Bir Münzevî’nin Notlarından…

Şubat 27, 2008

Kedinin gözündeki dehşet

Kategori: Dostlarimiz, Günün yazısı:, Hayvan Haklari, Medya'dan Secmeler, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 12:49 am

terrified-cat-2.jpg

Resim (benim ilavem)
Yazı: Hüseyin Hatemi
hhatemi@yenisafak.com.tr

Geçenlerde, Boğaz Köprüsü’nün Ortaköy girişinde rastladığım, bedeni seramik çamuruna dönmüş ve gözleri dehşet ve hayretle açık, başı ön ayakları üzerinde dik kalmış kedinin neyin göstergesi olduğunu anlayamadığımı yazmıştım. Değerli bir Aziz bana iletti ki: -Bu kedinin belki yavrularına yiyecek arayan bir anne kedi olduğunu yazmışsınız, oysa ben hergün akşamları Anadolu yakasına dönüyorum ve o yörede ezilmiş kedilere rastlıyorum. Tahminime göre, kedilerin tekrar evlerine dönüşünü önlemek isteyen bazı beşer canavarları -bu deyimi o zarif zat kullanmadı- hayvancağızları arabalarına alıp bu gibi yoğun trafik bölgelerinde dışarı atıyorlar, hayvancağız şaşkına dönüp kaçmak isterken eziliyor! Bu izahı duyunca; hayvancağızın gözlerinin niye dehşetle açıldığını ve bu kedi başının neyin göstergesi olduğunu anladım: -Kediceğiz, “ben dünya derdinden kurtuluyorum, ey beşer, sen binlerce yıldır daha insan olamadın mı? Bu kadar mı canavarlaştın?” sorusuyla gözlerini açmış ve öyle kalakalmıştı. Belki de kendisini yola fırlatan sahibini görmek, ona bu soruyu yöneltmek istemişti.

Yüce Sevgili; bir kediye zulmettiği için cehennem hastahanesine sevkedilen, diğer yandan da bir köpeği susuzluk ölümünden kurtaran ve bu yüzden cenneti hakkeden iki kadının hikâyesini anlatmışdı.
Bu “gösterge” ve “simge”yi anladıktan sonra, 1980 yılında bir alman dergisinde rastladığım resim aklıma geldi: Fransa’da bir geniş karayolu, arabalar geçiyor ve yolda, serilip asfalta yapıştırılmış köpek ve kedi bedenleri! Altında da açıklama: -Fransa’da, insan değil beşerin bile yüz karası yaratıklar (Dergi böyle demiyordu, ben yine işe karışmaktan kendimi alamadım) hayvancağızları kışın can yoldaşı olsunlar diye alıyorlar, yazın tatile çıkarken de birlikte alıp yolda arabadan atarak bu dertten kurtuluyorlar! Şu halde Ortaköy civarında gördüğüm kedi başı; yoksa yirmi-otuz yılda “Batı rasyonalizmi”ni “yakalayabildiğimiz”in mutluluk verici bir göstergesi miydi? Bu soruma başlarını sallayarak ve “bence de ööle!” diyerek karşılık verenler elbette çıkacaktır. Allah kurtarsın! Sevgisizlik kazanılmış hamakat hastalığının en güvenilir yoludur. Kazanılmış hamakat hastalığına yakalananların tek kurtuluş yolu da mümkün olduğunca yüksek şiddette Sevgi akımıdır. Bu akım da kaçak tel çekerek değil, Yüce Sevgili’den alınabilir. (Tabîb-i Kulûb)
Kazanılmış hamakat hastalığının çeşitli alt türleri vardır: Ortak özellikleri de mantıklı konuşmanın hezeyan, çifte standardlılığın en büyük erdem sanılmasıdır. Bunlar hastalığın “a’raz”ıdır. Sebebi; Sevgi kaynağıyla ilişkilerinin kesilmesidir. Bu durum devam ederse; bir süre sonra kazanılmış hamakat hastalığı müzminleşir. Yine de bu bir “hastalık” olduğu, doğuştan gelmediği için, iyileşme ümîdi yüzdeyüz vardır. Ne var ki bu hastalıktan muztarib olanların kendi durumlarından haberleri yoktur. “Hal”leri, “sârî”dir, Türkçesi: bu sayrılık bulaşıcıdır, hele bir de müzminleşir ve salgın halini alırsa, hastalıktan kendilerini Allah’ın lûtfuyla koruyabilmiş olanlar da hastalığa kötü yakalanmış olanlara tedavî tavsiye ettiklerinde hasta muamelesi göreceklerinden endîşe ederler ve “araziye uyarlar”. Ne de olsa, “vîran olası hanede evlâd u ıyal var”dır. Kazanılmış hamakat hastalığına yakalananlar da çeşitli takımları tuttukları için, herbirinin karşısında “takıyye” de aslında kolay değildir.
Toplum düzenleri, ortak sebebi Sevgisizlik olan bulaşıcı hastalık salgınlarının önünün alınmamasından dolayı çökerler. Bu çöküş sırasında dümeni ele geçirenler, sağ veya sol yöndeki kayalık veya girdaba doğru yönlenirlerse, destek veya köstek haykırışları ayyûka çıkar: -Ülen ortaçağ artıkları! Gidi çağdaşlık düşmanları!- Sırtınız yere gelmesin şanlı atalarımızın ardılları!
-Yetişin dostlar, iş işten geçmeden bunların partisini kapatalım, yoğusam bunlar kızlarımızın başını aydınlığa kapatacaklar, kapanma, kapat! Ağlama, ağlat! Yoksa çekilmez bu hayat! Susma, sustukça sıra sana gelivirecek! Nato’ya inanıyoruz ve bağlıyız!
Kazanılmış hamakat hastalığına tutulanların şamatası öylesine sersemletici olur ki; bu hastalığa tutulmayanlar da başağrısından, başlarına çatkı çatıp yataklarına çekilirler: -Aman başım tuttu! Ne haliniz varsa görün! Biz adam olmayız zâti! Deli güllâbiciliğine hâlim kalmadı!
-Amanın dostlar, bugünleri de mi görecektik? Bizden olmayan, bizden deeldir, sizden olmayan sizden deeldir, gelin hele bir lâhza uzlaşıp şu patrikhanecinin hesabını görüvirelim de sonracığıma ağız dadıynan boğuşuruz!
-İşte anlaştık ahbab! Durmuş saat de günde iki kez doğru konuşur. Haydi ulusal uzlaşıma!
Ey Azîzan, kazanılmış hamakat hastalığımızın bilincine varıp derhal Sevgide akıl ve gönül sağlığımıza kavuşmadıkça bu işin sonu hiç de iyi görünmüyor! Ortaköy’de, artık gözleri dehşetle ve hayretle açılmış, insanlığın çöküntüsüne bakan kedi başı görmek istemiyorum. -Kediyi bırak, önce insan! Zırt-pırt sevgi de deyip durma burada aile var!- Vâh ve eyvâh! Bir kedim bile yok!

1 Yorum »

  1. gercekten bu kedıyı gorunce gozlerıme ınanamadım ama bu bısı deıl daha kotulerı de var!

    Yorum yazan: okan — Mayıs 7, 2008 @ 4:51 pm

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.