Hüseyin Üzmez’in “susma hakkı”
Vakit Gazetesi’ni nerdeyse hiç okumam; kendilerinden öğreneceğim fazla şey olmadığı için. Hakları gasp edilen başörtülülerin haklarını savunduğunu, mağdur mazlum İslami entitelerin sesi olmaya çalıştığını biliyorum. Ama beni daha fazla “bileme” dışında bir işlevinin olmadığını da düşünüyorum bu “siyah Müslümanların” gazetesinin. Ne feraset, ne basiret ne bilgi olarak bu gazetenin bana verebileceği fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim. Abdurrahman Dilipak’in birikimine saygımı da ifade edeyim bu vesile ile de hakki kalmasın.
Bu Hüseyin Üzmez karakterini 30 kusur yıldır bilirim. 1952 senesinde Ahmet Emin Yalman’a suikast teşebbüsü ile hapse giren “ilk sağ eylemci”’nin “fikir adamı” olduğunu duyardık ama bu eylem dışında herhangi bir fikri ile müşerref olduğumu hatırlamıyorum. Ahmet Emin Yalman gibi faşizan, Cumhuriyet seçkincisi, laikçi bir karakterden nefret etmiş olması anlaşılması zor değildi; hatta sempati duyma sebebi idi o zamanlar. Birçok arkadaş için bu rüştünü ispatlamaya “mücahit ağabey” olması için yeterli idi, her ne kadar onun ismini duyduğum 70’lerde bizler “milli görüşçü” gençlik olarak şiddetin hiçbir türlüsüne bulaşmamış olsak da.
25 yıllık ayrılıktan sonra ülkeye döndüğümde Akit Vakit olmuş idi ve bu
zat Vakit yazarı idi. Bir iki yazısını tamamen veya kısmen okudum. Fikir adına fazla sunacak bir şeyi olmadığını; serseri kurşun gibi sağa sola rikoşe yaptığı yargısına vardım.
Bir iki yıl öncesinde Kartel Medyası’nın TV’lerine “İslami kanattan” en sık davet edilen şahsiyetlerden olmasının da tesadüf olduğunu düşünecek kadar naif değildim. Atalarımız boşuna buyurmamış “din adamı Zekeriya Beyaz olanın dincisi Hüseyin Üzmez olur” diye.
Bir defasında bu programlardan birinde “Ben Şeriatçıyım; bununla gurur duyuyorum” demesi ve Bedri Baykam’a “ne o senin saçın öyle leylek yuvası gibi” türü ifadeleri dışında “dindar kesimlerin” fikriyatını, argümanlarını yansıtır bir şey duymayınca Vakit gazetesinin yönetimine ve tüm yazarlarına birer e-posta yazdım ve “etmeyin tutmayın, bu adamın gazetenizde ne işi var; TV’lerde dindarların haklarını savunacak bu adamdan daha uygun biri yok mu” dedim. Gazetenin yönetiminden cevap gelmedi. Sadece Abdurrahman Dilipak kanalların davet edecekleri kimseleri kendilerinin seçtiklerini söyleyen, ”ne yapalım bu işler böyle işte.“ türü, aslında benden fazlaca farklı düşünmediğini, fakat gazetesinin bir yazarı hakkında menfi şeyler söylemekten kaçındığı mealinde kısa bir cevap yazdı. Bir iki yazar da “hissiyatınızı anlıyorum; Hüseyin ağabey biraz fazla dobra dobra ama o bir Allah aşığı“ türü cevaplar verdiler.
Sakalımız olmadığı ve dahi bu zat gibi ”ağır ağabey“ olmadığımız için sözümüzü dinlemedi bu gazetenin yönetimi. Oysa dinleseler idi kendilerini de inandıkları davayı da bu en ağır darbeden korumuş olurlar idi.
Hasıl-i kelam, adamı hiçbir zaman gözüm tutmamıştı. Eylemcilik geleneğinden olacak benim “tertip” Muhsin’in (Yazıcıoğlu) muhibbi olduğunu da saklamazdı. Bununla bir problemim yoktu, lakin dediğim gibi az fikir, çok heyecan ve tam da İslam düşmanlarının ellerine malzeme verecek söylemleri vardı.
Artik bu söylemlere belki de “dindar kesime“ 70’lerden beri en büyük manevi darbeyi vurmaya namzet bir eylem eklenmiş durumda. Evet, şaka yapmıyorum. Ne Apturaman’in iddianamesi ne Ergenekon çapulcuları, ne de “islami Holdingler” dindar kesime bu adam kadar zarar verdi veya verebilir.
Haberi duymayan kalmamıştır.
Biliyorum, “henüz dava ilk adımında ve bir şalgam gibi götürmüyorlar kellesini ipe adamın“ ama neresinde dursam pis kokular geliyor burnuma. Bu ne Ali Kalkancı-Fadime Şahin meselesine benziyor ne Çarşamba Cemaati asparagaslarına ne de Danıştay komplosuna. Yazılanların yüzde doksanı imalat olsa dahi, bu tamamı ile şer cephesinin imalatı değildir.
Kendisinden 50 yaş küçük bir hanımla evlendiğini (yeni öğrendim) geçelim hadi. Fazlaca “şık” durmuyor“ bir İslami davası olan ve dindarların özel hayatlarının mercek altında olduğu bir dönemde ama “şıklık “ kriteri ile insanları yargılayamayız. ”ben şeriatçıyım; bununla gurur duyarım“ diyen adamın İslami kesimin dışarıya yansıttığı imaj, mesajı gibi bir hassasiyetinin olmasını bekleyemeyiz.
Ama bu son vakıanın masumane tevili zor iş nereden bakarsanız bakin. “Komplo“ demiş kendisi ve “susma hakkımı kullanacağım“ diye ilave etmiş. Nitekim kendi gazetesi dahil birçok ”dindar medya” mensubu ya olayı yorumsuz verdi ya da “Müslüm-Gündüz, Kalkancı-Fadime Şahin“ vb vakıalarla benzerlikleri hatırlattı. Evet, benzerlik söz konusu. Son olarak sahnelenen Danıştay Saldırısı-Ergenekon-Cumhuriyet bombası vb vakıalar hakkında medyayı takip edenler komplo kokusu almıyorlarsa akıllarından şüphe etmek gerekir. Şundan da şüpheniz olmasın ki bundan sonra olayı kar maksimizasyonu muvacehesinde son damlasına kadar sömürülecek, başkalarının isimleri karıştırılacak adı geçen kız, aile mensupları maddi çıkar karşılığında muhtelif rollerde kullanılacaktır, Danıştay tiyatrosunda olduğu gibi.
Amma ve lakin Kalkancı-Fadime Şahin türü tiyatro benzetmeleri yapsak dahi burada Hüseyin Uzmez’e masum rolü kesmek mümkün mu akil izan sahibi insanlar için?
Velev ki iddia edilen ”14 yaşındaki kıza tecavüz” tamamı ile uydurma veya kızın ailesi bizlere Müslüm Gündüz, Aczimdendi, Ali Kalkancıları hediye edenler tarafından imal edildi. Ama gerek kendi gazetesi gerek diğer dindar medya ”tamamı ile düzmece; adamcaaz tanımaz etmez bu kadını da kızını da, babasını da“ diyemiyor. Adam “bizden“ olduğuna göre Alparslan Arslan veya Ali Kalkancı rolü de kesemeyiz. Nereye koyacağız bunu?
Nasıl bir ”meşru özel ilişkisi“ olabilir evli barklı bir Müslüman’ın bir diğer evli barklı kadın ve kızı ile muhtelif kapalı mekânlarda bir araya gelmesini mazur gösterecek? Ali Kırca’dan bahsetmiyoruz “şeriatçı olmaktan gurur duyduğunu“ ilan eden bir ağabeyden bahsediyoruz. İlginç değil midir bildiğim kadari ile ”dindar ünlülerden“ şeriatçı olduğunu ilan eden tek kişi bu zat. Acaba diyorum adam da mahkemede “Sayın Erdoğan ve Abdullah Gül’e saygılarımı sunarım En kısa zamanda şeriatı ilan etsinler“ diyen Alparslan Arslan gibi bir aktör mü idi?
Ama öyle olduğunu farz etsek bu o zata 50 yıldır ”bizden“ kabul edip bağrına basan “İslami medya ve cemaatlerin“ basireti konusunda ne söyler?
Dediğim gibi pis kokular geliyor burnuma neresinde durursam durayım.
Bu vakıayı sadece güncel haber olduğu için ele alıp bir takim genel yargılar cıkarmamak tarzım değildir her ne kadar bunu yapmak acı gelse de.
Fakirin gerek bu blogdaki yazılarında, gerek başka yerlerdeki konuşmalarında ”İslami kimlik“ yerine demokrat, doğrucu, vicdani kaygılarla hareket eden sıradan insan kimliği ile konuşmasının rasyoneli de bu örnekten biraz anlaşılır sanıyorum.
Dindarlık, şeriatçılık, mücahitlik, alimlik, mütefekkirlik iddiaları her sikletin kaldıramayacağı kadar büyük mesuliyet gerektiren iddialardır; buna hak kazanmak lazım, fiyatını da vergisini de ödemeye hazır olmak lazım.
Camdan köşklerde otururuz zira.
Ama geriye ne kalıyor?
Geriye doğruculuk kalıyor; ahlaki, vicdani sorumluluk kalıyor. Bir dindar olarak dindarın hakkını savunmadan daha erdemlisi “dindar“ olmadan veya olduğunu ilan etmeden dindarın hakkını insan hakkı olduğu için, demokratlık gereği, doğruculuk gereği savunmaktır. Daha şerefli bir duruştur kendinize hiçbir menfaat getirmeyecek bir davayı sadece hak, hukuk, vicdani kaygılar ile savunmak.
Dünyanın Hüseyin Üzmezlerine sözüm:
Eğer bilinçli aktör değilseniz ve düştüğünüz durum sadece güçlü testosteron ve/veya zayıf kontrol mekanizmaları gibi zafiyetler ise ve fakat samimi olarak İslami kaygılarınız varsa “davanıza“ yapabileceğiniz en büyük hizmet ortalıktan kaybolmak “susma hakkınızı” sadece kendinizi korumanın ötesinde sorumluluk, ahlaki kaygılar saikleri ile de kullanmaktır. Zira sizin zafiyetlerini davanıza mal ediliyor.
İslami medya, STK ve diğer teşekküllere de bir çift sözüm olacak:
İyi bilirim dindar kesimde “bizdenlik“ kriterinin ne olduğunu. Bazıları sadece ”aramızda“ bulunduğu için ”bizdendir. Meclislerimizde pek görünmeyen, kendine ait fikirler ve duruş sergileyen omurgalılara ise pek güvenilmez; özellikle de “ağır ağabeyler” tarafından. Bazıları sadece “bizi” alkışladığı için, bizim ağabeylerimize yalakalık yaptığı için, söz dinlediği için, “bizdendir”. Bazıları stratejik davranır, kimin meclisinde bulunacağını kimin elini öpeceğini hangi camide görüneceğini iyi bilir. Woody Allen’ in sözü ile “hayatın yüzde doksanı görünmekten ibarettir”.
Özal –Erdoğan ikilisi ve arkadaşları bir evrimi önayak oldular “İslam üzerinden siyaset yapmama; Türkiye’yi kucaklama” siyaseti ile.
Şimdi maneviyatçı kesim sadece misyonunu değil ama gayeye dönük araçlarını ve aktörlerini değerlendirmekte kullandığı kıstasları sorgulayarak ikinci ve daha kalıcı evrimi yapmak için “içeriye yolculuk” yapmak zorundadır. Zira “en büyük yolculuk içeriye yapılandır”.
***************************************
Konu ile biraz ilgili:
Bir “İslami Medya” Analizi (I)
ilhan abinin rövansi ancak bu derce kallesce alinabilirdi….yürekleri sogumustur simdi!…
Yorum yazan: aysemine — Nisan 29, 2008 @ 9:20 am
Çelişkilerle dolu bir yazı yazmışsınız hem Vakit okumam diyorsunuz hem de Vakit’e mektup yazıp Hüseyin Üzmez gibi bir kişinin Vakit’te ne işi olur diyorsunuz gerisini okumaya bile gerek duymadım bu çelişkiyi görünce.
Yorum yazan: sinan yılmaz — Nisan 29, 2008 @ 2:22 pm
Keske gerisini de okusaydiniz gozlediginiz celiskiye aciklama bulurdunuz Sinan Bey. Huseyin Uzmez gibi yazarlar barindirdigi icin, okumaya deger bulmuyor olmazmiyim mesela? Demokratik ulkede yasiyoruz neyse ki, sizin benim yazimi benin de Vakit’i okumama hakkim var.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 29, 2008 @ 2:59 pm
Sizinle aynı fikirdeyim.Tebrikler.Fakat Üzmez’in cesareti bana rahmetli Ercüment Özkan’ı hatırlatırdı.Ama rahmetli gibi Kur’an bilgisi yok.Cahil cesareti sanki biraz.Allah taksiratını affetsin.Siz de unutmayın ki kadınla imtihan kolay bir şey değildir.Çok iddialı olmasanız iyi olur.Allah insanları iddialarıyla imtihan eder.Bu imtihanı Hz.Adem de kaybetmişti.Şeytanın en çok uğraştığı ve çoğu zaman galip geldiği bir alan.Şu an Üzmez de çirkin yerlerini örtmeye çalışıyor ama (eğer doğruysa iddialar) “ya rabbi ben nefsime zulmeetim.Beni affetmezsen ve acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum” demedikçe işi zor Üzmez’in.Selamlar…
Yorum yazan: alpaslan — Nisan 29, 2008 @ 4:10 pm
“Kadinla imtihan” veya herhangi bir diger kistas ile ahlaki ustunluk taslamaktan Allah beni korusun Alparslan Bey. Zaten yazimin ana fikri de insani zaafiyetlerimiz konusunda farkindalik sergileyip “Ben Seriatciyim; gurur duyarim” turu aleni deklarayonlardan, kendimize “Islami Kesimin sozcusu” vazifeleri bicmekten imtina etmemiz gerektigi uzerine. “susma hakki” derken bunu kastediyorum.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 29, 2008 @ 4:20 pm
Selam ile.
Bekir Bey! Alışılmış, tabu haline gelmiş fikir, kişi ve kurumların üstüne söz söylemek çok zordur. Hele bulanık, puslu bir havada salim yorumlar yapmak daha da zordur.
Komplo teorileri, medya linçi vesair yaklaşımlarla ‘islami camianın’ örtmeye çalıştığı ve neresinden baksanız en hafif tabiriyle abesle iştigal bir durum yaşıyoruz.
Kızıveriyoruz, sert cümleler kurmak istiyoruz. Kahraman Ağabey’imizi nasıl böyle itham edersiniz diye…
Şöyle düşünelim mi?
Çok değil, bir kaç hafta önce Vakit Gazetesi Aydın Doğan için “PORNOCU” sürmanşetini atmıştı.
Müslümanım diyen okurlar “Helal olsun Vakit’e. Bravo. Aydın Doğan’ın hakkından ancak siz gelirsiniz. Yaşa varol. Tekbiiiir Allahu Ekber…” şeklinde sesli ve içten yorumlar yapmışlardı.
Onların ne yaptıkları kendilerini ilgilendirir. Ama piyasaya “İnanaların YÜK-AK-I” sloganıyla çıkmış, yaptığı yayınlarla Cumhuriyet Gazetesi’nin Yeşil tonlu karşı versiyonu havasından bir türlü kurtulamayan, ama MÜSLÜMANLARIN okuduğu Vakit Gazetesi ile irtibatlı birisi böyle bir hadiseyle karşımıza çıkarsa!…
Evet! Cümle düğümleniyor işte.
Adamların mutfağına un, yağ, şeker, ateş, kibrit, tüp, su vesair tüm malzemeleri verdikten sonra “NASIL HABER YAPARSINIZ” diye feveran etmenin bir mantığı yok.
Karşı taraf böyle bir hadise yaşadığında “PORNOCU” yaklaşımlarla sürmanşet yapanların, karşı tarafın eline malzeme ulaştığında kullanmalarını AHLAKİ bulmamaları YAMAN bir çelişki değil mi?
Bekir Bey’in yaklaşımını önemsiyorum. Zaten ifade dilmesi gerekenlerin büyük kısmı makalesinde yer almış.
“Hizmetçi kırınca CEZA, mal sahibi kırınca KAZA” zihniyetinden bir an önce kurtulmamız temennisiyle.
Yorum yazan: Hazan Mevsimi — Nisan 29, 2008 @ 5:23 pm
Bekir Bey bir önceki yorumumda sehven “İnanaların YÜK-AK-I” ifadesi kullanılmıştır. doğrusu “İnananların YÜZ-AK-I” şeklindedir…
Yorum yazan: Hazan Mevsimi — Nisan 29, 2008 @ 5:39 pm
olmadı bekir bey hele bir dur ortada kanıtlanan bir suç uok ve sana hüseyin üzmezin “çilenin böylesi “malatya suikasti ” kitaplarını okumanı tavsiye ederim bu hüseyin üzmeye kurulan bir komplodur.
Yorum yazan: kaptan57 — Nisan 29, 2008 @ 6:29 pm
Halkımızın en hassas olduğu bir konuyla hazırladıkları komplonun devamı gelecek! Dikkatle İzleyin!!
78 yaşında büyük bir komplonun kurbanı oldu..
HEM DE ALÇAKCA BİR KOMPLO!!
Son iki gündür Türkiye gündemine düşen Vakit Gazetesi yazarı ve İslami camianın ”Deli Dumrul” cesaretindeki açık sözlü, mert yazarı Hüseyin Üzmez’e ağır KOMPLO!!
Ömrünün en genç dönemini davası uğruna Necip Fazıl’larla, Yüksel Serdangeçti’lerle aynı koğuşlarda tüketen; mal, mülk, kadın, aşk gibi dünyalıklardan davası için feragat etmiş bir dava adamına iğrenç komplo!
HAYATI UÇKUR DÜZLEMİNDE OLSA BU ADAM, KARI-KIZ MESELESİNDEN HAPİS YATARDI!!
Fadime Şahin’leri, Kalkancıları çok iyi bilen milletimiz bu oyuna gelmeyecek..
Malum medyanın yargısız infazlarından, sistematik medya-derin çete işbirliğiyle karşı karşıyamıyız?
ALÇAKLIĞIN BU KADARI!!
78 yaşında, dünya sefasına ait bir çok nimetten feragat etmiş bir adama atacağınız iftira bari belden aşağı olmasın!
ÇALDI, ÇIRPTI DESELER MİLLET İNANMAYACAK!
YÜZKIZARTICI BİR SUÇLA İTHAM ETTİNİZ AMA ÜZMEZ 78 YAŞINDA..
Fakir fukara-garip gurabaya yardım için gecesini gündüzüne katan bir dava adamına ömrünün sonlarında yapılan büyük komplo!
Malum kesimlerin planlı bir şekilde başlattığı çok değil daha 3 gün önce TOPKAPI SARAYI KUTSAL EMANETLER BÖLÜMÜNDE 24 SAAT KUR’AN OKUYANLARDAN BİR HAFIZ, CİNSEL TACİZ YAPARKEN YAKALANDI VE LİNÇ EDİLİRKEN POLİS TARAFINDAN KURTARILDI haberiyle başlayan, Hüseyin Üzmez’le devam eden süreçi DİKKETLE izleyin..
HEDEF İSLAMİ OLGULARA, ŞAHISLAR ÜZERİNDEN YAPILAN KOMPLOLARLA HALKIN ÖFKESİNİ ÇEKMEK..
İLERDE YAPACAKLARI BÜYÜK OLAYLARA ZEMİN HAZIRLAMAK MI?
İslami camianın önemli isimlerine yönelik Yeni komploları devreye sokmaya devam edecekler..
Hazırlık yapıyorlar..
Dikkatle İzleyin..
Yorum yazan: kaptan57 — Nisan 29, 2008 @ 6:32 pm
HaberVaktim (Vakit’in Haber Sitesi) den alıntılanmış yorumu okudum. HaberVaktim den de okumuştum zaten. Haberin her satırı suçluluk psikolojisi ile tarruza geçmiş bir kalemden çıkmış. Ispatlanmamışmış.
Efendiler! Kur’an zina (edip etmediğini tartışmıyorum. sadece misal içindir) etmeyin dememiş. Zina ve ona yaklaştıracak her türlü işten uzak durun demiş. Yalnız bir adam, bir evde yalnız bir hanımla nasıl bulunabilir. Şeriat Savaşçısı bir Kalem nasıl durabilir.
Hatırlayınız bir savaş esnasında bir gece yarısı Hz.Aişe çadırından çıkıp uzaklaştığında “Ashab-ın aklından ACABA!lar geçmesin diye” az önce çadırımdan çıkan Helalim Aişe’dir! sözüyle bizlere yüzyıllar öncesindne rehber olmuş bir Peygamberin ümmetiyiz.
Evet! keşke bugün bunları konuşmasaydık. Keşke, keşke dedirtecek cümleler kurmak zorunda kalmasaydık.
Hüseyin Ağabey, Şuyuu vukuundan beter bir hadiseye işin neresinde olursa olsun İMZA atmıştır. İftira, karalama, fasıkların haberi ve benzeri bir sürü yorum getirebilirsiniz.
İslam adına kılıç kuşananlar ÇOK DAHA dikkatli olmalılar. Söylem ve eylemleri LEKE kabul etmeyecek kişiler nefislerini bir kere daha rahleden geçirmek zorundalar. FİTNE asrında yaşıyorsak, başından yüzlerce hadise geçmiş yüzlerce oyuna muhatap olmuşlarımız adımlarında bin kere daha dikkatli olmak zorundalar.
Taşıyamayacağımız ETİKETLERİ sırtımıza yük etmediğimizde meseleler daha rahat çözülecektir.
Küpümüze zarar vereceksek keskin sirke olmayalım.
Hüseyin Üzmez’in bu durumdan en az zarar ile çıkmasını temenni ederim.
Yorum yazan: Hazan Mevsimi — Nisan 29, 2008 @ 7:46 pm
Habervaktim’deki yorumlari okuyamasdim ama gerek Abudurraghman Dilipak gerek Yeni Safak’tan Ozlem Albayrak’in yazilarindaki fikirler ve hissiyat esasen benim ifade ettiklerimden cok farkli degil. Ben onlarinkine ilave olarak bu sahis hakkinda Vakit’i uyardigimi ifade ettim. Ve benzeri felaketlerin olmamasi icin “nerde yanlis yaptik” demelerini tavsiye ettim. O kadar.
Sayin Kaptan saniyorum “komplo” kelimesini daha once duymustum bir yerlerden
Size tavasiyem kelime daarciginiza yeni kelimeler de eklemeniz. Yoksa sloganci laikcilerden farkimiz kalmaz. Yorumunuz icin tesekkuler ama yaziyi okuduktan sonra yazsa idiniz daha bi makbule gecerdi (mesela “komplo” nun defalarca vurgulandigioni gorurdunuz). Ama butun fikrimiz, hissiyatimiz, tahlilimiz bu kelimeden ibaret ise ne yazik bize.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 29, 2008 @ 8:00 pm
Bir yorumcu “gazete okumamak” olayından karakter tahlili denemesi yapmış.
Sanırım Türkçemizin cilvesi veya Türklerin anlayışının cilvesi mi demeliyim? Neyse? Açıklayayım.
Mesela Hürriyet Gazetesi okumuyorum dediğimde insanların Hürriyet’in i’sini okumadığımı zannetmelerini istemem. Cilve yapmayı bırakıp ciddi ciddi beni anlamaya çalışmalarını beklerim.
Evet “Hürriyet Gazetesi okumam” ama sonuna kadar okurum, bir kaç yazarını okurum, internet sitesinden takib ederim, gazeteyi bulursam okurum, dolmuşta okuyan birinden otlanırım vs. vs.
Filanca gazeteyi okumam dediğinde birisi özellikle o gazeteyi alıp okumuyordur, düzenli okumuyordur gibi bir mana çıkarırım ve çıkarılmasını isterim. Yoksa bakkal yumurtaları Hürriyet’e sarmış(hak ettiği en ulvi şekilde muamele etmiş Hürriyet’e), tesadüf üzerinde ilgi çekici bir haber(nadiren de olsa bulunabilir, manken resimlerinden yer kaldı ise); ne yani? Okumayalım mı? Hürriyet okumam dedim diye.
Dili matematik gibi, fizik gibi anlayanlar, yorumlayanlar ifrit eder beni.
Al işte meselenin özü fırttı gitti be.
…
Gelelim Hüseyin Üzmez’e.
Ben şimdiye kadar Hüseyin Üzmez’e cesaretinden dolayı sempati duyanlardandım. Bir kaç kez yazılarını okumuşluğum da vardı.
Bu olay gerçek mi? Farklı yönleri var mı? Abartılıyor mu? Şişiriliyor mu? Bilemem ama gerçek veya değil;
Bence Bekir Bey’in dikkat çektiği nokta çok önemli. Bu açıdan bakma fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.
Bu da bir imtihan mı acaba diye düşünüyorum bazen. Irka dayanan asabiyeti hoş görmüyor dinimiz, acaba dine dayanan asabiyeti hoş görüyor mu? Bence hayır, asabiyetin hiçbir şeklini hoş görmüyor dinimiz. O yüzden Hüseyin Üzmez bu haltı yedi ise onu savunmanın bir tutar tarafı yok.
Fakat imtihan öyle zor ki, bazen bu olayı dine olan nefretini kusmak için kullananların yorumlarını görünce neredeyse şeytan ayağımı kaydıracak oluyor.
Ayrıca Hüseyin Üzmez’i diline dellal edip, aslında dine olan nefretini kusmaya çalışanların;
-Ülkemizdeki ilk cinsel deneyim yaşının yüksek(erkeklerde 18 küsur, bayanlarda 19 küsur) olmasından şikayet etmeleri
-Ali Kırca’nın pisliğini özel yaşam bahanesi ile örtmelerini
-Halit Akçatepe’nin vs.’nin eşi ile arasındaki yaş farkını sorun etmeyip hatta aşkın büyüklüğüne vermelerini
-Özlem Albayrak’ın da yazısında ifade ettiği gibi 18 yaşını geçmiş Fadime Şahin’in cinsel hayatını mesele etmelerini
ve benim balık hafızamın hatırlamadığı onlarca iki yüzlülüpüğ aklıma gelince
şeytana uyasım gelmiyor da değil hani.
…
Zaafiyeti olanlar, taşıyamayacakları yüklerin altına girmesin.
Yorum yazan: mustafa fatih yüce — Nisan 30, 2008 @ 12:09 pm
Bekir Bey;
Huseyin Uzmez’den hazzetmediginiz anlasiliyor. Tavirlarini hos gormediginiz de… Kabul, ama son olay henuz tam acikliga kavusmus degil. Olayi hep kartel medyasinin penceresinden seyrediyoruz. Kartel medyasinin bakis acisi ise bellidir. “Bana sarkintilik etti” diyen kiz, annesi ve babasina baska ifadeler verdigi soyleniyor. Gelismelerden kotu kokular geliyor. Vakit gazetesinin bu isle bir ilgisi olmadigi halde Huseyin Uzmez’den bahsedenler “Vakit” ismine daha cok vurgu yapmalari da olayin planli bir sey oldugunu gosteriyor. Sizin Vakit’i okumamaniz, kendinizi bir nevi soyutlamaniz sizin bileceginiz is ama Vakit’in bu mesele ile bir ilgisi yok. Vakit’ten, orada yazanlarin uckurlarina bekcilik yapmasini bekleyemeyiz…
Son sozum, Aydin Dogan medyasiyla beraber vurun ama biraz sabirli olup Uzmez’in ifadesini de bekleyelim… Ben sahsen, edepsizlikte, ahlaksizlikta sinir tanimayan Dogan Medyasi’nin birisine vurdugunda elimi kaldirmam. Bu, pislikleri hali altina supurelim anlamina gelmez. Vakit de zaten eger olay dogru cikarsa Uzmez’le yollarimizi ayiriyoruz diyor.
Iyi gunler dileklerimle
Yorum yazan: Cevdet Akbay — Nisan 30, 2008 @ 4:16 pm
Guzel “sabirli olmak” erdemdir ama Cevdet Bey bunu tavsiye eden kisi en azindan yazimi okuyacak sabri gosterip boyle Kartel medyasina dayanarak yargiya vardigim, Uzmez’le ilgili bu iddiadan dolayi Vakit’i sorumlu tuutugum bilmem ne abuk sabuk on yargilarda bulunmazdi.
Bu tur yorumlari okuyunca ne dusunuyorum biliyormusunuz dostlar. “Hep bir halli Turhalliyiz biz bize benzeriz”. Laikci olalim, mutedeyyin olalim, millyetci olalim milli karakteristiklerimiz ayni ancak taraflarimiz farkli. Tarafimizi secmisiz bi defa, Gassarayli Fenerli olmak gibi,. Artik yapilacak tek sey kalmistir biriler fikir beyan ettiginde “bizden mi, degil mi”. Ona karar vermek te gayet kolaydir, “bizden” birine bir elestiri getirdigine gore yaramaz. Belli ki ya “onlardan” ya “saglam” degil. Ne diyor, neyi elestriyor, hangi kisatasi kullaniyor, ilkesel, ahlaki bir tutarlilik var mi. argumanlar makul mu” gibi zor islerle ugrasacak vaktimiz yok.
Eger ben bu yazidan dolayi Kartel linc kampanyasina katildi isem fazla komplkse girmem zira Ozlem Albayrak, Abdurrahman Dilipak gibi pek cok “bizden” eshas da “kartele katilmis” bu hesaba gore.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 30, 2008 @ 4:56 pm
Adam vuracaksın…on sene yatacaksın. Hadi cezasını çekti, unuttuk.
Evinde tarikat.ı Müslüm bilmem kim ile bir körpecik basıldı…deşmeyelim bunu da.
Kendinden 50 yaş ufak biri ile evleneceksin…hadi ona da “sana ne” dediniz.
Kitaplarında yazdıkları ile de bir şey anlamdık.
Sonra da bir bakmışsınız ki on dört yaşındaki çocuk ile anasını almış şöyle afiyetle bir analı kızlı kaşıklaması yapmış.(analı kızlı salçalı-hamurlu yöresel bir yemek adıdır)
Sonra da diyeceksiniz ki;
Komplo.
Hadddi ba…
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 2:54 am
Senin derdin ne ki Hubbez?
Porno ile haysiyet cellatliginin beraber servis yapildigi (evet cocuk pornosu dahil) gazeteleriniz “cinsel serbestiyi” ve istedigin yerde kafa cekmeyi “cagdaslik” olrak satmiyor mu?
Eee, iste “dinci” de sizin gibi cagdasmis, iddilarin hepsi dogru ise?
Mutlu olmaniz gerekirken bu rahatsizlik niye ki?
Yoksa sizin aksinize dindar kesimden “bizden ise ne yapsa cazidir” ahlaki ile hareket etmeyen, ilkeli insanlar oldugunu, sizleri somurecek malzemeden yoksun biraktigi icin hayak kirikligina mi ugradiniz? (Retorik soru; cevap gerekmez).
Bilmeyenlere not: Bu cesur anonim yorumcuyu tanirim bir diger siteden. Laikcui mamullerin hepsui ayni tornadan cikmistir. Bir kac slogan cmleden ibarettir fikriyatylari.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 1, 2008 @ 3:36 am
Uydurmayınız…Önce porno nedir, erotizm nedir, fuhuş, çocuklara karşı duyulan cinsel istek nedir bunların farklarını ögrenin bilin ki arkasından bunun izanını ve edebinden, ahlakından veya yolundan yordamından bahsedin.
Bugün migrosta, couruselde, erotik neşriyat çocuk boyu raflarda açıkta satılıyor ise bunun nedeni çagdaşlık değil, bilgisizliktir.
Şu yukarıda yazdıklarınız misali.
Önce neyin ne olduğunu oturun bir öğrenin ki ahlakını, nizamını bilebilesiniz. Bilgisizliğinizden olmalı hoşunuza gitmeyen ne kadar yanı var ise, hoşunuza gitmeyen zümrelere yakıştırmaktasınız.
Bugün dinci taifenin cinsellik karşısında ne duruma düştüklerini izlemekteyiz.
İstediğimiz yerde kafa çekmek gibi bir talebi olan var ise o da bizim gibi görünme heveslisi olan ama aslen sizinkilerdendir.
Neyin, kimin ne olduğunuz biliriz….dip notsuz.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 9:06 am
Gezegenimize hos geldin! Hurriyet, Milliyet diye gazeteler duydun mu? Simdi git ac ikisinin de internet versiyonlarinin birinci sayfalarini ve “haberlerin” yuzde kacinin porno veya benzer cinsel somuru, titillation icerip icermedigini. Haa senin derdin kabul edilebilir, yayincilik, davranis tarzi icin herhangi bir ahlaki olcut degil, bu porn mu sayilir, soft pornmu, yoksa dunyanin her yerine insanlar iste okuduklarinda porn siteleri geziyir mu zannedilirler, hangi gaye ile onun bunun karisinin kizinin frikikleri yayinlanir, gibi dertelerin yok, wikipedia’daki porn tarifine giriyor mu girmiyor mu ile gun kurtaracagini saniyorsun ha?
Her biri icin kac defa tiklmani istiyor Aydin Dogan. (Ornek: Milleyet, birkac ay once bir “haber” yayinladi Lisede Strip-tiz show” , “izlemek icin tiklayiniz” 30-40 defa ki Aydin ve kizlari sevetlerini bir daha katlasin tik sayisina bagli reklam gelirleri ile.).
Kafani kuma sokmakla laikcilerin butun cagdaslik , laiklik anlayisinin cinsellik, ahlaksiz materyalizm, zevkperestlikten ibaret oldugu “BILIMSEL GERCEGI” yok olmaz. Orada oylece durur. Bunu Sukri Hanioglu’dan John Esoposito’;ya kadar pek cok dusunur, bsosyal bilimci tespit etti. Burada Huseyin Uzmez’den dolyi, veya “porn tarifi: gibi semantik konulardan gol atilmaz, zitra gunesuin yuzu balcikla sivanmaz ve mizrak cuvala sigmaz.
eger bebnimle fikir tartismak istiyorsan once kavramlari ogreneceksin, sonra olcutlerini ortaya koyacaksin; hangi temel degerleri baz alarak ne iddia yatigini bilceksin. Burasi Nisantasi cafesi degil.
“İstediğimiz yerde kafa çekmek gibi bir talebi olan var ise o da bizim gibi görünme heveslisi olan ama aslen sizinkilerdendir.”
Hmm, demek darbeci Ilhan agabey Cumhuriyeti’nin yazarlari “bizden” de bana haber vermediler. Sizi takiyyeciler siziiii!
(Ac gazeteni de Uskudar’da deniz kenarinda acik alanda kafa cekme seklindeki Deniz Som , diger Cumhuriyet yazarlari ve sevgili aile mensuplarinin gerceklestirdigi “laiklik eylemini” oku ve git bunu Bati’daki laiklere anlat. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak adami bu hallere dusurur zira.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 1, 2008 @ 9:28 am
Dedim ya; önce porno nedir, erotizm nedir iyice bir kurcalayın ondan sonra gelin. Şu minik iletilerinizde cinselliği konu ederken kurudugunuz cümlelere bakınca anlam olarak, dayandırıldığı noktalar olarak, mal edildiği zümreler olarak gözler önüne koyduğu ayan beyan bir gerçeğin kendisi o da cinsel devrim yaşamamış bu milletin tipik bir ferdinin incileri. Ben Aydın Doğan, Dinç Bilgini İlhan Selçuk, Hüseyin Üzmez, kartel medya, dinci medya anlamam. Belirli bir zümre adına kalem de oynatmam. Bilgi aslolandır. Bilgi ve ahlak aslolandır. Yalan yanlış yazarak kalemini kendine doğru nalıncı keseri misali sallayarak avanta için bu ülkenin altını kazanlar aslında kendi bindikleri dalı kesmekteler. Demem sadece o dur. Yazdıklarınızda geçeği yansıtan bir kaç kıvılcım olsa ben de üfürür bir ateş yakmanıza yardımcı da olurum ama…maalesef.
O kadar sapkın bir şekilde ele alıyorsunuz ki, neredeyse şu avantacı kalemlerden biri misiniz diye sorasım geliyor.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 9:40 am
Hubbez Bey,
“Dinci” taifenin cinsellik karşısında ne duruma düştüğünü şıp diye anladınız demek 1(bir) tek olaycıktan yola çıkarak.
Bir de “dinci” olmayan(!) taifeyi keşfetseniz bu yolla.
Bırakın saçmalamayı.
Yorum yazan: mustafa fatih yüce — Mayıs 1, 2008 @ 9:41 am
Git sen kurcala pornolarini, eroticani vs. Hubbez. Bir onceki yorumumu bir daha oku; Fikrin varsa tartisalim. Goremedim.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 1, 2008 @ 9:48 am
Yazdıklarınız orada duruyor.
Kaldı ki bu ülkenin haberlerinde yer alan münferit diye nitelendirilen olaylar, yakın olsun uzak olsun çevremizdeki kişiler, iş ve magazin dünyasında yer alan yaşanmışlıklar, raconlar ve usullere bakınca durum şuraya yazdıklarınızdan farklı mı ki?
Her tarafından sapır sapır dökülen bir durumun basit bir örneğinden öte değil ki dedikleriniz.
Anlayacağınız balık baştan ve çoktan kokmuş durumda da siz kendinizi balığın başı falan sanmaktasınız. Kuyrugunda minik bir kılçık olarak yazdıgınızı söylüyorum.
Esamisi dahi olmayı beceremeyen bir konunun bir tarafından beceriksizce tutuyorsunuz…yüzünüze gözünüze bulaştırmak bir yana, yalan yanlış bilgiler saçıyorsunuz.
Demem budur.
Bugün bildiği yanıldıgına yetmeyen usulcü, raconcu, goygoycudan geçilmiyor.
Kolay gele.
Bu arada beyzade Akyol un oraya size gereğini yazdım dün, şimdilik henüz diyelim, yayınlamadılar.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 9:54 am
Porno, cinsel eğilimler, seks, erotizm, fanteziler, tercih ya da istekler…kısacası içeriginde cinsellik olan her bir mevzu bugün kişilerin üzerine birer linç edilme malzemesi olarak kullanılıyor, birer kafa uçurucu giyotin şekline dönüştürülüyor ve bir kişinin hayatını derinlemesine mahvediyor ise bunun nedeni gerici kafaların zamanında ektikleri tohumların filizlenip deve dikeni şeklinde bir cuvaldıza dönüşüp bir taraflarına saplanmasıdır.
Bunun Hüseyini, Ahmeti, Selçuğu, karteli, Doğanı, Muhammedi yoktur.
Üç karı almak pornografik bir yaşam biçimi değildir diyebilir misiniz?
Diyemezsiniz.
14 yaşında bir kız çocugu ile yataga girmek bu ülkede kanunen yasak mıdır?
Şikayet olmadıkça…değildir.
12 sinde evlendirilen çocuktan geçilmiyor.
Şikayet olmadıkça…sorun yok.
Bu ülkede adam öldürmek isteyen gidip öldürmüyor mu?
Sonuçlarına da katlanıyor.
14 lükle halvet oluyorsan şikayet olması halinde başına gelebileceklere de katlanmayı göze alıyorsun demektir.
İdi, egosu ile süper egosunun balans ayarı 14 yaşındaki tazeciği görünce anında şaşıyor ise sonuçlarına katlanacak.
Ben de diyorum ki, bu son yaşadığının türevleri bu adamın hayatına yayılı bir şekilde gözler önune serili olarak kamu oyunun bilgisi dahilinde zaten var…o zaman bunun neresi komplo?
Şunu demeye gitiriyorum;
Kişilerin cinsel temayülleri anlık değildir…bir anda gelen giden bir durum değildir.
Komplo diyenler ya kamu oyunun bilgisizliğini kullanmaktalar veya kendileri de bilgisizler…öyle ya da ortada bir al gülüm ver gülüm oluşmakta.
Ancak, bu durum o zaman emsal teşkil etmemekte…yenileri olmakta.
Bakınız kamuoyunda yer alan bir başka olaydan bahsedeyim;
Yine cinsellşik içermekte…
…Bülent Ersoy gitti elemanın teki ile evlendi.
Evlendiklerinin birinci haftası da bir kız ile sarmaş dolaş ele ele yakalandı.
Her kanalda, medyamızın anlı şanlı konuşanlarınca konu ele alındı;
Bir Allahın kulu çıkıp demez mi;
“Bir dakika yahu, bu adam bir kadın ile birlikteliği görütülendi…demek ki bu adam homoseksüel değil.”
Bu kadar basit önermeleri bile ele almaktan bi haber olan yaşanmışlıklar silsilesine bakınca şu yazdıklarınız da tuzu biberi olunca insan sinirleniyor.
Hele bir de ahkam kesmiyor musunuz?
Evlere şenlik.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 10:25 am
İSLAM’DA DÖRT EŞLİLİK;
30Rum 21; “Yine O’nun ayetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranızda bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.”
İslam dini Arabistan Yarımadasına yayıldığı sırada bir kısım cahiliye adetleri de bütün tesirleriyle hükmünü icra ediyordu. İslamiyet bunlardan bazılarını tamamen kaldırıyor, bazılarını mutedil hale getiriyordu. Bunlardan birisi de Cahiliye dönemindeki sınırsız kadınla evlenme meselesi idi. İslamiyet gelmeden önce Arap Yarımadasında erkekler, sayı tahdidi olmaksızın, istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi.
İşte Kur’an-ı Kerim bu cahiliye adetine bir sınırlama getirdi. Azami olarak dörde kadar evlenebileceğini açıkladı. Cenab-ı Hak “Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile yetinin.” buyurdu.(1)
Buna göre, birden fazla evliliği Kur’an tesis etmedi. Ancak daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı. Mesela Giylan ismindeki Sahabi Müslüman olduğu zaman on hanımla evli idi. İslamiyeti kabul ettiğinde dörtten fazlasını boşadı.
İslamiyet her ne kadar birçok kadınla evlenmeye müsaade etmişse de, bir tek kadınla evlenmeyi esas olarak kabul etmiştir. Birden fazlasına müsaade “ahlaki ve sosyal zaruretler” haline tahsis edilmiştir. Bu durumda kadınlar arasında adaletin şart olduğu açıklanırken ruhi temayüllerde eşit davranmanın pek mümkün olmadığına dikkati çekilmiştir: “Ne kadar isteseniz kadınlar arasında adaletli davramaya güç yetiremezsiniz” (2)
Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir.
Tarihin her devrinde milletler arasında ortaya çıkan kanlı savaşların acımasız tesiriyle erkek nüfusu azalıp, kadın nüfusu bir kaç misli artar. Böyle bir durumda bir erkeğin bir kaç kadını koruması bir vazife olur. Türkiye, Birinci Dünya, Almanya da İkinci Dünya Savaşından sonra bunu yaşamıştır. Almanya’da İkinci Dünya Savaşından sonra kadınların sayısı erkeklerin üç katı kadardı. Alman milleti şiddetli bir sosyal dengesizlik tehlikesiyle yüz yüzeydi. Çünkü kadınların hemen hemen üçte ikisi çaresizlik ve kimsesizlik içinde bulunuyordu. Böylece Almanya hükümeti bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine imkan tanımak zorunda kalıyordu. Bir Alman Profesör, Alman kadının kurtulması için İslamın bu ruhsatını kabul etmekten başka çare olmadığını ısrarla belirtiyordu.
Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur:
1. Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır.
2. Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır.
3. Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dahilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdani rahatsızlıktan kurtaracaktır. Toplum da cinsiyet ve nesep karmaşasından kurtulmuş olacaktır.
Akl-ı selim sahibi her insan üçüncü şıkkı kabul eder. Çünkü insan fıtratı bunu gerektirir.
————————————
HUBEZ, DÖRT EŞ FANTAZİ OLSUN DİYE ALINMIYOR.
Yorum yazan: Net ve Sevimli — Mayıs 1, 2008 @ 4:58 pm
Bakın;
Şartlar ve durumları buraya yazıyorsunuz.
Oradan buradan alıp getiriyorsunuz.
Şartlar da bir adamın neden bir kaç kadını alabileceğini açıklamakta.
Şimdi soru;
Neden bu cümlelerde;
“Bir kaç kadın bir araya gelir anlaşır ve bir adam seçerler yazmıyor” da yani hep o bir adam o bahsettiğiniz şartları değelendiriyor ya da o şartlara göre hareket ediyor?
Geçin bu zırvaları.
Hakikaten geçin.
Bana maval okumayın.
Dinden imandan cahiliye döneminden daha önce olan bir durum var…
…o da ataerkillik.
Bu ilkel rezilliğe din iman nezninde bir açıklama getirin size beş öeken mümin olmazsam namerdim.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 1, 2008 @ 9:11 pm
s.a.
Bazı çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının görüşü-nün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler.
Dört kadınla evlilik (Teaddüt-ü Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir. Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Kur’an da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır.
Peki dört kadınla evlilik meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir :
1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse bir daha başka bir kadınla erkek evlenmez.
Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.
2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi )
Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür.
İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”
Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir.
Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.
Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler.
Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet… batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.
3-) Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar: Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart “adalet” dir.
Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır.
Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma, şartlarında uygun olması gerekir.
Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlen-me izni yok ?
1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras… buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ? O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı.
2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir veya evlenemez..).
3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapar ?
4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar.
5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır.)
Şimdi bir örnek verelim :
Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse , şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse… boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ?
“Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu medya ?
Kadını bataklıktan kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir. Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler…!
Metres hayatını savunanlar T.Zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni (!)lerimiz
Ayrıca istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.
İSLAM NORMALDE HER ERKEĞİN BİR KADINLA EVLİLİĞİNİ TAVSİYE EDER AMA YA ŞARTLAR DEĞİŞİRSE?:TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE KADIN NÜFUSU ERKEK NÜFUSUNU GEÇTİ:
ERKEK:35.171.000
KADIN:35.362.000
KAZAKİSTAN’DA VE MALEZYA’DA DURUM DAHA İLERİ BOYUTLARDA ;İKİ ÜÇ KADINA BİR ERKEK DÜŞÜYOR NÜFUS OLARAK…ÇAĞDAŞ(!) SİSTEM DİYOR Kİ BİR ERKEĞE BİR KADIN YA DİĞERLERİ NE YAPACAK…!?İSLAM’DA DİYOR BİR ERKEĞE BİR KADIN AMA ŞARTLAR DEĞİŞİNCE YOLU AÇIYOR VE BELLİ ŞARTLARDA İKİNCİ EŞE DE İZİN VERİYOR!
————-
Alıntıdır.
————
Hubez demek ki senin dediğin malezya ve kazakistanda yapılabilir, yapılıyordurda belki, yapılıyorsa…
Sonuç; yine aynı şeye çıkar buda KADINLARIN ANLAŞMASI VE İZİN VERMESİ İLE OLUR.
Son sonuç cümlesinin; sizin bize beş çekme hususunda inşallah faydası olur.
—-
Hubeze özel:
Kıskanç değilmisiniz? Çocuklardaki gibi bir sahiplenme duygusu sizde yok mu veya yok mu zannediyorsunuz?
Yorum yazan: Net ve Sevimli — Mayıs 2, 2008 @ 2:40 pm
Kadını çalıştırmayacaksın, ev işleri yaptırıp çocuk baktıracaksın, kariyeryok , maddi ve sosyal güvence yok…sonra bu kadına diyeceksin ki;
“Hanım bak ben bir kadın daha isterim, ne dersin?”
Sıkıyorsa yok desin.
Tüm faşistliği ve rezilliği herkesçe bilinen gerçekleri pembe boyalı pamuk şeker arasına sıkıştırıp şu yukarıdaki maddeler misali iteleme masallar anlatmayın. Nasıl da güzel allayıp pulluyorsunuz…
“Kadınların bir kaçı bir araya gelsinler ve gidip kendilerine bir adam bulsunlar” demem ile şu yukarıda yazdıklarınız maddeler aynı kapıya çıkmakta ha…
Pes!
Bu kadar olur…
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 2, 2008 @ 9:26 pm
hubbez,
Senin dinciler iyice yoldan çıktı be canım.
Adamlar bırak kızları eve kapatıp çocuk büyüttürmeyi; şimdi kızlar okusun, üniversiteye girsin, çalışsın diye uğraşıyorlar.
Gördün mü adilerin yaptığını?
Pes!
Yorum yazan: mustafa fatih yüce — Mayıs 3, 2008 @ 11:39 am
Bakalım neler yapmış bu adiler;
Kasım 2002′den bu yana geçen 1. AKP hükümeti ve bugünün 2. AKP hükümetinde kadınların toplumda var olabilmesi için neler yaptıklarını da sormak gerekiyor. Başbakan Erdoğan türbanlı kız öğrencilerin üniversite eğitimlerinin önündeki engel için “Toplumsal mutabakat vardı, kurumsal mutabakatın olmasını bekledik” diyordu. Beş yıl türbanla ilgili hiçbir düzenleme yapmayıp, altıncı yıllarında Anayasa değişikliğine gitmeleri konusunda. Kasım 2002′den bu yana geçen 1. AKP hükümeti ve bugünün 2. AKP hükümetinde kadınların toplumda var olabilmesi için neler yaptıklarını da sormak gerekiyor.
Türbanın üniversiteye girmesinin bir başlangıç olmasından endişe duyanlara da, ’sabrın sonu selamettir’ diye düşünenlere de gösterilecek çok çarpıcı üç tablo var. Son sözü başta söyleyelim, üç tablonun sonucu şu:
“Türbanlısı da, başı açık olanı da, kadınlar eve kapanıyor, toplumdan çekiliyor.”
İşveren sendikalarının konfederasyonu TİSK’in ortaya koyduğu
birinci tablo şu:
15-29 yaş grubu genç kızların yüzde 60′ı, 25-29 yaş grubunun ise yüzde 66’sı ne öğrenim görüyor, ne çalışıyor ne de iş arıyor.
Yani her 10 genç kızdan 7’si evkızı.
Türkiye’de ‘evkızlarının’ sayısı 5,5 milyona yakın ve bu sayı Avrupa’daki 16 ülkenin nüfusundan daha fazla. Söz konusu ülkeler şunlar: Danimarka, Slovakya, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk.
TİSK, çalan alarm zili için şu yorumu yapıyor: Çalışma hayatının başlangıç ve gelişme devresine rastlaması gereken 25-29 yaş dönemindeki genç kızlardan üçte ikisinin ‘evkızı’ durumunda bulunması, sorunun büyüklüğünü ifade ediyor. Çağdışı nitelikteki bu durum alarm zili olarak kabul edilmeli, genç kızların eğitim ve istihdamdan dışlanmasına son verecek bir seferberlik başlatılarak ‘kadının yeri evidir’ yaklaşımı terk edilmelidir.
İkinci tablonun yine TİSK altını çiziyor:
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Kasım 2006-Kasım 2007 döneminde 237 bin kadın işgücü piyasasından çıkarak evine çekildi. Yani 237 bin kadın daha işsiz ve iş aramıyor, sadece ev işleriyle meşgul.
İşsizlik önce kadını vuruyor. Bir yılda 15 yaş üstü çalışabilir nüfusun baz alındığı veriye göre, istihdam azalışı tarım sektöründe 349 bin, sanayide 52 bin, inşaatta 45 bin kişi oldu. Hizmetler sektörü istihdamı 76 bin kişi artabildi. Toplamda Türkiye’nin istihdamı 368 bin azaldı. Bu arada kadın istihdamı 248 bin kayba uğradı.
Genç kızların, kadınların çalışmamasının, iş gücü piyasasından uzaklaşıp, eve kapanmasının ‘ekonomik’ ve ‘toplumsal’ sonuçlarını dert etmeyip, sadece türban peşine düşmek AKP hükümetinin kadınlara verdiği önemi de gözler önüne seriyor.
Göç etmiş Türk beyinlerden nasıl faydalanılır?
Gazetedeki masamın üstünde her zaman yoğun sirkülasyon vardır, gelen mektuplar, dosyalar, yayınlar. İşime yaramayacakları hemen atarım, okuduklarımın içinde bir bölümü de bilahare faydalanılacak bilgiler olarak ‘arşivimdeki’ yerini alır. Gelenlerin tasnifini her yaptığımda Altan Öymen gelir şöyle bir bakar “Nasıl kıyıyorsun, ben hiçbir sayfayı atamıyorum” der. Benim de atamadıklarım var. Mesela Türkiye Bilişim Vakfı’nın dergisi ‘Bilgi Çağı’. Son sayısında ‘diasporadaki Türk bilim insanlarını’ işlemiş.
Dışişleri Bakanlığı 2006 verilerine göre, 118 ülkede 5 milyon Türk yaşıyor. Türklerin, Türkiye’den sonra en kalabalık olduğu yer, 2 milyon 500 binlik nüfusuyla Almanya. Fransa’da 500 bin, Hollanda’da 351 bin, ABD’de 250 bin, Avusturya’da 200 bin, Avustralya’da 138 bin Türk yaşıyor.
‘Bilgi Çağı’nın incelediğiyse, geniş diasporadaki Türk bilim insanları.
Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı, “Herhalde örgütlenme yetersizliğinden olacak, devletin elinde diasporadaki beyin gücümüz hakkında yeterli veri yok” diyor.
Türk beyin gücünü, ülkemize yararlı çalıştırmayı becerebilmenin önemi ‘bilimin vatanı yok ama vatanın bilimi olmalı’ vurgusuyla dile getirilmiş.
Faruk Eczacıbaşı, dünyanın yükselen ekonomisi Hindistan’dan örnek veriyor: “Nüfusu 1 milyarı geçen Hindistan’ın diasporası 20 milyon. Diasporadaki Hintliler konusunda Hindistan hükümeti başrolde. Hem ‘ülke dışında yaşayan Hintliler Bakanlığı’ var, hem de Hindistan İşadamları Derneği ortaklığıyla bir diaspora yönetimi örgütlenemisi var.”
Hindistan, diasporadaki Hintli iş ve bilim insanlarının geri dönmeden, ülkelerine nasıl yararlı olabilecekleri üzerinde formüller geliştiriyor.
Üniversiteli kızlar sonuncu
Üniversite eğitimi gören kızların türbanından daha önemli sorunlarımız olduğunu gösteren üçüncü tablo da şu:
30 OECD ülkesi arasında yükseköğrenim görme oranı açısından Türkiye kadınlarda sonucu, erkeklerde ise sondan ikinci sırada. Ülkemizde 25-64 yaş grubundaki kadınların sadece yüzde 7.1′i yükseköğrenim mezunu. OECD ortalaması ise yüzde 24.8.
Türkiye gelişen bir ülke iddiasıyla, olgun kuşağa göre genç kuşaktaki yükseköğrenim mezuniyet oranını çok daha hızlı yükseltmesi gerekiyor. Maalesef ki, 25-34 ve 55-64 yaş gruplarının mezuniyet oranları arasındaki fark, kadınlarda 6,1 puan, erkeklerde 3,2 puan. OECD ortalamasında genç nesil kadınlar yaşlılara göre 18,6 puan, genç erkekler ise 7,7 puan daha fazla yükseköğrenim görüyor.
Funda Özkan
Alıntıdır;
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:25 pm
Devam;
Politikacıların üniversite bitiren türbanlı kızları neden çalışmıyor??
BÜYÜK olasılıkla, üniversitelerde türban serbest olacak. Herkes merakla bekliyor, sonra ne olacak? Deniliyor ki, “mahalle baskısı” gibi üniversitelerde “türban baskısı” olacak; özellikle Anadolu’daki üniversitelerde başı açık kız öğrencilere örtünme baskısı gelecek.
Bu olabilir mi?
Evet olur. Bitmedi.
Meselenin bir başka yönü daha var:
Türbanlı kızlarımız üniversitelere girince ne olacak?
Söyleyeyim:
Çok iyi okuyacak, çok başarılı olacak ve okullarını hep dereceyle bitirecekler.
Peki, sonra ne olacak?
Ne olacak biliyor musunuz; evlenip, ev hanımı olacaklar!
Bunu da nereden çıkardınız demeyin.
Gelin Türkiye’yi yöneten birkaç politikacının kızlarına bakalım:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kızı Kübra, Bilkent Üniversitesi’ni bitirir bitirmez evlendirildi.
Çalışıyor mu, hayır!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Esra, ABD’de Indiana Üniversitesi’nde okudu.
Çalışıyor mu? Hayır.
Başbakan’ın diğer kızı Sümeyye çalışıyor mu; hayır!
Milli Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan’ın kızları;
Elif Bilkent Üniversitesini bitirdi, Zeynep ise ODTÜ’yü.
Üstelik “başları açık okudular” diye parti içinde muhalif sesler çıkmıştı.
Peki, bugün çalışıyorlar mı; hayır! Evlendiler, çocuk yaptılar.
Yani ev hanımı oldular.
Enerji Bakanı Hilmi Güler’in kızı Ayşe Şeyma da Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nü bitirir bitirmez, eski Orman Bakanı Osman Pepe’nin oğlu İsmail ile evlendirildi.
Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Bilkent Üniversitesi’ni bitiren kızı İclal’i hemen evlendirdi.
Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım’ın kızı Büşrah…
Listeyi uzatmaya gerek var mı? Çok merak ediyorsanız; daha yaşları küçük olan Büşra Şahin, Zişan Güler, Büşra Çelik’i medyadan takip ediniz.
Onlar da ablaları gibi üniversiteyi çok iyi dereceyle bitirecekler ve sonra hemen evlendirilecekler.
Niye? Bu gencecik kızlarımız üniversiteyi bitirir bitirmez, çalışmalarına fırsat verilmeden neden hemen evlendiriliyor?
Şimdi derler ki, “Sana ne, bu da bir özgürlük sorunu”.
Öyle ya… Aslında tüm bunlar; özgürlüğün tesettüre sokulması değil mi?
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:32 pm
Devam;
Emine Erdoğan,
Emine Gülbaran 15 yaşında intihar etmeyi düşündü.
Yıl 1970’ti. Mithatpaşa Akşam Sanat Okulu’nun öğrencisiydi Romantik bir kişiliği vardı. Cep romanları okuyor. Artistlerin kartpostallarını biriktiriyordu.
Emel Sayın ve Ajda Pekkan’ı beğeniyordu.
Bir de sinemaya gitmeyi. Ziya amcalarının eski Amerikan otomobilinde ilk kez direksiyona geçti; otomobil kullanmak istiyordu.
Giyinmeyi çok seviyordu.
Dikiş dergisi Burda’nın patronlarından kalıp çıkarıp, kendine elbise dikiyordu.
İlk diktiği giysi ise çift taraflı bir pelerin oldu.
Bir tarafı uçuk bir eflatun, diğer tarafı uçuk griydi.
Ağabeyi Hüseyin Gülbaran kendisinden bir yaş büyüktü.
Kız kardeşi Emine’ye artık örtünmesi gerektiğini söyledi.
Emine Erdoğan, yıllar sonra “Nasıl Örtündüler?” kitabının yazarı Gülay Atasoy’a o günü anlattı:
“Ağabeyim bana örtünmem gerektiğini söylediği zaman intihar etmeyi bile düşünmüştüm. Nasıl olur da örtünürdüm! Çevremde bir tane örneği yoktu.
Köy gibi bir yerde olsam neyse…
Orada dikkati çekmezdim. Ama burada (İstanbul’da) olamazdı. Bu karışık duygular içindeyken, bir vesileyle Şule Yüksel Şenler’le tanıştım.
Bu tanışma beni çok etkiledi. Böylelikle bir Müslüman hanımın hem modern, hem kültürlü, hem de örtülü olabileceğini gördüm.”
Emine Gülbaran 15 yaşında örtündü.
Okuldan ayrıldı.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:33 pm
Devam;
Hayrunisa GÜL
Abdullah Gül’ün annesi Adviye Hanım, gelini olmasını istediği Hayrünnisa’yı Kayseri’de bir akraba düğününde gördü.
Hayrünnisa 14 yaşındaydı. (Yazı ile ON DÖRT!)
İstanbul’da Çemberlitaş Ortaokulu’nu yeni bitirmişti.
Takdirname almıştı. Liseye başlayacaktı.
Abdullah Gül 29 yaşındaydı.
Sakarya Üniversitesi’nde asistandı. Gül Ailesi, Özyurt Ailesi’ne görücüye gidip Hayrünnisa’yı istedi.
Aileler anlaştı.
Ama ortada sorun vardı. Medeni Kanun, 14 yaşında bir kızın evlenmesine izin vermiyordu.
Hayrünnisa’nın 15’ini doldurması beklenecekti.
18 Ağustos 1980. O gün Hayrünnisa’nın yaş günüydü.
O gün yasal engel kalktı. O gün 30 yaşındaki Abdullah Gül ile 15 yaşındaki Hayrünnisa Özyurt evlendi.
Ve o güne kadar başı açık olan Hayrünnisa, işte o gün, evlendiği gün tesettüre girdi.
Okuldan ayrıldı.
Artık ev kadınıydı.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:34 pm
Devam;
Münevver Arınç
Yıl 1978. Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu Giyim Bölümü’nden, 5 üzerinden 4.5’la mezun oldu.
Okulun en başarılı öğrencisiydi. Münevver Tay, üniversite yıllarında modern giyimiyle dikkat çeken biriydi.
Bir de yardımseverliğiyle tanınıyordu.
Kırşehir Kaman’da öğretmenlik yapmaya başladı. Manisa MSP İl Başkanı Avukat Bülent Arınç, hemşerisi Münevver Öğretmen’i partisinin önde gelen isimlerinden İsmail Tay’dan istedi.
Münevver Tay öğretmenliği seviyordu. Evlenmeyi şimdilik düşünmüyordu.
Ancak… Babasının ısrarına fazla karşı koyamadı. Ve evlendi. Damat Bülent Arınç 31, gelin Münevver Tay ise 22 yaşındaydı.
Öğretmen Münevver Tay evlenince ev hanımı oldu; tesettüre girdi. Öğretmenliği bıraktı.
Çok sevdiği öğretmenliği ancak bir yıl yapabilmişti.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:34 pm
Devam;
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ın eşi;
Semiha Yıldırım
O da öğretmendi.
Eşi; Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Erzincan Refahiye İlçesi Kayı Köyü’nden akrabasıydı.
Görücü usulüyle evlendiler.
Evlenince o da öğretmenliği bıraktı. Örtündü. Ev hanımı oldu.
Cemil Çiçek in Eşi;
Gülten Çiçek
Ailesi Yozgatlıydı. Yozgat ile Yerköy arasındaki Saray İlçesi’nde öğretmenlik yapıyordu.
Cemil Çiçek ise Yozgat’ta avukattı. Görücü usulüyle evlendiler.
Gülten Hanım’ın öğretmenliği sadece beş yıl sürdü.
Örtündü. Ev hanımı oldu.
Mehtap Güler
CHP Muğla Milletvekili Hasan Fehmi İlter’in kızıydı.
Annesi Sevilay İlter ressamdı.
DSP’li, eski Dışişleri Bakanı Sina Şükrü Gürel ile kuzendiler.
Hilmi Güler, ODTÜ’den Metalürji Mühendisi olarak mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans, doktora yaptı.
TAŞ-TUSAŞ, MKEK, ETİBANK, İGDAŞ kurumlarında üst düzey görevler aldı.
33 yaşındaydı. Mehtap İlter ile tanıştı.
Flört ederek, 1981 yılında evlendiler. Babası Hasan Fehmi İlter bu mutlu olaya şahit olamadı; çünkü üç yıl önce vefat etmişti.
Mehtap Güler evlenince örtündü.
Çalışmayı bıraktı, ev hanımı oldu.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:35 pm
Devam;
Saniye Şahin
Mehmet Ali Şahin ile Saniye Şahin teyze çocuklarıydı.
Mehmet Ali Şahin, Başbakan Erdoğan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden okul arkadaşıydı.
Memleketi, Karabük’ün Ovacık İlçesi’ne bağlı Ekincik Köyü’nde 1.5 yıl imamlık yaptı.
Teyzesinin kızı Saniye ile evlendi.
Bu akraba evliliğinden midir bilinmez; oğulları Fatih Şahin zihinsel engelli doğdu.
Mehmet Ali Şahin sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirme başarısını gösterdi.
Sonra siyasetin merdivenlerini hızla tırmandı.
En büyük destekçisi ise eşi; ev hanımı Saniye Şahin’di.
Zeynep Babacan
Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü öğrencisiydi.
İleride eşi olacak Ali Babacan’ın üç kız kardeşi Betül, Tuğba ve Merve ile yakın arkadaştı.
Ali Babacan öğrenimini tamamlayıp ABD’den döndü.
Babası Hilmi Babacan, oğlu Ali’nin evliliğini şöyle anlattı:
“Amerika’dan dönünce Ali’nin kız kardeşleri, kendi arkadaşlarının arasından birini belirledi ve ’Ağabeyciğim, şu kız (Zeynep Yurter) senin için uygundur’ dediler.
Biz de Allah’ın emriyle istedik.
İstediğimiz gün de kabul edildi.
Kız kardeşleri, Ali’nin kendi karakterini ve nasıl birini istediğini bildikleri için mevcutların içinde sana bu uygun dediler. Biz de görücü usulüyle gittik, baktık ve beğendik.
” Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşıyacağı söylenen genç Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın evliliği görücü usulüyle böyle gerçekleşti.
Evlenmesiyle birlikte Zeynep Yurter örtündü.
Ev hanımı oldu.
Uzatmayayım…
Hayati Yazıcı’nın eşi Selma;
Hüseyin Çelik’in eşi Şahsenem;
Mehdi Eker’in eşi Yasemin;
Faruk Çelik’in eşi Beyhan…
Liste uzayıp gidiyor.
AKP çevresi diyor ki;
kızlarımız-kadınlarımız tesettüre girmeye kendileri karar veriyor!
Ne yazık ki türbanı “özgürlük sorunu” olarak gören entellerimiz de öyle düşünüyor.
Ama hayat öyle demiyor işte.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:35 pm
Devam;
Ahsen Unakıtan
Edirneliydi ailesi; merkeze bağlı Musabeyliği Köyü’nden.
Orta halli Eral Ailesi’nin kızıydı.
Mandolin ve piyano çalmayı küçük yaşta öğrendi.
Tenis oynamayı seviyordu.
Öğrenim hayatında hep başarılıydı.
İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık yapmaya başladı. Solcuydu. 1971 yılında Maliye Bakanlığı’nda Hesap Uzmanı olarak çalışan Kemal Unakıtan ile evlendi.
Edirne’den çocukluk arkadaşıydılar.
Bir gün… Yolda gördüğü bir işportacıdan eşarp aldı. Örtündü. Avukatlığı bıraktı. Ev hanımı oldu.
Eşi bakan olunca, örtünme modelini değiştirdi; türbanı kulaklarının arkasından bağlayarak kendi tarzını yarattı.
Türban, Eral Ailesi’ni böldü. Bugün Eral Ailesi’nin çoğu hálá solcu.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:36 pm
Sizin altını dolduramayıp pişkinliğe verdiklerinizin altını ben doldururum….tasalanmayın. Serin gelin.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 4:39 pm
Bak Hubbez,
Anliyorum fikir olmayinca demagojiye, camur atmaya bas vurma terbiyesinden, geleneginden geliyorsun. Nihayetinde fikir yazilari ile magazin, pornonun (patrdon erotica idi degil mi) beraber servuis edildigi pornocu Aydinlarin yayinlarindan edinlimis bir entellektuel duzey sahibisin. Siyasi liderlerin ya “riba Islam’da haramdir” diye fetva veren kidemli darbeci Ilhan Hocafendi, ya “din de bizim devlet te bizim millet te bizim, cekil aradan” atin ucgeni ile ortaya cikan, gelcegini darbe ve “teroristbasina sayin dedi” ile ifade bulan “felsefeye” baglayan, el alemin karisina kizina camur atan, menfaat icin her yolu caiz goren hayisyet cellatlarinin “mahallesinden”.
Gerek burada gerek Muastafa Akyol’un orda “nasil olsa bu Muslumanlar bize benzemez; onla demoorat ruhlu; farkli fikirlere de, kendilerine yapilan hakaretleri de yayinlarlar; bu firsati kullaniyim sonuna kadar” diyorsun, anliyorum. Bununla karli ciktigini sanmana da sasmam, zira “laikci entellektuel oksimorondur” teorim vardir benim (hatta oksi kismini cikrdigim da vakidir). Ona ahlakli laikci de oksimorondur teorimi eklemis vaziyetteyim.
Goruyorsun ki burada dindar siyasetcilerin eslerinin saclarini ne zaman orttugu, vb gibi ozel hayata ile ilgili konularda pornocu, haysiyet celladi Aydin’in asparagaslarini, yarim bilgileri buraya tasimakla onlarla ilgili hicbirsey soylemiyorsun kendin hakkinda konusuyorsun ey benim gerzek laikcim. Bu taktik ile laikcilerin ne kazandigi ortada.
Sana ne kimin haniminin ne zaman basini ortugunden edepsiz, kustah? Hangi laiklil cagdaslik, muasirlik, demokratlik, entellektuel seviye iddiasindan aliyorsun bu hakki? Senin ailendeki kadinlaerin ne zaman acilip sacildigindan yaz eger bunlari konusmak “cagdasliginin” geregi ise.
Benim ilgiomi cekmez, dindar kesim digerlerinin ozel hayatina saygilidir. Burada Huseyin Uzmez vakisaninin “tillating”. mide bulandirci detaylarina giormek sizin mahallenin milli sporudur ama bizler bu tur olaylar ger gun sizin mahallede cereyan ettiginde dahi konusmaktan haya ederiz. Fak budur seviyesiz fosspetik yaratigi!!
Iste Turk Baticisi ile Bati’nin farki burada. Guya kadin-erkek esitligi, cinsellik, bireysel ozgurlukler konusunda “cagdaslasmistirlar”. Oysa onlarin ailelerinde esler, kizlar kendilerine, arkadaslarina cilingir sofralari hazirlar. Aydin Dogan’in cagdas kizlarinin yonettigi gazeteler digerlerinin anneleri, karilari, kizlarinin “frikikleri” ile ekmek kazanir ama kendi frikikleri yayinlandiginda “anlayisla karsilyacak” kadar ozgur mozgur degildirler. Hep kosunun karsidir malzemeleri. Bakmayin “cinsellik ozgurlesmesi ” vb edebiyatina. O kendileri ile baskasinin karisi kizi konusundadir. Kendi bacilari analari, bu “ozgurlersmeye” dahil etmezler. O konularda onlar da “dinciler” kadar “bagnazdir”, machodurlar.
Bizim laikci boylesi bir yaratiktir iste. Fikir ortaminda sunacak fikri yoktur. Birkac sloganm, bolca asparagas, bolca haysiyet cellatligim, demagoji. Her zaman birseylere, birilerine karsidirla. Karsitliklari ile tanimlarlar kendilerini. Bir felsefeleri, degerler sistemi, ilkeleri yoktur. Kendilerini tanmlayamazlar. Ancak dislarindakiler onlari tanimlayabilir. Nitekim tanimliyorlar da. Son olrak Joost Lagendjik “asvrupali sosyam Demokratlar CHP’den utanc duyuyor” demis.
Anlamak lazim onlari, Simdiye kadaer bu isi gormustur. Devlet, ordu, ’seckinler onlar olduklarina gore fikir sahibi olanlari susturabildiklerine gore bu yeterli olmustur. Zira gercek tartisma hic cereyan etmez bu sartlarda.
Ey bu dunyanin Hubbezleri!
Ama gordugunuz gibi oyunun kurallari degismektedir. Turkiye’nin etrafina cektiginiz duvarlar Berlin duvari gib briket birket yikilmaktadir. Artik Turiye seffaflasiyor, transvestitelerin maskeleri dusuyor. Artik fikri olmadan fikir sahibi gorunmek te, yobaz, gerici, ilimden bi milim nasibini almadan, Bati’lilgi sadece ahlaksizlik olrak algilayan, oysa Bati’nin en onemli ozelligi olan acik dusunce, fikir sebestisi, farkiliga saygi, cok-kulturluluk, is etigi gibi degerlerden nasibini almadan “cagdas” gorunmek te, fasizan, jakoben zihniyeti “sosyal demokratlik, ilericilik diye satmak ta imkansizdir.
Zavalli haliniz bunun delilidir.
Bir dahaki sefere kendi kari, kizinin magazin haberlerin yazmani da ozel hayati ozel tutan serefli insanlarin hayatlari hakkinda, magazin malzemeri sunmani da, masallar yazmani da istemiyorum. Isteyen gider Ergun Poyrazlarin butunonemli dindarlarin aslinda Yahudi oldugu iddialarinin yazildigi hem “secaastin arzederken sirkatrin sioyleyen” pacavralarini alir okur. Kalemin kuvvetli ise git pornocu, magazinci, frikikici Aydin’a. O gecimini boyle saglar. Selamimi soyle; o haysiyet celladinin kurbanlarindanim zira.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 3, 2008 @ 6:32 pm
“Adamlar bırak kızları eve kapatıp çocuk büyüttürmeyi; şimdi kızlar okusun, üniversiteye girsin, çalışsın diye uğraşıyorlar.”
Demiştin de.
:)))))))))
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 6:38 pm
Uydurmayalım.
Özel hayat dedikleriniz, bizzatihi bahsigeçen hanımların kendileri ile yapılan ropörtajlar ile edinilen bilgilerden derlenerek hazılanmış söyleşilerin kendisidir.
Bunlar bu ülkenin yarınına din iman özgürlüğü sloganı ile el matmış kişilerin bifiil kendi yaşantılarıdır.
Bana oradan maval okumayın.
TC nin yarını konusunda söz sahibi olan adamların sloganları ile kendilerinin nasıl da çeliştiğinin en güzel örneğidir.
Dellenmenin alemi yok.
Birşeyler yazacaksan önce azıcık rasyonel olmayı ögreneceksin.
Ondan sonra ortaya atlar mizah yaparsın…
…rasyonalitesi sıfır olan mizaha bizim buralarda dalkavukluk denir.
Yorum yazan: hubbez — Mayıs 3, 2008 @ 6:56 pm
Evladim nedir senin derdin? Hangi ahlaki kriter, deger sistemi, felsefe ile kimin basini ne zaman orttugunu, actigini sorguluyorsun? Ne cikaracaksin sonuctan? Hicbir mesru rasyonel ile bundan laikcilik cikmaz.
Ben senin anan bacinin hayat tarzlarini tercihlerini merak ediyormuyum?
Sen hangi dusunce sitemi ile etik ile bu sorgulama hakkini kendinde goruyorsun veya devlete bu hakki veriyorsun fasist, gerzek?
Ben demokratim. Bu sorgulama hakkini kendimde gormuyorum.
Iste sana rasyonel. Sozluk olarak Hurriyet’i kullanirsan rasyonel kelimesini boyle anlarsin. Laikligi de demokrasiyi de mesruiyeti de anladigin gibi.
Sizin oralarda neye ne dendigini biliyorum. Artik git derdini sizin ordan Haydar Dumen’e anlat; ya da ne bileyim Guzin Ablaya falan.
Sana fosseptik cukrunda mutluluklar diyorum. Burasi fikir sitesi. Fikrin varsa yayinlarim. Yoksa git sizin mahallenin duvarlarina yaz bu tezviratlarini. Isteyen okur Hurriyet’te fikir yazisi olarak haber olarak.
Yeteri kadar zamanimi israf ettin.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 3, 2008 @ 7:10 pm
Sapıklar, yada ortalama normlarımıza çok aykırı gelen, iğrenme duygusu veren hareket ve davranışlar heryerde olabiliyor. Bekir beyin yukarıda yazdığı gibi, yada daha açık bir şekilde mesafe koyarsak hiçbir şey olmaz, suç son kertede sahibinde kalır. Ne yazık ki bazıları komplo diye geçiştirmeye çalışıyor. Açık ve net bir tavır koyup, söz konusu kişiyi hemen hiç vakit kaybetmeden ekarte edip kaldığımız yerden fikir dövüştürmeye devam edebiliriz böylece. Bu tazr pis şeyler heryerde var çünkü, arasıra işi savsaklayıp açığa çıkıveriyorlar. Ve böyle şeylere hak ettiği tepkiyi hiç çekinmeden göstermek gerekiyor. Öyle erkekliğine kağılıvermiş günah işlemişle hafife almamak gerekiyor. Hadi eşini aldatsa, yaşıtı birisiyle aldatsa vs., kendine hakim olamadı, ayıp vs denir de… işin içine 50 yaş küçük çocuk girdi mi bu başka birşey oluyor.
Yorum yazan: fuatogl — Mayıs 5, 2008 @ 12:07 am
Fuatogl’nun yorumunda
“taraf pozisyonu” yanistmayan, objektif, adil bir yaklasim goruyorum. Bu onemlidir cunku bulundugumuz noktanin otesinde her olayda bir “objektif gerceklik” vardir. Boyle bir sey olmasa idi “sosyal bilimler” degimiz saha laf ebeliginden ibaret olurdu.
Bununla birlikte “komplo” kelimesinin kullanilisinin sebebi uzerinde de biraz dusunmek gerekir. Musahhas orneklerle biliyorum, her gun komplolar cereyan eder bu memlekette. Bir kisim medya icin “gayeler araclari caiz kilar”.
Boyali medya bu olaya dindar medyanin “kol kirilir yen icinde kalir” tepkisi vermesini bekliyor veya diliyordu. Hic te oyle olmadi. Iddia edilen, muhtemelen en az bir kismi “inanilir” gozuken olaylarin vicik, vicik, titillating detaylarini tabii ki “dndar medya” Hurriyet’in pornoculari, magazincileri tarzinda sunamazdi. Ali Kirca, Gamze Ozcelik, veya daha bilmem hangi siyasetci, unlulerinkini de o tarzda sunmadi. Bu “self sansur” sadece “bizden birini koruma” degil, kendileri icin koyduklari ahlaki sinirlar ile ilgili.
Uzmez’in kendi gazetesi dahi “komplo” kelimesini kullanmakla birlikte “iddia edilenlerin cok azi dogru olsa dahi aramizda yeri yoktur” cevabi verdi. Tek tuk, “henuz bir sey ispatlanmadi” turu sesler de cikti, yuikrdaki bir iki yorunmda gibi ama onlarin psikolojisini de anlamak lazim. Keske “geliyorum” diyen kazayi onceden gorebilselerdi ve bu olaydan once dahi bu zatin tefekkur hayatimizda on planda olmasi icin gerekli liyakatinin olmadigini gorse idi. Ama gavurklarin deyim ile “hindsight is always 20/20″ (geriye bakista gorus berrakligi mukemmeldir) hep.
Bu isten laikcilere ekmek cikmaz. Neticede hangi arguman ile gol atcaklar ki? Pornocu Aydin en fazla “bakin onlardan bazilarinin ahlaki olcutleri de bizimkine benzermis” diyebilir.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 5, 2008 @ 7:27 am
Kıbrıs’ta okuyan oğlum, bu şubat ayında sınıf arkadaşının yanına Tahran’a gidip geldi. Orada çektiği fotoğrafları dönüşte bize de gösterdi. Kadınlar, genç kızlar baş örtülerini yarım-çeyrek örtmüşler, ‘örtünme serbest bırakılmıştır’ ilanını duysalar fırlatıp atmaya hazır görünüyorlar… Orada şeriat var; onlar şeriatı bilfiil yaşıyor; bizde ise türbana özgürlük isteyen tesettür sevdalıları şeriatın hayalini görüyorlar. Fark burada işte.
Yorum yazan: Erol Yetişen — Mayıs 6, 2008 @ 1:41 pm
Burdaki “tesettur sevdalilari” Iran’i hayal ediyor.. Iran’daki “acilma sevdalilari” Turkiye’yi hayal ediyor…Naapsdak ki? Hahh, buldum : Demokrasiyi!! Herkes tesetturde de tesettursuzlukte de sebest olsa Bati ulkelerindeki gibi? Siz “fark” tan bahsetmissiniz ben de benzerlige isaret edeyim. Orada “kotendinciler” zorla “basini orteceksin” diyor bizde de lakici kotendinciler” zorla “basini acacaksin” diyor. Iran’in daki “zorbaliktan” sikayet edip ayni zorbaligi burada savunmak celiski olmuyor mu?
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 6, 2008 @ 2:06 pm
Üstat, kendinizi otomatiğe bağlamışsınız herhalde… Gelen her mesaja anında küttedenek cevap vermek zorunda mısınız? Ama bunu yaparken eliniz ayağınıza dolaşıyor: “Naapsdak ki, sebest, lakici kotendinciler, Iran’in daki” vb. Öncelikle bu ülkenin insanlarının dilini konuşsak diyorum; sonra Türkçe karakterlerden (ö,ü,ş,ç) utanıyor musunuz siz? Yukarıda yazdıklarınızı lütfen bir kere okuyun.
Yorum yazan: Erol Yetişen — Mayıs 7, 2008 @ 8:17 am
Sayin Erol Yetisen.
Benim Turkce karakterleri kullanmadigim gercegini yakaladiginiz icin tebrik ederim!
Bunun yaninda bir miktar da fikir beyan etse idiniz makbule gecerdi. Mesela demokrasi, fasizm, laiklik, cagdaslik, Iran-Turkiye orneginiz uzerine.
1.Kalveyemde malesef Turkce karakterler yok. Bunu ortalama zeka sahibini herkes cikardigi icin simdiye kadar boyle bir elestiri getiren laikci sivri-zeka dahi cikmadi! Herseyin bir ilki var ama. “burda” dediniz.
2. Turkce karakter olmayisindan “Turkce’den utanma” yorumu cikaran “Iran” ornegi ile tam da kendi fasizan, despotik zihniyetini curuttugunun farkinda olmayan “laikci mamul” kalkar benim blogumda niye bazi yorumlara cevap verdigime takar.
Ah, ah meziliminize girdiler laikci ustadlariniz. Su acikli hale bakin. Fikir yok, mantik yok, ya birinin esinin, kizinin giyiminden, ya boylesi uzerine ait olmayan , ve incir cekirdegini doldurmayacak meseleden gol atmaya calisir.
Burasi bir egitim mussesesesidir slogandan, saldiridan baska sermasyesi olmayan, kinlerini fikir zanneden, ve kendini boylesi durumlara dusuren taife-i laicus cuhelasi icin icin Erol Yetisen bey.
Yetis gaari. Cagi yakala. Kendin icin.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 7, 2008 @ 9:17 am
Buna “rezillik” diyorum ben. Bekir Bey bu konuya yorum yapan ne kadar islami hassasiyetli kisi var, demek takip ediyorlar. Keske takip etmekle kalmasalar su zincirleri kirsalar.
http://circularconversations.blogspot.com/2008/05/hseyin-zmezi-kaleci-yapmak.html
4 sahit yoksa suclu olabilemez!!!
Islami kesimi bu kadar yakindan tanidiginizi bilmezdim.
Türkiye´de aslinda gercek manada herhangi bir islami camia yoktur, bu insanlar en “vefasiz ve kültürsüz” insanlardir.Tek malzemeleri islamdir ama! (Islamiyeti en güzel sekilde yasayan istisnai sahsiyetleri, hangi mesrepten olursa olsun tenzih ederim.)
Bunlar agir kacti ama bu seferlik dilin prangasi yok! Buradaki ithamlara baska türlü cevap verilmez.
Size saygilar
Yorum yazan: Muzaffer Kazim — Mayıs 7, 2008 @ 10:21 pm
evet Muzaffer Bey. Duran Komurcu’nun “vefali dost” siari ile hareket etmeye calisir iken tam da arzu ettigi hilafinda sonuca katkida bulundugu kanaatindetyim ben de.
Burada mesele sadece bir kisiyi seri usullerle yargilmak degil ki. Ne fakir ne benzeri elestiriler getiren digerleri “cehennerm gisecisi” veya fetvaa mercii olma iddiasinda degiliz. Benim yazida da ifade ettigim bu adamin bu olydan once de kanaat onderi, agir agabey, fikir adami olarak vitrinde olmamasi icin sebepler oldugu hatta olmasi icin pek te sebep olmadigi meselesi idi. Boyle bir “kaza” beklenmemeli idi. Bu bakis, durusun sebebini irdeledigimizde islami cemaatlerde “bizdenlik” kriteri, mevki, itibar, sozculuk dagitilis kriterleri gibi bircok konuda oz elestriye ihtiyac oldugu sonucuna variriz.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 8, 2008 @ 2:54 am
Size Türkçe harflerle yazmanızı ve imla kurallarına uymanızı tavsiye ederim. Bir yazıyı yazdıktan sonra, nasıl yazdığınızı bir kere okuyup kontrol etmenizi de… ‘Kalveyemde malesef Turkce karakterler yok’ ifadeniz ilginç: Hemen her şeyi biliyorsunuz da, kolaylıkla yapılabilen bir işlem olan klavyenize Türkçe karakterleri eklemeyi şimdiye kadar nasıl akıl edemediniz? Türkçeyi doğru konuşup yazmak ‘uzerimize ait olmayan’ ve ‘incir cekirdegini doldurmayacak mesele’ değildir. Konfüçyüs’ün dilin bozulmasıyla ilgili anektodunu bir yerlerden bulup okuyun.
Neden sürekli alay ve hakaret etme gereği duyuyorsunuz? ‘… tebrik ederim!’, ‘bir miktar da fikir beyan etse idiniz makbule gecerdi’, ‘laikci sivri-zeka dahi cikmadi!’, ‘fasizan, despotik zihniyet’, ‘laikci mamul’, ‘laikci üstadlariniz’, ’slogandan, saldiridan baska sermasyesi olmayan’, ‘kinlerini fikir zanneden’, ‘taife-i laicus cuhelasi’, ‘Yetis gaari’.
‘Egitim mussesese’nizin eğitimciye yakışır yazışma ve üslup düzeyine kavuşması dileğiyle.
Not: Fikirlere de geleceğiz; daha yeni başlıyoruz.
Yorum yazan: Erol Yetişen — Mayıs 8, 2008 @ 7:00 am
Yukardaki yorumlariniza tamamen katiliyorum. Yazinizin tamamini (da dün) okudum, o bakimdan yazdiginiz herseye katiliyorum. Ben de blogumda “Hüseyin Üzmez´i kaleci yaptiniz (Futbol´da en önemli mevkilerden biri), (kendi kalesine gol atti)”, seklinde serzeniste bulundum.Islamciligi basit bir tarafgirlik olarak görüyorum.
Rahmetli babam 10 sene kadar önce, “islami kesim kadin, para, ve makam´in imtihanini veremedi” derdi. Hiyerarsik yapi icinde “itaat edecek” kullar ariyorlar, onun icin de son 20 yilda kim yetisti, hangi sair, hangi tarihci, edebiyatci, filozof, ilahiyatci? Ebubekir Sifil hoca haricinde kimse yok!
“Libos - entel” diye alaya aldiklari insanlarimizin memleketin düsünce dünyasina katkisi fersah fersah fazladir.
Reddiye kültürüyle buraya kadar, agir agabeylerinin pesinden yuvarlanip gidiyorlar.
Saygilar
Yorum yazan: Muzaffer Kazim — Mayıs 8, 2008 @ 7:14 am
Bakin Sn. Erol Yetisen,
Once Turkiye’deki “tesettur sevdalilari” ile soze girdiniz. Iran’dakilerin “basi ortme baskisi altinda olmalarina karsi cikarken Turkiye’de basi acma baskisini nasil savundugunuzu sordum. Bu defa “harfleriniz niye Turkce degil” dediniz ve bunu “Turkce’den utanmaya” yordunuz. Oysa basit bir mantik br insanin ozellikle Turkce karakterlerden kacinip en yakin gavurca karakterler kullanmasinin aslinda epeyce zor bir is oldugunu soyler insana. Bundan cikti “uzerin ait olmayan”, “incir cekirdegini dolduurmayan” ve idrak kapasitesi hakkindaki sifatlar.
Onu da acikladim,. Simdi bana “her sey biliyorsunuz da niye klavyenize Turkce karakter ilave etmeyi akil edemediniz” diyorsunuz. Onun da gayet basit cevabi var ama ozel hayatim, bu kalvyeyi ayni zamanda Ingilizce yazilar yazmakta kullandigim gibi bircok detayli aciklama yapmam gerekecek. Bu defa mutemelen gene bir tegetten cikip beni ozel hayatimin detaylari veya bilgisayarimin teknik ozellikler konusunda, niye Ingilizce yazilatr da yazdigim, nerde ne yazdigim konusunda sigaya cekeceksiniz.
Oysa altina yorum yatiginiz yazi bunlarla ilgili degil.
Iste bu fikir yerine satasma, alakasiz, evet uzerine ait olmayan konular uzerinden gol atma hevesi, degerler bazli, objektif verilere dayali, analitik dusunce yerine on yargilar, bir acigi bulup munzara kazanma gayretini gorunce o hosunuza gitmeyen sifatlari kullaniyorum. Evet bu tur sifatlar kullanirim muhtaplarim icin ama hicbir zaman bunu mesnetsiz yapmam. Birine fasis dedi isem analitik bir proses kullanirim bu yargiya varmak icin. Burada da onu yatim.
Neyse “fikirler” de beyan edeceginizi soylemissiniz. Umid ederim yargilarimda yaniliyorumdur. Makul bir fikir beyan edildiginde fikre saygi kaabilyetimin oldugunu da gorursunuz.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 8, 2008 @ 7:37 am
Merhabalar;
Teknokrat oldugunuzu bildigim icin, asagidaki linkteki yazimla ilgili yorumunuzu rica ediyorum, “veröffentlichen” tusuna basip orada da yazabilirsiniz isterseniz; veya uygun görürseniz burada.
Bir iki kelime duymak beni memnun edecek.
Saygilar
http://circularconversations.blogspot.com/2008/05/kisir-cekismeler-teknoloji-ve-dil.html
Yorum yazan: Muzaffer Kazim — Mayıs 8, 2008 @ 12:48 pm
Muzaffer Bey,
Blogunuza yaziniz hakkinda bir yorum koydum ama gidip gitmediginden emin olmadigim icin bir kopyesi de burada:
——————————–
Ulkesinin kisir cekismeler ile mesgul olmak yerine somut getirisi olan, produktif icraat ile mesgul olmasi olarak ozetlenebilecek hayalinizi saniyorum iyi niyetli herkes paylasir. Spesifik tavsiyelerinizin her birinin fizibilitesi, optimizasyonu tartisilabilir “buyuk plan” icerisinde. Her biri uzerine cok farkli fikirler alternatif dusunceler sunulabilir. Keske universitelerimiz rejimi korumak yerine bunlara ugrassalar, sonucta ortak akil cikar.
Anthony Hopkins ardinda birinden “90% of success is attitude, 10% aptitude” diye bir soz duymustum. (basarinuin yuzde 90′i zihniyet yuzde 10′u kaabiliyettir). Bu saydiginiz yanlislarin neden oldugu sorularini sordugunuzda veya bilnen dogrularin neden uygulamaya konulamadigini sordugunuzda da karsiniza duvar gibi cikcak sbep budur kanimca: Zihniyet. Mevcut rejimin hakim paradigmasi. Kanaatim budur.
Hayalinizi ben de paylasiyorum.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 9, 2008 @ 8:49 am
Tesekkür ederim. Yorumunuzu az önce onayladim. Bugünkü siyasi zihniyetiyle taban tabana zit oldugum sayin Erbakan´in Istanbul bogaziyla ilgili projeleri vardi vaktinde (Piyasada bulunmayan bir kitabi var bende). Bogaz akintisindan yararlanarak elektrik üretmek bunlardan biriydi. Bunu icin türbinleri suyun cesitli derinliklerine birakmak yeterliydi.Bu gün kuzey Avrupa ülkelerinden biri elektrik ihtiyacinin yüzde doksanini denizden ve rüzgardan karsilamaktadir. Erneuerbare Energien( renewable energies)dedigimiz sey aldi basini gidiyor. Erbakan hoca bu ideallerini zihniyetin engelledigini görünce bu zihniyete savas acmak icin siyasete yöneldi sanirim.Gelin görün ki;
Siyaset de cözümün bir parcasi olamiyor ki! Siyasetciler de, hatta en sistem karsiti olanlari da zamanla sisteme entegre oluyor bir sekilde.(Sistemden kastim; dönmeyen carklar)
Onun icin ben de hayal kurmayi tercih ediyorum.
Saygilar
Yorum yazan: Muzaffer Kazim — Mayıs 9, 2008 @ 1:45 pm
önce 2. dünya savaşından sonra erkek nüfüsü örnekleri eskidi artık.
Çinde milyonlarca genç erkek eş bulmaıyor.
eh artık genetik testler de çocukların babası test edildiğine göre, kadınların çok evliliğini savunur muusnuz ? savunmazsınız. siz de insani duygular var da, kadınlar süprüntü değil.
onlar da yakışıklı erkekler bakarlar, erkek cinselliğinden sizin gibi etkilenir ( hatta parmaklarını kesecek kadar)
ama insan da sevgi ve muhabette vardır. insanın aslı tek eşlidir. hastalıkta bile devam edecek kadar derinleşebilir. derinleşemeyebilir de.. ama erkek keyfliği özgür bırakılırken, kadınlara yer yüzünü ceheneme çevirtemezsiniz.
burada yazan kişilerin hırçınlığı var, bence kuran yorumlarındaki tahrifatla başa çıkamadıkları içim.
o zaman bilelim.
kuran’da peygamberin de çok eşliği ayetle yasaklanmıştır.
diğer bir ayette ise bahdeilen yetim kızların evlen-di-ril- mesi söylenmektedir.
ali kalkancı neyin iftirasıymış ? adam yıllardır iskerpaşa da tekke yönetiyor. hiç mi bilmedik * hiç mi duymadık ? onca sene duymadık. aaa bi de baktık gazateden duymuşunuz.
hayır efendim, pekala kol kırılıyor yen içinde kalıyordu.
veya sen beni kolla ben seni molla geçinip gidiyorlardı.
üzmez hakkında yazmadan önce tuzla belediyesinin bedava dağıttığı( evlilik) broşürlere bakın.
o üzemz değil de, bu üzmezlerin gökten düşmediğini göreceksiniz.
Yorum yazan: knz — Mayıs 10, 2008 @ 6:48 am
Bekir Bey:Bu Hüseyin Üzmez karakterini 30 kusur yıldır bilirim. 1952 senesinde Ahmet Emin Yalman’a suikast teşebbüsü ile hapse giren “ilk sağ eylemci”’nin “fikir adamı” olduğunu duyardık..
wordpress kapalı olduğu için yazılarınızı okuyamıyorduk Bekir bey…
Biraz bayat bir konu ama uğramışken bende yorum yapayım dedim
…
1950′de güçlü bir şekilde iktidara gelen Adnan Menderes’in partisine ait kongreye katılmak için malatya’ya geldiği sırada! meydana gelen A.Emin Yalman suikasti, Menderes’in o dönemde elini bir hayli zayıflatmış ve ihtilal ve yargılanma sürecinde karşısına çıkarılmıştır.Bu olay aynı zamanda irtica kampanyalarının N.Fazıl,O.Serdengeçti gibi simaların ilk nurcu baskınlarıyla Bediüzzaman,Z.Gündüzalp gibi isimlerin hapse alımasının da gerekçesini oluşturmuştur…
…
Buna rağmen itibarını kaybetmeyen! H.Üzmez,ilerleyen yıllarda bir çok bakanlıkta müşavir olarak da çalışmış…
H.Üzmez’i 28 Şubat sürecinde de Müslüm Fadime baskınına “yataklık” yaparken görmüştük…
…
Yine itibarından bir şey kaybetmeyen! H.Üzmez, İslami eksende yayın yapan bir gazetede yazılarına devam ediyordu…
Muhataplarına saldıran ve deli deli laflar eden H.Üzmez gibi biri malum medya tarafından da tabiiki muteber İslamcı muamelesi görüveriyor,hararetli tartışma progamlarının arzulanan saldırgan dinci figürünü oynuyordu…
Bir yazar mealen şöyle diyordu:sürekli saldırgan olan insanlar sırtlarını sağlam bir yere dayamadan saldırganlıklarını sürdüremezler..Hüseyin Üzmez’de muhtemelen sırtını sağlam! yerlere dayayan yada onlar tarafından zaaflarıyla vurulan birisi olmalı…
Yorum yazan: TT — Mayıs 10, 2008 @ 8:12 am
Giriş: Lütfen düzeyli ve nazik tartışalım. Hakaret ve alayın haksızlık belirtisi sayılacağını unutmayalım. Muhatabımız bize nasıl hitap ediyorsa, biz de ona öyle hitap edelim. Zarfı da mazruf kadar önemseyelim. Türkçe konuşalım, Türkçe yazışalım. Olgun yaşlardayız, gençlere örnek olalım…
————————————–
Öncelikle şu “İran’daki köktendinciler zorla ‘başını örteceksin’, bizdeki laikçi köktendinciler de zorla ‘başını açacaksın’ diyor” kolaycılığını bırakın. Mademki ‘analitik’ düşünüyoruz, kılavuzumuz şablonlar değil bilimsel yöntemler olmalı. Türkiye ile İran birbirinin simetriği ya da aynadaki görüntüsü değildir. Türkiye’de başörtülü kadınların rahatlıkla yapabildiği sokak, çarşı ve pazarda dolaşmak, devlet daireleri ve belediyelerde hizmet almak, oy kullanmak, mahkemelerde şahitlik yapmak, nüfus kağıdı, tapu, ehliyet, pasaport çıkarmak gibi şeyleri İran’da başı açık kadın olarak yapmak mümkün mü? Bunları da bırakın, orada devlet memuru, milletvekili, Başbakan, Cumhurbaşkanı eşleri bile başı açık olarak görünemez… İran’daki için zorbalık denebilir ama -insaf ve vicdan ile söyleyin- Türkiye’deki durum da böyle mi?
Başörtülü kızların üniversitelerde okuyamamaları, iki gerekçeyle haksızlık olarak nitelenebilir:
1) Eğer başörtülü kız öğrencilerin şeriatçı oldukları düşünülüyorsa, şeriatçı erkek öğrencilerin üniversiteye girmesinde neden engel yok? Onlar görünür dini semboller kullanmıyorlar diye mi? Bu düpedüz cinsiyet ayrımcılığıdır ve o kızların geleceğini karartan yanlış bir uygulamadır. Burada, Hubbez’in ‘okuyorlar da sanki daha sonra çalışıyorlar mı? Evlenip çocuk doğuruyorlar’ argümanını haklı bulmuyorum: Hakkı sahibine verirsiniz, gerisi ona kalmıştır; ister kullanır ister kullanmaz. Basit bir karşılaştırma yaparsak: O kızların oy hakları var, seçim sandığına gitmediklerinde soruyor muyuz niye oy kullanmıyorsunuz diye?
2) Türkiye Cumhuriyeti bir modernleşme/çağdaşlaşma/asrileşme projesi olarak kuruldu. Bu kapsamda kadınlara da kısa süre içinde çeşitli haklar verildi. Bildiğim kadarıyla türbanlı kızların bunlara itirazı yok: Tam tersine, bu kızlar babasının mirasından eksik pay almayı, evliliğinin kocasının iki dudağı arasında olmasını, kocasının üzerine evlenmesini, eve kapanmayı, ülke yönetiminden soyutlanmayı, erkeğin yarısı sayılmayı, kısacası şeriat rejimini istemiyor… Onların %69’u ‘evlendiğimde kocam isterse başımı açarım’ da diyorlar, daha ne desinler? Birkaç olumsuz örneği genel tablonun önüne geçirmeyelim. Eskiden kızlarını okutmadıklarını söyleyip ‘gerici, bağnaz, softa, mürteci’ diye aşağıladığımız adamlar bugün kızlarını okutmak istiyor ama bu sefer de devlet, onların kızlarını ‘sizin başörtünüz var’ diye okullara sokmuyor. Bu tutum, rejimin laiklik karakterini çürütmekte ve vicdanları yaralamaktadır.
Yorum yazan: Erol Yetişen — Mayıs 10, 2008 @ 8:30 am
Tama Erol Bey “duzeyli tartisalim”. Iran orneginin tam da o ornegin pozisyonlarini curutecegi kisiler tarafindan kullanilmasina o kadar alistim ki, her defasinda adeta sac bas yolarim bu ne mantik diye ve tepkim standatlasmistir. Sonradan harflerime, kalveyeeme falan taktiginizda, gene laikci kesimden sikca muhatap oldugum kulvar degistrme olayi olarak tevil ettim ve tepkim gene standart idi. Konunun olaylar ve fikirlerden sahislarimiza kaymamasini diliyorum. Neticede ikimiz de bioribirimiz icin anonimiz. Cumlelerimiz taniyryuz bribirimizi. Tepkiler cumlelere.
————————————
Gelelim fikirlerinize. Evet konuya bakisinizda bir analitik muhakeme var; ve laikcilerde sikca rastlanan slogan, on yargilar yerine bir olcut koyup ona gore hukme varma yonetmini kullanmissiniz.
Bas ortulu insanlar konusunda laikci kesimin takindigi celiskili duruma guzel isaret etmissiniz. Sadece basi ortulu kizlarin yuzde 69′unun “evlendigimde kocam isterse acarim” dedigini gosteren istatistik benim bildikleriome hic te uymuyor, ama benim konuya yaklastigim baglamda onemli de degil..Insanlarin tercihleri hicbir zaman tam bagimsiz degildir; ortunme acinma, cac uzatma, sakal birakma. Birey hakkina saygili biri olrak bunu sorgulama hakkni kendimde gormem. Ancak davranuis bilimleri baglaminda, sosyal incelemelerde mercek altina alinabilcek mesru bir konudur.
Yorumunuda gene de problemli buldugum iki nokta var. Biri “seriatci ogrencilerin girmesine musade ediliyor” meselesi. Aslinda egitim hakki ellerinden alinan pek cok genc kiz da bu “cinsel ayrimcilik” argumanin kullandi “benimle ayni dusunceleri paylassan erekler bir probleml karsilasmiyor” argumanini. . Yanlimiyorsam Leyla Sahin davasinda Belcikali yargic ta muhalefet serhinde ayni konuyu not etmis id itiraz sebebi olarak.
Fakat gene ayni yargic direkt veya inirekt olrak buradaki “niyet okuma” problemine isaret etmisti. Bir yasak bir hukuki mueyydidedir taktir edersiniz ki. Bir hukuki mueyyide uygulanirken de objekif hukuk kriterleri ile hukme varilir. Birilerinin kafalarinin icindeki dusunceler degil ancak eylemleri suc teskil eder. Insanlarin kafalarinin iclerini objektif olarak okuyabilcek teknoloji henuz gelistrilmedi.
Bunun icindir “fikir sucu” medeni dunyada yoktur. “seriatci” veya “komunist”, veya “fasist” olma sucu olmaz. Sadece bunlara ulasmak icin giristiginiz eylemler suc teskil eder veya etmez. Burada ifade dahi olmadan “kafadaki dusnceyi okuarak” bir suc ihdas ediyor ve cezalandiriyoruz. Durumu bundan 10 yil kadar once bir Washington Post makalesi su baslikla vermis idi”Bazen basinizin disindaki icindekinden daha onemlidir”.
Iran Meselesi:
Ben Iran ile Turkiye’yi karsilastirip hersey ayni demiyorum ki. Sadece sizin orneginizi tersine ceviriyorum. Unutmayin Iran icin biz “mollarsi, mollalar yonetimi, gerici, din devetri, tekorasi, Seriat devleti..” gib pek cok tavsifler kullaniriz.
Bu sifatlari kullananla Turkiye’nin modern, cagdas demokratik oldugu iddiasindalardir. O zaman olcut Iran degil “cagdas, demokratik, gelismis dunya ” olmalidir. Demokraasinin ne oldugu demokratik bir rejimdeki laiklik taniminin ne oldugu konusunda fazla bir fark yoktur Bati dunyasinda.. Bizde “laiklik” adina uygulanan yasaklarin hemen hicbirinin Bati’da olmadigi da artik “sagir sultanin bildigi” bir gercektir.
Sizin de ifade ettiginiz vicdani yanlislik, ve gudulen gayeye zit sonuc vermesi (irrasyonelite) yaninda mevcut bas ortusu yasagi Anayasa’nin da kanunlarin da acik ihlalidir ve uygulamada ihdas edilmis bir yasaktir.
Tek legalimsi dayanak Yuksek Ogretim Kanunu’nun gecici 17. maddenin (Yuksek ogretimde kanuna aykiri olmayan tum giyim kusam serbesttir) Anayasa’ya aykiri olmadigi yargisina varan AYM Yargici Ahmet Necdet Sezer muhalefet serhinde “bu universitelerde turban sebestisi demektir” demis idi. Ama ayni Sezer CB olunca bunun 180 derece ziddi pozisyon alip bu kararin “turban yasagi” demek oldugu kabulu ile icraatlar yapti. Mevcut uygulama olmayan yasaktir.
Ozet olrak yasak:
1. ayriahlakidir.
2. Antidemokratiktir.
3. Illegaldir
————–
Not: Kusura bakmayin kelime katliamini sikca yaparim; simdi neden boyle oldugunu aciklamaya kalksam kendimin burada psikanalizini sunmam gerekecek. Ilginc olcagini sanmiyorum.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 10, 2008 @ 9:35 am
Tepkilerinizi standartlaştırmakla iyi etmemişsiniz. ‘Kendinizi otomatiğe bağlamışsınız’ derken kastettiğim buydu. Ak olmayan her renk kara olmak zorunda değildir.
%69 meselesinde Milliyet gazetesinin geçen yılki anketlerine bakın.
Türban konusundaki Ahmet Necdet Sezer bahanesi daha ne kadar devam edecek? Anayasa’nın ilgili maddesi değişti, ortam hazır; Yüksek Öğretim Kanunu’nun geçici 17. maddesini değiştirmek o kadar zor mu? Kimsenin himmetine muhtaç olmadan, iktidar partisinin 339 milletvekilinden 276’sı bunu kolayca yapabilir (üstelik 63’ü de artıyor). Şimdi, hatta hazır kapatma davası da açılmışken giderayak tam zamanı… O kızlara borcunuz var, seçimlerde size çalıştılar. Haydi, cesaret!
Lakin bu cesareti hiçbir zaman gösteremeyecekler; çünkü sonrasında ne olacağını kendileri de bilmiyor… Vizyon bunun için gerekli işte.
Yorum yazan: Erol Yetişen — Mayıs 10, 2008 @ 12:05 pm
Benim tepkilerim , benim mizacim ,benim yargim, yani “ben” veya sizin ozne olmasindan uzaklasmak icin o konuya girmeyeyim Erol Bey. Aksi halde birada egolar savasi yatigimiz intibai olusur. Oysa her ikimiz de kendisinin otesinde meselere kafa yoran, idealist aydinlar olma iddiasindayiz.
Griyi pek sevmedigim dogrudur. “Seytan gri alanda yasar” derim sikca. Aksinmin de savunulabilceginin farkindayim. Gunuumuz Turkiye’sinde tartistigimiz meselerde pek te gri alan olmadigina kaniyim. Norvec’de veya Yeni Zelanda’da yasiyor olsa idik mevzuu farkli olurdu. Evrensel, temel insan haklarinin pervazsizca gasp edilisi soz konusu. Bu durunmda liberal muhafazkar, sosyal demokrat, dindar dinsiz, agnostik vb sifatlar manasiz derecede ikikcildir. Hatta fasit dahi hukukun ustunlugu, mesruiyet kavramlarina saygisinda dolayi kanuni olmayani, terrorizmi destekleyemez; ilke sahibi ise.
Bas ortululere “borcumuz” meselesine gelince. Benim borcum falan degil; ne siyasi bi pozisyonum ne herhangi bir siyasi parti ile bir bagim var. Ak Part’nin borcu veya sandalye sayisi vb mutelalarinizi duyunca kusura bakmayin icimden gelen tepki gene “Mars’ta havalar nasil erol Bey” demek. Sanki 28 partinin kapatildigi, Basbakan’in , Cumhur Baskani’nin esinin kizlarinin dahi ikinci sinif insan muamelesi gordugu, “Kurt Turk hepimiz Allah’in kuluyuz, ayrimcilga ne gerek var” ve “bas ortulu de basi acik ta canim cigerimdir; onlari el el dolastiklari bir Turkiye hayal ediyormum” gibi sozlerin birakin herhangibir partiyi Cumhuriyet doneminn en yuksek katilimli, en yuksek temsilli seciminden daha yeni muzaffer cikmis bir partiyi kapatmak, hukumeti de CB’ni da devirmek icin mesnet olrak kullanildigi, hukuk eli ile darbenin yapildigi, Ergenekoncularla Yargitay Danistay’in ic ice ,koordinasyon icinde hareket ettigi bir ulkede yasamiyormuscasina Meclis’teki sandalye aritmetigi ile cabuk cozum onermek bir onceki yorumunuzdaki mantiki muhakemelerl bagdasitramadim.
Tam da bu bahsettiginiz “cozum” adimlarindan dolayi parti kapatiliyor; Bassavci tam da bunun icin davayi actigini soyluyor; Meclis’teki yasama falliyetini suc unsuru sayiyor Erol Bey. Bizzat hosuna gitmeyen, sizin de onerdiginiz “Yasama falliyetini” ve bunun icin Meclis Kursusunde yapilan konusmayi suc sayan bir Yargitay ile karsi karsiyayiz. Siz “niye cozmuyorsunuz’ niye 127. maddeyi degistrmiyorsunuz” diyorsunuz “bekara katri bosam,ak kolay hesabi. Ilginctir, dava acilmadan once CHP de MHp’de Ak Parti’nin kapatilmasi ihtimalinden dolyi agizlari kulaklarina varan herkes te 10, ve 42. madde degisiklligiyle olmaz 17. madde de degisirse olur” diyorlardi. Beklenilen Ak Parti’nin b tuzaga dusup kanuna “din ile ilgili” madee koymasi idi. Zira o zaman ellerinde “bak laiklige aykiri davrandilar” diyecek “saglam” deklil olcakti. Ak Parti bu tuzaga dusmeyince sadece olmayan yasagi uygulam,ada da imkansiz kilcak “kamu hizmeti alirken esitlik” (10. madde) ve “egitim esitligi” (42. mdde) degisiklerinde laiklik ile uzaktan yakindan alakali kelime gecmeyen maddelerden “niyet okuma” yaparak Anayasa’nin degisdtrilemez maddelerini degistirme iddiasi ile AYM’ye gittiler. 367 faciasini icad eden mahkemenin hukukla mukukla karar vermedigini artik dunya biliyor.
Butun bu gercekleler ragmen “sayisi var niye degistirmedi” demek eger bu tuzakcilarinkine benzer “hadi yap ta gunumu gun et” (Clin Eastowood’un Dirty Harry filmindeki replik) manasinda degilse gercek hilafina, ve mantiktan uzak geliyor bana.
Hukuki detaylarina cok daha fazla girebilirim. Ama bu “astronomik garabet” karsisinda hukuk konusma dahi abestir. Hukuk, sandalye sayisi vb mesru duzende konusulur. Ortada yargi eli ile esi benzeri ancak Mobutu’nun Kongo’sunda gorulebilcek bir hukuk, mesruiyet demokrasi katliami var iken bunlari konusmak abestir.
Simdi sadece siyah ve beyaz vardir korkarim. Omurga, ahlak turnusoludur onumuzdeki. siyasi dusmani Gorabchov’a kars darbe tesebbusunde tankin uzerine cikasn sarhos Yeltsin’den ogrenecek cok seyleri var bizim aydinlarmizin, siyasilerimizin. Henuz VOltaire’nin 200 kusur sene once vardigi “fikirlerinize hic katilmiyorum ama onu soyleme hakinizi orumak icin canimi veririm” ilkeliliginden nefret eden anlaysin casgdaslik iddiasinin taktirini size birakiyorum.
“parti kapatmaya karsiyim” diyen cumlenin sonuna “AMA” getiriyor ise ustunu cizerim.
Not: Bundan pozisyonlarini felsefesini yeteri kadar bilmedigim sahsiniz hakkinda kapsamli bir yargiya vardigim cikmasmali. Elestirdigim hakim seckinci zumrenin zihniyetidir. Vardigim yargilarin her biri blogdaki diger yazilarda hicbir tereddute yer birakmayacak sekilde orneklendirilmistir.
Yorum yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 10, 2008 @ 1:05 pm
huseyin üzmez gibi bir konu neden başörtüsüne geldi anlayamadım.
( erol beye cevap vereceğim)
fakat hüseyin üzmez için nuri alço dan başka cevap verecek kşmse yok muydu ? açık ve net bir cevap bulmamak hayal kırıklığı yarattı.
bir kere 4 şahit olayı günümüzde tıbbi gelişmeyle çözülmüştür. bir psikolojik test veya tıbbi test şahitlik yerine geçer ki, üzmez sanırım bu durum karşısında, yani açık bir delil ortaya çıktı ki, gazoz içimştim dedi( herhalde). Bunun üzerin