap niteliğinde kitap ve makaleler yazmışlardır. Onun yaklaşımına katılmayanlar da ‘paradigma’ terimini benimsemiş ve sıkça kullanmışlardır. 

Kuhn’un bilgi teorisindeki görüşü tamamen görelilikçidir, objektif bilimsel bilginin mümkün olmadığı, var olan bilimsel kanaatlerin ancak belli bir ‘paradigma’ içinde geçerli olduğu kanaatindedir. Ona göre bilimsel ilerleme diye bir şey söz konusu değildir; ne tümevarımcı bir şekilde bilgileri artırmak, ne de sürekli yanlışlayarak daha sofistike bilgilere erişmek mümkündür. Bir paradigmaya bağlı yapılan bilimsel faaliyetin bazı dönemlerde bunalıma girdiği görünür, bu dönemlerde devrimci bir şekilde paradigma değişikliği olur. Kuhn’a göre bu değişiklik din değiştirmeye benzer. Bir paradigmanın diğer bir paradigmaya üstünlüğünü belirleyecek hiçbir objektif kriter yoktur, bu yüzden bilimsel ilerlemeden söz edilemez. Kuhn’un görüşünü tamamen benimsersek ‘ısıtma olayı ve suyun kaynaması arasında nedensel bir ilişki olduğunu’ söyleyen bilimsel bir önermenin, sadece ve sadece ‘tek bir paradigma’nın içinde önemi olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Günümüzün haritacılığı ile ilkçağ haritalarını kıyasladığımızda bir ilerleme olduğunu da söyleyemeyiz; çünkü Kuhn’un sisteminde ilerlemenin objektif bir kriteri yoktur. Bu tip örnekler, Kuhn’un bilime yaklaşımında önemli hatalar olduğunu gösterir. Diğer yandan, bir filozofu veya felsefeyi ‘kabul etmek’ yerine ‘ondan bir şeyler öğrenmeyi’ hedeflersek; Kuhn’dan öğrenilecek çok şey olduğu kanaatindeyim. 

Kuhn’un görüşlerinin önemli bir öğesi olan, bilimsel bilginin sosyolojik bir ortam içinde üretildiği fikrine benzer görüşler, bilgi sosyolojisi ve bilim sosyolojisi ile ilgili çalışmalarda da dile getirilmiştir. Marx, Mannheim ve Durkheim bilginin toplum içinde üretildiğine dikkat çeken ünlü sosyologlardır. Durkheim ahlak, değerler, dini fikirler, hatta insan düşüncesinin temel kategorileri olan uzay ve zamanın; sosyolojik ortamdan bağımsız bir şekilde var olamayacağını göstermeye çalıştı. Fakat her üç sosyolog da bilimi, bilginin özel bir türü olarak düşünüp bilgi sosyolojisinin dışında tuttular. Fakat daha sonra David Bloor gibi bazı sosyologlar, ‘bilimsel bilgi’nin nasıl üretildiğinin sorgulama dışı tutulmasına meydan okuyup, ‘bilimsel bilgi’yi de sosyolojik bir analizin hedefi yapmaya uğraştılar.61 Kuhn’un çalışmaları, bilim felsefesine olduğu kadar, bilgi ve bilim sosyolojilerine de katkıda bulundu ve bu alanlardaki tartışmalara ivme kazandırdı. 

Bahsedilen tüm bu çalışmalar, Evrim Teorisi üzerine yapılan incelemelerde ufuk açıcı nitelikte olabilir. Bu yüzden kitabın 2. bölümünde Evrim Teorisi’nin ortaya konduğu dönem ve yerdeki ‘paradigma’yı göstermeye çalıştım. Thomas Kuhn, hayatının bir döneminde hemen hemen herkesin, bilim insanının önyargılardan arınmış, hür bir ‘gerçek arayıcısı’ olduğu kanaatine sahip olduğunu söyler; bilimsel olmayı hür fikirlilik ve objektiflik olarak, en azından hayatımızın belli bir döneminde nitelemişizdir. Oysa Kuhn, gerek teorik, gerek deneysel çalışmalarda, bilim insanlarının genelde objektif olamadığını söyler. Bilim insanlarının çalışmalarına başladıkları zamanki öngörülerini haklı çıkarmak için gerek aletleriyle, gerekse teorilerindeki denklemlerle oynamaktan kaçınmadıklarını belirtir. Duane T. Gish’in, Evrim Teorisi’ne karşı türlerin birbirlerinden bağımsız yaratılışını kabul edenlere makale yayınlatmada, doktora ve profesörlük derecelerini kazanmakta zorluk çıkarıldığına; televizyon, radyo gibi medya kuruluşlarında ve National Geographic, Reader’s Digest, Life gibi etkin popüler dergilerde evrimci bilim insanlarının hâkimiyetinin alternatif görüşlere geçit vermediğine dair tespitlerini64 göz ardı edemeyiz. Çünkü bilim sosyologlarının ve Kuhn’un gösterdiği gibi bilimsel faaliyet; sosyolojik ortamdan bağımsız, mutlak olarak objektif bir uğraş olmadığı için, bilim cemaatinin önkabul, tavır ve organize olma şekillerini göz önünde bulundurmalıyız. 

SAHTEKÂRLIKLARI PARADİGMAYLA ANLAMAK

Toplumsal kabulün, akademik atamaların veya maddî ödül gibi karşılıkların, çoğu zaman bilimsel sonuçların ‘mevcut paradigma’ya uygun olmasına bağlı olduğunu hatırlamalıyız. Tüm bunları göz önünde bulundurursak, Evrim Teorisi adına niçin bazı sahtekârlıkların yapıldığını anlayabiliriz. Birçok kişi ideoloji veya dinsel inanç uğruna niye insanların sahtekârlık yaptığını anlayabilmekte, fakat ‘bilimsel bir çalışma’da sahtekârlığın sebebini anlayamamaktadır. Bu noktada, Kuhn’un ‘paradigma’ anlayışı ve bilim sosyolojisinin yaklaşımları yardımcı olacaktır. 

Evrim Teorisi adına yapılan çok önemli sahtekârlıklardan biri ‘Piltdown adamı’ (Eoanthropus Dawsoni) ile ilgilidir. 1912 yılında Londra Tabiat Tarihi Müzesi müdürü Arthur Smith Woodward ile Charles Dawson, bir çene ile kafatası fosili ve kabaca yontulmuş taş aletler bulduklarını açıkladılar. Ingiltere’de Piltdown yakınında bulunan bu fosilin çene kemiğinin maymununkine, dişlerinin ve kafatasının ise insanınkine çok benzediği söylendi. Bu fosilin, insan evriminde büyük bir boşluğu doldurduğu ve 500.000 yıl önceki bir canlıya ait olduğu savunuldu. Fosil kemiklerin yaşını tespit etmek için 1950 yılında bulunan bir metot ile çene kemiğinin toprakta ancak birkaç yıl kaldığı, kafatasının ise birkaç bin yıllık olduğu öğrenildi. Bu bilgiler elde edildikten sonra yapılan detaylı araştırmalarda, kemiklerin, eski görüntüsü verilebilmesi için boyayıcı maddeler ile işleme tabi tutuldukları saptandı. Ayrıca dişler çene kemiğine yerleştirilmek için zımparalanmıştı. Maymun çenesi ile insan kafatası bir araya getirilerek sahtekârlık yapıldığı detaylı araştırmalar ile doğrulandı.65 Bu örnek 40 yıl boyunca, bir sahtekârlık ürününün bilim insanlarını ne kadar kolay yanılttığının bir delilidir. Sahtekârlık yapılmasından daha önemli olan, mevcut paradigmaya uyum sağladığı, hatta destek verdiği için, sahte bir delilin, 40 yıl boyunca birçok bilim insanını ciddi şekilde yanıltıyor olabilmesidir. Paradigmaya uygun olan delil ciddi analizlere tabi tutulmamış, elde ciddi veri olmadan Piltdown adamının yaşı 500.000 yıl olarak belirlenmiştir. Oysa Evrim Teorisi’nin görüşlerine çok aykırı sahte bir fosil imal edilseydi, ‘hâkim paradigma’ olan görüşe aykırı bu fosildeki sahtekârlığın hemen tespit edileceğini, Kuhn’un yaklaşımından esinlenerek tahmin etmek mümkündür. 

Piltdown adamı 40 yıl boyunca Evrim Teorisi’nin en önemli delillerinden biri sayılmasına karşın, bu sahtekârlık ortaya çıkınca, sonradan yazılan ders kitaplarından çıkartılmıştır. Fakat Haeckel’in embriyo çizimleriyle ilgili sahtekârlık hala Evrim Teorisi ile ilgili kitaplarda yer almaktadır. Ünlü evrimci biyolog Stephen Jay Gould, modern ders kitaplarında hâlâ Haeckel’in çizimlerinin olmasını hayret edilecek ve utanılacak bir durum olarak değerlen-dirmektedir.66 1995 yılında embriyolog Michael Richardson, Haeckel’in embriyonun geçirdiği aşamalar ile ilgili yanıltıcı bilgiler verdiğini detaylı bir şekilde göstermiş ve bunun biyolojideki en ünlü sahtekârlıklardan biri olduğunu söylemiştir.67 Thomas Kuhn, günümüzdeki şekliyle ders kitaplarıyla eğitimin 19. yüzyılda ortaya çıktığını, daha önce temel matematik kitapları dışında, bu tarz hazırlanmış kitaplarla eğitimin olmadığına dikkat çeker ve bu ders kitaplarının mevcut paradigmanın temel kabullerini ve problem çözme kurallarını aktardığını, öğrencilerin ise paradigmayı sorgulama şansına hiç sahip olamadıklarını belirtir.68 Kuhn’un dediği gibi günümüzün paradigmasının muhafazasında ders kitaplarının yeri çok önemlidir, diğer yandan en ünlü evrimci biyologların bile yanlışlığını kabul ettikleri çizimler hâlâ bu ders kitaplarında yer alabilmektedir. Paradigmanın muhafazası için çabalar, paradigmaya uygun çalışmaların ödüllendirilmesi, paradigmaya karşı olanların dışlanması, paradigmanın bilim insanlarının ‘nereye’ ve ‘nasıl’ bakmaları gerektiğini buyurması, göz önüne alınmaz ise; ‘bilim’in ideoloji, sosyolojik baskı, ödüllendirme mekanizmalarından bağımsız, her zaman için objektifliğini muhafaza edebilen bir faaliyet olduğunu zannetme hatasına düşebiliriz. Bu ise ders kitaplarında aktarılan bilgilerin temel önkabuller olarak alınmasına ve sonraki tüm gözlem ve deneylerin bu dogmatik önkabullerle şekillenmesine yol açmaktadır. 

‘Evrimci paradigma’nın peşinen doğru kabul edilmesinin yol açtığı yanlış yorumlara Nebraska adamı (Hesperopithecus Haroldcookii) da örnek olarak verilebilir. 1922 yılında ünlü fosilbilimci Henry Fairfield Osborn Nebraska’da bir diş fosili buldu. Konunun uzmanları, bu dişin insan ve şempanze arasında ara bir türün dişi olduğunu söylediler. Ardından Nebraska adamının özellikleriyle ilgili detaylı anlatımlar yayımladı. Daha sonra bu dişin bir domuz dişi olduğu anlaşıldı. Bundan önce ise birçok antropolog, Nebraska adamının nasıl yaşadığı ile ilgili hikâyeler türetmişlerdi. 

Piltdown adamı, Nebraska adamı ve Haeckel’in çizimleriyle ilgili yapılan sahtekârlık ve hatalar, Evrim Teorisi’nin yanlış bir teori olduğunu göstermez. Evrim Teorisi’nin doğruluğu veya yanlışlığı, bu teorinin bilimsel kriterleri ne kadar karşılayabildiği temelinde sorgulanmalıdır. Fakat din adına veya ideoloji adına, nasıl dogmatik önyargılı yaklaşımlar veya sahtekârlıklar yapılabiliyorsa, aynı şeyin ‘bilim’ adına da yapıldığını, ‘bilim’in bazılarının zannettiği gibi her zaman objektif olan, önyargılardan uzak bir faaliyet olamadığını, söz konusu örnekler göstermektedir. Dinde, Tanrı’nın ödülü olduğu gibi, bilimde, bilim cemaatinin maaş veya takdir gibi ödülleri vardır; dinde, dini cemaatin dışlaması veya kabulü önemli olduğu gibi, bilimde, bilim cemaatinin dışlaması veya kabulü önemlidir; dinin tartışmasız önkabulleri olduğu gibi, bilimin de tartışmasız önkabulleri vardır. Belki de bu yüzden Kuhn, ‘bilim’in mutlaka bir paradigma içinde yapıldığını belirttikten sonra, ‘paradigma değişimleri’ni din değişimine benzetmiştir. Kuhn’un, bütün bilimsel çalışmaları, paradigmaya bağlılıklarından dolayı objektif olmayan ve olamayacak uğraşlar olarak tarif etmesi bence abartılı bir yaklaşımdır; fakat bilimsel çalışmaların bütünü olmasa bile, bir bölümünün böyle olduğu görülmektedir. Özellikle Evrim Teorisi gibi, bireylerin varoluşsal yaklaşımlarıyla önemli ölçüde bağlantısı olan bir konuda, bu sorun iyice kendini göstermektedir. 

Çoğu zaman sorun bahsedilen örneklerdeki gibi sahtekârlık değildir. Evrim Teorisi açısından en önemli sorun, paradigmanın empoze ettiği önkabullerle canlıların değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmeler genelde ‘yanlışlanamaz’ niteliktedir ve aksi görüşler yokmuş gibi bir tavır takınılmaktadır. Örneğin Buffon’un biyolojideki yaklaşımı ‘kökensel türlerden yeni türlerin oluşumu’nu öngörmüştür. Darwinci ve Buffoncu yaklaşımdan hangisinin daha doğru olduğunu söyleyecek bilimsel verilere sahip değiliz. Fakat Kuhn’un özellikle dikkat çektiği ders kitaplarıyla ‘evrimci paradigma’nın önkabullerinin dayatılması; canlılar âleminin tümüne bakarken, her tür, birbirinden türemiş gibi ‘apriori bir inancın’ çalışmaları yönlendirmesine sebep olmuştur. Örneğin canlıların ‘soy ağacı’ gibi gözlemsel ve deneysel verilere dayanmayan hayali şemalar, alternatif görüşler göz önüne alınmadan yapılmıştır. Bu da gözlenen tüm türlerin, gözlenemeyen bir sürece ‘apriori bir inanç’la değerlendirildiklerinin; bu türlerin kökenine dair ‘inançlar’ın, objektif bilgilerden çok ‘öğretilen bir paradigma’yla şekillendirildiklerinin bir göstergesidir. Mevcut paradigmaya uymayan gözlemler olduğunda, Kuhn’un dikkat çektiği gibi bu gözlemler göz ardı edilir ve durumu kurtarıcı (ad hoc) düzenlemelere gidilir. Böylece bilimsel faaliyet, mevcut paradigmanın dayattığı kurallarla, Kuhn’un benzetmesine göre ‘bilmece çözme faaliyeti’ gibi sürer.

PARADİGMA HATIRINA PARADİGMAYA RAĞMEN (Shapironun makalesi en güncel Örnek)
 
Evrim Teorisi’nin ortaya konmasında ve kabulünde; belli bir dönemin bilimsel, felsefî, teolojik, politik, sosyolojik ve iktisadi durumunun büyük etkisi olmuştur. Böylece, Evrim Teorisi kendisinin de içinde yer aldığı daha geniş bir paradigmanın parçası olduğu gibi, canlıların kökenine dair doğal tarih çalışmalarında ise kendisi bir paradigma olmuştur. Her ne kadar Teilhard de Chardin ve Whitehead gibi birçok teolog ve filozof, Evrim Teorisi’ni Tanrısal müdahale ile beraber ele almışlarsa da, Kuhn’un özellikle önemine dikkat çektiği ders kitaplarını incelememiz, mevcut paradigmada, Evrim Teorisi’nin, Tanrısal müdahalenin dışlanmasıyla sunulduğunu gösterir. Evrimci filozof ve bilim insanlarının teist ve ateist yaklaşımlarındaki çeşitliliğin ders kitaplarına yansıdığı söylenemez. Mevcut ders kitaplarındaki bu durumun anlaşılması için, bilimsel analiz kadar sosyolojik ve tarihsel analize de ihtiyaç olduğu, bilim sosyologlarının ve Kuhn’un yaklaşımlarına dayanılarak söylenebilir. Örneğin Kilise’nin tarih boyunca eğitimdeki tekelinin ve bunun yol açtığı zararların, laikleşme ve sekülerleşme ile ilgili süreçlerin de bu konuyla alakalı olduğu tespit edilebilir. 

Bilimin devlet politikasına bağlı olarak çalışmalarını gerçekleştirdiğini vurgulayan Paul Feyerabend, “Bilim pek çok ideolojiden yalnızca biridir ve din devletten artık nasıl ayrıysa, bilim de devletten öyle ayrılmalıdır” der.72 ‘Tanrı’nın müdahalesinden’ bahsetmek bazılarına göre laikliğe aykırı gözüküyor olabilir. Oysa Evrim Teorisi’ne alternatif bir teori olan ‘türlerin bağımsız yaratıldığı’ veya ‘sadece kökensel türlerin bağımsız yaratıldığı’ görüşleri; ancak ‘Tanrı’nın müdahalesi’ savunulursa mümkündür. O zaman bilime ait ders kitaplarında Tanrı’dan bahsetmeyi peşinen inkâr eden bir yaklaşım, Evrim Teorisi’nin alternatifsiz olmasına da yer açmaktadır. Elektriğin incelenmesi, radyoaktif elementler üzerinde çalışma veya karaciğerin fonksiyonlarının belirlenmesi ‘Tanrısal yaratış’tan bahsetmeden de ele alınabilmektedir. Tanrı’ya inanan, bu verileri Tanrısal tasarımın delili olarak görürken; ateist, bu oluşumları salt doğa yasalarının oluşturduğu tesadüfler olarak açıklamayı tercih edecektir. Fakat her halükarda elektrik, radyoaktif elementler veya karaciğer ile ilgili aynı veriler kabul edilebilir. Oysa canlıların kökenine dair bir incelemede, Tanrı’nın yer aldığı bir varlık anlayışı (ontoloji) alternatif bir imkân sunmaktadır. Bu ontoloji, ‘türlerin bağımsız yaratılışı’nın da ‘evrim’in de mümkün olabileceğini; tercihin Tanrı’nın seçimine bağlı olduğunu kabul edecektir. Oysa ‘Tanrı’dan bahsetmemek’ veya ‘Tanrı’yı inkâr’ peşinen (apriori) bir ilke olarak kabul edilince; Evrim Teorisi’ni kabul etmek dışında bir alternatif kalmamaktadır. 

Canlıların kökenine dair bilimsel bilginin yetersizliği itiraf edilirse, mevcut paradigmanın kabul etmeye yanaşmadığı teolojik açıklamaların hâkimiyetinden çekinilmektedir. Gelişmiş mikroskoplar kendiliğinden türemenin mümkün olmadığının anlaşılmasına sebep olmuş ve ‘sadece’ doğanın içinde kalarak bir açıklama arayanlara Evrim Teorisi/Teorileri dışında bir alternatif kalmamıştır. Doğanın tüm müdahalelere kapalı olarak ‘sadece’ materyalist sebeplilik ilkesi ile işlediğine dair ‘natüralist önkabul’ olmasa, Evrim Teorisi’nin günümüzdeki gibi geniş ölçüde kabul görmeyeceğini savunan Philip Johnson haklı gözükmektedir.Bu da bilim, felsefe ve din üçgenindeki en hararetli tartışmanın neden Evrim Teorisi ile ilgili olduğunu ortaya koymaktadır. Daha önce görüldüğü gibi, aslında Evrim Teorisi, bir teorinin matematiksel verilere dayanması, gözlemsel ve deneysel verilerinin olması, yanlışlanmaya açık olması ve -bence en önemlisi- alternatif görüşlere objektif verilerle üstünlük sağlaması gibi, mevcut paradigmaca da kabul edilen bilimsel kriterlere uyamamaktadır. Fakat ‘sadece doğanın içinde kalarak açıklama yapmak’ (Tanrı’dan hiç bahsetmemek) gibi bilimsel çalışma alanındaki ‘mevcut paradigma’nın çok önemli bir koşulunu Evrim Teorisi karşılamakta alternatifsiz olduğu için, ‘paradigma hatırına’ paradigmaya da rağmen kabul edilmektedir.(1)

AT bu alternatifi Darwinci evrimin mekanizmalarındaki acziyeti göstererek doldurmaktadır.Bundan dolayıdır ki pseudo science olarak paradigmaca kenara itilmek peer-review gücünü kullanarak kendi varlığını sürdürme gayretindedir.Değirmen yaklaşık 100 yıldır böyle dönmektedir.Değirmen başındaki uncularında başka unculara thammülü yoksa öyle dönmesini istemesinden daha pragmatik bir yaklaşım olamaz.Daha iyi bir uncunun var olabileceği kabul edilemez,edilmemelidir.Edilirse ne değirmen kalır,ne buğday...:)

1.http://evrim.gen.tr/dosyalar/evrim-teorisi.pdf

Bakın Sevgili Caner Taslamanın yazdığı kitabı okuyun bu satırların çoğu onundur.Okuduktan sonra sizle sanırım daha akli ve mantıki tartışmalarda bulunabiliriz.Sizin anlayışınızın benim 6 yıl önceki halime çok benzediğini söylemeliyim.O sebeple bu kadar gayret ediyorum size AT&#039;yi anlatmaya.Ön yargılarınızdan kurtulun ve anti-tez geliştirmek için bile olsa okuyun.Faydalı olacağına eminim.


Saygılarımla...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Hancerlioğlu elbette varmak istediğiniz her yere varabilirsiniz. Canınız yukrıdaki gibi(Zecherria Sitchin&#8217;i anımsadım birden) saçmalamak istiyorsa diyebileceğim birşey olamaz,kişisel hürriyetiniz.Son bir ümit akademisyensiniz diye size uzun ve ayrıntılı bir cevabı Paradigmanız hakkında buraya koyuyorum;</p>
<p>Özellikle Thomas Kuhn’un, 1962 yılında ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’ (The Structure of Scientific Revolutions) kitabını yayımlamasından sonra ‘paradigma’ terimi bilim felsefesinin çok sık kullanılan kavramlarından biri oldu. ‘Paradigma’ bilim insanlarının dünyaya bakış açılarını belirleyen, yapılan bilimsel çalışmaların temel önkabullerini dikte eden, ayrıca bilimsel faaliyetin oluştuğu ve kontrol edildiği sosyolojik ortamı ifade eden genel çerçevedir. Thomas Kuhn’un bahsedilen eseri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ingilizce yazılmış en etkili eserlerden biri olup, bu esere katılmayanlar bile, bu eserle hesaplaşmak için birçok cevap niteliğinde kitap ve makaleler yazmışlardır. Onun yaklaşımına katılmayanlar da ‘paradigma’ terimini benimsemiş ve sıkça kullanmışlardır. </p>
<p>Kuhn’un bilgi teorisindeki görüşü tamamen görelilikçidir, objektif bilimsel bilginin mümkün olmadığı, var olan bilimsel kanaatlerin ancak belli bir ‘paradigma’ içinde geçerli olduğu kanaatindedir. Ona göre bilimsel ilerleme diye bir şey söz konusu değildir; ne tümevarımcı bir şekilde bilgileri artırmak, ne de sürekli yanlışlayarak daha sofistike bilgilere erişmek mümkündür. Bir paradigmaya bağlı yapılan bilimsel faaliyetin bazı dönemlerde bunalıma girdiği görünür, bu dönemlerde devrimci bir şekilde paradigma değişikliği olur. Kuhn’a göre bu değişiklik din değiştirmeye benzer. Bir paradigmanın diğer bir paradigmaya üstünlüğünü belirleyecek hiçbir objektif kriter yoktur, bu yüzden bilimsel ilerlemeden söz edilemez. Kuhn’un görüşünü tamamen benimsersek ‘ısıtma olayı ve suyun kaynaması arasında nedensel bir ilişki olduğunu’ söyleyen bilimsel bir önermenin, sadece ve sadece ‘tek bir paradigma’nın içinde önemi olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Günümüzün haritacılığı ile ilkçağ haritalarını kıyasladığımızda bir ilerleme olduğunu da söyleyemeyiz; çünkü Kuhn’un sisteminde ilerlemenin objektif bir kriteri yoktur. Bu tip örnekler, Kuhn’un bilime yaklaşımında önemli hatalar olduğunu gösterir. Diğer yandan, bir filozofu veya felsefeyi ‘kabul etmek’ yerine ‘ondan bir şeyler öğrenmeyi’ hedeflersek; Kuhn’dan öğrenilecek çok şey olduğu kanaatindeyim. </p>
<p>Kuhn’un görüşlerinin önemli bir öğesi olan, bilimsel bilginin sosyolojik bir ortam içinde üretildiği fikrine benzer görüşler, bilgi sosyolojisi ve bilim sosyolojisi ile ilgili çalışmalarda da dile getirilmiştir. Marx, Mannheim ve Durkheim bilginin toplum içinde üretildiğine dikkat çeken ünlü sosyologlardır. Durkheim ahlak, değerler, dini fikirler, hatta insan düşüncesinin temel kategorileri olan uzay ve zamanın; sosyolojik ortamdan bağımsız bir şekilde var olamayacağını göstermeye çalıştı. Fakat her üç sosyolog da bilimi, bilginin özel bir türü olarak düşünüp bilgi sosyolojisinin dışında tuttular. Fakat daha sonra David Bloor gibi bazı sosyologlar, ‘bilimsel bilgi’nin nasıl üretildiğinin sorgulama dışı tutulmasına meydan okuyup, ‘bilimsel bilgi’yi de sosyolojik bir analizin hedefi yapmaya uğraştılar.61 Kuhn’un çalışmaları, bilim felsefesine olduğu kadar, bilgi ve bilim sosyolojilerine de katkıda bulundu ve bu alanlardaki tartışmalara ivme kazandırdı. </p>
<p>Bahsedilen tüm bu çalışmalar, Evrim Teorisi üzerine yapılan incelemelerde ufuk açıcı nitelikte olabilir. Bu yüzden kitabın 2. bölümünde Evrim Teorisi’nin ortaya konduğu dönem ve yerdeki ‘paradigma’yı göstermeye çalıştım. Thomas Kuhn, hayatının bir döneminde hemen hemen herkesin, bilim insanının önyargılardan arınmış, hür bir ‘gerçek arayıcısı’ olduğu kanaatine sahip olduğunu söyler; bilimsel olmayı hür fikirlilik ve objektiflik olarak, en azından hayatımızın belli bir döneminde nitelemişizdir. Oysa Kuhn, gerek teorik, gerek deneysel çalışmalarda, bilim insanlarının genelde objektif olamadığını söyler. Bilim insanlarının çalışmalarına başladıkları zamanki öngörülerini haklı çıkarmak için gerek aletleriyle, gerekse teorilerindeki denklemlerle oynamaktan kaçınmadıklarını belirtir. Duane T. Gish’in, Evrim Teorisi’ne karşı türlerin birbirlerinden bağımsız yaratılışını kabul edenlere makale yayınlatmada, doktora ve profesörlük derecelerini kazanmakta zorluk çıkarıldığına; televizyon, radyo gibi medya kuruluşlarında ve National Geographic, Reader’s Digest, Life gibi etkin popüler dergilerde evrimci bilim insanlarının hâkimiyetinin alternatif görüşlere geçit vermediğine dair tespitlerini64 göz ardı edemeyiz. Çünkü bilim sosyologlarının ve Kuhn’un gösterdiği gibi bilimsel faaliyet; sosyolojik ortamdan bağımsız, mutlak olarak objektif bir uğraş olmadığı için, bilim cemaatinin önkabul, tavır ve organize olma şekillerini göz önünde bulundurmalıyız. </p>
<p>SAHTEKÂRLIKLARI PARADİGMAYLA ANLAMAK</p>
<p>Toplumsal kabulün, akademik atamaların veya maddî ödül gibi karşılıkların, çoğu zaman bilimsel sonuçların ‘mevcut paradigma’ya uygun olmasına bağlı olduğunu hatırlamalıyız. Tüm bunları göz önünde bulundurursak, Evrim Teorisi adına niçin bazı sahtekârlıkların yapıldığını anlayabiliriz. Birçok kişi ideoloji veya dinsel inanç uğruna niye insanların sahtekârlık yaptığını anlayabilmekte, fakat ‘bilimsel bir çalışma’da sahtekârlığın sebebini anlayamamaktadır. Bu noktada, Kuhn’un ‘paradigma’ anlayışı ve bilim sosyolojisinin yaklaşımları yardımcı olacaktır. </p>
<p>Evrim Teorisi adına yapılan çok önemli sahtekârlıklardan biri ‘Piltdown adamı’ (Eoanthropus Dawsoni) ile ilgilidir. 1912 yılında Londra Tabiat Tarihi Müzesi müdürü Arthur Smith Woodward ile Charles Dawson, bir çene ile kafatası fosili ve kabaca yontulmuş taş aletler bulduklarını açıkladılar. Ingiltere’de Piltdown yakınında bulunan bu fosilin çene kemiğinin maymununkine, dişlerinin ve kafatasının ise insanınkine çok benzediği söylendi. Bu fosilin, insan evriminde büyük bir boşluğu doldurduğu ve 500.000 yıl önceki bir canlıya ait olduğu savunuldu. Fosil kemiklerin yaşını tespit etmek için 1950 yılında bulunan bir metot ile çene kemiğinin toprakta ancak birkaç yıl kaldığı, kafatasının ise birkaç bin yıllık olduğu öğrenildi. Bu bilgiler elde edildikten sonra yapılan detaylı araştırmalarda, kemiklerin, eski görüntüsü verilebilmesi için boyayıcı maddeler ile işleme tabi tutuldukları saptandı. Ayrıca dişler çene kemiğine yerleştirilmek için zımparalanmıştı. Maymun çenesi ile insan kafatası bir araya getirilerek sahtekârlık yapıldığı detaylı araştırmalar ile doğrulandı.65 Bu örnek 40 yıl boyunca, bir sahtekârlık ürününün bilim insanlarını ne kadar kolay yanılttığının bir delilidir. Sahtekârlık yapılmasından daha önemli olan, mevcut paradigmaya uyum sağladığı, hatta destek verdiği için, sahte bir delilin, 40 yıl boyunca birçok bilim insanını ciddi şekilde yanıltıyor olabilmesidir. Paradigmaya uygun olan delil ciddi analizlere tabi tutulmamış, elde ciddi veri olmadan Piltdown adamının yaşı 500.000 yıl olarak belirlenmiştir. Oysa Evrim Teorisi’nin görüşlerine çok aykırı sahte bir fosil imal edilseydi, ‘hâkim paradigma’ olan görüşe aykırı bu fosildeki sahtekârlığın hemen tespit edileceğini, Kuhn’un yaklaşımından esinlenerek tahmin etmek mümkündür. </p>
<p>Piltdown adamı 40 yıl boyunca Evrim Teorisi’nin en önemli delillerinden biri sayılmasına karşın, bu sahtekârlık ortaya çıkınca, sonradan yazılan ders kitaplarından çıkartılmıştır. Fakat Haeckel’in embriyo çizimleriyle ilgili sahtekârlık hala Evrim Teorisi ile ilgili kitaplarda yer almaktadır. Ünlü evrimci biyolog Stephen Jay Gould, modern ders kitaplarında hâlâ Haeckel’in çizimlerinin olmasını hayret edilecek ve utanılacak bir durum olarak değerlen-dirmektedir.66 1995 yılında embriyolog Michael Richardson, Haeckel’in embriyonun geçirdiği aşamalar ile ilgili yanıltıcı bilgiler verdiğini detaylı bir şekilde göstermiş ve bunun biyolojideki en ünlü sahtekârlıklardan biri olduğunu söylemiştir.67 Thomas Kuhn, günümüzdeki şekliyle ders kitaplarıyla eğitimin 19. yüzyılda ortaya çıktığını, daha önce temel matematik kitapları dışında, bu tarz hazırlanmış kitaplarla eğitimin olmadığına dikkat çeker ve bu ders kitaplarının mevcut paradigmanın temel kabullerini ve problem çözme kurallarını aktardığını, öğrencilerin ise paradigmayı sorgulama şansına hiç sahip olamadıklarını belirtir.68 Kuhn’un dediği gibi günümüzün paradigmasının muhafazasında ders kitaplarının yeri çok önemlidir, diğer yandan en ünlü evrimci biyologların bile yanlışlığını kabul ettikleri çizimler hâlâ bu ders kitaplarında yer alabilmektedir. Paradigmanın muhafazası için çabalar, paradigmaya uygun çalışmaların ödüllendirilmesi, paradigmaya karşı olanların dışlanması, paradigmanın bilim insanlarının ‘nereye’ ve ‘nasıl’ bakmaları gerektiğini buyurması, göz önüne alınmaz ise; ‘bilim’in ideoloji, sosyolojik baskı, ödüllendirme mekanizmalarından bağımsız, her zaman için objektifliğini muhafaza edebilen bir faaliyet olduğunu zannetme hatasına düşebiliriz. Bu ise ders kitaplarında aktarılan bilgilerin temel önkabuller olarak alınmasına ve sonraki tüm gözlem ve deneylerin bu dogmatik önkabullerle şekillenmesine yol açmaktadır. </p>
<p>‘Evrimci paradigma’nın peşinen doğru kabul edilmesinin yol açtığı yanlış yorumlara Nebraska adamı (Hesperopithecus Haroldcookii) da örnek olarak verilebilir. 1922 yılında ünlü fosilbilimci Henry Fairfield Osborn Nebraska’da bir diş fosili buldu. Konunun uzmanları, bu dişin insan ve şempanze arasında ara bir türün dişi olduğunu söylediler. Ardından Nebraska adamının özellikleriyle ilgili detaylı anlatımlar yayımladı. Daha sonra bu dişin bir domuz dişi olduğu anlaşıldı. Bundan önce ise birçok antropolog, Nebraska adamının nasıl yaşadığı ile ilgili hikâyeler türetmişlerdi. </p>
<p>Piltdown adamı, Nebraska adamı ve Haeckel’in çizimleriyle ilgili yapılan sahtekârlık ve hatalar, Evrim Teorisi’nin yanlış bir teori olduğunu göstermez. Evrim Teorisi’nin doğruluğu veya yanlışlığı, bu teorinin bilimsel kriterleri ne kadar karşılayabildiği temelinde sorgulanmalıdır. Fakat din adına veya ideoloji adına, nasıl dogmatik önyargılı yaklaşımlar veya sahtekârlıklar yapılabiliyorsa, aynı şeyin ‘bilim’ adına da yapıldığını, ‘bilim’in bazılarının zannettiği gibi her zaman objektif olan, önyargılardan uzak bir faaliyet olamadığını, söz konusu örnekler göstermektedir. Dinde, Tanrı’nın ödülü olduğu gibi, bilimde, bilim cemaatinin maaş veya takdir gibi ödülleri vardır; dinde, dini cemaatin dışlaması veya kabulü önemli olduğu gibi, bilimde, bilim cemaatinin dışlaması veya kabulü önemlidir; dinin tartışmasız önkabulleri olduğu gibi, bilimin de tartışmasız önkabulleri vardır. Belki de bu yüzden Kuhn, ‘bilim’in mutlaka bir paradigma içinde yapıldığını belirttikten sonra, ‘paradigma değişimleri’ni din değişimine benzetmiştir. Kuhn’un, bütün bilimsel çalışmaları, paradigmaya bağlılıklarından dolayı objektif olmayan ve olamayacak uğraşlar olarak tarif etmesi bence abartılı bir yaklaşımdır; fakat bilimsel çalışmaların bütünü olmasa bile, bir bölümünün böyle olduğu görülmektedir. Özellikle Evrim Teorisi gibi, bireylerin varoluşsal yaklaşımlarıyla önemli ölçüde bağlantısı olan bir konuda, bu sorun iyice kendini göstermektedir. </p>
<p>Çoğu zaman sorun bahsedilen örneklerdeki gibi sahtekârlık değildir. Evrim Teorisi açısından en önemli sorun, paradigmanın empoze ettiği önkabullerle canlıların değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmeler genelde ‘yanlışlanamaz’ niteliktedir ve aksi görüşler yokmuş gibi bir tavır takınılmaktadır. Örneğin Buffon’un biyolojideki yaklaşımı ‘kökensel türlerden yeni türlerin oluşumu’nu öngörmüştür. Darwinci ve Buffoncu yaklaşımdan hangisinin daha doğru olduğunu söyleyecek bilimsel verilere sahip değiliz. Fakat Kuhn’un özellikle dikkat çektiği ders kitaplarıyla ‘evrimci paradigma’nın önkabullerinin dayatılması; canlılar âleminin tümüne bakarken, her tür, birbirinden türemiş gibi ‘apriori bir inancın’ çalışmaları yönlendirmesine sebep olmuştur. Örneğin canlıların ‘soy ağacı’ gibi gözlemsel ve deneysel verilere dayanmayan hayali şemalar, alternatif görüşler göz önüne alınmadan yapılmıştır. Bu da gözlenen tüm türlerin, gözlenemeyen bir sürece ‘apriori bir inanç’la değerlendirildiklerinin; bu türlerin kökenine dair ‘inançlar’ın, objektif bilgilerden çok ‘öğretilen bir paradigma’yla şekillendirildiklerinin bir göstergesidir. Mevcut paradigmaya uymayan gözlemler olduğunda, Kuhn’un dikkat çektiği gibi bu gözlemler göz ardı edilir ve durumu kurtarıcı (ad hoc) düzenlemelere gidilir. Böylece bilimsel faaliyet, mevcut paradigmanın dayattığı kurallarla, Kuhn’un benzetmesine göre ‘bilmece çözme faaliyeti’ gibi sürer.</p>
<p>PARADİGMA HATIRINA PARADİGMAYA RAĞMEN (Shapironun makalesi en güncel Örnek)</p>
<p>Evrim Teorisi’nin ortaya konmasında ve kabulünde; belli bir dönemin bilimsel, felsefî, teolojik, politik, sosyolojik ve iktisadi durumunun büyük etkisi olmuştur. Böylece, Evrim Teorisi kendisinin de içinde yer aldığı daha geniş bir paradigmanın parçası olduğu gibi, canlıların kökenine dair doğal tarih çalışmalarında ise kendisi bir paradigma olmuştur. Her ne kadar Teilhard de Chardin ve Whitehead gibi birçok teolog ve filozof, Evrim Teorisi’ni Tanrısal müdahale ile beraber ele almışlarsa da, Kuhn’un özellikle önemine dikkat çektiği ders kitaplarını incelememiz, mevcut paradigmada, Evrim Teorisi’nin, Tanrısal müdahalenin dışlanmasıyla sunulduğunu gösterir. Evrimci filozof ve bilim insanlarının teist ve ateist yaklaşımlarındaki çeşitliliğin ders kitaplarına yansıdığı söylenemez. Mevcut ders kitaplarındaki bu durumun anlaşılması için, bilimsel analiz kadar sosyolojik ve tarihsel analize de ihtiyaç olduğu, bilim sosyologlarının ve Kuhn’un yaklaşımlarına dayanılarak söylenebilir. Örneğin Kilise’nin tarih boyunca eğitimdeki tekelinin ve bunun yol açtığı zararların, laikleşme ve sekülerleşme ile ilgili süreçlerin de bu konuyla alakalı olduğu tespit edilebilir. </p>
<p>Bilimin devlet politikasına bağlı olarak çalışmalarını gerçekleştirdiğini vurgulayan Paul Feyerabend, “Bilim pek çok ideolojiden yalnızca biridir ve din devletten artık nasıl ayrıysa, bilim de devletten öyle ayrılmalıdır” der.72 ‘Tanrı’nın müdahalesinden’ bahsetmek bazılarına göre laikliğe aykırı gözüküyor olabilir. Oysa Evrim Teorisi’ne alternatif bir teori olan ‘türlerin bağımsız yaratıldığı’ veya ‘sadece kökensel türlerin bağımsız yaratıldığı’ görüşleri; ancak ‘Tanrı’nın müdahalesi’ savunulursa mümkündür. O zaman bilime ait ders kitaplarında Tanrı’dan bahsetmeyi peşinen inkâr eden bir yaklaşım, Evrim Teorisi’nin alternatifsiz olmasına da yer açmaktadır. Elektriğin incelenmesi, radyoaktif elementler üzerinde çalışma veya karaciğerin fonksiyonlarının belirlenmesi ‘Tanrısal yaratış’tan bahsetmeden de ele alınabilmektedir. Tanrı’ya inanan, bu verileri Tanrısal tasarımın delili olarak görürken; ateist, bu oluşumları salt doğa yasalarının oluşturduğu tesadüfler olarak açıklamayı tercih edecektir. Fakat her halükarda elektrik, radyoaktif elementler veya karaciğer ile ilgili aynı veriler kabul edilebilir. Oysa canlıların kökenine dair bir incelemede, Tanrı’nın yer aldığı bir varlık anlayışı (ontoloji) alternatif bir imkân sunmaktadır. Bu ontoloji, ‘türlerin bağımsız yaratılışı’nın da ‘evrim’in de mümkün olabileceğini; tercihin Tanrı’nın seçimine bağlı olduğunu kabul edecektir. Oysa ‘Tanrı’dan bahsetmemek’ veya ‘Tanrı’yı inkâr’ peşinen (apriori) bir ilke olarak kabul edilince; Evrim Teorisi’ni kabul etmek dışında bir alternatif kalmamaktadır. </p>
<p>Canlıların kökenine dair bilimsel bilginin yetersizliği itiraf edilirse, mevcut paradigmanın kabul etmeye yanaşmadığı teolojik açıklamaların hâkimiyetinden çekinilmektedir. Gelişmiş mikroskoplar kendiliğinden türemenin mümkün olmadığının anlaşılmasına sebep olmuş ve ‘sadece’ doğanın içinde kalarak bir açıklama arayanlara Evrim Teorisi/Teorileri dışında bir alternatif kalmamıştır. Doğanın tüm müdahalelere kapalı olarak ‘sadece’ materyalist sebeplilik ilkesi ile işlediğine dair ‘natüralist önkabul’ olmasa, Evrim Teorisi’nin günümüzdeki gibi geniş ölçüde kabul görmeyeceğini savunan Philip Johnson haklı gözükmektedir.Bu da bilim, felsefe ve din üçgenindeki en hararetli tartışmanın neden Evrim Teorisi ile ilgili olduğunu ortaya koymaktadır. Daha önce görüldüğü gibi, aslında Evrim Teorisi, bir teorinin matematiksel verilere dayanması, gözlemsel ve deneysel verilerinin olması, yanlışlanmaya açık olması ve -bence en önemlisi- alternatif görüşlere objektif verilerle üstünlük sağlaması gibi, mevcut paradigmaca da kabul edilen bilimsel kriterlere uyamamaktadır. Fakat ‘sadece doğanın içinde kalarak açıklama yapmak’ (Tanrı’dan hiç bahsetmemek) gibi bilimsel çalışma alanındaki ‘mevcut paradigma’nın çok önemli bir koşulunu Evrim Teorisi karşılamakta alternatifsiz olduğu için, ‘paradigma hatırına’ paradigmaya da rağmen kabul edilmektedir.(1)</p>
<p>AT bu alternatifi Darwinci evrimin mekanizmalarındaki acziyeti göstererek doldurmaktadır.Bundan dolayıdır ki pseudo science olarak paradigmaca kenara itilmek peer-review gücünü kullanarak kendi varlığını sürdürme gayretindedir.Değirmen yaklaşık 100 yıldır böyle dönmektedir.Değirmen başındaki uncularında başka unculara thammülü yoksa öyle dönmesini istemesinden daha pragmatik bir yaklaşım olamaz.Daha iyi bir uncunun var olabileceği kabul edilemez,edilmemelidir.Edilirse ne değirmen kalır,ne buğday&#8230;:)</p>
<p>1.http://evrim.gen.tr/dosyalar/evrim-teorisi.pdf</p>
<p>Bakın Sevgili Caner Taslamanın yazdığı kitabı okuyun bu satırların çoğu onundur.Okuduktan sonra sizle sanırım daha akli ve mantıki tartışmalarda bulunabiliriz.Sizin anlayışınızın benim 6 yıl önceki halime çok benzediğini söylemeliyim.O sebeple bu kadar gayret ediyorum size AT&#8217;yi anlatmaya.Ön yargılarınızdan kurtulun ve anti-tez geliştirmek için bile olsa okuyun.Faydalı olacağına eminim.</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>adem tarafından</title>
		<link>http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4106</link>
		<dc:creator>adem</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Aug 2007 07:07:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/08/12/akilli-tasarim-at-hakkinda-iki-site/#comment-4106</guid>
		<description>tasarıma dikkat,  bu yeni dönem maniplasyon izleri taşıyor...Sahiplenenler ve merkezi dikkat çekici</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>tasarıma dikkat,  bu yeni dönem maniplasyon izleri taşıyor&#8230;Sahiplenenler ve merkezi dikkat çekici</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
