Bir Münzevînin Notlarından…

Mart 21, 2009

Toprağa Çalan Türküler

Kategori: Hayat, Kültür, Siir, Toplum, İnsan — Bekir L. Yildirim @ 2:18 am

asik-veyselin-topraga-calan-turkuleri-6405

Aşık Veysel’in Türk ve dünya kültürüne mal olan bilgelik dolu ezgileri, şiirleri ötesinde hayatımda çok özel bir yeri vardır bir çok nedenle. Babamla beni buluşturan aşık, müzisyen filozoftur bir kere Veysel. Babamı ve beni tanıyanlar bunun ne demek olduğunu takdir ederler. Zaten babamın ona hayranlığı da müziğe veya halk edebiyatına özel ilgisinden çok dizelerine yansıyan acının bilgeliğidir. Evet acının bilgeliği. Şahsen acı çekmemiş insanın bilge olamayacağını düşünenlerdenim. Dünyamızdaki insan eseri güzelliklerin yarısı mutluluk ürünü ise diğer yarısı da acı ürünüdür. Bu topraklarda acı ana sütü gibidir. O sütten emmemiş olanlar mutluluğu da tarif edemezler. Siz bana bir bilge kişi gösterin, mürşidinden siyasetçisine sanatçısına, ben size acı çekmiş birini göstereyim.

Güzel söylemiş “acılar Veysel’i aşık etti” diyen.

O’nun hayatımdaki özel yerinin bir diğer nedeni de onu kaybettiğimizde memleketim, aşıklar diyarı Sivas’ta yapılan Aşık Veysel Kompozisyon Yarışması’nda birinciliği almış olmam. Lise sonda idim o zaman. Ah! Yaşım ortaya çıktı! O kompozisyonda ablam Sevgi’nin epeyce katkısı olduğunu burada da itiraf edeyim de hakkı kalmasın. “epeyce” nin manası konumuz dışı.

Sadede gelirsek:

Gübretaş Veysel’in türküleri derlemesi barındıran bir CD çıkartmış birkaç ay önce. “Çıkartmış” dedi isek ekonomik krizden dolayı asıl işi olan gübreciliği bırakıp müzik piyasasına girmiş falan değil. Asıl işi toprak olduğu için toprağa aşkı en güzel ifade eden Aşık Veysel’in bilinen ve bilinmeyen ezgilerini bir CD’de sunmanın güzel bir kültür hizmeti olacağını düşünmüşler. Kalan Müzik tarafından üretilen bu Toprağa Çalan Türküler adlı CD’den bir dost, Arzu Hanım sayesinde haberdar oldum. Sağ olsun güzel bir el emeği ürünü ağaç kutu ve mendil içerisine sarılmış olan CD Âşık Veysel’in biyografisini ve türkü sözlerini içeren bir kitapçıkla birlikte ulaştı elime birkaç ay önce. Daha fazla bilgi kendi blogunda.

Yukarda bahsettiğim kompozisyon şöyle hitama ermiş idi hatırladığım kadarı ile:

“Ben giderim adım kalır,
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur, bayram gelir,
Dostlar beni hatırlasın.

………………..
Gün ikindi akşam olur,
Gör ki başa neler gelir,
Veysel gider, adı kalır
Dostlar beni hatırlasın

Biz onu unutmadık. Unutanlar hatırlasın.”

Ondan seçme dizeler için tıklayın.

PS: Tevafuk olmuş, bu gün Milliyet’ten Can Dündar da Aşık Veysel Niye Atatürk’le Görüşemedi” başlıklı bir yazı yazmış.

Aşağıda alıntıladığım kısmı özellikle manidar buldum. Yoruma hacet yok.

“Bazen bir an, insanın hayatını nasıl değiştirebiliyor. Âşık Veysel, cumhuriyetin 10. yılında Atatürk için bir destan yazmış.
Bunu, yaşadığı nahiyede çalmış söylemiş.
Nahiye Müdürü “Sen bunu Gazi’ye gönder” diye akıl vermiş.
Veysel de “Ben kendim götürürüm” deyip yola düşmüş.
Ankara o dönem İran Şahı’nı ağırlamaya hazırlanıyormuş.
Şehre hırpani kılıklıların girmesine izin yokmuş.
Veysel ise yoksul; sırtında kara koyun yününden bir ceketle pantolon, ayağında çarık var.
Sazına tel almaya gittiği Karaoğlan Çarşısı girişinde çevirmiş polis…
“Giremezsin” demiş.
“Ne bilelim, köylülük bir… cahillik iki… körlük üç… Çaresiz döndük” diye anlatıyor o günü Veysel…
Oradaki Hakimiyet-i Milliye matbaasına girmişler.
“Destanımız var; Gazi’ye okumaya geldik” demişler.
“Hele oku, dinleyelim” demiş gazetedekiler.
Almış sazını kucağına, başlamış okumaya:
““Türkiye’nin ihyası Hazreti Gazi,/ Kurtardı vatanı düşmanımızdan,/ Canını bu yolda eyledi feda,/ Biz dahi geçelim öz canımızdan…”
Tarih: 1 Nisan 1934…
* * *
Şu satırlar 2 Nisan 1934 tarihli Hakimiyet-i Milliye’den:
Dün gazetemize Anadolu’nun saz şairlerinden biri geldi. Sivrialan köyünden olan bu yanık yüzlü adamın iki gözü de görmüyordu. Bu saz şairinin yeni yazdığı koşmalar, inkılabın halkın en görgüsüz tabakalarına kadar nasıl işlemiş, anlaşılmış ve sevilmiş olduğuna en büyük delildir.” (vurgular benden -BLY)
“Görgüsüz tabakadan Veysel”, 45 gün nafile beklemiş Ankara’da… sonra dönmüş yurduna…”

8 Yorum »

  1. Vallahi Bekir Hocam , bam telime dokundunuz , ben bu konularda (şiir,edebiyat,mana ve gönül insanlarımız….) mübalağasız -odun- olduğumdan (şimdi anlamadım tabi ,eskiden beri farkındayım) çok mahcub oldum. Aslında benim de çok sevdiğim kediler konusunu olduğu gibi es geçecektim ama şu dizelere vuruldum, yazmadan edemedim :

    DALGIN DALGIN SEYREYLEDİM ALEMİ

    Dalgın dalgın seyreyledim alemi
    Renkler ne çiçekler ne koku ne
    Bir arama yaptım kendi kafamı
    Görünen ne gösteren ne görgü ne

    Çeşitli irenkler türlü görüşler
    Hayal midir rüya mıdır bu işler
    Tatlı muhabbetler güzel sevişler
    Güzellik ne sevda nedir sevgi ne

    Göz ile görülmez duyulan sesler
    Nerden uyanıyor bizdeki hisler
    Şekilsiz gölgesiz canlar nefesler
    Duyulan ne duyuran ne duygu ne

    Kimse bilmez dünya nasıl kurulmuş
    Her cisime birer zerre verilmiş
    Cümle varlık bir kuvvetten var olmuş
    Gelen ne giden ne yol ne yolcu ne

    Herkese gizlidir bu sırr-ı hikmet
    Her nesnede vardır bir türlü ibret
    Veysel’i söyletir bir büyük kuvvet
    Söyleyen ne söyleten ne Tanrı ne?

    herbiri ayrı bir değer de bilhassa bu ,
    fakat biran içimden geçirdim okurken , şu soruları sormadan dünyadan gelip geçmek ne demek diye ;
    Görünen ne gösteren ne görgü ne
    Güzellik ne sevda nedir sevgi ne
    Duyulan ne duyuran ne duygu ne
    Gelen ne giden ne yol ne yolcu ne
    Söyleyen ne söyleten ne Tanrı ne?

    nasıl bir kısmetsizliktir,nasıl bir körlüktür ,asıl körlük budur ,

    Sonra aklıma geçenlere okuduğum Yenişafak’dan Salih Tuna’nın bir yazısı geldi ,
    http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=15386&y=SalihTuna

    “Bilim adamları, “bilimsiz adamlar” yani topyekûn insanlık yan yana gelse, fiziksel bir “5″ rakamını bile yaratmayı başaramazlar.
    Bütün dünyanın bildiği, “5″in sembolü, yani resmidir. ”
    “Sanırım bu ve buna benzer sorular yüzünden matematikçi Alfred Renyi, “İnsanın var olmayan şeyler hakkında var olanlardan daha çok şey bilmesi ne kadar gizemli…” diyerek küçük dilini yutmuştur.”

    ya şuna ne demeli :
    Güzelliğin on para etmez
    Bu bendeki aşk olmasa
    Eğlenecek yer bulaman
    Gönlümdeki köşk olmasa.

    iktisattan gir , ordan sanata , ordan felsefeye….ister makale yaz , ister kitap …….

    işte böyle Hocam , odun derken mübalağa etmiyordum , böyle hazır önüme gelmeyince ben aramıyorum.

    halbuki eskiden beri , bir şarkı olsun, şiir olsun ,(esasen sanat da diyebiliriz sanırım) gördüğümde-duyduğumda ,hoşuma gittiğinde ,kendimi manevi bir borc altında hissetmişimdir, sanatkarına karşı,
    en azından
    kim ?
    sorusunu sormamak bana garip gelmiştir, (hep sordum demiyorum tabi,sormadığımda duyduğum rahatsızlık bu)

    Aşık Veysel ziyafeti için Teşekkür Ederim.

    Siz Unutturmama sözünüzü tutuyorsunuz

    son olarak
    ‘biz bu manalardan uzaklaştıkça çirkinleştik’ diyorum

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mart 21, 2009 @ 4:21 am

  2. Teşekkürler katkıların için VB. bütün “odunlar” senin gibi olsa dünya cennet olur. Şimdi Veysel ‘deki kaabiliyet fakirde osa idi odun, yanmak, pişmek üzerine döktürürdü. Hepimiz Yunus, Pir Sultan, Veysel. NFK olmayız. Onları duyabilcek kulaklarımız olduğuna şükür.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 21, 2009 @ 4:52 am

  3. Hafızamda bir iki dizeden fazlası yok maalesef,bahsettiğim gibi yeni edinme gayreti de yok,
    fakat bazen ben de coştuğumda içimden biriki dize söyleyim diyorum -artık hangi mana geldiyse- ,netice fecaat …,kalıpsa kalıp ,kafiyeyse kafiye..olmuyor olamadı
    demek ki kesbi değil vehbi diyip vazgeçtim.

    ( böyle büyük konuştuğuma bakmayın , herseferinde içimden bir ses beni tashih eder;’sanki kesbi olsa,edinecekmişsin gibi konuşma’ gibi,ama yine de vehbi olduğunda ısrarlıyım,çok geç anladım kelimelerin gücünü diyip noktalıyorum,Bekir Hocam , hayırlı sabahlar…)

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mart 21, 2009 @ 5:08 am

  4. Yazıya yeni eklediğim Can Dündar yazısından alıntı kısmı da ilgini çekebilir VB.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 22, 2009 @ 1:22 am

  5. Bekir Hocam ,Mutad Gazete Turum sırasında okumuştum , ben de biraz şaşırmıştım bu tevafuka (malum ‘can dündar’)

    daha önce bir başka köşe yazısında ilk kısmını, yani Nevzat Tandoğan despotluğundan Aşık Veysel’in de nasiplendiğini okumuştum.

    fakat şu gazete alıntısını ilk defa okudum,

    “en görgüsüz tabakalar” bugün aynı kafa bidon kafalarla devam ediyor fosil az/g/ınlık…..

    halka hitap eden gazete bunu yazma cürreti gösteriyor diyiceğim ama , halka hitap etmediğini biliyoruz ‘vatandaşa’ hitap ediyor.

    kalıba gelmiş,traşlanmış-yontulmuş,elden geçmiş,şekillenmiş kitleye , ormanı kesmek için kırılıp baltaya sap yapılan ilk dallara hitap ediyor
    eh tabi çok fazla baltaya ,haliyle çok fazla sapa ,haliyle de çok fazla dala ihtiyaç yok , sınırlı bir kadro-kitle yeter, geri kalan istese de sap olamıyor, olmamalı ki sistem işlesin…….monako kadar bir lüx olsun,arkalarında sahra kadar bir harabeye razılar, nasıl olsa onlar görgüsüz tabakalar……

    eminim bu gibi örnekler için 25-45 yılları arasındaki gazeteler maden gibidir ,

    bir başka mağdur da Bediüzzaman Hazretleri’ymiş
    “Bediüzzaman Said Nursi’nin de, Tandoğan’ın hışmına uğradığı anlatılır: Vali, Said Nursi’ye, odasında zorla şapka giydirmeye kalkışmış, Bediüzzaman ona, “Bu külah ancak, bu kelle ile çıkar” cevabını vermiştir.”
    http://www.timeturk.com/Nazli-Ilicak-Nevzat-Tandogandan-Baykala-6433-yazisi.html

    olayı biliyordum ancak , tandoğan olduğunu sonradan öğrenmiştim.

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mart 22, 2009 @ 10:45 am

  6. Buna benzer tonla örnek var kafamda VB, dünden ve bu günden. Her biri “Korunan kazanımların” ne olduğu konusunda başka söze hacet bırakmıyor.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 22, 2009 @ 12:17 pm

  7. “Siz bana bir bilge kişi gösterin, mürşidinden siyasetçisine sanatçısına, ben size acı çekmiş birini göstereyim.”

    Çok veciz bir cümle kurmuşsunuz, çok isabetli, çok doğru, aziz dostum…

    Yorum�Yorumlar yazan: metin — Mart 22, 2009 @ 9:56 pm

  8. Teşekkürler sevgili Metin Bey.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mart 23, 2009 @ 1:41 am


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.