Bir Münzevî’nin Notlarından…

Nisan 4, 2008

Kanunlara saygılıyız, yani terörist değiliz

Bu Gökhan Özgün karakteri benim yazılarımı okuyor mu bilmiyorum, her ne kadar Malezya –Denizli bağlantısından tutun “hukuk mukuk tartışması abestir; gayrimeşru olanı meşrulaştırmaktan başka işlev görmez; artik demokratik direniş zamanıdır” fikrine kadar birçok yazıları benim yazdıklarım veya düşündüklerimden intihal koksa da elimde delil olmadığı için günahını almayayım. Hem benim de isime geliyor; beni iki saat tek parmak ile daktilo yazmak yetmiyormuş gibi bir de gavurca klavye ile yazdığım yazıları Türkçeleştirme zahmetinden kurtarıyor. Buyurun:

Kanunlara saygılıyız, yani terörist değiliz

H. Gökhan Özgün

04/04/2008 (2050 kişi okudu)

Günlerce Türkiye’yi Malezya çarşafına dolayan medyanın Malezya’yla az da olsa ilgili olduğunu sanıyordunuz, değil mi? Hayır, onlar Türk siyasetine dolanacak bir çarşaf olarak Malezya’yla ilgileniyorlar.
Ama çarşaftan daha iyisi de var. Kefen.
Denizli pamuklusundan dokunmuş, Yargıtay tarafından özenle işlenmiş bir kefen bulduğunda, medya hemen Malezya çarşaflarını toplayıp Türk malı kefen satıyor. Umudunuzu kesmeyin.
Yargının vereceği kararı bekleyin. Belki tabuttaki hâlâ canlıdır. Gömülene kadar bekleyin.
Belki tabut açılır. Tayyip Erdoğan kendi cenazesinden yürüyerek ayrılır. Demokrasi budur arkadaşlar. Bekleyin ve görün. Allah’tan umut kesilmez. Çıkmayan candan umut kesilmez. Hatta, çıkan candan da umut kesilmez. Umut kesen, marjinaldir, anarşisttir, jakobendir, ihtilal komiseridir. Bekleyin ve görün.
40 yıldır bekleyip görüyoruz. Aynı filmi görüyoruz. Ne senaryo değişti, ne yönetmen, ne de artistler.

Prodüksiyon biraz daha modernleşti, o kadar.
Demokratın ‘devrimcisi’ mi olur diye soruluyor? Oluyor. Mesela Çin’de oluyor. Rusya’da oluyor.
Evet, bir demokrat devrim yapmak için yola çıkmaz. Devrim demokratın aklında değildir. Ama devrim korkusu demokrat olmayan birilerinin hep aklındadır. Ve onlar, her siyasi hamleyi ‘devrim’ gibi görür. Bazı rejimlerin en büyük mahareti, en dizginlenemez hırsı, sıradan demokratları, hatta sıradan insanları majinalleştirebilmek, hedef gösterebilmektir.

Demokrat kendini marjinalleştirmez, rejimler demokratı marjinalleştirir. Bu çok mahir rejimlerin adını siz koyun. Ne diyorsanız, isimleri o olsun.
Burada, bir doktorun yapacağı en basit hile yapılıyor. Semptom, teşhis olarak sunuluyor. Semptom tamamıyla doğrudur. Türkiye’de demokratlık artık ‘devrimci’, hatta anarşizan bir portre çizmektedir. Bu semptoma bakarak hastalığı teşhis edebilirsiniz. Semptom çok tipik, dolayısıyla teşhis basit. Teşhis, Türkiye’de demokrasi yoktur. Bu dünyanın en basit deneyidir. Aynı demokratı al, ‘özgür dünyaya’ koy, söylediklerine kimse kafasını çevirip bakmaz bile. Çünkü söyledikleri sıradan şeylerdir.
Ama birileri, semptomun hastalığın kendisi olduğunu söylüyor. Böylece, Türkiye’nin hastalığı, demokratların ‘devrimciliği’ oluveriyor.
Adımız gözü karaya çıkıyor. Birileri yanaşıp soruyor. Abi, bunları yazıyorsun da, korkmuyor musun? Sade bir demokrata böyle bir sorunun büyük içtenlikle sorulduğu rejimin adı nedir? Bu rejimin adını siz koyun. Ne diyorsanız, ismi o olsun.

Şimdi haberler. Malezya’da seçimleri Müslümanlar kaybetti. Seçimleri multi-etnik demokrat parti kazandı(Adalet Partisi). Partinin içinde, Müslümanlar, Çinliler, Hintliler birlikte yer alıyor.

Gazetelerimizde çarşaf çarşaf yer alan Malezya, seçim sonuçlarına sıra gelince medyamızda kıldan sütuna tüyden santim büyüklüğünde yer aldı. Okuduklarınızdan Müslümanların seçimi kaybettiğini anlamanız da pek zor. Ben seçimi Müslümanların kaybettiğini dış basını okuyunca anlayabildim. Nedense, orada bu haber, başlıkta göze batıyor.

Demek Malezya’da Müslümanlar seçim kaybedebiliyormuş. Henüz bir darbe, bir muhtıra, bir iddianame de yok ortada. Aa yoksa Malezya’da demokrasi mi var? Ayşe Arman’ı göreve çağırıyorum. Buz mavisi gözlerden ilham alma zamanı gelmedi mi?
Öyle sefil bir hale geldik ki, artık kanunlarımızın varlığıyla övünüyoruz. Kimse endişe etmesin. Evet, Türkiye’de kanun var. Butan’dan Paraguay’a, dünyanın istisnasız her ülkesinde kanun var.

Hukukun üstünlüğü diye bize kanunların varlığı ve kanunların gücü anlatılıyor.
Kanunun gücünü reddeden mi oldu ? Türkiye’de hukuk yoktur, o halde kanunlara uymayacağım diyen tek bir demokrat gördünüz mü? Eline silah alıp demokrasi mücadelesi veren bir demokrata mı rastladınız?

O halde, ne demek istiyorsunuz? Daha da önemlisi, ne demeye getiriyorsunuz?
Kanuna uyun çağrısı yapıyorsanız, kanunlara zaten herkes uyuyor. Kanunlara uymamayı öneren, hatta ima eden tek bir demokrat bilmiyorum ben. Kanunlara bile uymamayı hak görenler, Ergenekon’da yaşıyor.
O halde, niye bu ısrar?
Hayır, terörist değiliz. Bunu mu öğrenmek istiyorsunuz?
Biz hukuku protesto ediyoruz. Protesto beyler, protesto.
Sıradan bir demokratik hak. Protesto.
Çoluk çocuğun bile sahip olması gereken bir hak.
Ha, bu arada unutmadan. Protestolar tabiyatıyla makûl değildir. ‘Makûl protesto’ diye bir şey iletişim kurallarına aykırıdır.
‘Makûl protesto’ bir ‘oximoron’dur. ‘Oximoronlar’ da birilerini moronlaştırmak için uyanık kişiler tarafından imal edilir.

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com' dan Bloglar.