Sizi bilmem ama bende fiş hastalığı var. Fiş hastalığı da ne mi? Açıklayayım: Alışveriş yaptığınızda fiş isteme şeklinde kendini gösteren davranış bozluğuna fiş hastalığı denir, tarafımdan.
Bende bu hastalık ileri derecede itiraf etmeliyim. Her ne kadar bir iki liralık alışveriş için dahi fiş istemenin adabı-i muaşerete aykırı olduğunu bilsem de, sadece satıcının değil orada bulunan müşterilerinde “bela mı, kafayı yemiş adam” der gibi bakışlarından yerin dibine girsem de bir türlü vaz geçemiyorum bu iptiladan. Sigara gibi bir şey diyemeyeceğim çünkü sigarayı bilerek isteyerek içiyorum; bir anında tatmin alıyorum; bundan ise anında rahatsızlık, gerilim, stres.
Ama yapmadığım zaman –ki pek enderdir ve yanımda “adam tanıdık, hoş olmaz” veya “yaw şimdi 5 lira için fişi naapacaksin” vb diyen bir eş dostla beraber olmak gibi olağanüstü bir durum vardır- daha da rahatsız oluyorum, kendimi tekmeliyorum “sen ne biçim adamsın, bu kadar basit bir ilkenden dahi taviz veriyorsun” diye. Yani aşağı tükürsen de yukarı tükürsen de olay stresli, gerici.
Klinik gözlemler
Hastalık sıkça şu semptomlar ve tepkiler şeklinde kendini gösterir.
Bir küçük esnaftan -hatta bazen de fazla da küçük olmayan zincir mağazalarda dahi olur- bir alışveriş akabinde fiş isterim.
Büyük çoğunlukta fiş verilir ama surat buruşturularak, bir sonraki müşterinin işi bitene kadar bekletilerek veya “hala fiş mi topluyorsun? Fiş artik sayılmıyor “vb gibi sorgulama-aydınlatma eşliğinde. Hatta bir defasında bir kuru yemişçi “sizde bu bir saplantı herhalde” dedi. Ben de “ama vergi kaçırma kadar kötü değildir sanırım” deyince “sizinle aynı dünyada yaşamıyoruz herhalde” dedi. Ben anlamamış ayaklarına yattım ama problemin bende olduğundan şüphem kalmadı.
Bunlar “iyi adamlar”. Bir de fiş vermeyenler var. Mazeretlerden birkaçı:
-Abi patron yok ben yazar-kasanın nasıl kullanılacağını bilmiyorum.
-Kredi kartı olursa fiş veriyoruz.
— Şimdi kağıt bitti; yârin bi zahmet uğra vereyim.
-Kasa bozuk; bi dakka. Selaattin, fiş yazdırmak için neresine basıyorduk?
Eve siparişlerde her defasında siparişle birlikte “fiş biriktiriyorum”, “yalnız fişi unutmayın”, “unutmayın ben fişsiz alışveriş yapmam” dememe rağmen çoğu unutur. Şöyle bir konuşma şıkça geçer siparişi getiren çocuk ile aramda.
—Buyurun bi şiş bi ayran.
—Fiş nerde?
Yüzüme şaşkın, şaşkın baktıktan sonra
—Fiş söylemiş mi idiniz?
-Evet fiş te sipariş etmiştim.
-Bi dahaki sefere getireyim; ya da dükkana bi uğrayın.
“Şunun derdine bak” deyip geçmeyin sayın okurlar. Bu hastalık nerde ise trafik kadar önemli bir rahatsızlık kaynağı fakir için. Bir defasında başıma gelenleri anlatayım da durumun vahameti konusunda kendiniz karar verin.
Bir defasında bizim terörist kedilerde bir dışarı fırlayınca onun arkasından ben de fırladım ve kapı arkamdan kapandı. İlk değildi; son da olmayacak. Çilingir çağırdım alışkanlık olduğu uzre. Çok kolay oldu açmak; kapı kilitlenmemiş, sadece kapanmış idi.
Telefonda söylediği ücret olan 30 YTL’ yi takdim ettim (2 sene kadar önce idi).
Ve fatura veya fiş talep ettim. İlk cevap “bu saate fiş/fatura mı olur” idi (akşam hava kararıyordu). Sonra “tamam ama faturalı istiyorsan 35 lira vereceksin” dedi. Olurdu olmazdı derken iş benim faturasız ödemiyorum dememe ve çilingirin kapımı tekmelemesine kadar gitti. Polis çağırdım ve en yakındaki karakola gittik.
Orada duruma el koyan polisin (veya komiser, emin değilim) sorusu şu idi:
-Şimdi, siz 30 liraya fişli mi anlaştınız fişsiz mi?
Yaa, iste böyle, Durum ciddi anlayacağınız. En iyisi ben böyle küçük işler yerine memleket meselelerine kafa yorsam daha iyi olur dedim. Açtım gazeteyi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Karahanoğlu “Darbenin kurallarını” anlatmış bir gazeteciye; o da mest olmuş.
Yok olmayacak. 30 liraya fişli mi fişsiz mi anlaşmıştınız diyen polis gene aklıma geldi, ne alakası varsa.
Tedavi yöntemleri derken sizi kandırdım. Kelin ilacı olsa idi başına sürerdi sayın okurlar. Hala muzdaripim bu illetten. Mucizevi bir şifa bekliyorum.

Bekir Bey,
ben uzaktan teşhis ve tedavi uzmanıyım…sizin sıkıntıda olduğunuzu okuyunca hemen tedaviye geçmek istedim izninizle..
öncelikle hastalığın farkında olmanız hatta bunu tanımlamanız tedavi açısından oldukça iyi bir başlangıç..
bu sizin iyileşmeniz yolundaki en önemli adım..
eskiden alışverişten sonra mutlaka fişinizi alın diye reklam filmleri oynardı..fişin önemi zorla kafamıza sokulurdu..biriktirilen fişlerden üç beş kuruş da kazanılırdı tabii..
bu yüzden ben sizin çocukluğunuza inmek isterim..çocukluk dönemizde bu reklamlardan oldukça etkilenmişsiniz,belki de harçlığınız faturalardan geliyordu,olabilir mi?
soru-cevap şeklinde gidebilirsek iyi olur..sizin çocukluğunuzu bilmem lazım..
alışveriş sonrası fiş istemeyi prensip haline getirmişsiniz..sizin ilkeleri için mücadele eden bir yapınız olmasından dolayı,en küçük bir prensibinizden bile vazgeçmek sanki kişilik zaafına uğruyormuşsunuz hissini veriyor size..
öncelikle tedaviye şöyle başlayabiliriz..
artık devlet vatandaşlarından fiş istemediği için siz bunu prensipleriniz arasından çıkarabilirsiniz..yani fiş almamak artık bir kişilik meselesi olmamalıdır..artık fişini alan uslu çocuklar çok makbul değil..
bir kağıda bunu yazın ve evde görebileceğiniz yerlere asın..artık fiş almayacağım cümleciğini de günde en az 10 kere tekrarlayın..bir tesbihde olabilir..beyniniz iyice bu düşünceyle dolsun..
en son olarak da alışveriş yaptığınızda yine fiş alma isteği doğarsa kendinizi cezalandırın..aldığınız her fiş için bir kedinizi evden uzaklaştırın..ama bunu mutlaka yapın..en sevdiğiniz kedilerinizden işe başlayın..
kediler mi fişler mi?…kendinizi bu ikisinden birini tercih etmek zorunda bırakın..kedileri istiyorsanız fiş almıcaksınız..
işte böyleee..zamanla kedilerinizin acısına dayanamayıp fişlerden vaz geçeceğinize eminim..
bu tedavi için sizden fiş istemiyorum,hemşehri kıyağı..her zaman yapmam..
hadi geçmiş olsun…
Comment yazan: deniz — Nisan 29, 2008 @ 5:00 pm
Tesekkurler Kadeve’siz tedavi tesebbusu icin Doktor Hanim
Lakin teshisleriniz konusunda tereddutlerim var. Bir kere benim cocuklugumda henuz fis icat edilmemisti. Zeki Alasya-Metin Akpinar fis denen seyi tanitma reklamlarina ciktiklarinda universite ogrencisi idim.
Uzaktan teshisin azizligi olsa gerek. Ben ikinci gorus almaliyim.
Comment yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 29, 2008 @ 11:37 pm
rica ederim Bekir Bey,
ben de bu başarısız girişimimden sonra ikinci bir görüş beyan edecek hal kalmadı doğrusu..
çocukluğunuza inemedik demekki..ben kaçayım..
byee.
Comment yazan: deniz — Nisan 30, 2008 @ 11:50 am
Selam dostum. Bende senin gibi blogspot üyesiyim. Bloğundaki R€klâmlara tıklanmamasından şikayetçi isen bize katıl. Bizler senin R€klâmına tıklayalım sende bizim R€klâmlarımıza tıkla
) Sende kazan bizde kazanalım. Bu nasıl olacak dersen http://www.googledanparakazan.110mb.com. Adresinde kafandaki tüm sorunların cevabını bulacaksın. Bu okuduklarını pek çok blogger kullanıcısına göndereceğim. Şimdiden 5 kisi olduk bile…
mail adresim xxburhan@gmail.com …. her konuda maillerinizi beklerim.
İlk Hedef 100 kullanıcı. Yani 1 kullanıcı 1 cent.. 100 kullanıcı 1$
) Selametle…
Comment yazan: burhan — Mart 18, 2009 @ 1:16 pm