Bir Münzevî’nin Notlarından…

Mart 25, 2008

Siz bizim Malez.. pardon Denizlileştiremediklerimizdenmisiniz?

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Insan Haklari, Islam, Medya, Medya tenkitleri, Siyaset, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 12:18 pm

Tabiat kanunudur. Her etki bir tepki üretir, bilinçli ya da bilinçsiz. Fiziksel hayatta da tefekkür hayatında da bu böyledir, “kunfe yekun” (Ol dedi oldu) dan beri. Akilli stratejist etkiyi üretmeden onun üreteceği tepkiyi, hatta ondan sonra üretilecek etki tepki silsilesini hesaplar. Esasen feraset dediğimiz meleke de bundan ibarettir.

Fazla derine dalmadan girizgâhımın nedenine geleyim.

Daha önce de bu blogdaki yazılarda sıkça yaptığım bir strateji değerlendirmesine güzel bir örnek daha sundu, etkiyi üreten laikçi medya ve tepkiyi üreten İslami medya. Her ikisi de beklediğim gibi hareket ettiler.

Dün Aydın Doğan’ın medya imparatorluğunun küçük elemanı, İsmet Berkan’ın utanıp sıkılmadan “orijinal demokrasi” , “birey hakları”, “farklılığa saygı” ifadeleri ile TV reklâm spotları yayınladığı “Haberde Radikalizm Demokrasi Gereğidir” sloganını kullanan demokrat kılığına bürünmüş faşist, ispiyoncu, radikalliği köşe yazdırdığı 2-3 faşist olmayan kalemden menkul paçavrası.

Etki “haberinin” başlığı şöyle idi: Bu gidişata dikkat! Türkiye Denizli olmasın! (Ben ‘haber yapmayız veririz’ medya etiği diye buna derim!).

“Afganistan, Iran, Arabistan ve Malezya’dan sonra şimdi de bir Ege şehrine benzeme tehlikesinin farkında mısınız ey ehil-i vatan?” diye uyarıyor Ergenekon’un “demokratik takılan” yedek oyuncusu.

“Denizli’ye benzeme” nin neyi ihtiva ettiği konusunu son günlerde kendisini taktiğim Kürşat Bumin yazmış . Türkiye’nin tekstil-hazır giyim ihracatının yüzde 35’ini sağladığından tutun, mermerden şaraba kaç endüstriyel alanda faaliyet gösterdiğine, birçok ekonomik, sosyal veriler sunmuş, devletin yardımı ile değil halkın gayreti ile gerçek gelişmenin mümkün olduğu, hatta devlete “gölge etme başka ihsan istemez” deme bilgeliğinin şehrin eşrafı tarafından da paylaşıldığını anlatmış.

Her ne kadar askeriliğimi orada yapmış olsam da zamanımın neredeyse tamamı kışlada geçtiği için Denizli’nin ne kızını, ne horozunu bilirim. Sadece tozu kaldı hafızamda; ha bir de Pamukkale tabii ki. Zaten mevzuumuz da değil.

Bu TC’nin bir şehrini bilmem hangi yerde çalışan iki memur varmış ta bunların biri başörtülü imiş “ dehşet verici haberini” sunan laikçi soytarılar tabii ki biliyorlar bununla hangi tepki üreteceklerini. Son 60 yıllık medya tarihimiz bu tur etki tepki diyalektiğinin uygulamasıdır. “Üniversiteli gençleri kıyma makinesine gönderdiler “haberi” 60 darbesi için zemin hazırlığında kullanılmış idi. Bu gün “mini etekli kızı diri diri yaktılar” haberine ödül veriyorlar. Gördük bu asparagaslardan iddianame dâhil yapıldığını 1960’ta da bu gün de. Ha Savcı Altay Egesel ha Savcı Abdurrahman Yalçınkaya. , Egesel Menderes’e “ben senin ne yaptığını biliyorum” dedi. Onun bilmesi yeterli idi. Hâkim Salim Basol’da biliyordu savcının bildiğini. Apturaman da Altay’ın izinden yürüyor. Oyuncular değişir, senaryo aynidir.

Bir o kadar, hatta daha önemli olan tepki ise İslami kesimin ürettiği tepkidir. Sağ olsun İslami kesimimizin akil adamları da medyadaki ferasetli ağabeyler de hep kışkırtıcının beklediği refleksi vermekte kusur etmediler. Bu, psikolojik savaşta Müslüman’ı, dindar, ahlaklı insanları hep sanık sandalyesinde tutma stratejisidir. “Çamur at izi kalsın” in çok ötesinde fayda üretir bu strateji. İslami kesim tepkisi, bazı “radikaller” dışında hemen hiçbir zaman “velev ki Etnografya Müzesi’nde çalışan iki hanımdan biri bas örtülü facia bunun neresinde? İkisi de bas örtülü olsa ne yazar? Burası Müslüman ülke değil mi? Velev ki bilmem hangi lisede öğrenciler toplu namaz kılıyordu ve velev ki bilmem hangi hastanede bas örtülü doktor var.. Bunun neresi suç ey hayat suren leş!” deyip bunları suç addeden zihinleri sanık sandalyesine koymak tarzında tezahür etmemiştir. Değişmez olarak tepki ister sorumlulardan ister medyadan “bahsedilen hanım doktor değil özel şirketin temizlik işçisi… Müzede çalışan hanim hakeza, tuvaletleri temizliyor; yok canim küratör falan diil,. Delimiyiz biz başörtülü memur çalıştıracağız TC’nde? Baksana daha çok ve daha büyük Atatürk resimleri astık. Bu defa da kural bozulmamış gözüküyor.

Bu tür savunmalar etkiyi üreten için tadından yenmeyecek cinstendir. Kopeklerinden istediği tepkiyi alan Pavlov edası ile ellerini oğuştururken devam ederler etki üretmeye. Çünkü bu “savunma ile yapılan şudur:

1. “Başörtülü doktor, başörtülü memur, namaz kılan çocuklar, bilmem hangi kamusal alanda mescit, bacaklarını teshir etmekten hayâ eden hanımlar, Kuran dağıtma, okuma, Kutlu Doğum Haftası kutlama, yani isnat edilen suçların hepsinin suç tanımına girdiğini kabul ediyoruz ama “şüpheliler” bu suçları islemediler, isledilerse de iki tane çocuk, temizlikçi kadın, üç tane esnaf bunda büyütecek ne var canim sayın sahipler, yargıçlar?” demek seklinde tecelli eder Müslüman tepkisi.

Siz etkiyi üreten olsanız bu başarılı stratejiden vaz mi geçersiniz daha kuvvetle uygular mısınız?

2. Siyasi aktörlerin, dini hassasiyet taşıyan bürokratların tepkisi de medyanınkinden fazla farklı değildir. Onlar da devamlı sanık sandalyesinde oturan olarak bir daha bu tur suçlamalara malzeme vermemek için Allah kelimesini kullanırken dahi etrafa bakacak, kamusal alanı Tezic’in standardına göre (Tezic evin içinin de polis geldiğinde kamusal alan olabileceğini söylemişti ya) tanzim etme yolunda adımlar atacaklar, laikçilerin “tehlike algılarını” bertaraf etmek için hummalı faaliyetlere gireceklerdir. Örneğin MEB Hüseyin Çelik’in Ankara’da bir ödül töreninde bir ortaokul öğrencisinin başörtülü olması üzerine “sorumlular” hakkında niyet soruşturması açtırması gibi.

3. Bu tepkilerini aggregate ürününün ne olduğunu ortalama zekâ sahibi insanlara açıklamak dahi gereksizdir. Dindar kesim için devamlı geri adim atma ve etkiyi üreten saldırgan laikçi kesim için yeni saldırılar için cesaretlendirici zıvanadan çıkarıcı etki.

4. Her ne kadar bu tur toplumun en kutsal değerlerine örf ananesine küfür içeren saldırılar ne laikçi medyayı ne siyaseti onlar üzerine kurulu CHP ve türevlerini halka yar yapacaktır ama “aptal halkı“ kazanmak isteyen kim ki? Arzu edilen halkın kimin patron olduğunu ve matah kültürün hangisi olduğunu bilmesidir. Zaten bu laikçi seçkinlerin en korktukları olgu halk ile beraber gruplanmaktır. Cumhuriyetin kurulusundan beri Atatürk’ün „koylu memleketin efendisidir“ sözü dahi bu seçkinlerin ağzında “fasa fiso vatandaşlar“ ve “hassolar memolar” ile dalga geçmek için kullanılmıştır. Onlar “efendi” kelimesini sadece hizmetçileri için kullanırlar; “bacı“ ise temizlikçi kadındır. Onların yaşam stilinin de değerlerinin de kendisininkinden farklı olmasından rahatsız değildir. Yoksa seçkin olmanın tadı mı kalır? Problem efendi ile bacının haddini bilmeden okuma ekonomide yer almaya, siyasete modern olmaya kalkmasıdır. Laikçilerin en insani olanı Ecevit’in başörtülü vekil için “bu kadına haddini bildirin“ sözünün herhalde bizim tevilimize ihtiyacı yoktur.

Hal böyle olunca, bu tur “haberciliğin“ bir önemli işlevi de mevcut kast sistemin korumaktır. Brahma Brahma kalacaktır, Dalit Dalit.

Tekrar ediyorum. Coşkun Özarı stratejisi iflas etmiştir (bilmeyenler için Özarı taktiği: 70’lerde milli takim calistiriciligi yapan Coşkun Özarı’nin Avrupa takımları ile karşılaşıldığında tek stratejisi vardı. Kapanma. Nerede ise takimin tamamını kale ve ceza sahası önüne dizer, saha kenarında zincirleme sigara içerken, beraberlik veya az farklı yenilgi için dua ederdi. Beraberlik aldığında zafer olurdu).

İslami kesimin 80 yıldır uyguladığı defansif strateji iflas etmiştir. Laikçiler deha değil ama korkarım dindar kesimin akil adamlar da fazla akil değiller. Artik “dun dünde kaldı cancaaazım; bu gün yeni şeyler söylemek lazım“ demenin zamanıdır.

Not: Daha önce Milli Şef’in “arkadaşlar bir memlekette namuslu insanlar en az namussuzular kadar cesur olmadıkça o memlekette felah yoktur” sözünü nakletmiş ve namuslu insanların da Mille Şef kadar cesur olması gerektiğini söylemiştim.

Ayni mealde bir haykırış da yukarıdaki hezeyanların yayınlandığı Radikal Gazetesi’nde (“bak bizde muhalif sesler de var” demek için bulundurulanlar kontenjanından yazan) Gökhan Özgün’den gelmiş:
“Bu tuzağa düşmeyin. AKP’nin kapatılma davasını bir münazara mevzuu haline getirmeyin. Bunun ‘hukuki’ olduğunu söyleyenlerle tartışma programlarında aynı masada oturarak, olanı biteni ‘meşru’laştırmayın. Gayrimeşru olanı meşru bir zemine çekmeyin. Demokrasiyle uzlaşamayanlarla aynı masaya oturarak bir uzlaşma zemini mümkünmüş intibaı yaratmayın. Bütün bunlar, maalesef bir ’savaş’ olarak tasarlanmış. Bu savaşı açanlar maalesef hiçbir bedel gözetmiyor. Bunu artık anlayın. Bunu artık görün. Tarafınızı seçin ve orada durun. ‘Empati devri’ ebediyen bitmiştir…”
Alıntı yaptığım yazının tamamı:
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=21.03.2008&y=AliBayramoglu

4 Yorum »

  1. Aynen katılıyorum

    diğer yanağımızı çevirmemizi bekleyenleri şaşırtmak lazım,

    mesela milyonluk miting nasıl yapılırmış gösterilebilir.
    (provakasyon olur , olur mu olur , oldurtmayacaksın, organizasyonu ona göre yapacaksın, icabında renkli tişört bastıracaksın,miting başlangıcında son anda dağıtacaksın, provakasyon olur korkusuyla şer ittifakının kullandığı miting hakkını neden biz kullanamayalım ? , onu yapma bunu yapma, ört ki ölem …… )

    anayasa mahkemesine de güzel bir mesaj olur

    akp tansiyonu düşürsün , bu davayı laikliğini ispat etmek için şans olarak görsün tavsiyelerine güzel bir cevap olur

    netice-i kelam bu defa başka olur , başka olmalı…..

    Yorum yazan: vadininbozkurdu — Mart 26, 2008 @ 2:43 am

  2. Bekir Bey,
    Neden Mustafa Akyol’un sitesine uğramıyorsunuz?
    Ben acaba Pepsi davasıyla ilgileniyor da o yüzden mi yazmıyor diye düşünürken, bugün bir yazıda yazmayacağınız kararıyla karşılaştım.
    Oldu mu şimdi, ben onca zahmet vereyim, o çoooook güzel yazıları bu gözlüklerle okuyayım, çözmeye uğraşayım, siz yan çizin. Olmadı.
    Sizsiz Akyol sitesinin tadı yok.
    Biliniz dedim.
    Saygıyla efendim.

    Yorum yazan: suzannur — Nisan 3, 2008 @ 2:14 pm

  3. Tesekkurler guzel sozleriniz icin Suzannur Hanim. Ama goruldugu uzre burada dahi ayni sozleri tekrarlamaktan bikmis vaziyetteyim. Yorgunum anlayacaginiz. Bir de ailevi meselem var (agir hasta anne). Simdilik firsat buldukca lisani daha berrak, enerjisi daha fazla sizin gibi genc dostlari takip etmekle iktifa edecegim.

    Selam, saygi ve muhabbetle

    Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 4, 2008 @ 6:51 am

  4. Geçmiş olsun dileklerimi iletirim, sağlıcakla…

    Yorum yazan: suzannur — Nisan 4, 2008 @ 5:23 pm

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com' dan Bloglar.