Bir Münzevînin Notlarından…

Ağustos 1, 2008

Peki AKP “bundan ders” çıkaracak mı?

Kategori: Guncel-Politik, sosyal, kulturel, Hukuk, Insan Haklari, Islam — Bekir L. Yildirim @ 9:00 pm

 

 

Şahsen fakir de Etyen Mahcupyan gibi bu üzerine yazıldığı kağıdı değmeyecek Hürriyet, Cumhuriyet asparagasları manzumesi ve çağ dışı, hukuk dışı akıl izan dışı, öznel  laiklik demokrasi yorumları üzerine bina edilmiş iddianamenin  cevaba layık olmadığını ve Ak Parti’nin buna cevap vererek ona meşruiyet enjekte etmemeleri gerektiğini düşünenlerden idim. Bu gün de o ahlaki doğru stratejinin uzun vadede gerçek çözümler üretecek strateji olduğu kanaatini koruyorum.

 

Çıkan karar üzerine bazı heyecanlı Ak Partili’lerin takımı gol atan gençler gibi yerlerinde zıplamalarının duygusal boyutunu anlamak zor değil ama bu karar ile Mahkeme ne Başkanı Haşim Kılıç’ın talep ettiği “Mahkememize Saygı” ya  hak kazanmıştır ne de Karar’ın da davanın da hukukla alakası olduğuna,  demokrasi,  objektif  hukuk,  Anayasa, laiklik,   insan hakları nosyonları ile minimal aşinalığı olan kimseyi ikna edebilmiştir. Hazırlanışından kabul edişline, mahkemeye sunulmadan öncesine giden Ergenekon bağlantılarına ve karar alınışta kullanılan Anayasa’yı da mantığı da ihlal eden usüle kadar dava tam bir hukuk skandalıdır!  (Usül konusuna ilgi duyanlar Sami Selçuk ve Mustafa Erdoğan’ın yazıları önerilir, şahsen konunun hiçbir kıymet- i katiyesi olduğu kanaatinde değilim).

 

Gelgelelim  Ak Parti sisteme ve Yüce Yargı’ya meydan okumak yerine başını giyotine uzatan uysal  koyun olma stratejisini seçti. Ve bu gün hemen herkes Yargı Darbesi en kötü hali ile tezahür etmediğinden dolayı Ak Parti’nin davayı yönetme şeklinin doğru olduğu kanaatinde.

 

Karara verilen tepkileri özetlemek çok kolay . Zira MHP, CHP ,  laikçi medya, Ufuk Uras ve hatta hükümet yanlısı medyadaki bazı yazarlar söz birliği etmişçesine “Ak Parti bundan gereken dersi çıkarsın” dediler. Evet yanlış duymadınız. Ak Parti’nin kapatılmasına mesnet gösterilen “Anayasa’nın laiklik maddesini değiştirmeye teşebbüs” suçunun baş sorumlusu MHP dahi “bundan ders alsın, karar ile laiklik karşıtı aktivitelerin odağı oldukları tescillenmiştir” diyenlerin başında (aslında değişikliğin laiklik ile ilgili değil insanların hizmet almada ve eğitimde eşitliği ile ilgili olduğunu kim  hatırlayacak şimdi ?).  Burada “gereken ders” konusunda herkesin aklındaki şeyin aynı olmadığını da not edelim de çarpıtma olmasın.

 

Bu ahval ve şerait içerisinde Laikçi Cephe’nin Ak Parti den beklentisinin canını kurtardığı için minnettar olma ve bir daha da yaramazlık yapmama, büyüklerin sözünden çıkmama veya Sabih Kanadoğlu’nun Yasin Hayal’in Orhan Pamuk’a kullandığı  ifadesi ile “akıllı olması”  olduğunu söylemek için fazla ferasete  gerek yok. Mesela sadece baş örtüsü serbestisi getirecek bir yasal düzenlemeyi ağzına dahi almaması bekleniyor. Nitekim bu gün bir laikçi baş örtüsü meselesinin artık kapandığını söyledi ve karşı taraftan itiraz gelmedi.

 

Ak Parti sözcüleri dahi hiç te artık zafer kazanmış edalarında değildi. Başbakan Erdoğan birkaç dakikalık konuşmasında ancak “Cumhuriyet ilkelerini korumak..herkesi kucaklamak, uzlaşıcılık gibi laikçi kulaklara hoş gelmesi  düşünülen fakat geçmişte  bir türlü bunu başaramayan ifadeleri seçti.

 

Bu noktada Mahçupyan ve benim gibi Erdoğan ve Partisi’nden  daha cesur, daha tavizsiz tepki bekleyenlerin yanlış düşündüklerinin isbatı   ancak bundan sonraki sürecin iyi değerlendirilip bu tür müdahelelerin olma şansının çok daha azaltıldığı, demokratizasyon yönünde adımların başarı ile atılması ile mümkün olabilir. Bu da öncelikle tüm demokratların beklediği yeni Anayasa’nın  hayata geçirilmesi ile mümkün.

 

Ama gerçekçi olarak bu şansın bu gün dünden daha güçlü olduğuna dair bir gözlem yapmak zor. Zaten Anayasa’yı değiştirmeye kalktığı için ölümden  zor kurtulmuş bir hükümlünün, vesayetçiler nezdinde daha da büyük bir suça, yeni Anayasa yapmaya nasıl teşebbüs edecek mecali mi var?

 

Ak Parti Başkan sözcülerinde  Nihat Ergül’ün  “toplumsal mutabakat, geniş kapsamlı mutabakat, insani ilişkiler içerisinde konunun muhalefetle istişare edilmesi “ gibi ifadeler kullanmasından Parti’nin yaklaşımının da karşı tarafın talep ettiği “uzlaşı” merkezli olduğu ve bu konuda “bir adım geri atmaya” meyilli olduğu izlenimi edinmek mümkün.

 

Demokratik, anti-statükocu, darbe karşıtı duruşu ile bildiğimiz Ufuk Uras dahi “ders çıkarsın” ve “sadece kendi tabanına hizmet ediyor”,  “kendisi  için demokrat” ezberlerini benimsediğine göre Ak Parti’den beklenen uzlaşma metninin dindarların da yararlanabileceği hiç bir iyileştirme içermediği sonucunu çıkarmak zor değil. Bırakın onları,  son zamanlarda iç siyasete epeyce mikro seviyede müdahil olan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris dahi bu “kendi tabanı değil herkes için reform” mantrasını ezberlemiş gözüküyor. En demokrat Batılı Lagendijk’in  dahi Ak Parti’ye önerilerinde  dahi aynı vurgu mevcut.

 

Peki Ak Parti bu cağrılara kulak verir “tamam dersimizi aldık” derse neyi nasıl farklı yapacak? Dindarlara şimdiye kadar verdiği hangi imtiyazları geri alacak? Ya da daha gerçekçi bir ifade ile nasıl bir demokratikleşme paketi olacak ta dindarlar için iyileştirmeler içermeyecek?

 

Üniversite öğrencisi için baş örtüsünün bir temel insan hakkı olduğu konusunda bütün Avrupa ABD ve diğer demokratik ülkeler arasında mutabakat var iken,  uzlaşma olsun diye bu hakkın gayri-kanuni olarak devam etmesine mi razı olacaklar?  Böylesi bir temel insan hakkını dışarıda bırakan bir uzlaşıya razı olacak AK Parti’nin yaşamasına müsaade edilmesi  başlı başına demokrasi adına ne kadar sevindirici ve gelecek için ümitlendirici olabilir?  

 

 “Uzlaşma” jenerik olarak olumlu bir kelimdir ve Baykal’ın dediği gibi “demokrasi uzlaşma rejimidir” lakin Yasama konusunda uzlaşma bütün demokrasilerde kanunları geçirecek sayıyı elde etmek için yapılır. Bir kanun Meclisten Anayasa’da belirtilen çoğunlukla geçmiş ise ona “ben yaptım oldu” denmez “uzlaşma  sağlanmıştır” denir. Hangi tür Yasama faaliyeti için ne derece “uzlaşı” gerektiği gene Anayasa’da belirlenmiştir. Hal böyle olunca, Anayasa’nın belirlediğinin ötesinde muğlak bir kiminle, kaç kişi veya kaç parti ile , hangi “kurumlar” veya çevrelerle olması gerektiği hiçbir yerde belirtilmeyen bir “uzlaşma” talebi ile ne kastediliyor olabilir? TÜSIAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ’a göre TBMM, TUSIAD, benzeri “STK’lar ve Kurumların”  katıldığı bir “Anayasa Konvansiyonu” bu “uzlaşmanın” mekanizması olacak. Sizleri bilmem ama bana bu “yargı eli ile darbe veremedik seçkinler duruma el koysun” demekten başka bir şey değil. Millet iradesinin tecelligahı olan TBMM yerine toplumu temsil etme yetkileri kendilerinden menkul STK’lar ve bildik “kurumlar” yani atanmışlar bürokrasisini ikame eden bir Anayasa Konvansiyonu cağrısını başka tevilini bilen beri gelsin. Aydın Doğan’ın kerimesi  listeyi açıklamadığı için bilmiyoruz Anayasa Konvansiyonerlerini ama tahmin edebiliyoruz).

 

Konvansiyon olsun veya olmasın şu bir gerçek ki CHP, bürokratik ve  ekonomik elit,  ÇYDD, ADD, DISK’ TTB gibi bazılarının  Ergenekon sabıkalısı olmalarına rağmen, sesleri   hala güçlü çıkanların  aklındaki Demokles’in kılıcını hükümet üzerinde sallandırma gücü olan fakat bir gerçek demokraside olmayacak olan türden bir uzlaşmadır. Buna “AKP ders çıkarsın” diyen MHP’yi de ilave ettiğinizde Ak Parti’nin kellesini kurtarma kutlamasının uzun sürmeyeceğini görmek zor değil.

 

Döndük mü tekrar 1 sene öncesine ve 6 ay öncesine? Bize danışmadan iş yapamazsın ya da Türkan Saylan’ın veciz ifadesi ile “bu ülkede bizim istemediğimiz olmaz”.

 

Böyle bir uzlaşma dayatmasına karşı şahsi görüşüm daha önce aynı talepler yapıldığında olanın aynısıdır: Uzlaşma! (bkz. Uzlaşma (I)   ve II)

 

Uzlaşma sandıkta millet ile olur. Milletin iradesini temsil etmeyen bir uzlaşmayı bir iktidar partisinin yapmak zorunluluğunu bir yana bırakın hakkı da yoktur!

 

Amiral Gemisi’nin kahverengiburunlu beyaz kaptanı’nın bahsettiği uzlaşma şeytanla uzlaşmaktır. Ak Parti’nin yapması gereken darbeyi bu defa başarıya ulaştıramayan ve Ergenekon’la en azından gönül birliği içerisinde olan güçlerle değil tam da Kaptan’ın “revanşistler” dediği  toplum, onun beklentilerini seslendirenler  ile yani demokrasinin kendisi iledir. Bu darbe sürecinde artık Şer Cephesi’nin dahi görmezden gelemeyeceği bir demokratik seferberlik koalisyonu olduğu ortada. Bu koalisyonda kimler olduğundan önemli olan halkın uzlaşı beklentisinin ne üzerine olduğudur: Daha fazla demokrasi,   herkes için, şimdi!.

 

Giyotinden kellesini zor kurtarmış bir Ak Parti bu cesareti gösteremeyebilir yukarda bahsettiğim nedenler ile. Fakat Ak Parti veya hükümeti tek aktör olarak görmek katılımcı demokrasinin ruhuna aykırıdır. Artık Ak Parti’den bağımsız oluşan demokrasi cephesinin  demokrasiye sahip çıkma azmi Ak Parti’nin “adam edicilere” karşı elini güçlendirecek zor fakat elzem,  gerçek, köklü değişiklikler içeren bir Sivil Anayasa’yı Meclis’ten veya tercihen referandum ile çıkmasını sağlayacaktır.

7 Yorum »

  1. “Artık Ak Parti’den bağımsız oluşan demokrasi cephesinin demokrasiye sahip çıkma azmi Ak Parti’nin “adam edicilere” karşı elini güçlendirecek zor fakat elzem, gerçek, köklü değişiklikler içeren bir Sivil Anayasa’yı Meclis’ten veya tercihen referandum ile çıkmasını sağlayacaktır.”

    Zaten AKP kendisi olusturmadi bu cepheyi, dogal sürec icinde kendiliginden olustu. Bugün halk nezdinde genis bir mesruiyet zemini varsa bunu da liberal- demokratlara borcluyuz, yoksa anti propagandaya karsi AKP´nin söylemleri yetersiz ve cilizdi. O bakimdan donanimli liberal- demokrat kisilerin bilgi ve birikimlerinden daha fazla yararlanmaya ihtiyacimiz var, en basta Ak Partinin buna ihtiyaci olacak.Sivil siyasetin önün acilmasinda gereken atilimlar ve yapilan hatalarin özelestirisi bakimindan parti ileri gelenlerinin bu insanlarimizla daha yakin temasa gecmesi gerekir.

    Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Ağustos 2, 2008 @ 6:47 am

  2. Katılıyoırum tespitinize Muzaffer Bey. Yalnız o sorumluluk mevkkibnde yani ayakları ateste olmayan libealller, diger demokratlar ile dindarlar aynı saha kosullarında oynamadiklarini da not edelim. Ama sonuc deigsmiyor. Bu is tüm demöokratik guclerin koalisyonu isi.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 2, 2008 @ 7:45 am

  3. Bekir Hocam , Yazınıza aynen katılıyorum , ayrıca MuzafferKazım’ın yorumuna Şerhli katılmanıza da katılıyorum (ki o şerh mühim)

    “(Usül konusuna ilgi duyanlar Sami Selçuk ve Mustafa Erdoğan’ın yazıları önerilir, şahsen konunun hiçbir kıymet- i katiyesi olduğu kanaatinde değilim). ”

    Haklısınız belki bize yeni bişey öğretmeyecek ( anayasa mahkemesi eskiden olduğu gibi yasaları çiğnemeye devam ediyor ) ama bu usul konusu benim ilgimi çekti , genelde Sami Selçuk beyin yazılarını fazla teknik bulduğumdan pek sıkı bir takipçisi değilim fakat bu yazı gayet açık şekilde mahkemenin ne kadar ciddiyetsiz olduğunu gösteriyor .
    dahası dün Taraf’da bir haber vardı , Haşim Kılıç ile bir üye Funda *** arasında geçen tartışma , adeta yangından mal kaçırır gibi ‘ hadi hemen yasaklayacağımız kişilerin oylamasına geçelim’ demiş ….

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Ağustos 2, 2008 @ 11:26 am

  4. Taraf’tan Alper Görmüş’ün yazısı
    http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=10

    “Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılmamasına karar verdi. Aslında böyle olacağı Mahkeme’nin 5 haziranda verdiği “türbana ret” kararından belliydi. Herkes unutmuş görünüyor, o karar “türbana ret”ten çok, getirdiği yeni içtihat nedeniyle önemliydi. Bu yeni içtihada göre, Mahkeme, artık yasamadan geçen bütün siyasi kararları esastan bozabilme hakkını elde ediyor ve böylece siyasete “ortak” oluyordu.

    Ben, o karardan bir gün sonra, 6 haziranda medyakronik.com’a yazdığım yazıya, bu yeni duruma atıfta bulunarak “Artık AK Parti’nin kapatılmasına gerek yok” başlığını uygun görmüştüm. İzninizle o yazının son bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum:

    “(…) Dünden itibaren durum değişmiş durumda. Anayasa Mahkemesi’nin yarattığı yeni içtihatla bunların hiçbiri yapılamaz. Parti hayatiyetini sürdürse bile, ilaveten sözünü ettiğim değişikliklere niyet etse bile sonuç değişmez. AK Parti, boynuna asılı durumda bir ‘demokrasi davulu’yla dolaşmaya devam eder. Fakat hiç ses vermeyen bir davuldur bu, çünkü elinde tokmak yoktur.

    “Böyle bir partinin hiçbir ‘zararı’ olmaz. Ayrıca unutmamak lazım: Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı iktisadi zorlukların faturasını ‘şeriatçı parti’ye kesmek de hiç fena olmaz.

    “Buraya yazıyorum, günü geldiğinde konuşuruz: Mahkeme, türban kararıyla ‘bundan böyle egemenliği paylaşacağız’ mesajı verdi. Devamı, kapatma davasına ilişkin kararında şöyle gelecek: ‘Seni kapatmıyorum ama, önceki mesajımı da unutma, artık egemenliği birlikte kullanacağız! Seni kapatmıyorum ama yaramazlık yok! Öyle anayasa değişikliği, reformlar, demokrasinin yaygınlaştırılması falan, bunları unut! Cici çocuk ol!’”

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Ağustos 2, 2008 @ 11:34 am

  5. Evet, liberaller ve dindarlar ayni doluya tutuldugunda, liberallerin araclarinin veya sakin/ güvenli siginaklarinin/ limanlarinin icinden gelismeleri takip ederek tepki verdikleri, araclari olmadigi icin dindarlarin ise kafalarina “dan dan” ettigi ve tepkinin dozunun da bu yüzden iyi ayarlanamadigi asikar.En büyük problem dindar insanlarin yetismis entellektüel/ aydin kimlikli sahsiyetlerinin az olmasi, olanlarin da toplumda makes bulmamasi. Böylesi bir durum mesruiyet problemini de beraberinde getiriyor, yüzeysel bilgi birikimiyle, hakliliginizi ortaya koyamazsiniz. Neden iyi yetismis dindar insanimizin az oldugu basli basina analiz mevzuu.Öte yandan;
    Su yukarda yazdigim öneriyi cumhurbaskanimiz devreye sokmus bile, gazetecilerle görüsüyor mesela.

    Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Ağustos 2, 2008 @ 12:36 pm

  6. VB Kardesim,

    Sami Selcuk ve M. Erdogan,ın soyledigi “ciddiyetsizlik” emareleri benim de dikkatimi cekmisti ama dedigim gibi bunların teknik analizinı luzumsduz buşldum “deveye boynun niye egri demisler, nerem dogru ki demiş” heabı. Zaten bütün sistem, dava acılmasi, mahkemenin kendisi, uyelerin nasıl secildiği (sadece 4 tanesi “hukukcu” imis), ılişkileri, aldıkları brifinglerş Ergenekon baglantıları ortada iken “kapatma ve para cezasının oylamaları farklı yapılmalı idi, ikisinin oyları biribirine eklenemez” ihlali bir katilin trafikte illegal serit değistirmesi mesabesindedir. Artık minareye kılıf bulma gayretlerı de yok. Bakın “basortusu kararının” gerekcesini düsünmeye baslamadılar dahi. Uc Ali mahkemesi gibi “once kelleyi vurup sonra niye yatyıkşarını yazan bu kara cüppeli militanların yatıklarının hukuki analizini yapmak onlara ve processe layık olmadıkları bir saygıyı tevdi etmek olur.

    Alper Gormus’un ongorsunu ve fazlasını ben dava acıldıgında yazmıs idim. O geriye bakarak mevcut bigilerden sonuc cıkarmıs. Benim ongorum esyanın tabişatı geregi idi. Sistemlerin belli bir calısma mantıgı vardır. Bu noktadda Ak Partı karsıtı cephede “peki sonra ulkeyi yonetme detayını ne yapacagız” dşyenler sahınleri frenledi. Bu frenleme o odada olmadı. Ben orada uyelerin serbest ıradesi ile diger aktorlerden bagımsız bir karar aldıklarını dusunmuyorum. Alper Gormus “egemenlıgı paylasacagız” derken insaflı davranmıs. Sıtmaya razı etmeden muradım da bu idi. Sabih Kanadoglunun ıfadesini tercih ederim ben “Akıllı olsun”.

    Ezcumle ben Fulya Kantarcıoglu soyle dese idi, hatta Egenekopn cıkmasa idi, veya Basortsu kararı obur turlu olsa idiş..ç turu olylardan sonucu cıkran analizlere ya katılmıyor ya sıtemin işleyişinin detayları oldugunu sanıyorum. DARBE FIZIBIL DEGILDI. Benden sonra tufan , kan istiyorum diyen Ilhan agebeyler “sonrası” diyenlere ksarsı kaybetti.

    Muzaffer Bey,

    Gene katılıyorum size buyuk olcude. Ben dindar entellektuellerin diger kesimlere gore vaz olması tespitinin bu gün icin dune gore daha az varit oldugunu dusunuyorum ama olanların bir cogunun “makas bulamaması” tespıtı aynen. Ki bu da ayrı bir yaraya , toplumsal probleme dokunuyor. Bızım toplumda malesef, dıncı dındar dınsız sagcı solcu her kesimde mevkıler de, ısler de, fıkır beytan etme hakkı da lıyakat sıstemi degıl patronage slstemi ıle verilir (es dost ırkdas. mezhepdas. mahallelış cemaat vb ). Bankadaki caycıdan devletin en ust makamlarına kadar bu boyledir.

    Gercekten liyakat sahibi insanlar da oyunu bu sekilde oynamayı gururlarına yediremezler. Buna daha once biraqz degindim. Ama “her dogru her yerde soylenmez” dusturu ile cogu bidiklerimi yazmadım. Belki yazarım bir gün.

    Son tesptiniz de dogru. “uzlasma” diye bastırdıkları icin hukumet fasizan seckinler ve bildik kurumlarla uzalasma olrak tecelli etmesini onlemek icin demokratik gucleri de (bahsettiginiz liberaller dahil) devreye sokmak zorunda. Ama eminim ona da “yandaslarıyla uzalısıyor” yaftasını yapıstıracaklar. Sahsen uzlasma istişareleri ile cozulecek problem oldugunu dusunmediğim icin gene aylar once UZLASMA! (I, II) yazılarını yazmıs idim.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Ağustos 2, 2008 @ 1:14 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.