Kürşat Bumin’in derdine bakın Allah aşkına!
Kürşat Bumin bağımsız düşüncesi ile takdir ettiğim bir entellektüeldir. Yazılarında zaman zaman “İslami kesimi“, hatta direkt olarak kendi gazetesini sigaya çekmişliği de vardır, her ne kadar bunun kredisinin kendisinden çok ona bu demokratik platformu sunan gazetesine gitmesi gerektiğini düşünsem de. Kendisi ile problemim ahlaki omurga eksikliği değil çoğunlukla muhakeme çarpıklığıdır. Diğer köşe yazarlarına olduğu gibi ona da, yazılarına olumlu olumsuz eleştiriler getiren birkaç e-posta gönderdim geçmişte. Önceleri cevap yazardı kısaca da olsa. Bir defasında eleştiri dozum biraz ağır kaçmış olacak ki “artik sizinle yazışmayacagim“ dedi ve sözünde de durdu.
Kendisine eleştirilerim bir ahlaki sorgulamadan çok bir rasyonel sorgulaması idi çoğunlukla. Bunlardan en önemlisi kendisinde gördüğüm “odada fil var iken pervazlardaki tozlarla meşgul olma“ problemi. Benzeri bir gözlemimi ben kendisine gavurların “anal retentive“ terimi ile ifade ettim (bizim lisanımızda tam karşılığı varsa bilmiyorum “lafı kıçından anlama“ ile detaylara odaklanma arasında bir vakıa).
Bomba patlamıştır; ortalık toz dumandır. Kürşat Bumin, yerdeki izmaritlere odaklanıp bunları oraya atılmasındaki sosyal problemi inceler veya ne bileyim patlama mekânındaki güvenlik görevlisinin sert tavrını mercek altına alır (teşbihte hata olmaz). Ali Bayramoğlu ne kadar büyük resimci ise Kürşat Bumin o kadar küçük resimcidir. Küçük karelere odaklanıp onun içindeki yanlışları bulur; bunun jig-saw puzzle’in bir parçası olduğunu unutur.
Bumin’in bu günkü derdi de İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perincek’in Eregenekon sorusturmasi kapsaminda tutuklanması imiş. “İyi gelişmeler değil bunlar” diyor ama neyin yanlış olduğuna dair tutarlı bir ilke veya rasyonel ortaya koyabilmiş değil. Bu tutuklamaların olumlu gelişmeler olduğunu söyleyen Şamil Tayyar’a ateş püskürüyor, lakin nedenini yeteri kadar açıklayamamış. Yazısında Şamil Tayyar’ın ne münasebetsiz, lüzumsuz diye tavsif ettiği sözleri dışında ancak şu rasyoneli sunabiliyor:
“Ergenekon soruşturması” adı verilen operasyon muhakkak ki çok ciddi biçimde soruşturulması gereken ve kanıtlara ulaşıldığında yine çok ciddi olarak üzerine gidilmesi gereken bir gelişmedir. Ancak söyler misiniz; 80′li yaşlarını süren İlhan Selçuk ya da Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun apar topar gözaltına alınarak sorgulanması işin ciddiyetine uygun düşmekte midir?
Bilmem. Hangi “işin ciddiyetinden” bahsettiğinize bağlı.
Anlaşılan Bumin’in problemi 80’li yaşlarındakileri (aslına bakarsanız sadece Ilhan Selcuk bu yaş grubunda ama detay) “apar topar gözaltına almak“ imiş. Güzel de Sayın Bumin bu “apar topar gözaltılar“ ya o arzu ettiğiniz “çok ciddi olarak soruşturma“ ve “çok ciddi olarak üzerine gitme“ nın gereği ise? Örneğin Selçuk’un ya bahsetmekten kaçındığı ya failini bizzat savunduğu Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba olayının kendi bilgisi dâhilinde cereyan eden, Danıştay Komplosuna benzer bir olay olduğuna dair delil varsa savcının elinde? Eminim Madanoğlu cuntası mensubu İlhan Selçuk’un sicilini Kürşat Bumin en az benim kadar biliyordur. Cunta arkadaşlarından birinin bir diğerine “ben çocuklara mısır patlattırır gibi bomba patlattırıyorum, sen boş duruyorsun” şeklinde cıkıştığını da okumuştur Bumin.
Kendisine bu mealde düşüncelerimi gene bir e-posta ile ifade ettim.
Yazdıklarım aynen şöyle:
Sn. Bumin,
Şamil Tayyar’ın sözleri ile ilgili eleştirinize ancak şu şartlarda katılabilirim:
Bu eşhasın nezarete alınmaları sadece serdettikleri fikirlerden dolayı; bunları gözaltına alan savcının elinde onların herhangi bir illegal faaliyete karıştığına dair delil yok.
Siz bu bilgiye haizmisiniz?
Şamil Tayyar bu bilgilere haiz mi değil mi onu da bilmiyoruz; polisiye deliller tabiatı gereği şeffaf olarak ortada değil. Bilmiyorum hiçbir tereddüde mahal vermeyecek kadar açık seçik darbe çığırtkanlığı başlı başına insanların tutuklu olarak sorgulanması için yeterlimidir. Bu sorunun cevabını vermek için “bir demokratik ülkede bunlar olsa idi savcılar ne yapardı” sorusuna cevap vermek gerekir ama “bir demokratik ülkede” böyle abes sorular sorulmayacağı için tahayyül dahi imkânsızdır.
Geriye ne kalıyor? Yaşını başını almış adamlar tutuklu olarak sorgulanamazlar” kuralı(!).
Bilmiyorum bu “kural” hangi ilkeye dayanıyor. Belli ki Pinochet’i sorgulayanlar bu kuralı bilmiyorlar idi.
Ben de size sorayım, iddia sahibi siz olduğunuza göre:
-Yaşını başını almış adamlar hiçbir halükarda mı tutuklu olarak sorgulanamaz?
-Siz bu tutuklu sorgulananların sadece “fikir beyan etme” ötesinde suç işlemediklerin dair delilleriniz mi var?
Cevap için nefesimi tutmuyorum. Zaten bir zaman önce “artik sizin e-postalarınıza cevap yazmayacağım” demiştiniz. Olsun canınız sağ olsun.
Selamlar, saygılar
Bekir L. Yıldırım
Ona e-postama dâhil olmayan bir ifadesi daha var Bumin’in, şimdi dikkatimi çekti:
“Asker’in demokrasinin emrettiği yerde kalması gerektiğini her gün tekrarlarken, bir de başımıza, aynı öneriyi tekrarlamamız gereken “polis” mi çıktı yoksa?”
diye soruyor Bumin.
Ama askerin demokrasi sicili konusunda kütüphaneler dolduracak delil var, darbeler, darbe teşebbüsleri, Ergenekoncu generaller, başbakana küfreden, ortaokul çocuğunu ödül töreninde kürsüden indiren paşalara kadar. Lakin Bumin şu anda polisin ya da onun ima ettiği, Deniz Baykal’ın açık seçik ifade ettiği Hükümet’in “kendi derin devletini” kurarak karşı devrim işine giriştiğine dair bir delil olması gerekir. Bu zevatın sadece “fikirlerinden” dolayı tutuklandıkları, savcının elinde suç delili bulunmadığı bilgisi olan bir kimse ancak bu tur bir ithamda bulunabilir. Bunun delillerini ne Baykal ortaya koydu ne Bumin. Ben Baykal’dan beklemiyorum ama Bumin gibi bir entellektüel, hangi gazetede yazdığı önemli değil- böylesine vahim bir gelişmeden haberdar ise delillerini ortaya koymalıdır. (Ayrica Bumin burada oklari Eregenekon sorusturmasini yuruten savci Zekeriya Oz yerine “polise” cevirmis ama simdi bu yanlisligi mesele yaparsam Bumin’e yaptigim “anal retentive” olma durumuna kendim dusmus olurum, neme lazim ). Aksi takdirde kendisi için yaptığım çarpık muhakeme tavsifine bir de desteksiz atmayı eklemek zorunda kalacağım. Üzgünüm Kürşat Bey. Eminim “medya kritik” yaparken kimsenin gözünün yaşına bakmayan bir objektif, ilkeli gazeteciden çuvaldızı biraz da kendisine çevirmesini beklemek hakkimizdir.
Not: Ben bu yaziyi tamamladiktan sonra,yani bir dakika once Star Gazetesi’nin internet versiyonunda Start-Tv’de verilen bir haberden alinti yapiliyor:
İlhan Selçuk’un gözaltı gerekçesi

(Ayrica Bumin burada oklari Eregenekon sorusturmasini yuruten savci Zekeriya Oz yerine “polise” cevirmis ama simdi bu yanlisligi mesele yaparsam Bumin’e yaptigim “anal retentive” olma durumuna kendim dusmus olurum, neme lazim )
bence düşmüş olmazsınız Bekir Hocam , çok ciddi bir yanlışlık , normalde içişleribakanının yani valinin emrinde olan polis , adli soruşturmada , adli kolluk olarak savcının emrindedir , bir şikayeti varsa savcıdan şikayetçi olsun , yoksa polis kolay hedef tabi ,polis’i hükümetin derin devleti - baskı aracı , bir çeşit gestapo gibi gösterecek yada ima edecek kadar saçmalayacağını zannetmiyorum ben Buminin…..olsa olsa yazısını ciddiye aldırmak için süslemeye çalışmış , 80 yaş’ın hiçbir anlamı yok , bunama raporu alırsa o ayrı tabi ……….( ki bence almalı
)
“Asker’in demokrasinin emrettiği yerde kalması gerektiğini her gün tekrarlarken, bir de başımıza, aynı öneriyi tekrarlamamız gereken “polis” mi çıktı yoksa?”
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Mart 22, 2008 @ 8:19 pm
Haklisiniz VB Kardesim ama “deveye niye boynun egri demisler..” hesabi ondan once daha buyuk, ve ima ettikleri daha derin , carpik mantik hatalari oldugunu dusundum. Dedigim gibi Bumin’in ahlaki omurgasini sorgulamiyorum ama bu vesile ile Ak-Parti saksakcisi gorunmeme” arzusu gozluklerini bugulandirdigi tespitini de ilave edeyim. Bu tur hassasdyet serguileyenleri Ali Bayramoglu da elestriyor ozellikle son gunlerdeki yazilarinda. Ama biz de onu elestrirken, rejim soytarisi olmadigini, yazi konulaerini, muhtevasini secerken bir etik cizgisi takip etmeye calistigini da not edelim. Icinde bulundugumuz dunyayi tersten goren, ilkesiz, onursuz, gavurlarin “entellektuel fahise” dedikleri medya mensuplarinin matah oldugu ortamda Bumin’in eksiklikleri “kadi kizinin kusurlari” addedilebilir; malesef.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 22, 2008 @ 8:35 pm
http://www.sabah.com.tr/ardic.html
“Kaçlı standart?
İlhan Selçuk 1925 doğumlu olduğuna göre kaç yaşındadır, 83 mü, 85 mi?
Acındırmak için kafadan iki yaş eklenebilir mi acaba kendisine?
Hipertansiyon hastası olanlar gözaltına alınamazlar mı? Benim de hipertansiyonum var, yaşım 56, acaba ben alınabilir miyim?
Yargının işine karışılır mı karışılamaz mı? Sürmekte olan soruşturma hakkında yorum yapılabilir mi yapılamaz mı?
Bir savcı iktidar partisi aleyhinde kapatma davası açabilir ama başka bir savcı bir muhalefet partisinin genel başkanını sorgulayabilir mi sorgulayamaz mı?
Bazı savcılara “görevini yap yoksa karışmam haa” diye tehditler savurup, bazı savcılara da “görevini yapma yoksa karışmam haa” denebilir mi denemez mi?
Benim savcım senin savcını döver mi? Siz “o kadar da demokrat değilsiniz” de bu kadar mı demokratsınız? Sabah 04.30 uygun bir saat değilse, uygun saat kaçtır? Mesai saatinin başlangıcı mı, yoksa dokuzu beş geçe mi? Bir keresinde beni 01.30′da almışlardı, uyar mı?
“Hesaplaşmaya hazır olun” diyen adam lokantadan elini cebine atmadan kaçabilir mi, kaçamaz mı?
Suça bulaştığına inanmasak sıyırır mı, yoksa bizim inanmamız ya da inanmamamız yargıyı ırgalamaz mı?
Yargı bizim işimize geldiği zaman yüce, gelmediği zaman tu kaka mıdır?
Türkiye’de hukuk var mıdır yok mudur?
Hukuk herkese lazım mıdır yoksa bazılarına lazım değil midir?
CHP yöneticileri Cumhuriyet Gazetesi’ne üzüntü ziyaretine gidebilirler ama AKP’ye gidemezler mi?
Tuncay Özkan da içeri alınıp çıkarsa kurultayda Deniz Baykal’ı devirebilir mi, deviremez mi?
İlhan Selçuk “işkencecilerini” bu sefer de affeder mi, affetmez mi?
9 Mart askeri darbesi iyidir ama 21 Mart sivil darbesi kötü müdür?
Bu bir maç gibiyse, taraflardan biri “normal süresinde” kazanacak mıdır, yoksa maç penaltılara kalacak mıdır?
Penaltılara kalacaksa, kalenizde Volkan gibi bir adamınız var mı?
Bu sefer de “hakem düdük çalabilir” mi yoksa çaldırmazlar mı?
“Çifte standart” çok gördük ama sizinkisi kaç dişli hemşerim? “
Yorum yazan: vadininbozkurdu — Mart 23, 2008 @ 12:25 am