
Soldan sağa: Ben, Muhsin, Metin(?)- Denizli -1988
Elim helikopter kazasında hayatını kaybettiği artık kesinleşen Muhsin Yazıcıoğlu asker arkadaşımdı. O 112 operatörü ile (adeta sevenlerine işkence edercesine her kanalda her 15 dakikada bir yayınlanan) konuşmasını TV’de her duyuşumda yürek dağlayan, IHA muhabiri İsmail Güneş’i de tanır idim. 4-5 yıl önce bir söyleşimiz olmuştu. Çok efendi çocuktu; “saldırgan manipulatif, tuzakçı muhabir” tipi hiç değildi.
Muhsin ile hemşehri, hatta aynı mahalleli olduğumuzu 1988’de Denizli’de sakıncalı piyade bölüğünde öğrendim. Kendisi Türkiye’de bilinen bir isim imiş ülkücü hareket ve MHP içerisinde üstlendiği önemli rollerden dolayı. O yılları yurt dışında geçirdiğim ve o zamanlar ABD’de Türkiye’den haber edinme kaynakları sınırlı olduğu için bilmezdim onunla koğuş ve manga arkadaşı olana kadar.
O ve beraber askerlik yaptığı bir grup arkadaşı hapiste oldukları için askerlikleri gecikmiş idi. Aynı nedenle sakıncalı piyade bölüğümüzde olan büyükçe bir grup PKK’lı ve muhtelif sol eylemciler vardı. Birkaç tane de benim gibi askerlik için yurt dışından gelmiş olanlar vardı. (dahası…)
Asker arkadaşım, eski mahallelim, BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu , tanıdık IHA muhabiri İsmail Güneş ve beraberindekilerin geçirdiği elim trafik kazası sonrası artık Allah’tan ümidin kesilmeyeceği tevekkülü içersindeyim ben de aile, yakınları, diğer sevenleri gibi.
Bir kaç, seçim öncesi “puştluk” üretmeye programlanmış zihin dışında siyasi çevreler hatta medyanın büyük bölümü de olaya tevekkül ve sorumluluk duygusu içersinde yaklaştığı söylenebilir. Tiynetleri buna müsait olmayanlar da sırıtmamak için kalabalığa uymuş gözüküyorlar. “Telefon dinlemeyi biliyorsunuz da niye 2 günde telefon sinyalinin geldiği yere ulaşamadınız” diye Hükümet’ i sigaya çekmekle topu doksana taktığını düşünen zihinzel özürlüler her zaman olacaktır ama kafası basanları bundan fazla ekmek çıkmayacağını keşfetmiş gözüküyor, Baykal dahil.
“Sorumluluk duygusu” Muhsin’i karakterize etmek istediğimde aklıma gelen ilk kelimelerdendir.
(dahası…)
Terörist örgüttür. Zekamıza hakaret etmeyin sayın demokrat, liberal -veya hangi sıfatı kendinize uygun görürseniz- dostlar.
“Geçmişle yüzleşmeyi” sabaha kadar yaparız. Başkalarının geçmiş günahlarının fiyatını da öderiz, öyle ya madem kirli devlet ve Türk şovenstleri bu suçları “Türklük(!) adına işlediler ve biz de Türk olduğumuza göre kollektif suçluyuz!
Her ne kadar onları Kürt olarak yok sayan “kutsal devlet” ve sahipler çoğumuzu da Müslüman olduğumuz için yok saydıysa ve o çoğumuz terörü bir hak arama metodu olarak reddetmiş olsak ta, dedik ya “Türk” olmaktan ötürü faturayı ödeyeceğiz. (dahası…)
Özür dilerim müstehcen kelime için ama biz haberi yapmayız naklederiz. Adam kendisini “p.şt” diye tanımlar ve CHP’nin “sakin gücü” “tabii tabii” der ise biz habercilerin (!) ne haddine onların edebiyatını sansürlemek?
Haber:
Reklam arasında kayıt devam edince gizli plan ortaya çıktı
Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal’ın televizyonu Kanal B’de seçim skandalı yaşandı. Sunuculuğunu Kanal B Genel Müdürü Nahit Duru’nun yaptığı Yerel Seçim 2009 Özel Programı’nın reklam arasında yapılan konuşmalarda ilginç itiraflar yer aldı.
(dahası…)

Aşık Veysel’in Türk ve dünya kültürüne mal olan bilgelik dolu ezgileri, şiirleri ötesinde hayatımda çok özel bir yeri vardır bir çok nedenle. Babamla beni buluşturan aşık, müzisyen filozoftur bir kere Veysel. Babamı ve beni tanıyanlar bunun ne demek olduğunu takdir ederler. Zaten babamın ona hayranlığı da müziğe veya halk edebiyatına özel ilgisinden çok dizelerine yansıyan acının bilgeliğidir. Evet acının bilgeliği. Şahsen acı çekmemiş insanın bilge olamayacağını düşünenlerdenim. Dünyamızdaki insan eseri güzelliklerin yarısı mutluluk ürünü ise diğer yarısı da acı ürünüdür. Bu topraklarda acı ana sütü gibidir. O sütten emmemiş olanlar mutluluğu da tarif edemezler. Siz bana bir bilge kişi gösterin, mürşidinden siyasetçisine sanatçısına, ben size acı çekmiş birini göstereyim.
Güzel söylemiş “acılar Veysel’i aşık etti” diyen.
(dahası…)

KARA TOPRAK
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır
Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır
(dahası…)
Bu Ergenekon konusunda “sözün bittiği noktada” olduğumuz veya içimdeki nefret, tiksinti duygusunu ifade etmek için eski GK Başkanı Hilmi Özkök’ün “lanet ediyorum” ifadesinin kifayet etmediğini onun için dünyada hala güzel kalabilen şeylere mesela hayvanlara yönelmenin fakir için bir nevi terapi rolü de oynadığını söyleyerek başlayayım.
Ama kulakları tıkayarak, gözleri kapayarak odadaki fili görmekten kendisini korumak ne mümkün vicdan sahibi, düşünen adama? Bu gün de niyetim Ergenekon ve zihniyetinin “yanlışlığı” veya “bunları da yapmışlar” kıvamında babamın da yazacağı kelimeler döktürmek değil. Bu fuzuli olur.
Geriye ne kalıyor? Iyi tahmin ettiniz “Ebleh İyilere” giydirmek.
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı (medya ve askeri lisanı kullanacak olsa idim sözde Cumhuriyet sözde gazete ve sözde yazar demem gerekecekti ama resmi , legal lisan kullanıyorum dikkatinizi çekerim) Mustafa Balbay’ın Ergenekon Soruşturması kapsamında sorgulanmaya alınması üzerine bir çok “gerçek demokrat” ya “Gerektiğinde Balbay’ı da savunmak” başlıklı yazılar döktürdüler ya da Cumhuriyet Gazetesi’ne gidip ona destek çıkmak manasında kitabını imzaladılar! (dahası…)


Gerçi kör ve sağırım ama anneliğime söz söyletmem!

Daha önceki nesil için çağrılarım pek başarılı sonuç vermemiş idi ama “bu tatlı, küçük dostların cemallerini görürlerse dayanamazlar” dedim ve bir teşebbüs daha yapmaya karar verdim.. Ümit fakirin ekmeği zira.

Rahatsız etmeyin! Kestriyoruz
(dahası…)