Ahmet Altan ABD Başkonsolosluğu terörünü tahlil eden yazısını dindarları “içtenlik, merhamet ve masumiyet” testine tabi tutuyor şu satırlarda:
”..saldırı, Türkiye çok kritik bir noktadayken gerçekleştirildi. Onun için her şeyi kuşkuyla karşılamak gerekiyor.
Polisleri öldüren bu kanlı ve ahlaksız saldırı belki bir gün aydınlanır.
Ama bizim cevap bekleyen daha büyük bir sorumuz ve sorunumuz var.
Bu dört kişi “Müslümanlık” adına cinayet işlediler, onları oraya gönderenlerin amacı ne olursa olsun, o dört kişi oraya “din” adına gittiler.
Peki, Müslümanlık böyle bir şey mi?
Din bu mu?
İnsanları öldürmek mi?
Cinayet işlemek büyük bir günahken, cinayeti işleyenler Müslüman olunca, bu günah “sevaba” mı dönüşüyor?
Eğer biz bu ülkede hep birlikte demokrat ve özgür bir sistem kuracaksak, dindarlarımızın bu sorulara gür bir sesle cevap vermesi gerekiyor bence.
Ben bu ülkede demokrasiye doğru giden yolda “dindarlara” büyük görevler düştüğüne inanıyorum.
Bize gerçek demokrasiyi getirecek olan en önemli güçlerden biri dindarların içtenliği, masumiyeti ve merhameti.
Bu içtenliği, masumiyeti ve merhameti dile getirmek de, benim gibilere değil, gerçek dindarlara düşüyor kaçınılmaz olarak.”
Usül gereği önce Altan’ın sorusuna cevap verme rüştümü takdim edeyim. Laikçi, ateist veya agnostiğin dindarıyım. Bu tavsif çoğunlukla vicdani davalarımın birçoğunun dindar Müslüman’ın mağduriyetini de içermesindendir. Özellikle Batı’daki İslam-terör ilişkilendirmelerine İslam’ın terörü lanetlediğine dair ayetlerle cevap verenlerden olmayışım ve birçok dindara göre dahi “radikal” duruş sergilemem Altan’ın sorusunu cevaplanma rüştümü ispat için yeterlidir sanırım.
Altan’ın yazısındaki bir iç çelişkiye işaret edeyim öncelikle. Yeraltı dünyasındaki karmaşık ilişkileri, teröristin ne ve kim adına hangi motiflerle hareket ettiğinin belirlenmesinin güçlüğüne işaret etikten sonra “Müslümanlık adına cinayet işlediler” hükmüne varıyor! Ben de ‘Bu saldırı, Türkiye çok kritik bir noktadayken gerçekleştirildi. ….. her şeyi kuşkuyla karşılamalı’ diyen Ahmet Altan lütfen geri dön!” demekten kendimi alamıyorum.
Bu tavır maalesef ne ona özgü ne Türk aydınlarına. Özellikle 11 Eylül sonrası dünyasında Batı’da nominal Müslüman dahi “masumiyeti ispatlanana kadar suçlu” muamelesinin değişik derecelerde muhatabı olmuştur. İyi bilirim müşahhas tecrübe ve gözlemden potansiyel, kollektif ve bağlantı yoluyla suçluluk kıstasları ile altına girdiğiniz zanna karşı verdiğiniz İslam’ın barış dini olduğu, terörü lanetlediğiniz dindar hatta Müslüman dahi olmadığınız savunmalarının yeterli olmadığını.
Türkiye Müslümanları da hiç yabancı değildir bu tür sınavlara. Onları bu teste tabi tutan ilk demokrat ta değil Ahmet Altan. Örneğin ahlaki omurgalı yazar Gülay Göktürk dahi benzeri bir litmus testi uygulamıştı dindarlara. Ona göre kızları gayrimeşru çocuk yapmaya teşvik ettiği için Oktay Ekşi’nin Konsey’inden uyarı cezası alan Ece Temelkuran’ın ifade hürriyetini öncelikle dindar medya savunmalı idi. Kendisine bunun bir dindarın kendisini inkâr etmesi anlamına geleceğini ve ifade hürriyeti savunma konusunda Temelkuran’ı Ekşi’ye karşı savunmanın garabetini işaret ettiğimde bunun ilkesel bir gereksinim olmadığını ama içinde bulunduğumuz konjunkurde laikçilerin paranoyalarından dolayı böyle bir zaruretin doğduğunu savunmuş idi. Altan da benzer tarzda dindarlar üzerinden yaşanan kırılmanın öncelikle onları bu sınava tabi tutmasının sebebi olarak sunuyor. Ertesi günkü yazısında “İslam’da adam öldürmek sevap mı” sorgulamasından(!) vaz geçip demokrasi samimiyetine indirgemiş meseleyi. Demokrasi mücadelesinin başarısı için dindarların da aktif ve içten katılımcı olduğu bir birlik veya “koalisyonun” şart olduğu tespitine katılıyorum ama Altan’ın kafasında dindarların bu koalisyonun zayıf halkası yapan mesnedi hala kavrayamadım. Sosyal bilimler diye bir bilim sahası varsa yakın tarihten objektif verilerle konuşalım. Terör ve demokrasi mücadelesinde herkesin sicilini objektif olarak yan yana koyalım sorgulamadan önce.
Bu ülkenin dindarı Menderes asıldığında tepki verdi de Deniz Gezmiş asıldığında mı “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” dedi?
“Kutsal Devlet” İslami yasakladığında direnmeyen toplum kesimleri aynı Devlet Kürtlüğü yasakladığında da aynı tepkiyi verdi. Kürtleri “din kardeşi” İslam’ı “çimento” olarak gören kesimin empati özürlülüğünde ilk sırayı almadığı fikrini Kürtlerin de büyük bölümünün paylaştığını seçim sonuçları gösterdi. Biz 70’lerde bizim birkaç arkadaşımızı da öldüren solcu ve ülkücülere dahi cevap vermedik. Partilerimiz kapatıldığında da sessiz kaldık. Nedir bu “kendine demokrat” ve şiddet suçlamasının mesnedi, laikçilerin paranoyalarına benzer bir takıntı değilse?
Evet demokrasi mücadelesi dindarlar dâhil tüm toplum kesimlerinin davayı ilkesel olarak sahiplenmesi ile kazanılabilir. Ama “ısıtılan suda haşlanan kurbağa sendromu” tüm kesimler için varittir. Bu ülkenin bir demokratik refleks tarihi yazıldı da bir tek dindarların sayfası mı boş kaldı?
11 Eylül sonrası Batı’da “Establishment” in Müslüman’ı kolektif suçlu olarak tanımladığını söyleyebiliriz. Boşuna demedi E. Özkök ellerini oluşturarak “Danıştay cinayeti Türkiye’nin 11 Eylülüdür” diye. Ama Batı’da dahi pek çok entelektüel “kök nedenler” diyor “devlet terörünü” sorguluyor. Bu küresel asimetrik savaşta güçlünün “güç caiz kılar” kuralına uygun terör tanımına da itiraz ediyorlar. Nobel Barış ödüllü Başpiskopos Desmond Tutu BBC’de teröristin bize “acı çekiyorum! Lütfen! Bir hiç muamelesi gördüm şimdiye dek. Beni fark ediyormusun, beni duyuyormusun” dediğini söyledi örneğin.
Ezcümle, terör konusu öyle “Müslüman öldürünce sevap mı oluyor” türü sığ, alaycı ve retorik bir soru ile geçiştirilemeyecek kadar çok boyutlu, derin ve karmaşık.
Altan’ın sorgulaması ABD’deki azılı İslamofob Anne Coulter’ın neoconlar tarafından dahi kınanan “Bütün Müslümanlar terörist olmayabilir ama bütün teröristler Müslüman’dır” faraziyesi üzerine makul karşılanabilir.
Dünyada “İslami terörün” grafiği ile Müslüman ülkelerin maruz kaldıkları malum saldırılar arasındaki lineer ilişki ortada iken ve daha da önemlisi Türkiye’de dindar kesim –diğerlerinin aksine- şiddeti bir hak arama metodu olarak reddetmiş iken böylesi sathi ve retorik bir sorunun “koalisyonun önemine inanan” cesur bir demokrattan gelmesi üzücü. İnsan “acaba Altan hala Radikal’e Taraf’ın ‘dinci gazete’ olmadığını ispatla mı meşgul” demeden edemiyor.

kendimden küçük bir örnek
Eskiden , kürt,pkk,dtp mevzuları açıldığında , yapılan yanlışlardan sözettiğimde ,
( belki sözlerimin ciddiye alınmasını istediğimden ,belki de içerden konuşmanın ağırlığından faydalanmak için ) kürt olmadığımı vurgulardım , hatta ‘ben balkan göçmeniyim’ falan derdim ,oysa ne kadar komik geliyor şimdi bana
demek istediğim ’söyleyene değil söylenene bakalım’ mantığı değil aslında , türkiye şartlarında bu mantığında içine edilmiştir ,
baksanıza her ramazan türbe-hurafe avına çıkan laiklere…. söylediğine bakarsanız doğru….(yenişafak’tan dücane cündioğlu bir TV programında bu hurafe avcılarını eleştirmeye kalktı adama deli muamelesi yaptılar )
bu ikircikli tavrı nasıl tanımlasam bilemiyorum şöyle belki;
zencilere diğerlerinden daha iyi davranan bir beyazın bu haliyle övünmesi gibi bişey …..
suç işlemediği için kimseye madalya verilmez , suç işleyene ceza verilir.
laik atgözlüğünün kapağını biraz aralayabilmiş olmak bir paye değildir
ne güzel ne kolay cümleler bunlar ‘dindarlar şöyle yapsın ,dindarlar böyle yapsın’ , noldu da bireyci liberaller böyle total cümleleri pek bir sevdiler ?
hangi dindarın yaptığı hangi dindarı nerde nasıl bağladı böyle ?
misal, demek bir dindar türk bir müslüman kürt ile mevcut bağını boşverecek , ‘halkların kardeşliği ,enternasyonel…..bla bla’ yeni bir bağ kuracak , niçin ? çünkü senin pusulanda yok , önce batılı bir sorun ithal edelim sonra batılı bir çözüm buluruz ,
misal iki , ‘başka mezheplere..’ ,sanki alevileri kolluyor ,
baykal yada tüm çağdaş arkadaşlar gözünde alevileri muteber kılan nedir ? kara kaşları kara gözleri değil elbette, islamın genel çizgisinden ne kadar uzaklaştıkları(uzaklaştırılabilir görünmesi),
aynısı trakya yada balkanların sarı saçı mavi gözü de değil , aynı propoganda onlara da yapılıyor,
neyse biraz dağınık oldu kusura bakmayın , bu hariçden gazel okuyan tavır benim midemi bulandırıyor ,
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Temmuz 23, 2008 @ 2:58 am
Çok yerinde tespitler VB Kardeşim. Ama bu konjunktörde söylenmemesi gerekenler. Siyasi doğruculuğu biz icad etmedik aslında, Batı’dan öğrendik. Ne derece ahlaklı vıcdanlı olduğunu göstermek isteyen stratejik düşünen fikir adamı veya siyasetçi kime göz yaşı dökeceğini, kimi taltif edeceğini, hangi davaların muteber olduğunu ve kime vurmanın sebest olduğunu iyi bilir. Buna siyasi doğruculuk denir. Hekes bir miktar yapar. Örneğin baş örtüsünün sadece üniversiteli öğrenciler değil herkesin insan hakkı olduğu ve yasaklayan hiçbir kanunun olmadığı doğrusunu ifade etmek yanlıştır zira “her doğru her yerde söylenmez”. Turkiyede siyasi doğruculuğun modernler arasında yaygın şekillerinden biri de Altan’ın burada sergilediği “Islam hakkında cehaleti” sergileme arzusudur. En azından aynı toplumda 60 seneye yakın beraber yaşıyor olmasından ve yüzlerce defa Müslümanın savunmasını duymuş biri olrak Ertuğrul Özkök’ün Danıştay cinayeti sonrasında sarfettiği “Bu Türkiye’nin 11 Eylülüdür” kıvamında “ne bu böyle Müslümanlar ? Müslümanlar öldürünce sevap mı” sorusunu sormamasuı beklenirdi bir doğrucunun. Ne tesadüf bir iki gün sonra da kardeşi Mehmet Altan Star’da benzeri bir sorgulama yaptı. Islam’a mesafelilik, Islam hakkında ön yarguılılık o kadar derinlere işlemiş ki Cumhuriyet dönemi ınsanının vıcdani ahlaki doğru olanı yaptıklarında dahi “yanlış anlaşımasın ben Islam konusunda cahilim” dene ıhtiyacı duyuyorlar.
NOt: 1)Aslında bu yazı epey daha uzun idi. Sonradan Taraf Gazetesi’nin “Her Taraf” kısmında yayınlabnması için 700 kelimenin altına düşürmüştüm. Bu şekilde eksik bıraktığım kısımı da bir nebze telaf etmiş oldum.
2) Taraf Gazetesi odadaki fille uğraşma işini başarı ile yürüten kadrosunda da çok sayıda değerli yazar bulunduran her gün okuduğum bir yayındır. Burada yaptığım sadece bir yazıda sergilenen çarpık muhakemeyi eleştirmek.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 23, 2008 @ 7:37 am
ekte Ahmet Altanın eleştirdiğiniz yazısınıda yayınlasaydınız ya da eleştirdiğiniz kısımları da kendi kaleminden çıkan şakliyle yayınlasaydanız yazı daha aydınlatıcı olurdu. şahsen ben eleştirinizin hedef noktasını tam kavrayamadım.
Yorum�Yorumlar yazan: pınar karaduman — Temmuz 23, 2008 @ 1:55 pm
Iyi fikir Pınar Hanım. Ilave ettim şimdi. Başlangıçta uzunca bir Yazıyı “Her Taraf” için 700 kelmeye indirme mecburiyetim olduğu için hiperlink ile referans verme yeter diye düşündüm. Esasen itiraz noktası yazıda belirttiğim kendisine ait, dindarın “masumiyet, merhamet ve samimiyetini” ispatlaması gerektiği düşüncesı.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 23, 2008 @ 2:18 pm
bence Ahmet Altan çok doğru bir noktaya temas etmiş. bu cinayeti işlemiş masum katiller!!! her ne kadar maşa da olsalar orda öleceklerini bile bile o katliamı işlemeye gitmişlerse, onları bu cinayeti işlemeye teşvik eden motivasyon nedir sorusunun cevabını aramış Ahmet bey. eğer bu ülkede birilerine cinayet işletmenin motivasyonu dinse ya da din olduğu iddia ediliyorsa o ülkenin dindarlarının sesizliği de ikrardandır.
Yorum�Yorumlar yazan: pınar karaduman — Temmuz 23, 2008 @ 4:12 pm
Öyle mi? Şimdi konu vuzuha kavuşmuş oldu.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 23, 2008 @ 4:37 pm
kinaye mi yapıyorsunuz????
Yorum�Yorumlar yazan: pınar karaduman — Temmuz 23, 2008 @ 6:32 pm
[...] “eee sen de Her Taraf’a “Bir “dindarın” Ahmet Altan’a cevabı ” diye bir yazı yazdın da yayınlanmadı mı” diyorsanız çarpı [...]
Pingback yazan: Bu satırlar kime ait? « Bir Münzevî’nin Notlarından… — Eylül 21, 2008 @ 10:22 am