Gene netameli bir mevzuya sıra geldi. Sıkça söylerim “kötünün ne kadar kötü olduğunu tarif etmek babamın da yapacağı iştir, ama ‘iyi’ ne kadar iyi; ona bakalım” mealindeki sözleri.
Bir çok internet meakanındaki yorumlar vasıtası ile girdiğim tartışmalarda bir dost köşe yazarı Müslüman’ın özeleştiri yapmaktan korkmaması gerektiğini vurgulamış benim ise ‘düşmanın ekmeğine yağ sürme’ kaygısı ile fazla savunmacı olduğumu ima etmiş idi. Haklılık payı da olduğunu not etmiştim her ne kadar onun öz eleştri yaptığı mevzuular benim aklımdan geçenlerle tam örtüşmese de.
Buradan direkt olarak şimdiye kadar dokunmadığım Deniz Feneri meselesine atlayacağım. Fakire bu konuda bir kaç söz etme cesaretini veren tabii ki müfteri, haysiyet celladı Baykal ve Gandi’leri, veya Doğan Medya değil. Geçmişte bu haysiyet cellatlarının “akrabalık durumundan” kurbanı olmuş biri olarak süfli gayelerine ulaşmak için her vasıtayı caiz gören bir ahlaka haiz olduklarını çok iyi bilrim.
Dolayısı ile onların “pembe klasörlerini” de ırkçı, Islam düşmanı Merkel Almanyası kaynaklı, AB siyasetine, Haçlı mentalitesine uygun olarak Türkiye’de iç siyaseti tanzim için giriştikleri siyasi projeleri de baz almıyoruz.
Ama eski TBMM Başkanı, yeni Başbakan yardımcısı Arınç’ın “bir kaç ahlaksızı yargılayalım” diyorsa durup düşünmek lazım. (Not: Doğan Medya’nın çarpıtmasındaki gibi Arınç ” ahlaksızlardan bir kaçını yargılayalı diğerlerine dokunmayalım” değil “bir kaç ahlkaksız var; onları yargılayalım” demek istediği aşikar).
Sıradan bir binek arabasını taksitle aldığını, varlığı banka hesabındaki 65 bin lira ve bir daire olduğunu öğrendiğimiz, laikçilerin “istenmeyen adamlar” listesinin başlarındaki Bülent Arınç bunu söylüyorsa bunu düşünenlerin ya fakir gibi “sorumluluk duygusu” ya da kendi ikbali, sosyal ilşkileri, müminin hüsn_ü zannı gibi kaygılarla susmuş olduğunun işaretidir bu.
Eğri oturup doğru konuşalım. Ergenekon’un dehşet verici detaylarının ortaya çıktığı bir dönemde “bunların hepsi aynı; sadece tarafları farklı” demek biraz insafsızlık olur. Ama tekrar başa dönelim: İyiler ne kadar iyi?
Mesela iktidar partisine yakın durmalarının kendilerine bir takım getiriler (maddi, veya siyasi ikbal, itibar vb) sağlamasının gayet tabii olduğunu düşünenler olduğunu bilmiyormuyuz?
Bunu biliyor isek bu zihniyette kişilerin bir Islami hayır kuruluşu veya holding içersinde yer almış olması sizleri şoke eder mi?
Kişisel fikrimi zaten söylemiş oldum bu retorik sorularla. Malesef siyasi bağlantılar yolu ile rant elde etme kültürü ana sütü gibidir bu topraklarda. Ve birilerinin dindar bir siyaset çizgisinden olması veya görünmesi onu bu toplumsal ahlaki vasatın dışında bırakmıyor.
Bakınız medyacıların bir sözü vardır: “Köpek adamı ısırdığı zaman haber değildir ama adam köpeği ısırdığında haberdir” diye. Çankaya Belediyesi Başkanı İlçe Genel Meclsi üyelerine onun tabiri ile “yamyamlara” ayda ne kadar rüşvet verdiğini söylediğinde veya Edirne Belediye Başkanı’nın rüşvet çarkını ne kadar sofistike yöntemlerle işlettiğini duyduğumuzda haber değildir. CHP Ergenekoncu Tuncay Özkan’a 3 milyon dolar aktardığı ortaya çıktığında hakeza. Kimseyi şoke etmez zira bu ahlakın bir istisna değil kural olduğunu herkes kanıksamıştır. Baykal da CHP’ye oy verenlerin zaten bunu bilerek yaptıklarını bildiği için hiç savunmaya dahi geçmez.
Son seçimlerde saldırı stratejisinin “laiklik” yerine, yumuşak karın olarak gördükleri “dürüstlük” üzerinden olması gerektiği fikrini tahmin ediyorum Avrupa ve Amerika’daki siyasi analistler verdi onlara. Genel müdürlüğü sırasında SSK’yı soyup soğana çevirmiş, 10 aylık torununu SSK’lı yapmış bir şahsın ( “etik bulmuyorum ama torunumu yine de severim” diye açıkladı durumu, “etik bulmadığı” torunun davranışı imiş; bu kadar zeki torun herkese nasip olmaz!) CHP’nin hem Gandi’si hem dürüstlük elçisi olması herhalde meselenin o cihetini özetler.
Ama gene bizim iyilere dönelim. Devlet görevinde, Islami kuruluşlarda bir yerlere geldikten sonra zenginleşme olgusu üzerine düşünmek, konuşmak gerek. “Bal tutan parmağını yalar” kıstası sadece bir kaç ahlaksızın zihniyeti değil malesef. Bir çokları durumu şöyle rasyonalize eder: İslam düşmanı CHP ve diğer düzen partilerinin , kurumları ellerindeki tüm güçleri Müslümanı yoksullaştırmaya, devletin kaynaklarından yararlanmaktan alı koymaya, kamusal alanın dışında bırakmaya çalıştı hep; bu gün de yapıyor bunu, gücü yettiği nisbette. Devlet, kamu kaynaklarını kullanarak kendi seçkinlerini yarattı Cumhuriyet’in başından beri. İlk defa dindar insanlar da bazı imkanlar ellerine geçtiğinde bunlardan yararlanmaz iseler mevcut sistem payidar olur. Eşitliğe hiç ulaşılamaz.
Bunda doğruluk payı var. Ama mesele şu: Geçmişteki “dindar kesimin” mağduriyetinin tazminatı senin cebine girmeyecek. Binlerce genç kız üniversitelere girememesi zulmünün tazminatı bir kaç “ağır veya şanslı abinin” cebine giremez. O tahribatın tamiratı o zulümleri imkansız kılacak bir sistemin tesisindedir. Bir avuç “cipli dindarlar” yaratmak sistemi ıslah etmez , zaafiyeti meşrulaştırır, baki kılar.
Şu kadarı analaşıldı Deniz Feneri E.V. (Almanya) da “bir kaç ahlaksız” hayır duygularını su-i istimal ederek bunu bir zenginleşme aracı yapmışlar. Bunun Deniz Feneri Derneği’ni toptan itham etmek ahlak dışıdır. Ama bu bir kaç ahalaksızın sadece Alamanya’da hüküm giyen 2-3 kişiden ibaret olmadığını söylemek te herhalde kimsenin yadsıyacağı bir çıkarım değildir.
Hüküm giyenler dışında bazı kişilerin de bu işten bir miktar nemalandığı ortaya çıkarsa şahsen pek şaşırmam.
Bakınız Batı’da da hayır kurumlarında çalışan hemen herkes bu işten herehangi bir işten olduğu gibi gelir elde eder. Topladığı yardımların yüzde yüzünü mağdura ulaştıran hayır kurumu hemen hiç yoktur. En azından kira, memur maaşı, tanıtım masrafı yapacak. ABD’de bağış yapacağım hayır kurumlarını seçerken o kurumun topladığı kaynakların yüzde kaçının “overhead” (idari masraflar) olduğuna bakardım. Bu miktarın yüzde doksanlara çıktığı kurumlar da var idi zira.
Ama bu işte önde gözüken , sadece Allah rızası için bu işlerinin içinde olduklarına bizleri inandıran ve bu şekilde itibar kazanan insanların bundan maddi kazanç sağlamaları kabul edilemezdir.
Olayı daha büyük çerçeveye koyarsak, şu anda yürürlükte olup olmadığından emin olmadığım “nerden buldun yasası” mantığı “masumiyet karinesi” mülahazaları bakımından hukuken problemli olabilir fakat bir ahlaki ölçüt olarak doğrudur. Zira ne devlet görevi ne hayır işleri, ne diğer Islami kuruluşlar bir zenginleşme veya zenginleştirme vasıtası olamaz. Hizmete talip oluyorsanız; verdiğniz hizmet karşılığında edindiğiniz itibar ve kazadığınız sevaptır ücretiniz.
Aksi taktirde Islam düşmanı oryantalist Bernerd Lewis’in “Batı’da insanlar güçlü olmak için para peşinde koşarlar; Ortadoğu ‘da ise para sahibi olmak için güç peşinde koşarlar” mealindeki aforizmasını doğrularsınız.
Son seçimlerde alınan sonuçta bu “ahlaki erozyon” algılamasının rolü olmadığına beni kimse ikna edemez.
Arınç’ın Hükümet’e girmesinin iki önemli manasından birinin de Erdoğan’ın da bu realizasyona varmasıdır kanaatimce.
Not: Arınç tespitimi doğrular bir gelişme bu gün oldu (21 Mayıs).

Abicim ya bugun de geldim ask olsun yani
Sirf cenazeye degil yani benim bu ugramalarim ..Haziran ortasinda istanbul da da olacagim
Yorum�Yorumlar yazan: yasemin — Mayıs 23, 2009 @ 7:47 pm
bundan sonra Metin Bey dostum (http://jazzetta.wordpress.com) gibi yoklama mı yapsam naapsam..
Buyurun kahvemi için. Açık davet.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 23, 2009 @ 8:28 pm