Güzel oldu Erdoğan’ın çıkışı; nerede ise “van minüt” kadar! Güzellik te zaten “van minüt” ile birleşince ortaya çıkıyor. Bir defa daha ahlaki turnusol rolü oynadı. Herkes kontrepiyede kaldı, gene.
Milliyetçilik her zaman dindarlık ile beraber yad edilen hatta bazılarınca biribirinden ayrılamaz addedilen özelliklerimizdendir. İkisini birleştiren daha kapsayıcı kavram muhafazakarlıktır. Ergenekoncu, laikçiler dahi alevi veya Türk-dışı kökenlilere güvenemiyorlar ise mesele sadece bir felsefi değerler savaşı değildir. Ya nedir? Menfaat koruma. Ondandır hem Islam düşmanı hem “sünni olmayana güvenmeme” olgusunun bir arada yaşayabilmesi. Islam’dan nefret etse de, değerlerin yok etmeye çalışsa da, kendisi nominal olarak o gruba ait olduğu için kendi cemaati, çetesi, kabilesinin güçlenmesini ister. ADD gibi örgütlerin içinde dahi alevicilik-sünnicilik yapılmasının “bizimkilerin” ve dolayısı ile “benim” karlı çıkmamı istemekten başka hangi izahı olur?
İşte Erdoğan’ın “geçmişte azınlıkların bu ülkeyi terk etmeye zorlanması” ifadesine MHP’nin çok sert tepki vermesi fazla analize gerek olmayan, “rasyonel” bir çıkıştır. Ama Batıcı, laikçi kesimlerinki? Buradaki paradoks demeyeceğim çelişki, veya tutarsızlığın izahi şöyledir. Bizim Batıcıların Batıcılığı nev-i şahsına münhasırdır. Ulusalcılıkta tarif edilen ulus aslında Batılı gibi giyinip kuşanan yaşayan bir ulustur ama öz-be-öz Türktür. Hatta bu çağdaş, laik sıfatları olmayana Türk dahi denemez.
Olayın garabetine bakın Allah aşkına! Geçmişte azınlıkların ülkeyi terk etmeye zorlanmasının gayri-ahakiliğine işaret eden bir muhafazakar. Ve bunu köpüren ise Batıcı, yeniklikçi çağdaş! Bu teorik garabet aslında. Uygulamada bu patterni AB’den dünya ile entegrasyona, 1 Mayıs’ın emek bayramı olmasına, Nazım Hikmet’in vatandaşlığının iadesine, 301 dahil fikir özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasına , Kürtlere kültürel haklarının iadesi konusundaki cesur adımlara, Ermenistan’la sorunların çözümü yolundaki adımlara kadar hemen önümüze çıkan her sorunsalda gördük. İlerici, Batıcı, çağdaş kesim muhafazakar, muhafazakar, ve geleneksel olarak dini, manevi değerlere bağlı olarak addedilen kesimler ise liberal tepkiler verdiler. İdris Küçükömer “Türkiye’de sol sağdır; sağ ise soldur” demiş. Aynı mülahaza ile “Türkiye’nin çağdaşı cağdışıdır; cağdışısı ise çağdaştır” demek fazla yanlış olmaz herhalde.
Söyleyen neden önemli
Bu sözleri Türkiye’de ilk Erdoğan söylemedi. Medyada , akademide pek çok liberal aydın bunları yıllardır söylüyor. Mesela Taraf Gazetesi’nin yazarlarının çoğunun yazılarındaki hakim konu bunlar. Taraf’ın revizyonist tarihçisi Ayşe Hür tamamı ile Türkofobik bir tarih yazıyor. Ona bakarsanız bu ülkenin tarihinden gurur duyacağı hiçbir şey yokmuş. Hepsi yersiz hamasi böbürlenme imiş. Dini ve etnik azınlıklar ise hiç Türklerin hakkına girmemişler, onlar doğuştan masum ve mağdur imişler.
Bu ön yargılarla işe başlayan aydınlar Erdoğan’a alkış tutmalarında şaşılacak bir şey yoktur. Hatta gene Taraf’ın “azınlıklara demokrat” yazarı Marker Esayan’a göre yetersiz imiş. Zira daha önce milliyetçi çıkışları da olmuş. Mesela “ülkedeki 60 bin illegal Ermenistan vatandaşına dokunmuyoruz” demesi düpedüz ırkçılık imiş!
Öbür yanda Türk milliyetçileri, ulusalcıları Başbakan’ı ihanet ile suçladılar, gene.
Sözlerin değeri de buradan çıkıyor. Davos’ta one minute çeken adamın mayınlı arazilerin Israil firmaları tarafından temizlenmesinde mahsur görmemesi. (Bilgi notu: Hükümet’in bu işi Israil firmasına verdiği falan yok. Ortadaki konu mayınların belirli süre, en fazla 44 yıl, organik tarımda kullanılma hakkı karşılığında temizletilmesi (Yap-İşlet-Devret) mi yoksa ücreti ödenerek bir yabancı kuruma temizletilmesi mi ikilemi; zira mayınları döşeyen asker “biz bilmezük mayın temizlemeyi” diyor. Ama üzerinize ait olmayan her şeyi bilirsiniz paşalarım).. Ve aynı Başbakan “geçmişte azınlıklara karşı faşizan zihniyet” ten bahsetmesi.
Bu sözün değeri söyleyenin ahlaki otoritesinden geliyor.
Gazze katliamları sırasında “bırak Gazze’yi , esas konu antisemitizm” diyen, Başbakan’ın Israil’e karşı kullandığı üsluba İsrail ve Yahudilik adına karşı koyanlar Başbakan’a bu gün “bravo” dediklerinde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur! Zira o kesimler içgüdüsel olarak Türkofobik Islamofobiktirler. Türkiye’ye bakışları bir Batılı oryantalistinkinden faksızdır. Her konuda takındıkları tavırlar Batı establishment’inin sunduğu moda fikirlerdir.
Erdoğan’a bunu söyleten , baş örtü mağdurlarına karşı zulme de isyan eden Gazze’ye de isyan, Kürtler’e geçmişte yapılan haksızlıklara da isyan eden vicdandır. Bu duruş o baş örtüsü zulmünü de Gazze katliamına tepkiyi de sahihleştiren ahlaki bütünlük şiarıdır. Bunları söyleyen Başbakan “1915 meselesini bağımsız tarihçiler incelesin” dediğinde artık ikame edilen, Batı’dan ödünç alınmış vicdanın sahipleri kolay kolay “bak demedik mi. Milliyetçi devletçi refleksler veriyorlar” dediklerimde “kendine demokrat” yaftası kendileri üzerinde kalabilir..
Olayın tarihi gerçekliğine gelince: Ülkedeki dini azınlıkların muhtelif mekanizmalar ile göçe zorlandığı doğrudur. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. 6-7 Eylül 1955 akabinde kaç dini azınlık mensubunun ülkeyi terk ettiği ortada. Heybeliada Ruhban Okulu Kurtuluş Savaşı sırasında değil 1971’de kapatıldı. Bu gün Türkiye’deki Rum sayısının sadece 2500 olması mübadelenin sonucu değildir. Varlık vergisi, azınlık vakıfların mallarına el konulması, hepsi hala çağdaşlık iddiasındaki CHP = Devlet tarafından yapıldı. Bunarı zamanın şartlarında değerlendirebilirsiniz, muhtelif rasyonel yorumlar getirebilirsiniz ve diğer ülkelerin kendi ülkelerindeki Türk, Müslüman azınlıklara neler yatığını gündeme getirebilirsiniz ama tarihi gerçeklikleri yok edemezsiniz.
Ezcümle: Ahlak bölünemez bir bütündür.

Taraf’ın tipik tavrına dair yazmak istiyordum fakat bu mayın meselesi patladı kan beynime sıçradı,
Başbakan’ın bu sözleri mayın konusu içinde söylemesine karşıyım ( hatta uyuzum ),
hatta bu konu bir kaç yıldır ara ara gündeme gelir gider ve her geldiğinde israil ile beraber gelirdi , eğer herhangi bir iş/kanun/uygulamaya dair kamuoyunun bir kıymetiharbiyesi varsa bu iş olmamalı,10 kişiden 9 unun karşı çıktığı basit bir iş , bunda bile kamuoyu etkili olamayacaksa nerde etkili olacak ?
döşediği mayını çıkaramayan ordumuz benim için süpriz olmadığından dolayı TSK nın tavrına hiçbirşey demiyorum ben onların ipiyle kuyuya inenleri merak ediyorum ( tabi arada bilmediğimiz başka şeyler yoksa)
askerlik konusunda kanun hazırlayıp başbakanlığa göndermeler..mayın konusunda görüş belirtmekle yetinmeler…(sanki dedem döşedi onları,benim bildiğim bir idari işi yapan kurum geri alır,düzeltir).
resmen iktidara kendilerinin muhasebecisi, hademesi muamelesi yapıyorlar
sık sık sizin sözünüzü hatırlıyorum ve kendi kendime “darbe oldu bile aptal ! ” diyorum.
ne yoracaklar adamlar kendilerini yaw diyorum kendi kendime , zaten Başbuğ söyledi %35 garson-bahçivan ( pardon yoksa asker mi demeliydim) eksiği varmış…..darbe mi yapılır bu eksik kadro ile , kış yağışlı geçti ,kışlalarda yolunacak bi dünya çim var…arada darbe yapmaya ne gerek var…yaptırıyoruz istediğimizi…
gerçekten mayın konusu öyle midemi bulandırıyor ki tarif edemem
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mayıs 28, 2009 @ 3:44 am
Katılıyorum Başbakan’ın bu sözleri mayın konusu üzerinde söylenenlere cevaben sarfetmesinin yanlışlığına VB. Hatta Israil’i Gazze konusunda eleştrirken de II. Cihan Savaşı sırasında aldığımız Yahudilerden bahsetmesini “Başbakanca” bulamıdım. Bırak bu işi blogcular yapsın. Burada bu tür konular Yahudi ahlakı Müslüman ahlakı kıyaslaması veya biz azınlıklara hep zulüm ettik diye Taraf’lılara cevabi bir yazıda geçer. Uluorta değil.
Tevafuk bu ya konuyu merask ettim şu anda dünyada mayın temizleme işlerini kimler nasıl yapıyor konusunu araştırıyordum (belki bir yazı çıkar).
Bir noktayı da ilave edeyim: Erdoğan’ın bu çıkışının Ergenerkon’un Washington Tel Aviv- Avrupa destekçilerinin “bunlar santisemit Islamofaşist” propagandasını nötralize etmek için yapılmış bir taktiksel çıkış olma ihtimali de var.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 28, 2009 @ 10:15 am
Hocam ,şahsen ben de son iki yıldır “başbakan’ın kestirilemezliği(süprizleri,ters köşe yapmaları,sağ gösterip sol çakmaları…)” konusunu ciddi ciddi düşünüyorum ,kafamı kurcalıyor (ve hasımlarının ve başkalarının da kafasını kurcaladığına inanıyorum)
ammavelakin bunun bilinçli bir hareket olup olmadığına kani değilim ( kestirilemezliğin en üst noktası da bu olsa gerek heralde ,işin sırrı burdadır belki de )
ödenmeyen nema alacaklarından tutun,sosyal güvenlik’te tek çatıya,oradan da mayına kadar eski hükümetlerin yapamadığı-yapmadığı-kaytardığı ne varsa bu hükümete denk geldi o da var , ama yine de teskin olamıyorum (bkz. Hakan Albayrak’ın son yazısı ),
ekonomi,mayın yada başka bir proje ,tasarruflu bir muhasebeciden fazlasına ihtiyacımız var diye düşünüyorum.
bu konu bir yumuşak karın olacak maalesef
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Mayıs 28, 2009 @ 11:25 pm
Herhalde ifade ettiğn tereddütler seni de tekrar arzın merkezine götürecek gibi VB. Biz üniversite yıllarımızda resmen şeriatçı idik. Şimdi mürşitlerimiz dahi siyasetçi oldu. Hayatın gerçeklerini kabullendiler. AB ve “medeniyetler ittifakı” ndan tutun her hayat stilinin eşit saygınlığı (ör. baş örtülü kıza hak istiyorsan eşcinsellik, ve istediği yerde ayyaşlık hakkını destekleyeceksin, yoksa Taraf bile sana şeriatçı, pardon kasabalı, der).
Özal ile başlayan paradigma kayması milleti cep telefonu ve cip sahibi yaptı, teslim edelim. Ama şunu da teslim edelim ki bu teslim bayrağını çekmek, bükemediği bileği öpmek idi.
Kurucu irade hayal kurdu. Bizimkiler ise o öyle yapılmaz böyle yapılır dediler. Akıllı Cunhuriyetçiler durumdan memnun. Bakma sen Ergenekonculara. Fikir mikir işleri ile iştigal edecek çapta değiller onlar.
Neticede AB’ye de gireriz; demokrasi de gelir bu memlekete, ve kişi GSMH de Yunanistan, Ispanya seviyesine çıkar. Ama ben o günleri görürsem zafer çığlıkları atamam. Bu her günkünden karamsarım anlayacağın.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Mayıs 29, 2009 @ 4:06 am
“Türkiye’nin çağdaşı çağdışıdır; çağdışısı ise çağdaştır”
Yine lafı gediğine gayet güzel oturtmuşsunuz Bekir Beyciğim! Doğru söze ne denir…
Yorum�Yorumlar yazan: metin — Haziran 1, 2009 @ 5:00 pm
Oksimoron oldu ama dediğim gibi kabahat Idris Küçükömer’de dostum.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 1, 2009 @ 5:04 pm