Bir Münzevînin Notlarından…

Haziran 25, 2009

“Beyin göçü” nce ne olur?

Kategori: Ergenekon, Medya'dan Secmeler, Mizah, Toplum — Bekir L. Yildirim @ 3:48 pm

Ben ne bileyim? Haddimi bilip mikrofunu psikiatrist-Taraf köşe yazarı Sivilay Abla’ya bırakıyorum:

Beyin göçü
Soru: Sevgili Sivilay Abla, bazen dolmuşta, otobüste iki kişinin konuşmasına şahit oluyorum. Birbirlerine söyledikleri baştan sona yanlış. Aralarına girip “Kardeşim, o gösterdiğin yer Yeniköy değil Kandilli, o ağaç çam değil servi, Ergenekon AKP’nin seçim çalışması değil bildiğin gladio, derin devlet örgütlenmesi” diyesim geliyor. Cesaret edip söyleyemeyince de sabaha kadar mideme kramplar giriyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? (Hamdiye Parlak)

Cevap: Sevgili Hamdiye, aynı duyguyu ben de yaşıyorum. Bak sana geçen gün yaşadığım bir olayı anlatayım:

ÖSS’nin yapıldığı pazar günü Akmerkez’in önünden Ortaköy otobüsüne bindim. İstemediği halde hamburgerine turşu konulduğu için dünyalar başına yıkılan Barbi tavırlı iki güzel kız hararetli hararetli birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. Gayrı ihtiyari mi desem ihtiyar gayreti mi desem, konuşmalarına kulak misafiri oldum. “Kızııım, toprak altından silah değil kanalizasyon borusu çıkmış. Bizi silah diye kandırıyolar” dedi bir tanesi. “Tayyip, Atatürkçü gazetecileri F-Tipi cezaevine atıyo, muhalefet susturuluyo abii” diye cevap verdi ötekisi. Tahmin edeceğin gibi konuşmanın devamında beli bükülmedik komplo teorisi kalmadı. “Belediye otobüsünün rengi niye yeşil sanıyosun, şeriat yeşili”ne kadar uzanan, tutacak tarafı olmayan bir konuşma. Tam cesaretimi topladım lafa gireceğim, konu ÖSS’ye döndü. Kızlardan biri “Bu dördüncü girişim, yine olmazsa Amerika’ya gidicem valla” dedi. Diğerinin ona cevabı ise tüm günümü kurtaracak cümle oldu. “Şekerim böyle böyle beyin göçü oluyo işte.”

Sen rahat ol, zaten göçüyorlarmış.

18 Yorum »

  1. Hocam, harikaydı, paylaştığınız için teşekkür ederim. Bu sayede, günah olmasın diye kahkaha atma güdülerimi de firenliyerek, iyi bir güldüm. Sonumuzu Allah hayır etsin bu kandil gecesi. Yani güldüğüm için değil, bu kardeşlerimizin beyinleri başka ülkelere göçtü diye. Bizim ülke olarak insanlığın geri kalanına hediyemiz bu mu olacaktı?

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 25, 2009 @ 8:12 pm

  2. Tevafuk olmuş Ravi mübarek gece. Ben de seni kırdık mı diye içime dert olmuştu. Hale Abla da aynı şeyi hissetmiş. Acelesi yok; okul, sözlük mözlük işlerini bitirdiğnde oku.

    Kandilini tebrik ederim.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 25, 2009 @ 8:18 pm

  3. Hocam valla en son mesajlarımdan sonra ne yazdığınızı bilmiyorum. Orada kırıcı bir şey yazdınızsa okumayayım daha iyi. Kırılmamdan korktuğunuza göre, herhalde siz de Hale hanfendinin gerekçesiz hakaretlerini desteklemiş olmalısınız. Öyle olmadıysa, bu istidlalimin yanlışlığı için özür dilerim.

    İnsanlara kendimi izah etmek zorunda kalmaktan bıktım artık. Hiç kimse bana gerekçesiz din düşmanlıklarının veya yaptıkları tuhaf ötesi ayet tevillerinin, hiçbir klasik, büyük tefsirde esamesine rastlanmayan tuhaf modernist ayet yorumlarının hesabını verme azmine girmiyor; ama ben bazı yerlerde neden gerekçeleriyle beraber iman ediyorum diye, bazı yerlerde de Allah’ın ayetlerini neden tuhaf tuhaf tevil etmiyorum, bunun gerekçelerini de belirtiyorum ve böylece çağın modern fikriyatına ayak uydurmuyorum, modern insanları da İslam’dan bu şekilde soğutuyorum diye kınanmaktan bıktım, usandım, gına getirdim artık. Aslında Hale Hanım gibi sertlik derecesinde mütedeyyin Müslime hanımların, üstelik dinî konularda, tam olarak künhüne vakıf olmadıkları delillerle bana karşı argümanda bulunmalarını hoş bile görüyorum, asla kızmıyorum, gücenmiyorum. Ama onların delillerinin aksi yönünde bir sürü çok daha güçlü deliller olduğunu bilmeleri gerekirken, üstüne üstlük haksız olma ihtimallerini hiç hesaba bile katmayışlarını, bir de üstelik bana karşı haddinden fazla sert ve haksız yere küçültücü konuşmalarını asla tasvip etmiyorum.

    Boun Sözlük’te de eski nurcu (fethullah gülen fırkası nurcularından) olduklarını arkadaşlarından öğrendiğim site yöneticisi ve moderatörleri, kenetlenmiş din düşmanı-solcu fırkasınca bana edilen hakaretlerin ve hatta düpedüz küfürlerin hiçbirini siteden silmediler, silmeyeceklerini söylediler. Halbuki onların en tepedeki web site yetkililerini baştan uyarmıştım, çok terbiyesizlik yapılıyor demiştim, “sen korkma, bunları bırakmak zorunda kalacaklar” filan diye bana devam ettirmişti terbiyesiz adam. Daha sonra bu dini güya bütünlerle beraber sitede yönetici olan bir solcu ve dinsiz site yöneticisi, yetkilerini de su-i istimal ederek, bana yoldaşlarınınkinden de daha kötü ad hominem hakaretler etmeye başladı, benim şahsiyetimle tamamen alakasız başlıklar altında ve kendi kullanıcı ismim altında beni çok fena kötüledi, hem de defalarca… PKK terör örgütünü ve DTP’yi solcu yoldaşlar diye destekleyenlere ve de M. K.’yi solcuları kesmiş kötü adam diye niteleyenlere kendisi bizzat sözlükte sürekli destek veren ve akıl öğreten bu adam, beni Anayasaya karşı geldiğim yani Atatürkçülüğe aykırı yazdığım için sözlükten atmakla tehdit etti. Bir diğeri de beni gerçek hayatta tanıdığını ima ederek, aslında ateist olduğumu iddia etti. Dindar olan yöneticilerden bu iftira ve sövgüleri silmelerini istedim, silmeyi reddettiler. Ben de bunca zulme artık, o günlerdeki rahatsızlığımın da verdiği sabırsızlıkla, daha fazla dayanamadım ve o pislik ve yırtıcı yaratık yuvasını terk ettim.

    Din hakkında ben bilgiye dayalı olumlu şeyler yazmasam, bazı yanlış algılamaları düzeltici tarihi bilgiler vermesem, din düşmanları da kanıları çürütülüyor diye üzülmeyecekmiş ve dine cahil cahil hakaret etmeye ihtiyaç duymayacakmış gibisinden inanılmaz eleştiriler bile aldım. Böylece yazılan kötü şeylerden ben sorumluymuşum. Aynı sitede ben yazmadan önce yazılmış olan ve içlerinde bana bu tenkitleri yapanların da bulunduğu site yöneticilerince olduğu gibi yerinde bırakılmış olan cahilce hakaretleri ve dini çürütme amaçlı Turan Dursun kopyala-yapıştırlarını ise izah etmeye hiç tenezzül etmediler! Ya da ekşi sözlük ve benzeri pislik yuvalarında bol keseden yazılan kin ve cehalet dolu şeyler de mi benim yüzümden yazılmış? Hz. Peygamberin hayatını olumlu bir şekilde yazacağım diye, bunu önceden sezinleyip de yazmışlar demek! İşte ben bu şekilde İslam’a zarar veriyormuşum… Ya hocam, beynin göçmesi hadisesi bu Ergenekon taraftarlarına özgü değil, Ergenekon T.Ö. karşıtı kesimlerde de fazlasıyla var…
    Ayrıca, Nurcu olduğunu ifade eden bir moderatör “abla”nın verdiği şahane bilgiye göre, onun kendisi, dindar, başörtülü ve nurcu kimliğini şimdilik belli etmeyerek bu küstah dinsiz takımının gönlünü kazanmaya çabalıyormuş, o yüzden onların dine hakaretlerini yayından kaldırmaya filan bulaşıp onları kırmak tavrına girmiyormuş, bunun yerine onların sempatisini kazanıp onları Müslümanlara (yani kendisine) ısındırmaya çalışıyormuş. Pekiyi bu ısındırılan adamların yazdıklarıyla dine ve imana karşı iğfal ettikleri yarı-ümmî veya genç okuyucuları kim daha sonra İslam’a ısındıracak acaba, merak ediyorum…

    Ayrıca bu Nurcu abla da benim tanıdığım diğer pek çok Nurcu gibi hem dindar ve başörtülü hem de Atatürkçü imiş… Hey be hey! Beşinci Şua’sında Mustafa Kemal’i Süfyanî Deccal diye niteleyip şeytanın kendisinden bile kötü ilan eden Risale-i Nur’u okuyanlar (ve anlamayanlar), onun içinde yazan her şeye başka vakitlerde sorgusuz iman edenler, öte yandan aynı zamanda Kemalist oluyorlar. Ama ne yapsınlar zavallılar; “her yerde her doğru söylenmez” diyen ve bu söz gereğince doğruların yüzde 95’ini kendi talebelerinden bile gizleyen “büyükleri” onlara öğretmemiş, hatta kendilerinin meşhur tabiriyle “tedbir” olsun diye tersinden öğretmiş, onlar ne yapsınlar.

    İşte böyle hocam, bu mübarek gece toparlanırım, şu halsizliğimden kurtulur ve güzel bir tevbe ederim dedimdi, ama yerimden kalkacak takatim bile yok, zaten pek yoktu, şimdi hiç kalmadı, bütün bunları hatırlayınca… Belki birkaç saat sonra kendime gelirim. Şu anda bilgisayar karşısında bile zor oturuyorum.

    Bunları bıraksam diyorum, İslam’ı ve uzunca bir zamandır doğru olduklarına ancak araştırıp öğrendikten sonra kanaat getirdiğim bilgileri savunmakla, bunun için türlü eziyetlere maruz kalmakla artık yıpranmasam diyorum, ama olmuyor. Bana hayatta bu çabadan başka hiçbir şey yaşama iştiyakı vermedi, vermiyor. Sadece oturup sürekli kendi başıma okumaya çalışınca da, başkalarıyla bir etkileşim içine girmeyince de üzerime karabasan çöküyor, dikkatim dağılıyor, okuyamıyorum. Çoğu işte beceriksizin, kazmatörün tekiyim, ya da öyle olmasa bile anne babam ve etrafımdaki insanlar yaptığım işlerin değerini istisnasız her zaman yerin dibine batırarak beni özellikle fiziksel ve toplumsal işleri yapmaktan hep soğuttular, o yüzden bana yaptıkça sadece pişmanlık ve acı veren işleri yaparak kendimi avutamıyorum, hayata ısınamıyorum. O yüzden kusura bakmayın, ben bu yolda devam edeceğim, enerjimi düşünmekle harcayacağım, ama inşallah kitap okumamı da arttırmaya da çalışacağım; aksi halde hayata karşı iştiyakımı tamamen kaybedebilir ve (Allah korusun) bundan önce, gittiğim doktorların benim için doğru olan antidepresanı henüz bulamadığı zamanlarımda yapmayı zaten çok düşündüğüm şeyi bu sefer gerçekten yapmak zorunda kalabilirim… Gerçi bir de bazen bazı kızları düşünmek ve bazen de haklarında ümit beslemek beni biraz hayata karşı şevklendirir, ama onu da daima bir hayal kırıklığı ve daha kötü bir mutsuzluk takip eder…

    Yine cüretkarlık ederek ispatlı ve mevcud olduğu kanaatine vardığım akademik kabiliyetimi temel alarak kendimde değer bulduğum ve bu sitedeki aydınlanmış insanların kanılarına böylece aykırı konuşma cüretini gösterdiğim, hiç kimsenin umurunda olmayan değersiz fikirlerimi bir de kimsenin takmadığı delillerle destekleyerek gevezelik ettiğim için beni affedin.

    Saygılarımla

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 25, 2009 @ 11:08 pm

  4. “olduğuna göre melisiniz” “malısınız” faraziyeleri üzerine bu kadar fikir, duygu ifade etmek yerine yazılanı okumak daha mı zordu Ravi? Tam tersi. Bak şimdi hayal kırıklığına uğrattın beni.

    Ama seni anlıyorum muhtemelen herkesten fazla. Bana beni hatırlatıyorsun. Düşünebilen vicdan sahibi insan için hayat acılıdır. Hayal kırıklıkları ile doludur. Her gün güvendiğin dağlara kar yağar. Bu diyardan gidemeyeceğine göre (ben gitrtim kurtulamadım) bu deveyi güdeceksin. Kimseyi idealize etme kafanda. Her büyük lider, siyasetçi, ağır abi, kanaat önderi, hatta mürşidin bir miktar hesabi davrandığın ve nefsin en kuvvetli sürücü olduğunu öğretti bana gözlemlerim. Buna hazırlıklı olur, beklentilerini düşürürsen daha az hayal kırıklığına uğrarsın. Bildiğin doğruları savunmak başarı için gerekli değil hatta zararlıdır da. Einstein güzel söylemiş “Başarının değil, değerlerin insanı ol” diye.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 26, 2009 @ 3:20 am

  5. İntihar etmeyi gerektirecek birşey yok. Kendini ve dünyayı bu kadar büyütme. Bunalım: ne yapacağını bilmemekten aslında kim olduğunu bilmemekten, karanlıktan kaynaklanan yaygın bir durumdur. Paniğe kapılmana gerek yok. Düşünmek, inanmak, bilmek…birer kimyasal reaksiyon ise, antidepresanlar faydalı olabilir ama değilse…boşuna intiharı seçmiş olursun. Hoş, intihar tehtidinde bulunanlar kolay kıyamazlar canlarına. Üç şeyi doğru okuyamadığından sıkıntın. Gök haritasının yer haritasıyla kesiştiği noktadaki koordinatlarını ve elindeki haritayı.

    Yorum�Yorumlar yazan: namıkkemalist — Haziran 26, 2009 @ 10:16 am

  6. sayın ravi ve Bekir bey, şunu söylemek isterim gazetedeki bir resim yazısı üzerine başlayan ve daha çok eşlilik tartışmasına dönüşen tartışma kapsamında gözden kaçırılmaması gerek bazı husular varken gözden kaçırılmasını bu yakıcı gerçeği gözrmezden gelmeyi tercih ederdim. ancak başkalrının gözlerinden kaçırdığımız ancak bir şizofren gibi kendi kendimize kaldığımızda görmekten kaçamdımız husus ( en azından kendi adıma) şudur ki: yaptığımız tartışmada ben, y.ö hanım ve hale hanımın tüm tezleri kendi hissiyatlarımız üzerine kurulydu. yani böyle bir durumun bize hissettirdiklerini ve karşı tarafında empati yaparak bu hissiyatı anlamasını istedik. oysa Ravi bey kendisini ifade etmemnin ötesine geçip inandığ ve gerçekten doğru olduğu muhtemel ve pek çok kaynakçada doğruluğu iddia eden “gerçekleri” söyledi. hele ki hale hanımın Hz fatma örneği gerçekten ravinin verdiği gerçek bilgilerle çökmüş oldu. gerçektende öyle değil midir? peygamberin kendisi polygamiyi müsadenin en üst dizeyinde yaşarken kızına bunun yapılmasına müsade etmiş ya da etmemiş ne önemi var ki? ki bu sadece Hz peygamber zamanında kendi şahsında olan bir durum değil yaygın olarak var olan bir durumdu. hele ki çok eşlilikte ihtiyaçlara binayen çok eşlilikten bahsedilirken Hz peygamberin Hz haticenin ölümünün ardından ayın anda bi kadınla nişanlı(Hz aişe) bir diğer adınlada evli olması düşünülmeye değer değil midir? ki Ravi beye kümü modernist islamcıların hoş görünmek için taşı taca ata ata bırakmadıkları yer kalmamıştır. Şöyle ki sıkıştıklarında tüm modern yorumcular sünneti ve hadisi inkar edebildikleri gibi ayetlerde bile bence el çabukluğuyla bir ilüzyon yaratıp göz boyamaya çalışıyorlar. mesela şu linke bir bakın http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/72676-“ikinci-evlilik-erkegin-verdigi-bir-karar-midir”-makalesi.aspx kul akkına girmektense ikinci bir evlilik yapmak daha iyidir ifadesi topu taca atmaktan başka bişey değildir bence.zaten ayette tamimiyle adil davranılamayacağı kabul edilmiş vu buna rağmen çok evliliğe ruhsat verilmiş. daha önce yazdığım yorumlar bir kadın olarak poligamiyi nasıl algıladığımı ifade ediyordu. ama ravinin gösterdiği kaynaklar vardır, doğrudur ve inakr edilemez. önemli olan bu bilgileri ne kadar içselleştirebildiğimiz ve içselleştirebilir olup olmadıkları. teşekkürler.

    Yorum�Yorumlar yazan: pınar — Haziran 26, 2009 @ 11:59 am

  7. kul akkına girmektense ikinci bir evlilik yapmamak daha iyidir ifadesi olarak düzeltmeliyim. yanlışlıklar için kusura bakmayın. hızlıca yazıp kontrol etmeden gönderdim

    Yorum�Yorumlar yazan: pınar — Haziran 26, 2009 @ 12:23 pm

  8. Valla yorumcuları bilmem ama öbür yazı altında çıktığımıuz teğetten burda da devam etme yanlısı değilim Pınar Hanım. Sanıyorum herkes biribirinin ne dediğini gayet iyi anladı. Abant Toplantıları aksine burada “mutabakat metni” zorunluluğu yok.

    Olsa idiş ben “sıfır eşlilik” te diretirdim muhtemelen.

    Sahi ne olcak bu Siviay Abla’nın gündeme getirdiği “beyin göçmesi” olayının sonu? :)

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 26, 2009 @ 12:36 pm

  9. Selâmun aleyküm Bekir Hocam,

    Öncelikle, yazdıklarınızı okumadığım ve bana sitenizin bir okuyucusundan gelen o nasihat mektubunun da etkisiyle iyice

    duygulandığım ve moralim taban yaptığı için, hakkınızda ve aslında daha çok bana gülünç, geveze vs gibi ağır sözler sarf eden Hale hanım hakkında, öyle ağır bir mektub

    yazdım size akşamleyin. Daha doğrusu o kişiye yazdım ve gıybet olmuş olmasın diye size de yolladım.
    Bunun için sizden özür dilerim, ama aşağıda yaptığım izahları okumanızı ve son yazdıklarımdan sonrasını

    neden okumadığımı değil, okuyamadığımı anlamanızı rica ederim. Ayrıca okumadığım sözleriniz

    hakkında bir suizan ve faraziyede değil, mantıklı bir çıkarımda bulunduğumu da takdir etmenizi ümid

    ederim.

    İmdi, yazmışsınız ki: “olduğuna göre melisiniz” “malısınız” faraziyeleri üzerine bu kadar fikir, duygu

    ifade etmek yerine yazılanı okumak daha mı zordu Ravi? Tam tersi. Bak şimdi hayal kırıklığına uğrattın

    beni.

    Hocam, öncelikle, bu bir faraziye filan değildi. Son derece haklı bir mantıksal çıkarımdı, başka deyişle

    istidlâl veya istinbât idi. Bu istidlalime gerekçe olan sözünüz de şuydu: “Ben de seni kırdık mı diye

    içime dert olmuştu. Hale Abla da aynı şeyi hissetmiş.”

    Kırdık mı diye çoğul şahıs kipi kullandığınıza göre siz de Hale hanımı desteklemişsiniz diye düşündüm.

    Böyle bir biz’li kullanımdan mantıken bu sonuç çıkar, kusura bakmayın. Ama burada bir ihtimal daha

    vardı, o da meramınızı yanlış veya yanlışımsı veya belki mecazî ifade etme ihtimalinizdi. Ama, yazılanları daha okumak

    benim için çok tehlikeli olduğundan, bu ihtimalin üzerine gidemezdim, ben de sözünüzün meramınızı

    doğru ifade ettiği şeklindeki ilk ve doğrudan ihtimali doğru kabul etmek zorunda oldum.

    Yazılanları okumak da evet çok zordu. Bir kez daha sinir sistemimin mahvedilmesini istemedim.

    Özellikle mümin ve olgun bildiğim o konu altında yazan insanlardan, birçok azılı kâfirden bile

    almadığım insafsızlıkta ve yıkıcılıkta karşılık görmek beni zaten çökertmişti. Aşağıda izah edeceğim

    üzere, bunun devamının gelmesi de kesin gibiydi önceki tecrübelerim ışığında. O yüzden okuyamazdım, daha fazlasına dayanamazdım, buna asla cesaret edemezdim.

    Gerçek hayatta ve internette ne zaman böyle bir meseleyi izaha kalkışsam, nurcu, Süleymancı vs.

    dostlarımdan daima bir dar görüşlülük ve sözüme değer vermezlik gördüm. Ama bunun

    şahsiyetime hakarete kadar varışını üç yerde gördüm: bir Hale hanımda gördüm, bir boun sözlükte, bir

    de yine güya Amerikalı mümin gençlerin bulunduğu, güya benim onlarla dost olmak için gittiğim bir

    sitede.

    Özellikle kendileriyle diyalog kurmak istediğim o Amerikalı genç Müslümanlar forumuna takıldığım

    dönemde, saldırılarla karşılaştım, yalnız belki onlar en azından başlangıçta onunki kadar sert ve

    insafsız olmuyorlardı. Ben izah etmeye çalıştıkça her lafıma bir kulp takarlar ve Hale hanımınki kadar

    hızlı olmasa bile benim bütün şahsiyetimi alaşağı ederlerdi. Daha önceki tecrübelerimin ışığında, Hale

    hanımın da aynı yola gideceğini düşündüm, sözünün şiddetini kim bilir ne kadar arttırır şimdi dedim.

    Ne yapayım, daha önce bana her zaman ama her zaman böyle yapıldı. Aynısını yine uğrayacağım daha

    önceki bütün tecrübelerim ışığında kesin gibiydi.

    Yalnız şu tezad da var. İslam hakkındaki yanılgıları düzeltmek için gittiğim bazı kâfir, evet düpedüz

    azılısından kâfir bloglarında bile Hale hanımdan ve o sitedeki modernist Amerikan Müslümanlardan

    yediğim sözler kadar aşağılayıcılarını ve insafsızlarını hiçbir zaman yemedim. Sizin de saygı

    duyduğunuz, abla diye bahsettiğiniz ve bana karşı aşağılayıcı sözlerini bile moderasyona tabi tutmayıp

    yayımladığınız böyle bir insandan böyle bir tavır görmek beni şok etmekten beter etti. Demek

    müminlerin olgunları bile en ham ve din düşmanı kâfirlerin birçoğu kadar bile saygı beslemiyorlar müminlerin şahsiyetlerine,

    öyle mi? Allah Fetih suresinin son ayetinde “[müminler] kendi aralarında şefkatlidirler” derken yalan

    mı söylemiş o zaman? Ne diyeyim ben buna, ne diyeyim?

    Gerçi, boun sözlükteki kâfirlerden o forumda ve buradaki müminlerinkine yakın şiddette eziyetler gördüm. Ama

    oradaki modernizme yakın müminlerden de gördüm. Kâfir olanları da

    belki mümin arkadaşlarından öğrenmişlerdir bu hakaretçiliği, bu yok ediciliği diye geliyor insanın

    aklına, çünkü benim şimdiye dek karşılaştığım yabancı has inançsızlar neredeyse hiçbir zaman insanın

    şahsiyetini böylesine hedef almıyorlar. Her ne kadar dinî ve siyasî konularda bizim kâfirler ve İslam’ı

    yarı-küfür hale getirmeye çalışan modernistler kadar moron olabilseler de pek çok zaman…

    Saygılarımla

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 27, 2009 @ 5:25 pm

  10. Hocam önceki mesajda teknik bir hata oldu, lütfen onun yerine bunu yayımlar mısınız?

    Selâmun aleyküm Bekir Hocam,

    Öncelikle, yazdıklarınızı okumadığım ve bana sitenizin bir okuyucusundan gelen o nasihat mektubunun da etkisiyle iyice duygulandığım ve moralim taban yaptığı için, hakkınızda ve aslında daha çok bana gülünç, geveze vs gibi ağır sözler sarf eden Hale hanım hakkında, öyle ağır bir mektub yazdım size akşamleyin. Daha doğrusu o kişiye yazdım ve gıybet olmuş olmasın diye size de yolladım.
    Bunun için sizden özür dilerim, ama aşağıda yaptığım izahları okumanızı ve son yazdıklarımdan sonrasınıneden okumadığımı değil, okuyamadığımı anlamanızı rica ederim. Ayrıca okumadığım sözleriniz hakkında bir suizan ve faraziyede değil, mantıklı bir çıkarımda bulunduğumu da takdir etmenizi ümid ederim.

    İmdi, yazmışsınız ki: “olduğuna göre melisiniz” “malısınız” faraziyeleri üzerine bu kadar fikir, duygu ifade etmek yerine yazılanı okumak daha mı zordu Ravi? Tam tersi. Bak şimdi hayal kırıklığına uğrattın beni.

    Hocam, öncelikle, bu bir faraziye filan değildi. Son derece haklı bir mantıksal çıkarımdı, başka deyişle istidlâl veya istinbât idi. Bu istidlalime gerekçe olan sözünüz de şuydu: “Ben de seni kırdık mı diye içime dert olmuştu. Hale Abla da aynı şeyi hissetmiş.”

    Kırdık mı diye çoğul şahıs kipi kullandığınıza göre siz de Hale hanımı desteklemişsiniz diye düşündüm. Böyle bir biz’li kullanımdan mantıken bu sonuç çıkar, kusura bakmayın. Ama burada bir ihtimal daha vardı, o da meramınızı yanlış veya yanlışımsı veya belki mecazî ifade etme ihtimalinizdi. Ama, yazılanları daha okumak benim için çok tehlikeli olduğundan, bu ihtimalin üzerine gidemezdim, ben de sözünüzün meramınızı doğru ifade ettiği şeklindeki ilk ve doğrudan ihtimali doğru kabul etmek zorunda oldum.

    Yazılanları okumak da evet çok zordu. Bir kez daha sinir sistemimin mahvedilmesini istemedim. Özellikle mümin ve olgun bildiğim o konu altında yazan insanlardan, birçok azılı kâfirden bile almadığım insafsızlıkta ve yıkıcılıkta karşılık görmek beni zaten çökertmişti. Aşağıda izah edeceğim üzere, bunun devamının gelmesi de kesin gibiydi önceki tecrübelerim ışığında. O yüzden okuyamazdım, daha fazlasına dayanamazdım, buna asla cesaret edemezdim.

    Gerçek hayatta ve internette ne zaman böyle bir meseleyi izaha kalkışsam, nurcu, Süleymancı vs. dostlarımdan daima bir dar görüşlülük ve sözüme değer vermezlik gördüm. Ama bunun şahsiyetime hakarete kadar varışını üç yerde gördüm: bir Hale hanımda gördüm, bir boun sözlükte, bir de yine güya Amerikalı mümin gençlerin bulunduğu, güya benim onlarla dost olmak için gittiğim bir sitede.

    Özellikle kendileriyle diyalog kurmak istediğim o Amerikalı genç Müslümanlar forumuna takıldığım dönemde, saldırılarla karşılaştım, yalnız belki onlar en azından başlangıçta onunki kadar sert ve insafsız olmuyorlardı. Ben izah etmeye çalıştıkça her lafıma bir kulp takarlar ve Hale hanımınki kadar hızlı olmasa bile benim bütün şahsiyetimi alaşağı ederlerdi. Daha önceki tecrübelerimin ışığında, Hale hanımın da aynı yola gideceğini düşündüm, sözünün şiddetini kim bilir ne kadar arttırır şimdi dedim. Ne yapayım, daha önce bana her zaman ama her zaman böyle yapıldı. Aynısını yine uğrayacağım daha önceki bütün tecrübelerim ışığında kesin gibiydi.

    Yalnız şu tezad da var. İslam hakkındaki yanılgıları düzeltmek için gittiğim bazı kâfir, evet düpedüz azılısından kâfir bloglarında bile Hale hanımdan ve o sitedeki modernist Amerikan Müslümanlardan yediğim sözler kadar aşağılayıcılarını ve insafsızlarını hiçbir zaman yemedim. Sizin de saygı duyduğunuz, abla diye bahsettiğiniz ve bana karşı aşağılayıcı sözlerini bile moderasyona tabi tutmayıp yayımladığınız böyle bir insandan böyle bir tavır görmek beni şok etmekten beter etti. Demek müminlerin olgunları bile en ham ve din düşmanı kâfirlerin birçoğu kadar bile saygı beslemiyorlar müminlerin şahsiyetlerine, öyle mi? Allah Fetih suresinin son ayetinde “[müminler] kendi aralarında şefkatlidirler” derken yalan mı söylemiş o zaman? Ne diyeyim ben buna, ne diyeyim?

    Gerçi, boun sözlükteki kâfirlerden o forumda ve buradaki müminlerinkine yakın şiddette eziyetler gördüm. Ama oradaki modernizme yakın müminlerden de gördüm. Kâfir olanları da belki mümin arkadaşlarından öğrenmişlerdir bu hakaretçiliği, bu yok ediciliği diye geliyor insanın aklına, çünkü benim şimdiye dek karşılaştığım yabancı has inançsızlar neredeyse hiçbir zaman insanın şahsiyetini böylesine hedef almıyorlar. Her ne kadar dinî ve siyasî konularda bizim kâfirler ve İslam’ı yarı-küfür hale getirmeye çalışan modernistler kadar moron olabilseler de pek çok zaman…

    Saygılarımla

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 27, 2009 @ 5:26 pm

  11. Hocam bir de o mektupta sarf ettiğim eleştiriler, sizin yazdıklarınızı okumayışım ve çoğu –bu sefer– gerçekten faraziyeden ibaret bir haksızlık konumuna düşmüş birtakım çıkarımlarıma dayalıydı. Yani yukarıda bahsettiğim çıkarımlarım. Ama bu kadarcık delilden bu kadar eleştiri çıkarmak tam bir insafsızlık oldu. Tekrar özür dilerim. Cevap mektubunuzda da bana çok kızmışsanız bile çok haklısınızdır bu sefer, benden büyük bir insana karşı bu tür bir insafsızlık hakkaten öfkeyi hak eder. Ama yine okuyamadım yazdığınızı. Dediğim gibi, insafsızlık ettim o son seferinde. Kusuruma bakmayın.

    Belki de bu olaydan bunu da öğrenmem lazımdı. Başkalarından insaf beklemek için önce kendim insaflı olmalıyım… Ama bu insaf seviyesine hâlâ ulaşamamışım; kendi duygularımı ve şahsiyet hakkımı sizinkinden üstte tutmuşum. Beni affediniz.

    En derin hürmetlerimle.

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 27, 2009 @ 5:52 pm

  12. Hocam, yukarıda Namık Beye verdiğim bir cevap vardı. Acaba neden onaylamadınız? Gözünüzden mi kaçtı, yoksa içeriği mi kötüydü? Bu arada silmenizi rica ettiğim, yanlış formatlanmış mesajım, bugünkü “5:25 pm” saatli olanıydı. Bir sonraki mesajla onun içeriği aynı.

    Belki teknik bir hatadan dolayı onaylamamışsınızdır diyerek mesajımı tekrar gönderiyorum. Bu arada bazı hafifletmeler de yaptım daha saygılı bir üslup olsun diye.

    Bana gücenik veya kızgın olmanızı, cevap vermemenizi de anlıyorum, haklısınız. Ama artık elimden bir şey gelmez, ben de kendimce haklıyım.

    Namık Kemal bey, selâmlar, demişsiniz ki:

    İntihar etmeyi gerektirecek birşey yok. Kendini ve dünyayı bu kadar büyütme. Bunalım: ne yapacağını bilmemekten aslında kim olduğunu bilmemekten, karanlıktan kaynaklanan yaygın bir durumdur.

    Kusura bakmayın ama hem kendi tecrübelerim, hem de kendi rahatsızlığımın sebebini de biraz bilimsel kaynaklarda araştırmış olmam sayesinde, “bunalım”ın nelerden kaynaklandığı hakkında, sizinle aynı fikirde değilim, hatta böyle şeyleri duygusal bir halet içindeki insanlara söylemenin son derece zararlı olduğunu düşünüyorum. Ama maalesef her dünya vatandaşı gibi siz de en profesöründen bir psikoloji uzmanı edasıyla son derece özgüvenli bir şekilde nasihat vermişsiniz bana.

    Araştırmamın sonucu şudur. Bakın araştırmamın diyorum, öyle bazıları gibi kafadan sıkmamın veya psikolojinin p’sini bilmeyen bilmem hangi hocaefendi gibi sözde hayat rehberlerinin kafadan sıkmalarına inanmamın sonucu değil. Evet, buyrun okuyun, bundan sonra da benden başka insanlara böyle çok anlayışlı olmayan telkinlerde bulunmayın inşallah. Zira depresyon veya benzeri bir rahatsızlıkla acı çeken bir insanı en çok yıkan şeylerden biri, rahatsızlığının hafifsenmesi ve buna hiç mi hiç ehil olmadığı ortada olan insanların (ki insanların %99,999999999′u genelde buna ehil değildir) kendisine öğüt ve tenbih vermesidir.

    İnsanların çoğu kendi ellerinde olmadan, çocukluklarında veya daha sonraki dönemlerde uğradıkları büyük haksızlıklar ve travmalar sonucu psikolojik rahatsızlıklar geçirirler. Bazen de durum genetiktir. Beyindeki salgıların yaralayıcı hayat tecrübeleri değil de daha çok genler yüzünden yanlış çalışmasından kaynaklanır.

    Paniğe kapılmana gerek yok.

    Allah razı olsun.

    Düşünmek, inanmak, bilmek…birer kimyasal reaksiyon ise, antidepresanlar faydalı olabilir ama değilse…boşuna intiharı seçmiş olursun.

    Bir kere ben intihar edeceğimi söylemedim, galiba çok açık seçik yazamamışım, ya da siz fazlaca hızlı okudunuz. İntihar düşüncelerine tekrar dönmemek, hayata bağlanmak için bulduğum çareyi yazdım sadece. O yüzden demek istedim ki beni düşünmek ve öğrenmekten alıkoymaya çalışmayın, sizin düşüncelerinize –cemaatçi/fırkacı arkadaşlarımın yaptığı gibi– körü körüne bağlanmaya teşvik etmeyin, ey insanlar, ey benim mümin kardeşim olduğunu söyleyenler. Siz bu şekilde benim sadece bağımsız tefekkürümü değil, aslında doğrudan yaşama nedenimi de yok edersiniz, beni tekrar bunalıma sürüklersiniz.

    Gerçi, evet, ben kendime aynı zamanda başka hayat zevkleri de bulmalıyım. Yoksa Allah korusun, mesela başıma aldığım bir darbeyle, ileride düşünebilme kabiliyetimi kaybedersem ne yaparım? Evet, hayatın anlamını sadece buraya yüklememeliyim…

    Zaten en çok bunalımı, bu intihar düşüncelerimin çoğunu, cemaat evleri denen bağımlı-düşünce yuvalarında otururken yaşadım. Oralardan çıkınca, en kötü ve bana kin kapan insanlar bile beni bu kadar bunalıma sokamadı; çünkü hiç kimse bana “ama hocalarımızdan farklı düşünürsen, onları üzersin, onlar ki sırf senin için bunca düşünmekle, yazmakla uğraşıyorlar; hem cemaat bilincimizi zayıflatırsın, çok kötü bir insan olursun, helâk olur gidersin” diye duygu sömürüleri yapamadı, ben oradan çıktıktan sonra. Yapsalar da ben bunları bu evlerdeki durumun aksine oturup dinlemek zorunda bırakılamadım.

    Ayrıca, aşırı üzüntü ve özellikle depresyon beyindeki kimyasalların yanlış salınımı ile ilgilidir. İlk başlatıcı sebep, genelde yanlış düşünceler veya travmatik tecrübelerdir. Ancak daha sonra depresyonu devam ettiren, aslen beyindeki salınımların yanlışlığıdır. Anti depresanlar bunların düzgün salınımına yardımcı olur. Ama aynı zamanda, yanlış düşüncelerin de ortadan kaldırılması gerekir. Aslında söz konusu düşüncelerin bir kısmını, antidepresanlar, verdikleri rahatlamayla doğrudan yok ederler. Ama yanlış düşüncelerin hepsini yok etmek için, dışarıdan destek gerekir.

    Fakat dışarıdan terapik destek çok pahalıdır, para tuzağıdır.

    Gerçi psikiyatristlerin bile sizi daha çok hasta etme ihtimali vardır. Neden derseniz, İslâmî kesim psikiyatristleri bile size hastanede doğru düzgün bakmazlar, muayenehanelerine gelmenizi ve paralarınızı onlara sömürtmenizi isterler. Hatta benim kendisine gittiğim bir meşhur, dindar-kesimden psikiyatrist, bana muayenehanesinde bile bakmamıştı, yazıklar olsun, binlerce kez yazıklar… O zamanın parasıyla 90 milyon olan ücret karşılığı beni 5 dakika içeride tuttu ve bunun 4,5 dakikası boyunca da diğer bir sözde-İslamcı “kültürel” arkadaşıyla, katılacakları kültürel bir faaliyet hakkında mı ne konuştu. Cep telefonuyla…

    O yüzden, ben, dışarıdan destek alamadım. Ama ilaçlarıma ilaveten okuyarak ve aklımı kullanarak bu yanlış düşünceleri (mesela hayatta kalmanın en önemli amaç olduğu ve bunun için de üstün çaba gerektiği gibi evrim ideolojisinden ödünç aldığımız zararlı ve bir o kadar yanlış ve hayattan bezdirici düşünceleri) üzerimden atmaya çalışıyorum. Fakat herkese psikologsuz kalmayı asla tavsiye etmem. Övünmek gibi olacak, ama herkesin bunu yapabilecek kadar zihinsel ve bilgisel kapasitesi olmayabilir.

    Hoş, intihar tehtidinde bulunanlar kolay kıyamazlar canlarına.

    Ben bunun da yanlış olduğunu okudum. İntihar edenlerin pek çoğu intihar etmeden önce bunun sinyalini verirler; çevrelerindeki insanlar ise, “aman bunda intihar edecek cesaret nerde, hem herkesin üzüntüsü çok canım bu dünyada, sanki bizim yok mu” gibi bir zanna sahip olduklarından olsa gerek, bu tür sözleri hiç kaale almazlarmış. Sonunda da intihar pek çok zaman gerçekleşirmiş.

    Üç şeyi doğru okuyamadığından sıkıntın. Gök haritasının yer haritasıyla kesiştiği noktadaki koordinatlarını ve elindeki haritayı.

    Kusura bakmayın, ne demek istediğinizi anlayamadım. Ne olur bana sızıntı dergisindeki edebî denemeler gibi konuşmayınız. :) Zaten arkadaşlarımın kendilerine abileri tarafından emredilmiş bir yapışkancasına ısrarla bana zorla sattıkları ve benim “bu derginin basımına harcanan para ve kaynaklar aman boşa gitmesin, israf olmasın” diyerekten okumaya çalıştığım, böylece kendimi gereksiz yere sıkıntıya soktuğum o derginin, üstü kapalı ve duygusal üslubunu bile görmek ve duymak istemiyorum artık. Zaten onun adını bence sızıntı yerine “sıkıntı” koysalar daha uygun düşer. :(

    Saygılarımla

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Haziran 27, 2009 @ 10:01 pm

  13. Sana ait bilerek onaylamadığım yorum yok Ravi. Kazaren silinmiş olabilir. Sadece küfürler içeren yorumları yayınlamadım.

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 27, 2009 @ 10:26 pm

  14. Bekir Abi;

    Günlerden beri sayın Ravi nin ismimi (ki o bir müstear değildir) defaatle ve hiç de haketmediğim bir biçimde anıyor oluşuna tahammül etmeye çalışıyorum.Maksadım bu işi tamamen şahsi/nefsi bir meseleye dönüştürmüş olan Ravi nin bu durumuna ortak olmamak ve sizi de bu her an çekip gidebilecek naif çocuğa karşı zor durumda bırakmamaktır.Yoksa ithamlarının hiçbirini kabul etmediğimi daha evvel nedenleri ile izah etmiş idim.(Tabii kimsenin zahmet buyurup bu izahatı okumamış oluşunu hayretle karşıladığımı ifade etmeliyim.)

    Kendisine nerede, nasıl ,ne şekilde hakaret etmişim acaba..biteviye tekrar edip her defasında dozunu artırdığı çirkinlikteki iftiralarını ispat ediversin bir zahmet..

    Kendisinin patolojisinin vehameti karşısında hakikaten üzgün oluşum, O nun ismimi ağzına sakız edişine daha fazla tahammül etmek zorunda olduğum anlamına gelmez,öyle değil mi.

    İsmimi Ravi nin ağzından duyan herkesten ricam şudur:
    Evvela çeşitli sınıflara ayırdığı din düşmanlarından,sonra yine kısım kısım böldüğü ve her çeşit ahlaksızlık ve ilkesizliğe sarılarak davalarına ve dinlerine ihanet içinde bulunan gafillerden dahi daha aşağılık bir konumda bulunduğumu kendisinden öğrendiğim bu dahi çocukla aramızdaki diyaloğun başına dönmelerini istirham ediyorum.Beni bu ithamlara katlanmak zorunda bırakan topu topu 3-5 satırlık yorumumu okuyup da bu dehşetengiz fadeleri dillendirebilen ve ya buna hak verebilen vicdanları Allah a havale ediyorum..Benim bu pataloji ile başedebilecek durumum yoktur..Kendisi gibi anlayış ve teselliye muhtaç olmadığım için ismimin ağzında sakız edilmiş olmasına ses çıkarmamamı bekleyen varsa kusura bakmasın.

    Bekir Abi

    Madem siz dahi kendinizi benim yüzümden özel olarak savunmak zorunda kaldınız..bu öfkesi dinmek bilmeyen kıymetli kardeşimiz için bir beyin göçü de benden bu bloğa armağan olsun :) Böylece belki bozulmasında hakikaten istemeyerek bir pay sahibi olduğum halet-i
    ruhiyyesinin düzelmesine bir katkı sağlamış olurum.Hatta isterse bloğunuzu benim gibi bir ifsad ediciden temizlemekle mağrur olabilir..yoktur sakıncası..inanın..Benim çoğunlukla da sanal olmayan pekçok uğraşım var zaten..Kendisinin bu tek meşgalesini anlamsız hale getirmek istemem..Bu son sözleri de sukut ikrardan gelir diye bilindiği için yazmaya mecbur hissettim..

    Bu güne kadarki ilgi,alaka ve nezaket için bilhassa müteşekkirim.İyi bilmekteyim ki nezaketiniz,size rahmetli annenizden kalan kıymetli bir mirastır..Zaman zaman bu nezaketin perdelediği hakikatlerin farkında olarak da yazıyorum biraz bu mesajı..Sizden bir şeyler öğrenmek ve tadına doyamadığım yazılarınız için her gün buralarda olacağım..

    E siz de domateslerimle bana mutluluklar dilersiniz herhalde..Bu arada ben de kendimi iyice kızışan yarışmaya adayabilirim :) bu sene çok zorlu bir jürimiz olacak sanıyorum..inşallah :)

    selam saygı ve muhabbetle..görüşmek üzere..

    Yorum�Yorumlar yazan: hale — Haziran 28, 2009 @ 4:52 pm

  15. Hale Hanım,

    Ravi ile tartışmanız üzerine kendimi kavgayı ayırmaya çalışırken dayak yiyen yoldan geçen adam gibi hissetim :)

    Kendisine de söyledim duygusal idealist (bazen utopik ve gerçekle temasını keser mertebede) bir genç olduğunu düşündüğümü . Bu cins gençlere tabii bir sempatim var. Etrafımızı saran ahlak, kültür çöplüğünde daha ulvi olan şeyler peşinde koşan kapasite sahibi gençlere karşı neden şahsım için karaskteristik olmayan derecede tahamüllü davrandığım anlaşılır herhalde.

    Geriye kimlerin kaldığını bir daha düşünürseniz konu daha da vuzuha kavuşur.

    Sizin tartışmanızı ben içinde geçem bazı nokta atışı cümleleri dışında kalan kısmını görüyorum. Orda değerli bilgiler , analitik muhakeme var.

    Gene benim ile empati yapmaya çalışırsanız ortaya çıkan şu tablonun General Motors’unkinden fazla iyi olmadığını görürsünüz:

    Son 2 günde çekirdek kadrodan iki kıdemli yorumcum istifayı bastı! (Y.Ö. ve Ravi). Şimdi de siz!

    Reva mı bu yani kurumumuza? “Baksana elinde Hadi Oradan sapasağlam duruyor. o seninle özgün felsefesini her gün paylaşıyordur; hiç alıngan diil” diyorsunuz doğru ama bir çiçekle yaz gelmeyeceği gibi sadece mizah ile de yaşanmıyor ki :)

    Hasılı vaziyet “ormanda bir münzevi defetere not düştü ve kimse okumadı ise o not gerçekten düşüldü” mü konondrumundakine hızla yaklaşıyor. Ergenekon , Güneydoğu gibi suni gündemlerle vakit öldüren Hükümet’in bu vehamet karşısında kılını kıpırdattığını gören var mı?

    Ümid ederim siz ve diğer istifa sunan yorumcular kararlarını tekrar gözden geçirirler. Hem her birinizin istifasında da usul hatalarından dolayı red de edebilirim ama şimdilik bu yola baş vurmuyorum ortamı daha fazla germemek için. Zira bilindiği üzre istifa edildiğnde “aileme daha fazla zaman ayırabilmek için” dir maazeret. Sizinkilerde göremöedim bu olmazsa olmaz satırları. Aslında ne ıslak imza var ne parmak izi; ya sahteyse? Ya kurumumuzu yıpratmaya dönük gizli bir komplo ise?

    Eğer bunlar “istifa talebim maksadı aşan ifade idi” demeniz için yeterli değilse alın size reddedemeyeceğiniz bir teklif: Maaşlarınızı şu ankkinin iki misline çıkarıyorum.Gene mi yetersiz? Ücretli tatil? Biskrem versem?

    Tatil dediniz de bizim 5 yıllık yerinden kalk(ın)ma plamnına göre sizin domates bayramında jüri üyeliğim tehlikeye girmiş gibi. Üzgünüm kötü haberden :( . sizlere metanet diliyorum. Sivas ziyaretini Merhume’nin ölüm (bu kelimeye hala alıştırmaya çalışıyorum kendimi.
    bu vesile ile o ve bu deli çocuğu için sarf ettiğiniz güzel sözler için teşekkürler. Allah gönlünüze göre versin!) yıldönümü civarına getirmek istiyoru, veya Ramazan sonu gibi. Yarışmayı o zamana kadar ertelemenizi talep etmek fazla bencilce olur.

    Bu ahval ve şeraitte buraya ara sıra da olsa not düşmeye devam etmenizin çok yerinde olacağı aşikardır. Ümid ediyorum siz ve aileniz konu komşunuzun (valla sizinle iletişimim onlarla olandan çok daha yoğun. Varın gersini siz anlayın) sağlık ve afiyeti yerindedir.

    Selam ve muhhabetlerimle

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Haziran 28, 2009 @ 11:01 pm

  16. Bekir Abi..

    ”Son 2 günde çekirdek kadrodan iki kıdemli yorumcum istifayı bastı! (Y.Ö. ve Ravi). Şimdi de siz!”

    A aaaa..neden niçin..nayır nolamaz..yani ben ‘rol çalmak’ diye buna derim.Benim neden haberim olmadı ki ..yoksa sessiz ama onurlu bir gidiş yapıp , benim bu artistik jübilemin fiyakasını bir çırpıda söndürmüş mü oldular :)

    Üzüldüm vallahi..bilhassa Y.Ö. hanımın istifası için..İnanın bileydim size bu öldürücü darbeyi vurmazdım :)

    Bu aralar burda işi iyice dedikoduya bağladık..şahsileşti mesele , hoş olmadı..biraz zaman geçsin , söylenmeye değer birşeyler bulursam , bir ses veririm belki..Zaten düştüğünüz her notu dikkatle okurum yıllardır,ve benim için ‘o not gerçekten düşülmüştür’..biliyor olmanız lazım..

    hoşçakalın..

    Yorum�Yorumlar yazan: hale — Haziran 29, 2009 @ 12:53 pm

  17. Ravi’nin gitmesi iyi olmuş. Sanıyorum genç biri. Hayatını başkalarının ne dediğiyle paralarken, teğet bile geçemeyebilir yaşamaya. Belki düşünür ve başkalarının ne dediğini bir tarafa bırakıp kendisinin ne diyeceğini bulmaya çalışır. Diyecek bir şeyi olduğu gün, kısmeti de açılır. Beyinler göçer, daha bilenmiş ve kulanmış olarak dönerler. Beyin bu, şaka değil ki.

    Yorum�Yorumlar yazan: namıkkemalist — Temmuz 1, 2009 @ 3:25 pm

  18. Hakkımdaki son ithamların ve hatta hakaretlerin bir kısmına cevap vermek, cevap verdiğim Hale hanfendinin ifadesiyle “sükût ikrardan gelir” denmesini bir nebze olsun engellemek için, ben de cevap veriyorum. Bundan sonra da, insafa gelmesi imkânsız görünen bir insana cevap vermeye çalışacak değilim. Ama bu cevap, cevap hakkımı bir nebze olsun tamamlamam için, gerekli görünmekte.

    “Maksadım bu işi tamamen şahsi/nefsi bir meseleye dönüştürmüş olan Ravi nin bu durumuna ortak olmamak ve sizi de bu her an çekip gidebilecek naif çocuğa karşı zor durumda bırakmamaktır.”

    Hanfendi, tamamen mantık ve bilgiye dayalı bir argümana “gevezelik, gülünç,” ve dahî bilmem ne diyerek hem tefekkürüme ve bilgime hem de şahsıma en haksız ve insafsız bir şekilde hakaret ediyor, ondan sonra da işi şahsî/nefsî bir meseleye dönüştürenin ben olduğumu söylüyor. Allah da bu sırada her şeyi görüyor.

    “Benim çoğunlukla da sanal olmayan pekçok uğraşım var zaten..Kendisinin bu tek meşgalesini anlamsız hale getirmek istemem..Bu son sözleri de sukut ikrardan gelir diye bilindiği için yazmaya mecbur hissettim..”

    Hale hanımın Amerika’da yaşayan, Amerikan kültürü almış bir insan olduğuna dair zannım iyice pekişti. Amerikan gençliğinin tipik “you don’t have a life (senin bir hayatın yok) ama benim çok cool bir gerçek hayatım var, çok sosyalim” lâflarına benziyor bunlar. Amerikan gençliğine ait klişeleşmiş toplumsal baskı ve tekebbür yöntemleri…

    Hayır, benimkiler hakiki anlamında “sanal” faaliyetler değil, sadece internet faaliyetleri. Bunlar internette yapılan faaliyetler, ama sonuçta insanlığın en eski ve en temel faaliyeti olan düşünme ve konuşmaya dair çabalar.

    Bana gerçek hayatı olmayan, tek meşgalesi sanal olan adam (“kendisinin bu tek meşgalesini anlamsız hale getirmek istemem”) demesiyle, beni aşağı çekmiş olmuyor, bir mesnedsiz hakaret daha ederek kendini Allah katında bir miktar daha alçaltmış oluyor hanfendi.

    Hz. Peygamberin son hutbelerinden birinde, sahih rivayetlere göre, dediği üzere, “bir mümine, günah olarak mümin kardeşini küçük görmesi yeter de artar bile!” Umarım bu kendine fazla güvenen ve herkesi kendi gibi vurdumduymaz sanan tavırlarından tevbe eder Hâle Hanım.

    Ben de duygusallaşarak, kısa ve öz bir şekilde mukabele etmek yerine uzun ve duygusal cevaplar vererek, onun bana yaptığı hakaretlerin şiddetini göz önünden kaçırttığım, insanları yanlış yere odaklandırdığım için Allah’tan bağışlanma dilerim.

    “Beni bu ithamlara katlanmak zorunda bırakan topu topu 3-5 satırlık yorumumu okuyup da bu dehşetengiz fadeleri dillendirebilen ve ya buna hak verebilen vicdanları Allah a havale ediyorum..”

    Ben de üç beş satırlık yorumdaki insafsızlığın, tahkirin ve insan şahsiyetini ve tefekkürünü ciddiyetsizlik ile ayaklar altına almanın, benim bütün söylediklerimden daha az dehşetengiz bir kibir olmadığını anlayamayanları Allah’a havale ediyorum.

    “Benim bu pataloji ile başedebilecek durumum yoktur..”

    Benim de sizin moderen toplumca cool ve makbul sayılan “patoloji” tabir ettiğiniz tavırlarınızla uğraşacak hâlim yok. Benimki sinirlerin bazı şeylere dayanamaması, insanların, üstelik saydığım insanlardan saygı gören insanların bu kadar kibirli olmalarını anlayamama durumu. Bence oldukça mazur görülebilir bir durum, ama son mazur görme makamı Allah’tır elbette. Bakalım ileride O ne diyecek.

    Ama sizinki “benimle hemfikir olmayan tefekkür ve ilim, aşağılıktır, aşağılanmalıdır” anlayışı. İnsanlığın ve ahlâkın en büyük düşmanlarından biri olan, ehl-i kitabı ve sonra da giderek müminleri –Kuran ayetlerinden doğrudan çıkan manaya göre– yerin dibine batırmış olan başlıca anlayış işte budur. Müminleri birbirine düşman eden, kalpler kıran ve onları birbiriyle silâhlı da olan çatışmalara sürükleyen anlayış…

    Asıl “patoloji” yani maraz, benim cool ve yüzeysel fikirlerin hakim olduğu toplumda makbul olmadığını bildiğim naçizane kanaatimce, işte budur.

    “Kendisi gibi anlayış ve teselliye muhtaç olmadığım için ismimin ağzında sakız edilmiş olmasına ses çıkarmamamı bekleyen varsa kusura bakmasın.”

    Sizin benim dile getirdiklerimi hiç olmadık yerde ve hakkınız olmadan hakir görmenize, böylece dediklerinizi kolay yoldan cool ve makbul kılıp benim sözlerimi ezmeye çalışmanıza çok büyük bir ses çıkarmamış olmamı bekleyen varsa, onlar da kusura bakmasınlar…

    Anlayış ve teselliye muhtaç olmadığınız için mağrur gibisiniz hanfendi. Size beni anlayın diye söylemiyorum, tevbenizi edin diye söylüyorum: Bir zamanlar en çok teselliye muhtaç insan, bu dünyada Hz. Peygamberdi.

    Hayır, kendimi ona eşitlemiyorum. Sadece anlayış ve teselliye ihtiyaç duymanın bir eksiklik olmadığını hatırlatıyorum zat-ı aliye ve mağrûralarınıza.

    Ölümünden yıllar sonra, yeni eşi Hz. Aişe, “o yaşlı kadında ne buluyorsun da bana halâ onu anlatıyorsun” dediğinde, Hz. Peygamberin verdiği –sahih rivayetlere göre– o ağlamaklı cevap aklıma geliyor ve evet bir erkek olmama rağmen, haddim de olmayarak, o andaki Hz. Peygamber gibi gözlerim yaşlarla doluyor. “Hiç kimse bana arka çıkmaz, herkes beni yalnız bırakırken, sadece o kadın benim arkamda durdu!”

    Anlayış ve teselliye ihtiyaç duyuyorum ve bundan utanmak ne kelime, gurur duyuyorum. Siz bu acımasızlığın, yıkıcılığın hakim olduğu dünyaya uyum sağlamış ve anlayış ve teselli ihtiyacından da uzaklaşmış iseniz, önce siz neyinizin eksik olduğunu düşünün bir mümine olarak.

    Yorum�Yorumlar yazan: Râvî — Temmuz 8, 2009 @ 2:08 am


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.