Bir “İslami Medya” Analizi (I)

Epeydir İslami veya “muhafazakar medya” üzerine düşüncelerimi yazmak isterdim. İslami TV’ler üzerine yüksek lisans tezi hazırlamakta olan bir öğrenci benim fikirlerimi de almak isteyince ayrıca bir yazı daha döşenmeme gerek kalmadı. Aşağıdaki yazı onun soruları ve benim cevaplarımdan oluşmaktadır.
***************************************************
Önce sorularınıza vereceğim cevapların doğru değerlendirilmesi için birazcık ön bilgi vereyim konulara vukufiyet derecem açısından. Ne İslami TV, ne genelde İslami Medya konusunda özel bir ihtisasım veya özel bilgilerim var. Bilgilerim içtimai mevzulara, ve tabii ki bunlar arasında çok önemli yeri olan medya üzerine kafa yoran birinin bilgisi ölçüsündedir. Hal böyle olunca İslami TV’ler hakkında söyleyeceklerimin birçoğu daha geniş çerçeve olan İslami medya için de geçerlidir. Ben olaya büyük resim zaviyesinden bakarım. Bunu yaparken bazen tüme varım bazen tümden galim kullanırım ama bakışımda mutlaka tüm vardır. Toptancıyımdır anlayacağınız. Gerisi akademisyenler, konu ile özel ilgisi olanların sahasındaki detaylardır benim için.
-Türkiye’de İslami televizyonların çıkış nedeni nedir. Hangi saiklar muhafazakarları televizyona yöneltmiştir?
70’lerde benim üniversite yıllarımda sadece TRT vardı. 79 dan 2004’e kadar ABD’de idim. Dolayısı ile bırakın İslami TV’ler , özel TV’ler diye bir olayın doğuşuna da yakından şahit olmadım renkli TV’ninkine de. Ancak Türkiye’ye her gelişimde TV kanal sayısının arttığını müşahede ederdim.
Bu da tabii ki merhum Özal’ın 24 Ocak kararları ile başlattığı liberalleşme sürecinin meyvelerinden. Bu yoldan önce beklenildiği gibi seküler medya entiteleri veya yeni girişimciler gitti. Özal döneminde daha toleranslı bir hareket ortamı bulan “muhafazakar sermaye” (isterseniz İslami okuyun) daha önce var olmadığı birçok alanlara girmeye başladı. 90’larin başlarında Erbakan’ın önderliğindeki siyasi oluşumlar da, liberal ekonominin, ve dindarlar açısından nispeten daha toleranslı ortamın nimetlerinden yararlanmak istediler. Özel bilgilere haiz değilim ama tahmin ediyorum merhum Özal birçok muhafazakar kişilikleri de yeni düzenin sağladığı bu imkanlardan yararlanmaya teşvik etmiş olabilir.. Erbakan zaten endüstriyel, teknolojik ilerlemelerin gerisinde kalmayan bir İslami vizyonu vardı. Treni kaçırmak istemediler.
Fakındayım şu ana kadar “çıkış nedeni” sorusuna cevap vermediğimin. O sorunun cevabı daha basit. İslami TV’lerin kendine özgü bir çıkış nedeni yok. Herhangi bir ideoloji, felsefe, hayat tarzını benimseyen gruplardan çok farklı değil. Belki seküler TV’den farklı olarak İslami TV’lerin çıkış nedenleri arasında kar motifi olmadığını ve “dava motifi” nin ön planda olduğunu varsayabiliriz. Bu bakımdan bir Kanal 7’nin kuruluş nedeni Milli Gazete’ninkinden farklı değildir. Bir iletişim aracı daha kullanıma sunuluyor; ve sizin kitlelere ulaştırmak istediğiniz mesajlarınız var. Üstelik bu yeni medyumun seküler ve anti- İslami birçok elementlere açık olmasından dolayı, kültürel yozlaşmanın, dini, ahlaki değerlerden uzaklaşmanın hızlanacağı korkusu da ellerini mecbur kıldı.Bu kadar.
-Kurulan televizyonlar idealize ettikleri yayıncılık çizgisini yakalamışlar mıdır? yakalayamadılarsa neden yakalayamamışlardır?
Kurucu iradenin neyi idealize ettiğini tam olarak bilemiyorum. Ancak tahmin yürütebilirim. Onların da kesin ve berrak bir vizyon ile bu işin içine girdiklerini sanmıyorum. Bu konu da herhangi bir İslami eğitim, neşriyat, fikir beyanı gibi cari düzenin korkuları, paranoyalarından doğan sınırlandırmalarına tabiidir. Dolayısı ile vizyon belirleme işi de mutlaka müstakil bir ortamda yapılabilecek planlar değil, mevcut şartlarda ne yapılabilir, nereye kadar ilerlenebilir sınırları içerisinde kalmıştır.
90’larin ortalarında bir zaman Washington’daki ofisimde Washington Post gazetesi’ni okurken Türkiye’den bir haber yazısı gördüm. Kanal-7 veya Samanyolu TV’nin artık bir başörtülü hanımı “anchorwoman” olarak kullandığı haberinin Türkiye’de yaptığı yankı ve bunu Türkiye’de dindarların artık daha önce kendilerine kapalı olan alanlara girişlerinin delili olarak bahsediyordu yazı. Ben de olayı bu minvalde anlamış ve bundan mutluluk ve heyecan duymuştum. Sonra 28 Şubat donemi geldi ve bu konunda birçok geri adımlar atıldı zorunlu olarak.
O günden bu güne olmakta olan vakıa şudur: Dindar kesimler siyasi, ekonomik olarak güçlendikçe laikçi, seküler kesimin korkuları artmış ve attıkları her adım bir “İslami tehlike” prizmasında geçirilir olmuştur. Bu İslami kesimi devamlı defansif pozisyonda tutmuş adeta sanık sandalyesine oturtmuştur. İslami TV’ler de bu psikoloji ile hareket ederek seküler yönleri ön plana çıkaran, diğer TV’lerin biraz daha sanitize edilmiş, İslami parfümlenmiş versiyonları haline gelmekten kurtaramadılar kendilerini. Görüldüğü üzere İslami TV’nin açmazları İslami kesimin açmazlarının bir mikrokozmudur. Yayınlarındaki hakim düşünce bu kendini aklama ve seküler rejim muhafızlarının korkularını izale etme gayreti olmuştur. Bu da hali ile idealize ettikleri yayıncılık çizgisini yakalamalarını zorlaştırmıştır.
Bir diğer önemli eksiklik ise birikim eksikliğidir. Maalesef bırakın İslami TV’yi, seküler kesimin TV’leri için de yetişmiş, profesyonel televizyoncu da yoktur gazeteci de. Seküler medya Batı’daki bazı programları taklit etmeye çalıştılar. İslami medya da o taklidi taklit edip, biraz İslamileştirmeye çalıştı. Ortaya çıkan mamul başarılı olmadı tabii ki. Haber programları, fikir programları, eğlence programları usulleri, formatları, program tekniği seküler TV’lerin kopyası; sadece fikirler farklı, veya değişik derecelerde ahlaki sansür uygulanmış. Bu da idealize ettikleri çizgiyi yakalayamamış olmalarının önemli bir nedenidir. Bu konuda Samanyolu biraz daha orijinal, yaratıcı olmaya çalışmıştı fakat onun elinde de yeterli birikim ve gerçekten kaliteli program yapacak teknik, ekonomik imkan da yoktur.
-Bu televizyonlar deklare ettikleri misyonlarına sadık kalmışlar mıdır? Suiistimaller var mıdır?
Gene deklere ettikleri misyonun ne olduğundan emin değilim, Biliyorsunuz Türkiye’de İslami eğilimli bir neşriyat, siyasi oluşum veya eğitim kurumu neyi deklere edeceği konusunda çok dikkatli olmak zorundadır. Yukarda bahsettiğim gibi pek çok sınırlamalar, baskılar altında operasyonlarına devam etmek zorundadırlar. Bir de yukarda bahsetmeyi ihmal ettiğim ticari boyutu var olayın. İslami TV’ler her ne kadar başlangıçta kar amacı gütmeden kuruldu iseler de özel TV’lerin başarısının birbiri ile doğru orantılı iki somut kriteri kar ve izlenme oranıdır (rating). Siz kar amacı gütmeyebilirsiniz ama rating amacı mutlaka güdersiniz. Bu da İslami TV yapımcıları, yöneticilerini “kaliteli program yapıp seyredilmemek mi, yoksa kaliteden taviz verip ratingi arttırmak mı” ikilemi ile karşı karşıya bırakmıştır. Tahmin edebileceğiniz gibi bu ikilemden hemen her zaman kalite mağlup çıkar. Ve “misyon” dan taviz de tabii sonuçtur.
“Suiistimaller” kelimesine biraz daha tereddütle yaklaşırım. Çünkü bu niyet konusunda yargıyı gerektirir. Ben Kanal 7’de bir program seyrederim, diyelim ki Şebnem Kısaparmak ile Fatih. Bu program hoşuma gitmez, kötü programdır benim gözümde ama buna suiistimal demekte tereddüt ederim. Belki yukarıda da bahsettiğim, reyting baskısı karşısında, yaratıcı irade, bilgi, tecrübe eksikliğinin eseridir. TV yönetimlerinde başlangıçtaki idealleri artık umursamayan kimseler de olabilir. Biz “İslami TV” dediğimizde, orada program yapan herkesin tek bir ideal etrafında birleştiği gibi bir idealizasyona gideriz genellikle. Oysa örneğin A. Hakan Coşkun gibi birçok örneklerde gördüğümüz gibi gerek program yapımcıları haber sunucuları, ya da şimdilerde kullanılan terim ile “anchorman, woman” çoğunlukla bir İslami şuur, birikim testinden geçirilerek gelmemiştir oralara. Bu da “suiistimal” gibi yansıyabilir dışarıdan bakana. Ben bunu şuur eksikliği, birikim eksikliği ve İslami kesimin de geçirmekte olduğu değişim olarak tavsif etmeyi tercih ederim.
Şunu unutmamak lazım. TV bir ‘seküler domain’dir. Yani sahadaki oyunun kuralları anti- İslami veya İslam dışıdır; aynen global ekonomi gibi. İslami TV’lerin işi bu bakımdan demokratik ülkelerde de zordur. Çünkü bir taraftan inanışlarınıza sadık kalmak, bir taraftan seyredilmek istiyorsunuz, Buna bir de ekonomik olmak ve bizdeki gibi düzenin baskılarına rağmen ayakta kalmaya çalışmayı ekleyin. Bizdeki İslami TV’ler bu sınırlar içerisinde sekülerleri taklit etmeyi risksiz strateji olarak gördüler. Artık bir yabancı Türkiye’de TV’yi açtığında Aydın Doğan TV’mi İslami TV’mi olduğunu anlamak için çok iyi Türkçe bilmesi dahi yetmez.
Devami yarin.

Çok akıcı bir röportaj olmuş. İkinci bölümünü de merakla bekleyeceğim. Bir de ifade temeliyim ki, STV gerçekten kulvarında en iyilerden biri. Zira ne emsallerine ne de diğer tv kanalalrına hiç benzemiyor. Ama haklısınız uzman bir kadrosu yok. Arka planda değilse bile ekranda bu eksiklik hissediliyor.
Yorum yazan: Arzu — Ağustos 15, 2007 @ 1:23 am
Bekir Bey,merhabalar,
Uzun süredir bloglara zaman ayıramıyordum.En azından uğrayıp bir selam vermek istedim.
Zaman geçebilir,mekanlar değişebilir.Ama insanların birbirlerinin yüreklerine ektikleri küçücük dostluk tohumları çoğalarak kalplerdeki yerini muhafaza eder.
En içten saygı ve dualarımla…CEREN
Yorum yazan: ceren — Ağustos 15, 2007 @ 5:29 am
STV Sır Kapısı, Büyük Buluşma gibi gayet orjinal yapımlarla büyük başarı yakaladı ve taklit edilen bir kanal oldu. Yeni yayın döneminde daha güzel şeyler yapacaklarını umuyorum. Yazılı medyada Zaman’ın pek çok açıdan gösterdiği başarıyı, STV’nin de görsel medyada eninde sonunda yakalayacağını düşünüyorum.
Yorum yazan: fizikci — Ağustos 15, 2007 @ 12:49 pm
Tesekkuler yorumlariniz icin arkadaslar.
Arzu Hanim ve Sn. Fizikci,
Evet STV yeniyi deneme konsunda daha cesaretli ve tabir caiz ise “yaratici” ama ancak “nisbeten”. Zaman gazetesi bu konuda daha ileride basili nesriyat dalinda. Ben dizi seyretmemdigim icin ne Vadiyi bilirim ne Sirla dunyasini. Konularibnin neler oldugunu ancak zaplamaktan ve kulaktan dolma bilgfilerden ibaret. Turkiye’de ve genelde Islam dunyasinda “rol yapma” denilen olay ilkokul piyesleri seviyesinde; yapim kalitesi hakeza, kanaatimce. Guzel esrler hikyenin guzelliginden oyle oluyor. Bu duruim TV’ye de yansiyor. Herhalde “rol yapma: musluman olrak uzerimizde igreti duran bir elbise gibi; siarimiza yakistiramiyormuyuz ne. Mehmet ali erbil’e aktor ve komedyen denilen bi ulkeyiz. Islami kanallarda b vaziyeti koten degistirmesini beklemiyorum ama yeni seyler denemeye daha inovatif olma cesareti bekliyorum. Mesela dokumanterler. Soray Uzun bir deha. Ben ona her turlu Tv odulu veririm. Ayna bir diger basarili dusunce fakat bahsettigim birikim eksiklig kendini gosteriyor. Bakin gene daldim.
Ceren Hanim,
Hos geldiniz tekrar, ifade ettiginiz hissiyata aynen katiliyorum. Gonul dostlarinin guzel haberlerini almak, veya en azindan merhaba demeleri dahi bizleri mutlu eder.
Herkese selam, saygi ve muhabbetle
Not.: Islami TV konusu yazinin basinda soyledigim gibi benim spesifik bilgi eksikligim olan konulardan. Daha detayli bilgiler ve onlar uzerine degerlendirmeleri olan arkadaslar var ise gerek ben gerek tez calismasi yapan arkadasimiz istifade edebilir.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 15, 2007 @ 4:41 pm
Sayın fizikçi’nin ismi aklıma getirdi , eskiden STV de bir program vardı çok severdim , ENTROPİ , şöyle uzun saçlı biriydi , program çok hoşuma giderdi , başka bir örneği hatırlamıyorum sanırım türünün ilk örneği bir programdı , fiziği matematiği sevdirmek için güzel bir çalışmaydı,
hiç unutmam , bir programda bir soru falan sormuştu sanırım ,birisi de telefonla arayıp demişti ki ” Pİ sayısını 3.14 olarak alabilirmiyiz ?”
oda şöyle cevaplamıştı
“alamazsınız , 3 de olmaz , 3.14 de olmaz,3.144 de olmaz, Pİ sayısı Pİ sayısı’dır”
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Ağustos 15, 2007 @ 9:57 pm
O programi kacirdim ama “Soray Uzun yolda” ya bayilirim. Bu cocuk bir deha!
Bence Pi=22/7 de kurtarirdi.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 17, 2007 @ 1:19 am
Sayın Bekir Bey, sizden bir ricam olacak. Bir zamanlar yayınlanan Entropi adlı programın sevgili sunucusu Avni Bey’den yeni programlar bekliyoruz.Kendisine bunu iletirseniz çok memnun kalacağım. Hayırlı günler dilerim ve şimdiden teşekkür ederim.
Yorum yazan: Elif — Nisan 28, 2008 @ 5:25 pm
Elif Hanim,
Malesef ne programi seyretme firsatim oldu ne de sunucuyu tanirim. Yorumunuzun talebinizin yerine ulsmasina vesile olmasini diliyorum.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 28, 2008 @ 5:38 pm