Uzlaşma! (II)
Yazının ilk bölümünde uzlaştırıcılar, uzlaşmacılar ve 367 olmadı kapatma verelim “bir adim geri, bir adim daha” dansçılarından bahsetmiştim. 28 Şubat’ın beşler çetesinin as elemanı Patronlar Kulübü’nün, her ne kadar Marksist İlhan Ağabeygiller ile gönül bağları sağlam olsa da paranın renginden dolayı bu defa aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumunda olduğunu da not etmiştim.
Çünkü 28 Şubat’tan bu yana köprülerin altından çok sular akmıştı. Artik “only good Muslim is a dead Muslim“ diyen bir Avrupa da kalmamıştı Amerika da. Vardı gene cesaretlendiriciler Sarko’nun Fransa’sında ve Olmert-Bush Inc.’in Amerikasi’nda, hatta Putin’in Rusya’sinda ve fakat Erbakan döneminden farklı olarak artik Türkiye’de ne olup bittiğini beynelmilel Yahudi dışındaki kaynaklardan da öğrenen bir Bati vardı. Laikçilerin azgınlıkları, “secimi kaybedenlerin mahkeme kararı ile kazanma formülleri” dünya medyasına düşmüştü. Erbakan’a “radikal Müslüman” diyen ağızlar Erdoğan’a “Müslüman Demokrat” diyorlardı artık. O da yetmiyormuş gibi Sosyalist Enternasyonal, AB’ciler CHP’yi “faşist parti” ilan etmişlerdi.
Hâsılı kelam gerek içerde gerek dışarıda İlhan Ağabey-Doğu Ağabey-Paşalar-Deniz Hocafendi uzlaşmasına ikircikli duran veya kendilerine danışılmayan “mahalle“ sakinleri vardı. Tamam, Aydın Bey’in kızının patronu olduğu Kulüptekiler de “sıkmabaşların” İmam Hatiplilerin, Anadolu’nun hassolari, memolarinin yerlerini bilmeleri konusunda İlhan Ağabeygiller ile ayni hassasiyeti paylaşıyorlardı ama onların 10’ a katladıkları servetlerini koruyup tekrar katlayacak mekanizmanın Ergenekon’da olmadığını da biliyorlardı. Hazineyi gene boşatabilirlerdi ama sonra değirmenin suyu nerden gelecekti? Zaten bu Ergenekoncuların ipiyle de kuyuya inilmezdi; yarin onlar da pastadan daha büyük dilimler isterlerdi. Simdi hakkini vermek lazımdı, Ekonomiyi de sanayiyi de, tarımı da, alt yapıyı da çalıştıran, onları dun adam yerine koymayan Batili ortaklar, müşteriler bulan da bu dinciler idi.
O zaman bu dincileri de uzlaşmaya dâhil edecek bir formül gerekiyor idi. Uzlaşma metni hemen yazıldı ve patronlar patronunun seksapelli kızı ağzı ile sunuldu:
-Bak gene iplerdesin. Erbakanlaştıracaklar seni. Hatta Menderes tarifesi dahi çekecekler bizim Egenekon mahallesinin çocuklarına kalsa. Belki ben kurtarırım. Sadece 100 küsur şart ile. Önce Müslüman olmaktan vaz geçeceksin. Sonra demokrasi memokrasi, özgürlük mozgurluk, turu safsatadan vaz geçeceksin… Anayasaya dokunmayacaksın. Sonra…
-Ama ben seni demokrasi sayesinde zenginleştirdim. Demokrasi sayesinde istikrar var; istikrar sayesinde seni daha da zenginleştireceğim. Seni zenginleştiren demokrasiden artik benim eşim çocuğum da yararlansa? Başı örtülü başı açık ele ele dolaşsa, herkes özgür bir ortamda eşit olarak yaşasa daha iyi olmaz mı?
—Bak ben uzlaşmadan bahsediyorum sen gene suç işliyorsun. Okumadın mı iddianameyi? Uzlaşma demek artik başörtüsünü de üniversitelerde özgür öğretimi, devlet nezdinde eşitlik gerçek laiklik gibi kavramları zinhar ağzına almamak, Anaya yasa’ya dokunmamak, CHP’nin onayını almadan hiçbir siyasi icraatta bulunmamak demek.
—Ama CHP’nin ipi ile kuyuya inilir mi? Sizlerin servetini ona katlayan CHP değil benim. Evet, onun sayesinde Türkiye’de seçkinler sınıfı yaratıldı. Cevre ve merkez, kast sistemi oluştu, ama görüyorsunuz ki o ancak hazır pastayı dağıtır, pasta yapamaz; gördünüz bizim fırıncı olduğumuzu.
—Tamam, biliyoruz ve takdir ediyoruz ama biz de seni zaten onun için Ergenekon’daki çocuklara yem ettirmeyelim diyoruz. Simdi mutabakat söyle olacak. Sen bizim değirmenimize su taşımaya devam edeceksin. AB yolunda ilerleme, ekonomimiz dünyaya açma, kaynak yaratma islerine devam edeceksin. Ama daha önce verdiğimiz muhtıralarda da hatırlattığımız gibi türbana özgürlük, askerin rolünü azaltıcı Anayasa değişikliği falan yok. Daha zengin ama daha da laik Türkiye istiyoruz. Laikliği de İlhan, Deniz Hocafendiler gibi tanımlıyoruz.
Evet, şu anda masadaki uzlaşma metninde mealen bu yazıyor sayın seyirciler. Bunu not edin. TUSIAD’in kalemşorları, 27 Nisan Muhtırasını yazanlardan da Apturaman’in iddianamesini yazanlardan da daha sofistike olduğundan onların uzlaşma metinleri daha edebi, daha diplomatiktir. Adeta Beyaz Saray sözcüsünün basın brifingi gibi imalar, ustu örtülü tehditler içerir fakat niyet açıktır: Arkadaş Müslümanlığını inkar et, 23 Temmuz’da uzlaştığın aptal halka değil bana çalış. Yoksa asker, yargı, Ihan Bey, Egenekon, kurumlarımız sana reddedemeyeceğin bir uzlaşma metni sunarlar. Sen bilirsin.
İşte uzlaşma, uzlaşma dedikleri budur sayın seyirciler. Şüpheniz olmasın. Çünkü leopar çizgilerini değiştiremez.
Sayın Başbakan, Hükümet, AK Parti yöneticileri!
Fikrimi tek kelime ile ifade edebilirim:
Uzlaşma!
İki kelime ile ise:
Zinhar uzlaşma!
Cumhuriyet’in meşru hükümet zaten uzlaşmayı millet ile yapmıştır. Mümin ise uzlaşmayı Allah ile yapar. Her iki kimliğinizle de vampirler, rantçılar, ahlak, meşruiyet, demokrasi düşmanları ile uzlaşma yoktur. Uzlaşma tarafların hur iradesi ile rızası ile cebir ve şiddete, tehdide maruz kalmadan yapılandır. Başınıza tabanca dayayan ile yaptığınız kontrat uzlaşma değildir. Şeytan ile uzlaşılmaz.
Mefisto’nun çocuklarının düzeni can çekişiyor. Yaptıkları gurultu güçlülük değil çaresizlik emareleri. Gürültüye papuc bırakmayın. Kağıttan kaplanlara zırnık vermeyin. Zihinlerinizde yürüyen tankları durdurun. Korkudan başka korkacak şeyiniz yoktur Her gün gazetelere yansıyan dokümanlardan rütbe-i akıllarını da rütbe-i ahlaklarını da görüyorsunuz.
Uzlaşma!
Not: Medyaya şöyle bir göz attım yazıyı tamamladıktan sonra. Bakin Aydın Doğan’ın Amiral Gemisi’nin Kahverengiburunlubeyazkaptani’nin anladığı “bir adim geri” uzlaşması ne imiş:
”Ve sormamız gereken ilk soru da şu olmalıdır:
Hükümet için “bir adım gerisi” nedir?
* * *
Bana göre bu sorunun cevabı çok basit.
Cumhurbaşkanlığı seçimini artık hepimiz içimize sindirmeli, geride bırakmalıyız.
Ama türban konusunda, “tarihi bir uzlaşmanın” temelini oluşturabiliriz.
Hükümet bir an önce, laiklik konusunda herkesin içini rahatlatacak somut güvenceleri toplumla paylaşmalıdır.
Mesela, türbanlı kadınların devlet dairelerinde çalışmasına kesinlikle izin verilmeyeceğini, ilk, orta ve lise düzeyinde okullara türbanla kesinlikle girilmeyeceğini ve imam hatip okulları meselesinin kaşınmayacağını ilan etmelidir.
Gerçek anlamda sivil bir anayasa yapmaya, laik sisteme asla dokunulmayacağı yolunda tarihi bir uzlaşma ile başlayabiliriz.
Başbakan’ın dün Tiran’dan, sivil toplum örgütlerinin girişimine destek veren bir açıklama yapmasını, işte bu bakımdan umut verici bir gelişme olarak görüyorum.

s.a.
Sen doğru ve kararlı ol ki, onlar da doğruluğa ve senin iman ettiğin şeylerin doğruluğuna inansınlar; Eğer doğru olmaz isen hem seni yok sayarlar, hem inancını, hemde inandığını.
/
Doğru, Doğruluk
2676. Acı da olsa doğruyu söyleyiniz.
2677. Cümleler togrudur sen togruyusan
Bulınmaz togrulık sen eyriyisen.
2678. Doğruluk, her türlü koşullar altında meyve verir.
2679. Gidersen toğru yola yok bahane
Ki yarar toğruluk iki cihâne.
2680. İnsanlar için mutluluk umudu ancak doğrulukta vardır.
2681. Doğruyu söylemek değil, anlatmak güçtür.
2682. Yanlış sonsuz şekillere girebilir, doğru ise yalnız bir türlü olabilir.
2683. Bu levhada misâl-i elf müstakim olan
İtmez kaddin edânîye vakt-i selâm-ı lâm.
2684. Doğruluğun en güzel meyvesi ruh sükûnudur.
2685. Müstakimin yeri olsaydı eğer dünyada
Servler böyle mekabirde hiram etmez idi.
2686. Doğruluk, hayatta, iyi bir namın en vefalı dostudur.
2687. Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma,
Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.
2688. Bana, doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin.
2689. Doğrunun dili sivri olur
Bilmez yüze gülücülük.
2690. Hiçbir miras doğruluk kadar zengin değildir.
2691. İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah
2692. Gerçekte hiçbir şey bilmiyoruz, çünkü doğru uçurumun dibindedir.
2693. Doğruluk dilde yok, dudaklarda;
Hayr ayaklarda, şer kucaklarda.
2694. Doğru olmak istemek ve buna gücü yetmemek kadar korkunç bir şey yoktur.
2695. Evvela doğruyu bilmek gerektir; doğru bilinirse yanlış da bilinir, ama evvelâ yanlış bilinirse doğru bilinmez.
2696. Alem içre her ne var fenn ü hüner
Toğrulukdur cümlesinden mu’teber.
2697. Doğruyu yanlıştan ayırmanın tek çaresi mümkün olduğu kadar şüphe etmektir. Ve doğru da kendisinden şüphe edilmiyen şeydir.
2698. Doğruluktan eslem bir tarikat yoktur.
2699. İstemez doğru giden menzil-i maksûda delil.
2700. Doğruluk çok büyük bir kuvvettir. Doğru, kimseye mağlup olmaz. Saadet doğruların bahçesinde yetişir.
2701. Ulular didiler bu sözi böyle
Ki eğri otur illâ toğru söyle.
2702. Doğrunun yardımcısı Allah’dur.
2703. Doğru kendini şiddete dayanmadan ortaya koymalıdır.
2704. Eğrilik idenler itsün sen eğilme togrı dur.
Yorum yazan: Selahattin — Nisan 8, 2008 @ 5:25 pm