Bir Münzevînin Notlarından…

Nisan 22, 2009

Sözde Ergenekon Davası üzerine can alıcı sorular!

Bu gün bu demokratik platformu bir zıt görüşe terk ediyorum müsadenizle. Şahsen ben yazarın görüşlerine katılmıyorum ama ben de Balbay’ın, Saylan-Haberal’ın darbe yapma hakkıını savunan yerli Voltaire’lerimiz gibi onun bu görüşleri ifade hakkını korumak için canımı veririm!

Buyurun:
***********************************
Sözde Ergenekon Davası üzerine can alıcı sorular!

Seçkin L. Vatansever*

Ergenekon adı altında yürütülen ve Deniz Baykal ve bizden hakimler sayesinde akibeti Susurluk’unki ile aynı olacak olan, sözde dava üzerinde konuşulması gereken en önemli hususlar aşağıdadır:

1. 70 küsur yaşında, çağdaş eğitim meleği, ülkemizde cüzzamla savaşın Florence Nightingale’i, kanserli Türkan Saylan annemizin evini tam 3 saat boyunca arama zulmü! Hangi savcı karar verdi? Erdoğan’ı tanıyor mu bu savcı? Ailesinde baş örtülü veya cumaya giden var mı? Sırada kim var? Muazzez İlmiye Çığ ninemiz?

2. Ülkemizde böbrek naklinin Albert Schweitzer’i bir o kadar çağdaş üniversite -hem de içinde ulusal TV kanalı barındıran cinsten- seçimlerde Akepe’yi layık olduğu yere göndermek için her türlü “p..tluğu” yapma emri veren, CB’lığını elinin tersi ile itecek kadar saygın, aydın Prof. Doç. Dr. extraordinaire Mehmet Baberal Hocamız’ı kim içeri aldı? Devam etmekte olan dava hakkında konuşmak bizim etiğmize yakışmaz ama kim yaptı ise bilsin ki Baykal’ın başbakanlığı döneminde hesabı sorulacaktır! Ferhat Sarıkaya ve Sacit Kayasu’nun kendisine selamı var. Duydun mu Zekeriya? Garanti Akepe ile gelen bir savcıdır. Atalarımız ne güzel buyurmuş: Akepe ile gelen APS ile gider!

3. Uğur Dündar’ın karısının Breziya’ya gittiği iftirasını kim attı Sayın Başbakan? Sorarım size!! Efendim, duyamadım? “Başbakan nerden bilsin iddianame ve onlarca klasör dolduran ifadelerde geçen her cümlede ne denildiğini” mi dediniz? Yemezler! Bu can alcı soruyu ben sormuyorum. Medyanın ennn saygın, güvenilir objektif bir enkırmeni de sordu defalarca! Adı dilimin ucunda. Evet hatırladım Uğur Dündar! (nerden mi biliyorum enn saygın, güvenilir vb olduğunu? Nerden olıcak, kendisi birkaç yüz defa ağzından kaçırdı da ordan). Ama esas önemli olan sizin eşiniz için “Brezilya’ya gitti” iftirası atılsa siz ne yapardınız sayın Başbakan? Hiç bizim medyada, siz, eşiniz, kızlarınızın “aile mahremiyetini” ihlal eden asparagaslar, müstehcen göndermeler yapıldığına, veya ne bileyim sizin, CB Gül’ün Yahudi olduğuna dair kitapların reklamının yapıldığına rastladınız mı? Peki hayatında bir kere dahi , tekrar ediyorum bir kere dahi, Brezilya’ya gitmemiş eşime “Brezilya’ya gitti” denilmesini nasıl sığdırıyorsunuz vicdanınıza? Konunun mana ve ehemmiyetine binaen Deniz Baykal CHP Meclis’te Brezilya Meselesi üzerine gensoru önergesi vermeli (niye olmasın “Haydar Baş’ın kaç eşi var” sorusuınun Meclis’te soru önergesi ile Başbakan’a sorulduğu ülke burası). Konu AIHM, AP, AI, HRW, BM, Lahey gündemine de taşınmalı, ayrıca Obama’ya bildirilmelidir (Washington’daki gururlarımız Soner Çağaptay ve Zeyno Baran bildirmediler ise).

4. Taraf Gazetesi’nin vicdan sahibi yazarı (Ece Temelkuran’ın Oya Abla’sı) nın da belirttiği gibi – tamam biz de darbe istemiyoruz ama- bu soruşturma yürütülür iken hukukun altın prensibi olan “Bu kime yarar” sorusu sorulmalıdır. Eğer bundan dünyanın her tarafında okullar açan (!) rakip ideoloji F-tipi Cemaat ve benzerleri karlı çıkar ise cephanelik kazıları, ölüm kuyularında ceset aramalar, darbe şemaları, ses kayıtları ortaya çıkarma, ÇYD, ÇEV, ADD, Kuvayı Milliye gibi çağdaş kuruluşlar sorgulamaları derhal durdurulmalıdır.

5. Bir medya mensubu Ergenekon’culuktan, darbecilikten, fişlemeden falan sorgulanıyorsa, önce çalıştığı medya grubundan önemli birine telefon açılıp “bu kişinin Ergenekon’la alakası var mı yok mu” diye sorulmalı. Ahmet Altan masumiyet kriteri olarak ta bilinir bu hukuk literatüründe. O sormuş Sedat Ergin’e . O da yok demiş. Böylece Doğan Medya Yönetim Kurulu üyesi Tijen Mergen beraat etti! Ben de bu gün İlhan Selçuk’a telefon açtım “Mustafa Balbay’ın Ergenekon’la ilgisi veya alakası var mı” diye sormak için ama telefon meşguldü. Bu da demektir ki Sevgili Mustafa Balbay biraz daha içerde kalacak.

6. Ergenekon soruşturması ve damar tıkanması.

Turp gibi aydınların damarları bir günde tıkanır ve hemen GATA veya diğer bir güvenilir sağlık kurumunda bizden doktorlar tarafından yoğun bakıma alınır. Komaya girerler fakat komatoz halde dahi medyaya gerçekleri ulaştıracak ve bu vatanı sevmekten başka suçları olmadığı Yüce Divan’lardan zaman aşımı ile kurtulmak sureti ile ispat edilmiş eski ve yeni siyasiler, organize iş adamları, paşaları kabul etmekten geri durmazlar.

Esas bunları sorgulasın yandaş medya.! Kim tıkıyor Eruygur, Tolon, Ersöz, Selçuk’un damarlarını? Kim Saylan Hocamızı kanser etti? Bedrettin Dalan niye iyileşmedi hem de kendi seçkin üniverstesi değil ABD’de tedavi görmesine rağmen?

Yok, darbe yapmak insan hakkı mıdır, demokratik ülkelerde askerin yeri nedir, medyanın yeri nedir, sivil toplum nedir ne yapar, üniversite kampuslarında cephanelikler ne arıyor, “saygın kimseler” darbeye teşebbüs ettiğnde hukuk nasıl işler, faili meçhulleri ne yapacağız gibi suni gündem ile hedef saptırmak, kendine demokratlık yapmak yerine esas bunlara odaklansınlar!

Bu ülkeyi sokata bulmadık. Baldırı çıplaklara bırakmayız!
Bu böyle biline!

* Düşünür, yazar, kanaat önderi.

15 Yorum »

  1. Türkiye cumhuriyeti devleti laik-demokratik bir devlet olup milleti ve devletiynen bölünmez bir bütündür. Devlet kendi kendini HER TÜRLÜ DIS VE IC TEHDITLERE karsi koruyacak kadar güclüdür. Üc bes capulcunun ülke idaresine halkin oyunu calarak gelmesiyle koskoca T.C sahipsiz birakilacak degildir. Gerekli mekanizmalar ivedilikle olusturularak bölücü, yikici ve seriatci düsüncelere ve bu düsüncelerin sahiplerine karsi bilmem kacinci eylem plani uygulamaya gececektir.”Plan yapma plan ! ” Vatan topragi kutsaldir kaderine teslim edilemez.

    Yorum�Yorumlar yazan: Laik Bin Yildirim OSAMA — Nisan 22, 2009 @ 4:59 pm

  2. “Bilmem Kaçıncı eylem planı” dediğİne göre bence bol keseden sallıyorsun Sn. Laikçi bin-Ladin. Bence bulunduğun (e-mail adresi) taşı toprağı “kutsaL” Alamanya’dan ayrılma. Burada adamı Darbe Komuta Konseyi’ne Encümen-i Daniş’e felan almazlar. Ogün Samast, bilemedin Alparslan Arslan olursun.

    Gene de sen bilrsin.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 22, 2009 @ 6:34 pm

  3. Dalan ve Haberal: Türk tipi başarı öyküleri
    http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ibrahim-kiras/dalan-ve-haberal-turk-tipi-basari-oykuleri-183719.htm

    “Ergenekon’da adı geçen kişilerin sahiden de ne çok benzerlikleri, hatta ortak özellikleri varmış. Bedrettin Dalan ve Mehmet Haberal mesela. İkisi de ‘üniversite sahibi’. Hukuken öyle değil elbette, ama fiilen biri Yeditepe Üniversitesi’nin, öbürü Başkent Üniversitesi’nin ‘sahibi’. Neticede, hem bu üniversitelere hem de onunla bağlantılı olarak milyar dolarla ifade edilen bir mali güce hükmediyorlar.

    İkilinin bugünlere geliş yolculukları da birer ‘başarı öyküsü’. Her iki başarı öyküsünde de, tesadüfe bakın, birer ‘vakıf’ anahtar rol oynuyor.

    Mehmet Haberal’ın vakfının adı Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı. Bu vakıf zamanla Başkent Üniversitesi’ne dönüşmüş. Haberal’ın ayrıca ticari şirketleri, hastaneleri, otelleri falan da var. Bir de televizyon kanalı.

    Haberal, vakıf işlerine girmeden önce bir hastanede çalışıyordu ve doktor maaşıyla geçiniyordu.

    Dalan da belediye başkanlığı öncesinde pek de göz önünde olmayan kariyeri boyunca hem devlette hem de özel sektörde maaşla çalışmış olan biri.

    Belediye Başkanlığı sırasında bir gün aklına eğitime hizmet için vakıf kurma fikri geliyor ve İSTEK Vakfını kuruveriyor. Vakfın internet sitesinde anlatılıyor bu hikáye: Aslında vakıf kurmak aklında yokmuş; ama karısı ile Aydın Doğan’ın ‘Belediye Başkanlığı görevi ile okul açıp işletmenin bağdaşamayacağı’ itirazları üzerine vakıf kurma fikrine ikna olmuş.

    Hikáyenin gerisi vakfın internet sitesinde şöyle anlatılıyor: ‘Vakıf kurulurken Aydın Doğan’ı arar ve ‘Vakfı kuruyoruz, Milliyet Gazetesi de Vakıf Kurucuları arasında yer alıyor. Makbuzu gönderiyorum, parayı hazırla’ mesajını iletir.’

    Sonrasını biliyorsunuz…

    10 anaokulu, 8 ilköğretim okulu, 15 lise, devasa bir üniversite ve irili ufaklı birçok şirket var vakfın bünyesinde.

    Bir de büyük çoğunluğu Dalan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi sırasında ‘toplanmış’ olan araziler. Bu arazilerin ortak özelliği İstanbul’un en güzel köşelerinde yer almaları.

    Önceki gün yapılan kazıda askeri mühimmatın ele geçirildiği arazi de bunlardan biri. Vakfın açıklamasına göre, burası 1996’da satın alınmış, ancak askeri bölge içinde yer aldığı için kullanılamamış. Askeri alan niye satılmış ve niye satın alınmış, orasını bilemiyoruz.

    * * *

    Haberal’ın ve Dalan’ın başarı öyküleri benzersiz değil. Burası Türkiye ne de olsa. Daha ne başarı öyküleri var. Bakın, Mustafa Özbek’e. Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’ten bahsediyorum, Tesadüf, o da Ergenekon sanıkları arasında yer alıyor.

    Ama bizi hakkındaki iddialar değil, ‘başarı öyküsü’ ilgilendiriyor şimdi: O da işçi olarak atılmış hayata ama ‘işçisin işçi kal’ diyenleri dinlememiş, patron olmuş.

    Ama nasıl patron olmuş? Çok mu çalışmış, içtiği gazozların şişelerini mi biriktirmiş veya başka bir ticari başarıya mı imza atmış, orası meçhul.

    Galiba önce sendika başkanı olmayı başarmış. Sonra da yaptığı hizmetlerle -artık her ne yaptıysa- derin devletin gözüne girmeyi becermiş. Duyduklarımız doğruysa, şimdi onun da otelleri, televizyon kanalı, Cumhuriyet gazetesinde hissedarlığı varmış. ‘Kıbrıs’ın emlak kralı’ ünvanı da cabası.

    Belki onun da buralardaki patronajı resmi değil, fiilidir… Orasını bilemiyoruz. Ama Dalan ve Haberal’la ortak özellikleri hakikaten dikkat çekici.

    Tesadüfe bakın, Özbek de tıpkı dava arkadaşları Haberal ve Dalan gibi bir ‘vakıf’ kurmuş. Başkanlığını yaptığı sendikaya ait malvarlığını bu vakfa aktarmaya kalkışmış, bu yüzden mahkemelik olmuş falan.

    * * *

    Ergenekon’la bağlantıları iddia konusu olan zevatın böyle ortak özelliklere sahip olması tesadüf olabilir mi? Bir de… kim bunlara ‘yürü ya kulum’ demiş olabilir, bu iki sorunun cevabını merak ediyorum.

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 23, 2009 @ 4:52 am

  4. Bu da benim aklıma gelen bir ilave. Geçen bir yerde okumuştum. Türkiye’nin en pahalı üniversitesi imiş bu 7-Tepe nedense. Rakamlar aklımda değil ama o zaman Tıp Fakültesi üzretinin dünyanın en pahalı üniversitelerinden olan Harvard’dan geri kalmayacağını düşünmüş idim. Vakıf diye buna derim ben!

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 23, 2009 @ 7:39 am

  5. Laik Bin Yildirim OSAMA= Muzaffer Kazim

    Selamlar

    Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Nisan 23, 2009 @ 9:15 am

  6. İlginç bir espri anlayışınız var Muzaffer bey. Nerden bileyim kinaye yaptığınızı? Insanlar pek ala bunları ciddi fikir diye sunuyorlar e-postalarda, yorumlarda.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 23, 2009 @ 9:27 am

  7. Email adresimden cikarirsiniz sanmistim.

    Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Nisan 23, 2009 @ 9:32 am

  8. :) e-mail adreslerine pek bakmam. Bu defa bakmış idim tehditvari üsluptan dolayı. Genellikle yayınlamadan önce sadece müstehcen kelimeler var mı diye bakarım. Sonra okumaya fırsat bulduğumda önümde e-mail adresi falan yoktur.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 23, 2009 @ 9:41 am

  9. :) Bu zihniyetin yazdiklari en ciddi yorumlar bu meyanda ve bana cok komik geliyor. Izninizle isime döneyim.

    Selamlar

    Yorum�Yorumlar yazan: Muzaffer Kazim — Nisan 23, 2009 @ 9:44 am

  10. Bana da öyle geliyor ama bu ülkedeki en büyük mizah kaynağının “ciddi söylemler” olduğunu hesaba katarsanız ayırd etmenin zorluğu ortaya çıkar. Daha önce Obama Ziyareti ile ilgili yazıda bir örnek verdim. Çevre Mühendisleri Odası bilmem ne şubesi imzası ile dağıtılan ve bana -bir yeğenim dahil- bir çok vatansever üniversite mezunu tarafından ulaştırılan bildiriye göre Obama’nın gelmesinin asıl nedeni 9 trilyon dolarlık bor rezervlerimizi 40 milyon dolara kapatmak imiş!

    Mizah mı diye sordum. Çok ciddi imişler!

    Anlatabiliyormuyum?

    Aleykümselam

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 23, 2009 @ 9:55 am

  11. Bekir Hocam , bu vakıf işleri bana Osmanlıda müsadereden kaçmak için vakıf kurmayı hatırlattı, ikinci bir hatırlatma da Baba III filminde Baba karaparayı aklamak ve aile servetini garantiye almak için bir vakıf kuruyordu…

    tabi güzel işler bunlar , birilerine yemek mi vereceksin faturayı gönder vakfa (maksat sosyal faaliyet olsun :) ) birilerini arpalamak mı lazım aç bir ihale 3 tane aşırı yüksek bedelli sahte teklif ,bir tane yüksek bedelli teklif koy dosyaya imzala gitsin……hem amme hizmeti fiyakası var….
    kendi adına yapmaktansa vakıf adına yapmak çok daha güvenli….

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 23, 2009 @ 11:11 am

  12. http://www.bugun.com.tr/haber-detay/66816-ozel-kalem-den-sok-mektup-haberi.aspx

    KALEM MÜDÜRÜNDEN ‘ÖZEL’ MEKTUP

    2004’te Başkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3,1 trilyon liralık yolsuzluk oldu. Müdür Sibel Akyel, 20 yıldan fazladır Haberal’ın özel kaleminde çalışıyordu. Mahkûmiyet alınca gözden çıkarıldığını düşünerek mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile ilişkilerini şöyle anlatıyordu (Anlatım bozuklukları ve imla hataları Akyel’e aittir):

    “Bugüne kadar açıklamak istemediğim bir olguyu burada açıklamak zorundayım. Ben rektör Mehmet Haberal ile, çalışma süreme paralel bir süredir (1998 yılından tutuklandığım 29.01.2004 tarihine kadar) özel hayatımda da beraberdim. Kendisi ile, emekli olduğumuzda ve işlerimizi, aile sorunlarımızı yoluna soktuğumuzda evleneceğimiz vaadi ya da inancıyla bir ilişkiyi paylaştım. Bu yüzden de hastanede naylon fatura kullanıldığı vakıasının hastane ile ilişkileri kesilmiş bir takım kimseler tarafından mali birimlere ihbarı neticesinde yaşanmaya başlayan yargı süresince gidişatın rektörün arzusu dışında geliştiğinde, içtenlikle beni kurtarmak istediğine, birkaç ay hapiste yatma pahasına kuruluşuna bizzat katıldığım, bugünlere gelişinde büyük katkıda bulunduğum üniversiteye zarar vermemek, bir sürede olsa sevdiğim, inandığım bir adamı ve emek verdiğim bir ilişkiyi korumak adına daha da ötesinde böylesine güçlü, her iktidarla, siyaset, bürokrasi ve hatta yargı çevresiyle çok sıcak ilişkileri olan bu adamla savaşamayacağıma inanıp, daha çok da Başkent Üniversitesi’nde okuyan oğluma ve aileme zarar verebileceğini düşünüp susmaya devam ettim.

    Bana cezaevinde susmam yönünde telkinde bulunmak ve para yardımı yapmak için yaptığı ziyareti tespit imkanına sahipsiniz (2004 yılı Kurban Bayramı’nın 4. günü). Ayrıca cezaevine girmemden sonra istifamı kabul etmeyip Vakıfbank’taki hesabıma Ankara Başkent’ten yatırılmaya devam eden paralar da bu söylediğimin teyidi durumundadır. Annemin ve onun cep telefonu dökümleri bu durumun artı teyididir. Bu yargı sürecinin arzu ettiği gibi gelişmediğini anladığında bana (Seni annenle Kıbrıs’a kaçırayım. Ben bu işi temizleyeyim. Öyle gel.) demiştir. Annemi de tekrar para yardımı yapmak üzere Ankara’ya çağırdığında (Sibel beni dinlemedi. Kıbrıs’a gitmeyi kabul etseydi bunları yaşamayacaktı) demiştir. Kaçması gereken birisi varsa o da ben değilim. Niçin kaçacakmışım. Suç işleyen kişi kaçar. Ben suç işlemedim ki kaçayım.

    Şimdi bu ardı arkası kesilmeyen bu davaların ve suçlamaların tek nedeni beni susturmaktır. 1988 yılından bu yana pek çok şeyi yaşadım, gördüm. Bu bilgilerim onları rahatsız ediyor. Bütün güçleri ile üzerime saldırıyorlar. Tanık ise tanık, bilirkişi ise bilirkişi, bir şekilde ikna ediyorlar. Benim tarafımdan hastane ile görev ilişkileri kesilmiş kimseler aleyhime tanıklık yapmak için sıraya sokuluyor. Halen görevde olanlar Sibel hanım aleyhine tanıklık yapmak yada işten çıkarılmak arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Eğer ceza almamı sağlayabilirlerse ben uzun süreli hapse gireceğim. Onlar da bu şekilde sorunlarını çözmüş olacaklar. Benim bildiklerim, ihbarlarım ise ceza almış bir kimsenin rektöre suç atması sayılıp soruşturmaya bile gerek görülmeden kapatılacaktır. Daha şimdiden bu süreci yaşamaya başladım. Rektör hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak iddiası ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbarda bulundum. Ankara Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararında rektörü o kadar iyi savunmuş ki hayretle okudum.”

    Kaynak: Aksiyon

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 23, 2009 @ 11:39 am

  13. Daha geniş çerçeveden bakarsak bu Ergenkon’un lider kadrosu arasında niye hiç fakir yoktuır veya Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak için zengin olmak şattmıdır sorularını sormak lazım. Ve neden bu kazanımların hemen hepsi onların devlet memuru oldukları zaman veya devletle ile iş yaparak edinildiği sorusu. Bir örnek daha: Bundan bir kaç yıl önce okumuş idim. Ferit Bernay’ın yüz küsur akrabası 19 Mayıs Üniversitesi’nde çalışıyormuş. “Çağdaş eğitime destek” diye de buna derim! Olayın sadece bir “yaşam stili kaygısı” veya Islam korkusu olarak tanımlayanlara bu verilerden bahsederim.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Nisan 23, 2009 @ 2:04 pm

  14. Haklısınız Bekir Hocam , sadece haberal yada sadece dalan değil , dalanı dalmayanı böyle ,kimisi bulmuş dalmış , kerinçsiz gibi ufaktefekler de dalarım hesabında…..

    ‘kazanımlar’ ve ‘kazanılacaklar’ meselenin özü

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 23, 2009 @ 3:24 pm

  15. Aydın Doğan, Yeditepe’den böyle kaçtı

    http://www.haber7.com/haber/20090423/Aydin-Dogan-Yeditepeden-boyle-kacti.php

    eğitim gönüllüsü bu güzelim! yurdum dalanını yarı yolda bırakmak yakışıyor mu ?

    Aydın Bey nereye….daha karpuz kesecektik….:)

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Nisan 23, 2009 @ 4:20 pm


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.