(Fotograflar icin tıklayın. )
Bu gün Hocalı Katliamı’nın 16. yıl donumu. Şehitleri rahmetle anıyor, Allah’tan hiç bir milleti bu tür acıları tekrar yaşatmamasını diliyoruz.
Hrant Dink cinayetini kınayan, tüm sorumluların adalet önüne çıkarılmasını, olayın köküne inilmesini, sadece tetikçilerin değil arkalarındaki kukla oynatıcılarının, onları üreten karanlık devlet odaklarının üzerine gidilmesini isteyen, “hepimiz Ermeniyiz” diyen “Hrant’in arkadaşlarını” hakli buldum; kendilerine, Etyen Mahcupyan’a yazdığım e-posta, taziye ve destek mesajları ile bu duygularımı ilettim. “Çocuktan katil üreten karanlığı “ sorgulayan Rakel Dink’in veciz sözlerini çok manidar buldum. Hrant Dink katledildiğinde onunla ve olayla ilgili çok uzun bir yazı yazmıştım. Burası “bir Münzevi’nin Notlarından” adini taşıdığı için yazdıklarımın ancak küçük bir kimsini burada okuyabiliyorsunuz.
Burayı takip edenler bilirler en büyük rahatsızlıklarımdan biri tutarlı ahlaki kıstas eksikliği. Bu problem sadece bize özgü değil; bir insanlık zaafı olsa gerek. “Kendine demokrat” sözü yetersiz kalıyor meramımı anlatmak için “kendine doğrucu” demek biraz daha uygun olur. Ahlaki kaygılar ile bazı haksızlıklara karşı çıkanlar bakıyorsunuz diğerinin müdafiliğini yapıyor veya sus pus oluyor.
Konuyu fazla dağıtmadan (bu saatten sonra mümkünse) günün mana ve ehemmiyetine donuk yazı konusuna geleyim. Hrant Dink cinayetini adeta tek dava ve ahlaki duruşlarının tek emaresi yapan “Hrant’in arkadaşları” Hocalı Katliamı hakkında ağızlarından bir kelime duydunuz mu? Belki “Hrant’in arkadaşları” diye adlandırılan grup küçük birtakım ünlülerden, sanat dünyası karakterlerinden oluştuğu için bir tek onları hedef tahtasına koyarak bir cifte ahlaki standart tespiti yapmak objektif olmaz. O zaman söyle sorayım” Hrant Dink davasını Türkiye’nin en önemli meselesi yapan aydınlar, sanatçılar, “hepimiz Hrantiz” diye yürüyenlerin herhangi birinden Hocalı Katliamı hakkında kaç söz işittiniz? Ben duymadım hiç birini.
Bazılarının liberalliğinin isbati Orhan Pamuk’un “Ermeni soykırımı oldu” sözlerini söyleme hakkini savunmaktan ibaret. Haluk Şahin gibi bazılarının “claim to fame” i 301′e karşı olmak ve fakat başörtüsü zulmünden parti kapatmaya, askeri darbeye kadar her turlu faşizan girişimi desteklemek.
Ahlak bölünemez bir bütündür bayanlar, baylar; “ama” dememektir.
———————————–
Alinti:
HOCALI KATLİAMI
1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.
Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.
10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:
“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”
Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.
1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.

evet fazla değil daha 16 yıl önceydi. o , kendimize ermeniyiz dediğimiz insanlar (tabi bu caniliği yapanlara insan denirse)hacılıda ki sözde 613 kişi tabi biz bunun binlerce insan olduğunu biliyoruz, ordaki kardeşlerimizin katledilişinden çok asıl katlettikleri çok önemli. kadınlara tecavüz ettiler, hamile kadınların karınları yarılıp gün yüzü görmemiş bebeler canice şerefsizce öldürüldü. evet “hepimiz hrantız” ” hepimiz ermeniyiz” diyen türk ve müslümanlar bidaha düşünsün. binlerce insanın katliamına ses çıkarmayanlar, bir insanın öldürülmesine neler yaptılar. evet hepimiz “TÜRKÜZ” “HEPİMİZ MÜSLÜMANIZ”
Comment yazan: hepimiz ermeniyiz...! — Eylül 10, 2008 @ 8:07 am
Sn. Hepimiz Ermeniyiz,
“Hepimiz” Turk veya Musluman da değiliz. Hepimiz insanız. Musluman ve Turk olmakla daha fazla gurur duymak için diğer ırk din mensuplarına da saygı şiarını elden bırakmamak lazım. Yazıda bu sloganı soyleyen bazılarının bunu gercekten bir ahlaki dogruculukla degil siyasi dogruculuk dusuncesi ile yatıkları gorsunu ifade ettim. Aynı seyi bir iki hafta once Etyen Mahcupyan da soyledi.
Mesele bir kurban ile empati ifade etmek için dogru slogan mı secildi meselesi degil bu empati gosterenlerin samimiyeti, ahlaki butunluğu. Boyle bir ahlaki butunluk Eremiye yapılan Turke yapılan Sivas ta Madımak,ta yapıla veya Erzincan Basbaglarda yapılan kotuluklerı “failö veya merfulun” kimliğini sormadan kınamasını gerektirir Peygamber Efendimiz2in (sas) in “Bir kotuluk gordugunuzde eliniz ile. onu yapamazsanız diliniz ile düzeltin. Onu da yapamazsanız kalbinizle bugz edin – ki bu imanın en dusuk derecesidir” hadis-i şerifinde buyurdugu gibi.
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Eylül 10, 2008 @ 8:36 am
Bekir Bey’e kesinlikle katılıyorum
Comment yazan: pınar karaduman — Şubat 18, 2009 @ 1:02 pm
bekir bey, “Türk de değiliz, müslüman da değiliz, insanız,!” sizce mantıklı mı? evet türk’üz ve müslümanız! biz böylece varız dünya üzerinde tıpkı diğerleri nasıl varolageldiyse, ne var bunda?
böyle deyince diğer acılara kayıtsız mı kalıyoruz? bırakınız lütfen şu sığ hümanizmi rica ederim. “türk’üm!” diyen barbar, “değilim!” diyen hümanist, duyarlı, namuslu, akıllı falan?
türk adını yok etsek içiniz rahat eder miydi bekir bey? bu kadar hoş bir yazıdan sonra ne çiğ bir yorum… tabirlerin sertliğini mazur görün çünkü o çocuklar sadece türk oldukları için öldürülmüşken ” türk de değiliz..” falan gibi laflar cidden insanısinirlendiriyor. güzel mekân, gene geliriz inşallah.
Comment yazan: fikirkalesi — Şubat 25, 2009 @ 11:26 am
Sn. Fikirkalesi,
Öznenin “hepimiz” olduğunu ve bağlamı gözden kaçırmamanızı tavsiye ederim (cevap verdiğim yorumu da okumanız gerekecek) Hepimiz Türk ve Müslüman isek Çinliler ve Kübalılar ne olacak?
Kastettiğiniz grup içerisinde herkes Türk ve Müslüman isae bunu ifade etmekte bir mahsur yok.
Beklerim
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Şubat 26, 2009 @ 5:04 am
bekir bey, mugalata sınırlarında “it dalaşı” yapacaksak bence sorun yok
ne kasttetiğimi sanırım siz gayet iyi anladınız, memlekette “türk” olmak, neredeyse faşist olmak gibi bir şey farkında mısınız?
Comment yazan: fikirkalesi — Şubat 26, 2009 @ 10:46 am
Sayın fikirin de edebin de idrakin de kırıntısı olmayan “fikir kalesi” ,
Memlekette ne olduğu8nu mu eleştiriyorsun benim yazdıklarımı mı? Boşa soruyorum. Burası sana göre değil zihinsel özürlü cahil! Başka yerde takıl.
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Şubat 26, 2009 @ 3:01 pm
“Hepimiz” Turk veya Musluman da değiliz. Hepimiz insanız. Musluman ve Turk olmakla daha fazla gurur duymak için diğer ırk din mensuplarına da saygı şiarını elden bırakmamak lazım”
amma öfkelisiniz bekir bey… yukarıda buyurduğunuz cümle zaten “türk” adına bir önyargı beyanı değil mi? türk olmak illa başkalarına saygısızlık etmek midir?
bir de son yorumunuzdaki nitelemeleriniz, hakaretleriniz ilginç.. her sorgulayanı, eleştireni böyle cevaplıyorsanız bence diddi bir mental performans testine girmeniz gerekir. yazınızı zevkle okumuştum ama sonrasıdna yazdığınzı yorum, samimiyetinize gölge düşürmüş. bir de seviye öğretmenliği yaparken azıcık murakabeyi öğrenmeniz elzem…
Comment yazan: fikirkalesi — Şubat 26, 2009 @ 4:49 pm
Sayın Fikirkalesi,
Sondan başlayayım:
1. Her sorgulayanı eleştireni böyle cevaplamıyorum. (bkz. diğer yorumlara cevaplarım). Sadece söze “sıradan, renksiz, cemaatçi, ham enternasyonalist bir islamcı olarak tanımıştım bekir bey, yorumlarınız genelde o minvaldeydi ” ile giren ve bir yoruma verdiğm cevabı cımbızlayıp bağlamından çıkaran ve ölçülü (fakat müztezi) cevabı da “mugalata.. it dalaşı” olarak niteleyen türden yorumları böyle cevaplıyorum.
2. Madem başladık -bu satten sonra mümkünse- kişisellikten uzaklaştırıp, konuyu yazıyı ve tartışma konusu yorumu okumamış olabilecek üçüncü kişiler için analiz edelim:
Bir yorumcu benim de yazıda samimiyet testine tabii tuttuğum “hepimiz Ermeniyiz” diyen modacı aydın güruha karşı çıkarken onlarla benzer bir hatayı kendisi yapıyor idi “hepimiz Türküz Müslümanız” diyerek.
Ona yazıdaki ahlaki bütünlük vurgusuna ilave olarak “söz konusu kötülüklere karşı çıkmak için ne Türk ne Müslüman olmanız şart. İnsan olmak yeter” demek istedğimin yazıyı okuyan herkes tarafından anlaşılcağını düşünmüştüm. Yanılmışım.
Çin ‘i Küba’yı bırakalım Türkiye de de hepimizin ne Müslüman ne Türk ne Ermeni ne Yahudi olduğunu da hatırlatmak gerekiyormuş.
3. “Herhangi bir aidiyetten gurur duymak için ancak o aidiyetin üstün ahlaki şiarını sergilemek gerekir”. Yorumcuya cevabımda bunu da vurguladım.
Eğer burayı takip konusunda fikir değiştirmedi iseniz, tahmin ediyorum bu blogda hoşunuza giden ve gitmeyen yazılar olacak. Ama ahlaki, entellektüel tutarsızlık bulamayacaksınız. Hayvan hakları , TRT-şeş, Filistin veya Ergenekon yazılaerı aynı temel ahlaki kriterlerin ürünüdür benim için. Yanılıyorsunuz “cemaatlerle” de aram hiç iyi değil “enternasyonalistler”(!) ile de.
Samimiyetin hakkındaki görüşierinizi kontrol edemem. Ancak ortaya rasyonel çelişkiler konulursa cevaplarım.
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Şubat 26, 2009 @ 5:35 pm
Hakkınızdaki önceki kanaatimi, önyargımı belirterek, yanılabileceğim ihtimalini ortaya koymak istemiştim, demek ki anlaşılmazlık sadece sizin imtiyazınız değil… “it dalaşı” kavgaya benzeyen bir tür kapışmadır ve burada mecazi olarak kullanılmıştıri görünen o ki mecazlarla da aranız iyi değil…
Herhangi bir aidiyetten gurur duymak için ne gerektiği konusundaki kanaatiniz haklı ve fakat eksiktir. Milletlerin ayrı devletler halinde var olmalarının bir sonucu olarak, devletlerin ahlak üstü varlıklar olduğu kanaatinin yanlış şekilde meydana gelmesi, bu kanaatin, millet adlaırnı inkâr eden bir hümanist ahlakla değiştirilebileceğini göstermez.
Kavgasını verdiğiniz konular devletlerin “kötü” politikaları, toplumlar arası münasebetlerdeki yönlendiricilik tutkularının komplikasyonlarıdır. bunu engellemenin yolu “Aslında Türk değiliz!” demek değil, Türk’ün diğerleriyle barış içind evar olması için çaba sarf etmektir.
Ne yapalım, her yazıdan hoşlanacak değiliz ya? Hoşlanmadıklarımızın kenarından geçer, hoşlandıklarımızı yorumlarız biz de… Elinize , aklınıza sağlık.
Comment yazan: fikirkalesi — Şubat 26, 2009 @ 5:59 pm
Sn. Fikirkalesi,
Yenı fark ettim kim olduğunuzu. Başlangıçta bilsem üslup biraz farklı olurdu zira tanıdığım kimse ile olan hukukum ile anonim yorumcu ile olan arasında fark vardır.
“aidiyetten gurur” konusunda genel bir düşünce ortaya koymadım. Yaptığım yorum sadece cevap verdiğim yorum bağlamında değerlendirilmeli. Genel olrak milliyetçilik bağlamındaki bir çok tartışmada da ifade ettğim “kazari aidyetlerden gurur veya utanç duyulamayacağı” ancak kişisel özelliklerden gurur duyulabileceğidir. Türkler çok kahraman fakat ben ödleksem…(Aziz Nesin güzel hicveder bu sosyopsikolojiyi. Soyad kanunu çıktığında tembeller “Çalışkan”, sahtekarlar “Doğru” vb soyadları almışlar. Merak ediyorum bizim dedeler nasıl seçmiş Yıldırım’ı ama bu aidiyetin beni fazla hızlı yapmadığı bir gerçek.
“it dalaşı” dilimize gereksiz yere gavurcadan girmiş (dogfight) ve yanlış kullanılan pek çok “apsürt” mecazi ifadelerdendir (gavurca orijinali sadece havada savaş uçaklarının biribirine taciz ateşi açması için kullanılır. Başka bağlamda kullanılmaz ama bizde alan genişletilmiş). Yalnız “mugalata” ile bağlı olrak ve tırnak içinde olunca anonim bir yorumcunun bu mecazı bilip bilmediğinden oldu muhtemelen aşırı tepki.
Walla “savaşını verdiğim dava” olduğu iddiasını dahi yapamam. Bu deftere klayenin başına geçtiğimde aklıma ne gelirse veya neler beni en fazla tahrik etmişse o konuda not düşerim not defterine (devletin kötülükleri ön plana çıkıyor ise bu benim planlamam değil). Bunlar bir bütünlük sergiler sanırım. Doğruculuk kelimesi yeter bir genel tanım yapmam gerekirse.
“Hoşlanmayacağınız yazılar olacağı” notum “Hocalı katliamı” yazımdaki hissiyatı beğenen bir okurun hoşlanmayacağı yazılar” manasında idi.
Hoşlanmadıklarınızı yorumlama yasağı manasında değil..:)
Güzel sözler için teşekkürler.
Bilmukabele
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Şubat 26, 2009 @ 9:14 pm