Böyle giydirilir kahverengiburuna: Şövalye!
Once arka plan mahiyetinde bir miktar girizgah. Ha bu “burun kahverengi olmus, ne cikar; ben beyazTurk’um” Amiral Gemisi kaptani, Aydin Dogan’in is takipcisi, siradan insanin kokusundan tiksinen, gelismislik olcutleri cinsellik, ayyaslik, ve arya dinlemekten ibraet olan “ben bir sonradan gorme postal yalayicisiyim, askerin “darbeye karsi olanlar, bizden olanlar” seklinde tasnif ettigi medyada “bizden” listesinin 1.sirasindaki, yuzdurdugu amiral gemisinin yuku pornografi, haysiyet cellatligi, darbe cigirtkanligi olan “sovalye” ye kotu giydrmis Perihan Magden:
(birkac satir yorum sonunda)
Şövalye!
Perihan Mağden
17/01/2008 (2582 kişi okudu)
Okurlarım bilir: Özellikle, geçen Şubat’ta Radikal’e döndüğümden beri, sürüyle ‘hakaret yazısı’ (öyle algılamak istiyorsa, serbesttir) kaleme aldım Ertuğrul Özkök’e dair.
‘Gıkı’ çıkmadı. Zira: “Onlar küfür edecek, hakaret edecek aşağılayacak. Bizler katlanacağız. Madem bu PESPAYE işbölümünün küfürbazlar tarafında yer alamıyoruz. Katlananlar tarafında duracağız. Bizim DURUŞUMUZ da bu…” (16 Ocak-Hürriyet)
Evet! Kompozisyoncu, böyle döktürmüş, çarşamba günkü StatükoyuYağlarımAğbim Köşesi’nde.
Bir yazı ki, benim üstüme yazılmış, onun isabetli kelimelerine sığınayım, bu duruma Freud ‘pojection’ (yansıtma) diyor; ’süfli’liğinden, ‘pespaye’liğinden, Özkök’ün alamet-i farikası olan sağ gösterip sol vurmalardan/tribünlerin en düşüklerine (as usual) oynamalarından geçilmiyor! Dayılanmalarından, ihbarcılığından içilmiyor.
Kendisi üstüne onca yazıma konjonktürel (olsa gerek) arazilenen Özkök, birden toprak üstüne fırlıyor, çok kendine benzeyen bir vitesle İSMİMİ (ısrarla) VERMEDEN saydırıyor da, sallıyor!
Ve fakat NEDEN? Bu Yuvarlak Masa Şövalyesi ‘duruş’ itibariyle KENDİNE edilen ‘hakaretlere’ SESSİZCE katlanmaktadır, katlanacaktır.
ANCAK (ve sancak) Uğur Mumcu’nun Eşi Güldal Mumcu’ya edilen 2 satır laf, bu Şövalye’yi yuvarlak masasından fırlattığı gibi- (Yazımın tamamı bambaşka meseleler üstüneydi, o da ayrı mevzu.)
‘Küfürbazlığa, ‘hakaretlere’ (matbuatta) bunca ‘karşı’ Özkök’ün, benimle ilgili kullandığı kelimelerin zerafetine bakalım/hayran olalım: “Ekmeğini hakaretten çıkaran” “bu süfli ego” “onun kadar süfli bir kıskançlık” “mahallenin süfli egosu” “edebi bir iktidarsızlığın tezahürü”.
Tüm bu ‘zarif’ ve tamamen Freud’un Savunma Düzenekleri örneği olarak okutulması gereken (bastırma, yadsıma, yansıtma, bölünme, çözülme, yer-değiştirme) saldırrr-malarına NEDEN maruz kalıyorum peki?
Zira Güldal Mumcu “herkesin saygısını kazanmış” “kocasının fikirlerine karşı olanlar bile, bu kadının karşısında hep saygı duy”muş (Özkök lafları) iken; kalkıp ben Pervin Buldan nasıl Savaş Buldan’ın eşi olduğu için milletvekili yapıldı ise, Güldal Mumcu da AYNEN öyle: Uğur Mumcu’nun eşi olduğu için Kutsal Eş Kontenjanı’ndan milletvekili yapıldı. Bu da sanırım, yadsınamaz bir gerçektir! diyorum. Yazıyorum cumartesi günkü Hürriyet okurlarına hitap etmeyecek köşemde.
İşte bu laflar, azdırıyor şövalyeliği; kendisi hem şövalyelerin şövalyesidir (rüyalarında), hem de (Abdullah Gül’e köşesinden mektuplanmalarını hatırlayın) memleketin şövalyelik distribütörüdür.
Tribünleri Ayağa Kaldırmaz mıyım Amigosu (esasında) çileden çıkıveriyor! Kutsal Dulumuz’a dil uzatan Küfürbaz’a karşı; ve artık kendini 600 bin satan gastesinde tutamıyor. Bu da tuhaf; zira Radikal okurlarının Özkök’le ilgili kanaatleri, muhtemel alerjileri malum! Türkiye’nin En Satanı’ndan kendi okurlarına WHAT FAYDA bu yazı şimdi?
Bu yazıda da (herrr yazımda olduğu üzre) isim ve cisim verdiğim, beni hedef aldığı kontrolsüzlüğünü derhal sahiplenip cevabını geciktiremediğim için, eminim Saygın ve Yalın Sessizliği’ne, Avustralyalı Asili Suskunluğu’na bürünecektir Şövalye.
Sakın yanlış anlamayın (zaten onun kitlesi ‘yanlış’ anlamaz: toptan yanlış algılamalar üstüne inşa ettikleri için Algı Binaları’nı) Yuvarlak Masası’ndan fırladı ayağa Şövalye, zira Kutsal 1 Dul’a dil uzatıldı! Kendine edilen ‘hakaretlere’ NE kadar tahammüllüyse iç yanaklarını ağzının kanatarak, böylesi fedakâr/örnek alınası figürlerine toplumsallığımızın ‘dil’ uzatıldığında o derli tahammülsüz!
‘Süfli egoların’ karşısında 1 İzmirli başına hep o hep O, var! Ankara’daki Öz Entelektüel çevresinden harbiden atıldığından, arada bir aşk mektupları düzdüğü bir zamanlar yakın arkadaşı Enis Batur tarafından “Tanışıyor muyuz beyefendi”lendiğinden, tutum, duruş sahibi hiç kimse tarafından kaale alınmadığından, yalnız ve yalnızca çok kapsamlı sosyolojik bir karın ağrısı olarak algılandığından-
Her nevi hakiki demokrat düşmanlığıyla suni bir borudan beslendiğinden ve netice itibariyle aptal dahi olmadığı için, tüm bunları için dışın kaydettiğinden- Biriktirdiğinden, biriktirdiğinden.
Hrant Dink’in öldürülmesinde dahi, Amiral Bilmemnesi olduğu gazetenin manşetleriyle/köpürtmeleriyle/hedef işaretlemeleriyle dahli var. (Yazdım defalarca.)
Orhan Pamuk Düşmanlığı/Hedef Olması nerdeyse tamamen senin eserin.
En kötü milliyetçiliğin (iyisi de olmaz, o ayrı) bizatihi kabartma tozu sensin.
Kraldan çok kralcı, Askeriye’den daha Askeriyecisin. Türkiye’de yanlış giden bir sürü şey, ayağımıza/ruhumuza dolanan bir sürü algı bozukluğu, bizzat senin eserin.
Seninle: Özkök, ilgili kanaatlerim, okuduğundan da feci! Şimdi kalkıp Kutsal Eş’in kutsallığı benden sorulur numaralarına yatma. Gülünç olma. Amiral okurlarına NE senin geciktirilmiş intikam projelerinden?
Eminim, Güldal Mumcu da utanç duymuştur senin tarafından savunuluyor durumuna ‘düşmekten.’ İltifatların, ‘taltif ettiğin’ insanlarda azıcık hakkaniyet, onur ve senin asla karşılığını kavrayamayacağın bir kelime: ‘duruş’ var ise yalnız ve yalnızca utanç duygusu yaratabilir. Mahcubiyet. Rahatsızlık.
Bak sana mektuba dönüştü makale.
Mektubunu taştan çıkardın aferin sana Şövalye!
********************************
Peki simdi ne olacak? Dogan pornopgrafi, demagoji, kufur, haysiyet cellatligi Inc.’de amiral gemisinin kaptanina giydirme cezasiz kalir mi? Bakiniz bir sure once Hudson dehset Senaryosu’nu ortaya cikaran Yasemin Congar’a da mi nokta konuldu diye merak etmis idim sesli olarak. Artik resmen nokta mi konuldu yoksa pasalarin gazabi sonucu agzina biber mi suruldu , bilmem ama olaydan birkac ay sonra Congar ayrildi Dogan donanmadan. Bu durumda Perigan Hanim Dogan Donanma icin “catch 22″ durumu arz edecek (asagi tukursen sakal, yukai tukursen biyik). Eminim tek gorevi Amiral gemisini yuzdurmek olmayan BeyazTurkkaptan epeydir onu marjinalize etmeye, ayagini kaydirmaya ugrasiyordu; bu hiz kazanacak, bundan zerre kadar suphem yok. Ama onu kucuk gemilerden birinden atmanin da ters tepecegini en iyi bilenlerdendir koyun tuccari. Ustelik ondan da buyuk Buyuk Patron ve kizlarinin , bu geri tepme durumundan gorecegi zarar Kucuk gemi Radikal okurlari ve medya icindeki “itibari” ile sinirli kalmayacaktir.
Hasil-i kerlam ekmegini entellektuel omurgasi iler kazanan bu hanim icin beyazkaptan’in da Buyuk patronunda yapacbilecegi sey fazla degildir. Turkiye degisiyor. Degerler dalgalanmada ve artik efkar’i umumi, oligarsi hukukunun kesmedigi cezalari Mahkeme-i Kubra’dan once de kesiyor.
Kahverengiburunbeyazkaptanin hezeyani da bundan.

Selamlar Bekir Hocam ,
yine derin bir yazı yakalamış derin bir yorum yapmışsınız.
FST’nin önceki bir yazınıza yazdığı yorumdan anladığım kadarıyla Anne’niz rahatsızmış, geçmiş olsun Allah Şifa versin.
arada böyle alıntı+yorum da olsa yazarsanız sevinirim , netekim siz dikkat çekene kadar ben perihan mağden okumuyordum ( hoş halen müdavimi sayılmam ama arada damardan yazıları var)
Perihan Hanım özkök’ün asla bir duelloya cesaret edemeyen çakma şovalyeliğini iyi ortaya koymuş , elbette cevap vermeyecektir , vurkaç taktiği , taşı atmış ve kaçmış ,ve bir daha kimbilir ne zaman bir ikinci taş atmayı karlı bulursa o zamana değin arazi olacaktır.
bu ülkede adiliği farkedenler ve hakettiği derece ile takdir edenler ,samimi insanlar çoğaldıkça işler daha da düzelecek inşallah.
( konuyla alakasız olarak laf aramızda , bu şovalye lafına da gıcık oluyorum halbuki kelimeyi karşılayacak kelime , manayı karşılayacak mana, tarihini karşılayaack tarihimiz varken , yerli alternatifi varken asla ithal kabul edemem , Ahmet Taşgetiren de bir yazısında kullanmıştı , şovalyelik - şovalye ruhu gibi bişey , ona da çok hayıflanmıştım , yani dalga geçmek için değilde yiğitlik-mertlik anlamında kullanılmasına karşıyım , zaten küçüklerimiz superman-spiderman falan olmak istiyor , büyüklerimiz de şovalye olmak isterse halimiz nice olur ………
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Ocak 19, 2008 @ 2:17 am
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=138693
Ahmet Altan sigortamı attırdı gece gece buraya yazayım dedim müsadenizle.
”
Türban konusunun zaman dizini ne?
Galiba 28 Şubat darbesinden bu yana ‘dün, bugün, yarın…’
Bir türlü paçamızı kurtaramıyoruz…
Türban neredeyse ‘tüm zamanların’ konusu ama ‘vicdani ret’ hiçbir ‘zaman setinde’ yok…
Türbana ‘konsantre’ olan ‘vicdani ret’e’, ‘vicdani ret’e’ konsantre olan da ‘türban’a’ konsantre değil…
Oysaki ikisinin de çözümü ve zaman dizininden çıkması, ‘Temel Hak ve Özgürlüklerin’ güncelleşmesi ve içselleştirilmesine bağlı…
Ama biz ‘ilke’ değil, ‘simge’ konuşmayı seviyoruz…
”
yazının başlığı da “siz neye konsantre’siniz”
harbiden Ahmet Altan şimdi konsantrasyonumu düşürdün bak,
ya sanki çok acilmiş gibi , vicdani ret’i alıp başörtüsü mevzuuna araya sıkıştırmaca , ki bence çok da önemli değil eskiden tamamen sol safsata olarak görüyordum , fakat madem istiyor al senin olsun , yani ne milli savunmayı sekteye uğratır ( bu kadar çok asker varken ) ne de başkaca bir problem olmaz , yada işte çöp toplamaktan tutunda değişik hizmetlerle vazifelendirilebilirler , öğretmen asteğmenler de askerlik yapmıyor zaten . ha askerlik kurumunun genel olarak elden geçirilmeyip de sadece vicdani ret sisteme eklenirse ( ki elden geçirilse zaten gerek kalmazdı ) bundan yararlananların ne gözle değerlendirileceğini buyursun kendisi düşünsün.
“Bir türlü paçamızı kurtaramıyoruz… ”
ha beyfendiye bakın , liberal misyonunuza yük olduk özür dileriz ,
sanki senin o liberal-AB hedeflerin , öngörülerin babanın oyuyla mı yapılacaktı ? ( yani Ahmet bey babanızın oyu ile olsa olsa bir köye bir çeşme yapılırdı)
yani türkiyede 3-5 kişinin bildiği , yada öğrendiği bir kavram vicdani ret, görende toplumun önemli bir meselesi zannedecek , bu memlekette askerlik yapmayan adama kız vermiyorlar sen diyon abimm…..
ha zorunlu askerlik de tartışılsın , yada 15 ay çok değil mi ? bu da tartışılsın , yada polislere askerlik yaptıran zihniyet de tartışılsın hepsine varım da, bu ne şimdi , önce batıdan batılı bir sorunu ithal edelim sonra da batılı bir çözüm bulalım hevesi mi ?
siz ne dersiniz Bekir Hocam hayıflanmakta haksız mıyım ?
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Ocak 19, 2008 @ 2:45 am
Tesekkurler VB Kardesim guzel dileklerin ve ilgin icin.Sabahin 5′i; ikinci yorumunuzu okuyacak halde degilim. Evet, kahverengibirunlusovalyenin tipik stratejisidir. Atilla Yayla’dan, Fehmi Koru’ya Taha Akyol’a kendisini rezil rusva eden herkese “sovalyelik” yapip cevap yazmaz. Zaten Perihan Hanim’inki de bu bir zaman once Abdulla Gul’e “tamam kazandin, cok da yahsisin ama sen sovalyelik yap cekil” diyen “sovalyelik-ditributorune” gondermedir. Cunku adamin butun degerlerinin mensei Bati’ninkidir; cogunlukla onlarin da en dusuk paydasinin sahte degeridir.
Kendine vehmettigi Batili dergerlerin dahi sahte oldugunu gosteriyor. Tevafuk olmus sovalyenin kendisi rejimi tanzim etme gibi buyuk islerle ugrasirken Perihan Hanim’in ustune kucak kopegi Nisantasi’li $anso Pansa’yi salmasi uzerine birac satir yazmistim da fazla agdali diye koymamistim. Aslinda bir de su “turban meselesi” uzerine dokturmustum ama diger yuzlerc sayfa “notlarim” la ayni akibete ugrayacak gibi. Bu sekilde blogun isminin neden “notlari” degil “notlarindan” oldugunu da vuzuha kvusturmus oluyorum.
Bence Cetin Altan ve cocuklari da Ecevit’in ailesi gibi aile durumundan dolayi tanidigimiz sahsiyetler. Mantik orguleri, ne gozlem kaabilyetleri ne de dweger yasrgilarini pek tutmam. Mehmet ltan demokratik cizgide ama analizklerinde derinlik yok; herkesin bildigi gordugu , Ali Bayramoglu’nun iki satirda soyleyecegi seyden makale cikaran biri. Ahmet’i hemen hic okumam’ anlayabilmis te degilim. Hakiinda soyleyebilecegim en olumlu sey: rejim soytarisi degil.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ocak 19, 2008 @ 3:38 am
“nişantaşılı sanço panço”
yazısını okumamıştım , önce tahmin sonra teyid ettim.
tamam belki tahmin etmek için yüksek bir zeka gerekmiyor , ama kafamdaki resmin bir canlanması vardı ki sormayın gitsin . daha münasip bir tanım nasıl yapılabilir ki diye düşünmekteyim.
asıl mesele romanı bilmeyişim , yani ben romandaki karakterlerin ilişkisini referans alarak kaptan ve nişantaşılıda konumlandırmadım , tam tersine kaptan ve nişantaşılıyı kafamda canlandırınca ,hımmmm kaptan burda şovalye olduğuna göre nişantaşılı sanço panço oluyor , vay be demek sanço panço don kişotun yamağıymış , halbuki ben onu hızlı gonzales gibi bir çizgi film karakteri zannediyordum.
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Ocak 19, 2008 @ 5:48 am
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Ocak 19, 2008 @ 1:17 pm