Bir Münzevinin Notlarından…

Ocak 28, 2009

Yamyamların kurbanlarının yakınları

Daha önce bahsetmiştim “Bir darbeye hazırlık aracı olarak yamyamlık! ” yazısında demokrasi, meşruiyet kavramlarının üzerlerinde oksijenin aneorobik bakteri üzerinde yaptığı etkiyi yapan bu fosseptik yaratıklarının “self preservation” (ayakta kalma) uğruna yamyamlık dahil bütün yolları caiz gördüklerini. Geçek değerlerin cari olduğu bir toplumda ne fikriyat ne değer olarak sunacak şeyleri olmayan bu parazitler için bir ontolojik zarurettir Egenekon düzeninin devamı.

Ama bu yamyamların kanibalize ettikleri pek çok kurbanların yakınları sorusu kafamı epeydir kurcalardı. Aklım havsalam almaz Ergenekon’un (hukuki değil siyasi manada kullanıyorum terimi) kurbanları arasındaki “iyi çocuklar” ın aile ve yakınlarının sessizliği hatta Ergenekoncu kampta yer almaları vakıasını.

Son yıllarda ve özellikle de Ergenekon soruşturmasından beri baş döndürcücü hızla, akıl izan sahipleri için artık hiç bir tereddüte mahal vermeyecek kesinlikte ortada olan hakikatler bu güruhun süfli emellerine varmak için gerekli gördüklerinde gözlerini kırpmadan kendi has adamlarını da katledip cenaze namazında en önde yürüdükleri, hatta eşlerini teselli ettiklerini gösteriyor.

O zaman mantıki sorular:

Ne düşünür bir Danıştay Yargıcı’nın eşi merhumun cenazesine tam tekmil katılan “Bu Türkiye’nin 11 Eylülüdür” ve “bunu darbe temizler “diyen üniformalı ve üniformasız Ergenekoncular’ın bizatihi sevgili eşinin katilleri olduğu ürkütücü gerçeği karşısında?

Bu güne kadar Uğur Mumcu’dan, Necip Hablemitoğlu’na , Ahmet Taner Kışlalı’ya hiç bir devrimci-ulusalcı-laikçi- adını siz koyun-bildik kesim mensubu kurbanın aile veya yakınlarının ortaya çıkan bu ifşaatlar karşısında “vay sizi sahtekar katiller” demeyi bir yana bırakın, sevgili eşlerinin, babalarının, çocuklarının katilllerinin ortaya çıkarılması konusaunda dahi pek istekli davranmamaları normdur. Hatta üstünün örtülmesi yönündeki iradeye de destek oldukları dahi vakiidir.

Nasıl tevil edilebilir bu durum?

Kafalarını kuma gömmeyi, üç maymunu oynamayı bilinçli olarak mı seçiyorlar yoksa kendilerinin akibetinin de aynı olacağı tehdidi veya algılaması altında suskun kalmayı hatta katillerin düzenine destek olmaya devam edebiliyorlar?

Bir Danıştay Yargıcı eşi kocasının katillerinin işbirlikçileri koruyucuları, teşvik ettiricileri arasında olay yerinde olmadığı halde “Tekbir getirerek ateş etti ve baş örtüsü için yaptım dedi” diyen en yakın bildiği dostları olduğu gerçeği karşısında “Akepe’yi iktidardan indirmek için kocamın hayatı makul fiyattır” diyebileceğini düşünmek dahi istemiyorum.

Aynı soru diğer kurbanlar için de varittir. Bu kurbanlardan bir tanesinin eşine soruyor Zaman yazarı

Mehmet Kamış: Uğur Mumcu’yu kim öldürdü Güldal Hanım?

Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin üzerinden tam 16 yıl geçti. Cinayetin ihale edildiği tetikçiler, gazetelere içinde İslami kelimesi geçen bir örgüt ismi söylediği için dindarların üzerine yapıştırılan bu cinayet, aradan geçen bunca yıla rağmen aydınlatılamadı.
Ya da aydınlatılmadı. Yüzlerinde sakalları olan birkaç kişiyi zanlı diye yakalamış olsalar da Uğur Mumcu, kamu vicdanında hâlâ faili meçhul cinayetler arasında duruyor. Mumcu cinayetinin kaymağını yiyenlerin bu dosyayı yeniden açmaya hiç niyetleri yok. Bir sürü eski tüfek solcunun toplanıp da konuşmak için fırsat buldukları bu anma günlerinin ellerinden gitmemesi için olayı pek de kurcalamak istemiyorlar. Uğur Mumcu cinayeti ile sağladıkları psikolojik havanın zarar görmesine tahammül edemiyorlar. Sadece bu kadarsa anlaşılabilir. Hatta masum bile görülebilir. Ancak işin arkası çok daha karışık. Hani gazetelerin üçüncü sayfalarında hem öldüren hem de cenazesine katılıp herkesten çok ağlayan pek çok katil hikâyesi okumuşuzdur. Uğur Mumcu’nun anma törenlerinde nedense hep bu gelir aklıma.

Gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi kötü bir huyu vardır. Eskiden bu gerçeğin ortaya çıkması çok daha zordu. Gerçekler çok daha kolay karartılabiliyordu. Ama dünya hızla değişiyor. Gerçeğin bir gün ortaya çıkma huyu bugün daha çabuk gerçekleşiyor. Bugün ortaya çıkan bilgiler Türkiye’de gerçekler üzerine nasıl da karartma yapıldığını çok iyi gösteriyor. Fethullah Gülen’in 17 Haziran 1999′da düğmeci tarafından başlatılan bir kampanya ile nasıl da medyatik lince tabi tutulduğu, dava sürecinde koca koca adamların yalancı şahit bulmak için ne tür dalavereler çevirdiği bugün çok daha net olarak anlaşılıyor. Özellikle 90′lı yıllarda yalanların, iftiraların, andıçlamaların, yalan haberlerin bini bir paraydı. Bugün bütün bu yalanlar gün yüzüne çıkıyor ama yalancıların yalanları hiç değişmiyor. Sadece düğmeciler değişiyor.

Kendine eski İslamcı dense de bugün papazlık yapanlar düğmecinin bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışıyor. Bereket, gerçeklerin ortaya çıkarak yalancıları rezil etme gibi bir özelliği var. Uğur Mumcu cinayeti de böyle bir illüzyonla topluma bambaşka anlatıldı. Burada bana garip gelen Güldal Mumcu ve Ceyhan Mumcu’nun tavırları oluyor. İnsan hem milletvekili, hem de Meclis başkan vekili olur da kocasının cinayetinin üzerine gitmez mi? Meclis’e soruşturma önergesi vermek dahil devletin bütün birimlerinin bu cinayetin çözülmesi için çalışma yapmasını sağlamaz mı? Üstelik faili meçhullerin bu kadar konuşulduğu ve üzerine gidildiği bir zamanda, Ergenekon diye bir terör örgütünün bu kadar tartışıldığı bir dönemde. Siyasi mülahazaları bir tarafa bırakalım insan kendisi için öğrenmek istemez mi? Kim bu katiller? Bu tetiği çektirenlerin kim olduğunu neden merak etmezler ki? Yoksa mahalle baskısı altında mı kalıyor?

Her ne kadar bu eski düzenciler feryat figan etse de ben inanıyorum ki artık bu ülkede insanlar andıçlanarak karalanamayacak. Koca koca devlet adamları bu ülkenin suç işlememiş vatandaşlarına yalancı şahitler tutarak iftiralar atamayacak. Bir karanlık şebeke ‘rejimi koruyorum’ adı altında bu ülke için gecesini gündüzüne katanları bir yolunu bulup saf dışı edemeyecek.

1 Yorum »

  1. dediğiniz gibi dünya değişiyor. Türkiyede yaşanan olay, bu memleketin insanına yapılanların artık vicdan sahipleri tarafından daha fazla kaldırılamıyor oluşudur. millet bilinçleniyor. özellikle varoşlarda yaşayan insanlar “akıl” olarak varoşların sınırlarının dışına taşmaya başladılar yıllardır.

    bunun yanında gelişen şeffaflaşma da artık yapılanı yapanın yanına kar bırakmıyor. akıldan, bilimden, aydınlamadan bahsedenlerin aslında, karşı tarafına konuşlandırdığı insanların aydınlanmasının önüne geçmek için bu fikir cambazlıklarını yürüttükleri günler gerilerde kaldı.

    dayatmaları millete gerçekçi ve gerekli göstermek adına “kendi yoldaşlarının canlarına kıyıp”, suçu “irticacılara” attıklarını “öğrendiğimiz” günlerden geçiyoruz. gerçeklerten kaçıyorlar çünkü kurdukları sistemin “kan” üzerine kurulu bir sistem olduğu gerçeğinden korkuyorlar. amaçları laik sistem değil. laik sistem içerisindeki yerlerini, mevkilerini ve güçlerini kaybetmekten öyle korkuyorlarki, müslümanları da kendileri gibi “dava” uğruna kardaşlarını temizleyecek bir zihinde görüyorlar. bunun böyle olmadığını (umarım)anladıkları gün memlekette kamplaşmaların biteceği gün olacaktır.

    vesselam

    Yorum yapan sahin — Ocak 28, 2009 @ 6:33 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.