Fehmi Koru, Ergenekon sulandırıcılar, darbederlerin şimdilerde benimsediği “birkaç boru, bir kâğıt parçası, bir iki subayı bahane ederek ordumuzu yıpratmayın; vehimlerinizi hakikat yerine koymayın” argümanına (!) cevap veriyor bu günkü “Darbe endişesi vehimden mi ibaret” başlıklı yazısında. Yazısının ana fikri “ordu içinde ve dışında müzmin darbederler var. Bunlar hükümetin vehminden ibaret değil”.
Tamam da bunu babam da söyler artık. Sizin “pop sosyologunuz” (pardon Taha Kıvanç’ın), benim Kahverengiburunlubeyazkaptan’ım dahi “Bülent Arınç herhalde doğru söylüyordu ‘İyi ki bu ordu ile savaşa girmiyoruz’ derken” diyorsa artık “darbederler var mâlesef” demek ölmüş eşeği tekmelemekten öte ne olabilir ki? Artık dindar olmayan demokratlar dahi bu noktanın ötesine geçip bu şer odaklarına karşı en etkin yöntem üzerinde kafa yoruyorlar ve çoğunlukla da CB’na, Meclis ve Hükümete daha cesur davranmayı salık veriyorlar.
Burada kendimi bir görünür paradoks içerisinde hissediyorum. Şöyle ki aslında Fehmi Koru’nun çürütmeye çalıştığı “darbe olmaz, bunlar sizin vehminiz” argümanına kendimi daha yakın buluyorum!
Ama oraya varış yolum bu argümanın sahipleri ile 180 derece zıt, Macellan’ın ispatladığı “doğuya giderek batıya varma” hesabı. Onlar bunu derken “Anayasa’ya falan dokunmayın, askeri vesayet ve onların arkasındaki rant düzenimiz devam etsin” diyorlar.
Ben ise “bunlar darbe marbe yapamaz. Sizin vehminiz bir olası darbeden edinilebilecek rantı onlara peşinen teslim etmemizi sağlıyor diyorum. Burada bu mealde en az 30 yazı vardır (Bkz. örneğin: Darbe oldu bile aptal!).
Bu noktada “pek ala darbe yaparlar; bak geçmişe” demek fazla basiret, feraset ihtiva eden bir pozisyon olarak göremiyorum. Çünkü nihai tahlilde bunun net etkisi karşınızdaki gücü büyütmek ve “bir gece ansızın gelebilirler” korkusu ile yaşamaya devam etmektir.
Oysa verilmesi gereken mesaj bu değil “artık hiç bişicik yapamazlar. Zihinlerimizde yürüyen tankları durduralım. Korkudan başka korkacak şeyimiz yoktur” olmalıdır. Alternatifi ölümden korkarak birkaç nesil daha sıtma ile yaşamak, yani statükodur. Bu psikoloji ile masaya oturursanız “aman siz darbe yapmayın da biz sizin istemediğiniz adımları atmayız. Sizden izin almadan kanun çıkarmayız. Sizin itibarınıza halel getirecek bişicik yapmayız” demektir.
“Beyaz çarşafları giyerek bu yola çıkanlar” için bu pozisyonun ahlaki savunulabilirliğinden bahsetmek fuzuli olur. Meseleyi sadece bir siyasi satranç olarak görüyorsak ta en akıllı oyun stratejisidir artık kendimizi korkularımızdan azade etmek. Artık bu güruhun ahlaki, entelektüel veya popüler sermayesi olmadığı son “bitirme planı”, Ergenekon’la ortaya saçılan telefon konuşmaları, yazışmaları ve Büyükanıt’ın böbürlenerek “kendim yazdım” dediği 27 Nisan Muhtırası ile kesinleşti. Bu saatten sonra ellerine verdiğimiz silahları bize çevirmeleri de biraz sıkar.
O zaman Hakan Albayrak’ın ifadesi ile “ondan kork, bundan kork, çuvaldaki undan kork” devri kapanmalıdır. Korkma sırası derbeder, faşist, militaristlerdedir. Etraflarındaki çemberi daraltma zamanıdır.
“Daha önce darbe yapmayız dediler ama yaptılar. Gene pek ala yapabilirler” mesajı aslında darbederlerin sizlerin ruhlarınıza işlemesini istedikleri mesaj ve onların yaşam kaynağıdır. Sırf Ergenekoncu zihniyetin sahte olmadığını ispat (!) için bu mesajı zihinlere pekiştirmeye yardımcı olmayalım derim naçizane Fehmi Bey.
Ezcümle “darbe marbe yapan yok, o sizin vehminiz” diyenlere “haklısınız” deyip gereğini yapalım. O gereği de onların düşündüğünün tam tersidir.

Aklıma biraz hafifmeşrep bir nükte geldi: “Fehmi Koru bey, ismini “Vehmi Korku” diye değiştirecek de mi böyle endişeli şeyler yazıyor!”
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Temmuz 5, 2009 @ 6:34 pm
Bekir bey, TCK değişikliğiyle ilgili son birkaç günde basınımızda yazılanlar cumhurbaşkanını etkilemeye veya onun vereceği kararın gerekçesini hazırlamaya yönelik yayınlar. Merkez medyada cumhurbaşkanına değişikliği meclise iade etme çağrısı, telkini ve propagandası tam bir psikolojik harekat içinde yapılıyor. Yeni Şafak, Zaman, Taraf vb gazetelerde ise bu psikolojik ikna, telkin, bastırma ve sindirme hareketine karşı bir harekat yapılıyor. Fehmi Koru’nun yazısı da bu çerçevede, Abdullah Gül’ün değişikliği kabul etmesinin iyi bir şey olacağını savunuyor. Ama burada asıl konu, bu değişikliğin bizatihi kendisinin, mücadelede taktik önemi çok yüksek bir mevzi haline gelmiş olması. Dikkat edin, cumhurbaşkanını değişikliği veto etmeye çağıran psikolojik harekatın içinde, demokratik düzenden yana ve darbe karşıtı imiş gibi görünüp bir taraftan da “Artık bu devirde darbe yapmak mümkün değildir. Darbeye ancak salaklar teşebbüs eder. Zaten genelkurmay başkanı da demokrasiye bağlılığını defaatle vurguladı. O zaman bu değişikliğe ne gerek var?” tezleri, çaktırmadan ileri sürülüyor. Ama eğer cumhurbaşkanı değişikliği meclise iade ederse bu, askerin konumunu güçlendirecek, sivil iktidarı ise zayıflatacaktır.
Sonuç olarak, ister Fehmi Koru gibi darbe vehmine kapılmış olalım, isterse sizin gibi “Geçti o günler. Kendimize güvenelim artık. Darbe vehmiyle yaşamayı aşalım” diyelim, cumhurbaşkanının bu kanun değişikliğini onaylaması gerekiyor. “Etraflarındaki çemberi daraltmanın zamanıdır” diyorsunuz, işte çemberi daraltacak ilk adım bu. Sonra Anayasa Mahkemesi isterse bu değişiklikleri iptal etsin, önemli değil. O zaman yeni hedef anayasanın 145. maddesinin değişmesi, Askeri Yargıtay’ın kaldırılması vs olacaktır.
Yorum�Yorumlar yazan: Şevket Zaimoğlu — Temmuz 6, 2009 @ 6:08 am
Güzel yorum. Vardığınız sonucu paylaşıyorum; eğer bilmediğmixz bir şeyker yoksa. Diğer yazıda söylediğm gibi yasadaki boşluk, teknik problem, düzeltilebilir. Vesayete karşı sağlam duruş daha önemli. “aman, cıss, yakar” sendromundan milletçe çıktığımızda, Honduraslılar kadar demokratik bilnç, cesaret sergilediğmizde liderlerimiz de imzaları elleri titremeden atabilirler.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 6, 2009 @ 7:38 am
Ellerinize saglik Bekir Bey Abim. Bu zihniyetin; yani laf salatasindan dolma yapip kabak tadi verenlerin farkina varamadiklari sey, daha once degindiginiz gibi herseyi 80 yil oncesinden takip etmeleri gibidir.Inlerinden hic cikmadiklari icin manzaranin butununu kavrama yetenegini yitirmisler bu Seytanin aptal cocuklari. Bilim adina ‘Erke donergeci’ felsefi yonden ‘Ali topu at, Veli topu yakala’ sosyal bilgiler bilmem ne adina ‘Bal tutan parmagini yalar’ ve daha nice bilim dallarinda safsata sandigimiz bu ogretilerin onlarin ’salt gercek bilgi dagarcigi’ oldugunun farkina varilmistir halkimiz tarafindan. Evet, artik salatadan kabak dolmasi sunumunu halkimiz yemez, diretirlerse karsiliginda kafalarina ’su kabagi’ yiyecekleride asikar vesselam. Ali topu at, Veli topu yakala! Sene 2009 dayiz dimi beyler..
Yorum�Yorumlar yazan: Vedat Cakir — Temmuz 6, 2009 @ 6:13 pm
Şahsen ben hep “sivil siyaset namına atılmış adımlardan alınan sonuçlar ,atılacak adımlardan alınacak sonuçların teminatıdır” diye düşünüyorum.(bkz.27nisan,A.Gül’ün seçilmesi….vs)
Büyükanıt,Başbuğ….or-kor-tüm-tuğ….konuşmaları basın toplantıları..tüm o fiyaka çabaları, artık eski etkisini göstermiyor, vakayı adiyeden sayılıyor (otoritelerini kullana kullana yıprattılar,tehditleri artık blöf tadında)
25 tane kanal aynı anda yayınlayınca bi halt ettik zannettiler heralde,milletin üzerinde eski otoriteleri yok artık
polis ,asker,savcı,kaymakam demeden askere alma, bedelliye geçit vermeme,aynı tezgahtan geçirme numarası da zannettiklerinin aksine artık aleyhlerine işliyor ,herkesi askere aldıklarında ne kadar çürük bir sistem olduğunu herkese göstermekten başka birşey yapmıyorlar.
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Temmuz 9, 2009 @ 9:08 pm
Şükürler olsun Allah’ıma bu günleri de gösterdi!
Türkiye’de olduğum 5 sene içerisinde dahi kaybettikleri irtifa gözler kamaştırıcı.
Ne güzel demiş Üstad:
“Bir gün anlaşılır şiir;
Çoğu gitti, azı kaldı.
Ekmek gibi azizleşir,
Çoğu gitti, azı kaldı… ”
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2009/07/03/cogu-gitti-azi-kaldi/
Ben de paradigmanın çatırtısını yıllardır duyuyordum, zira eşyanın tabiatı böyle diyordu.
Artık korkum kazananın yozlaşıp tanınmaz hale gelmesi, ki bunun da emareleri çok. Her dönemde kazanan takımda olmayı şiar edinenler çoktur bu memlekette. Önümüzdeki dönemde fıkradaki sahte meyhane kabadayısı gibi “var mı ikimize yan bakan” diyenler, ganimeti götürmek isteyenler çoğalacak. Orwell’in Hayvanlar Ciftliği’ndeki domuzları bu gün dahi mezbul miktarda.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 9, 2009 @ 9:40 pm
Yorum�Yorumlar yazan: pınar — Temmuz 9, 2009 @ 10:12 pm
Bi şey anladıysam laikçi olayım
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 9, 2009 @ 10:20 pm
koyduğunuz teşhise göre “klasik laikçilik” hastalığı bana musallat olmuştu ya (bu kış Ankaraya gitmiştim orda bulaşmış olabilir mi acep)…
cumhurbaşkanı yasayı onaylayınca benimde içimde bi kıpırtı, sevinç oluştu. onu yazacaktım bloğa. blogdaki “Her dönemde kazanan takımda olmayı şiar edinenler çoktur bu memlekette.” yorumunuzu görünce böylesi yazmayı daha uygun gördüm. hadi gazamız mübarek olsun:-) samimiyetime inanırsanız tabii..
Yorum�Yorumlar yazan: pınar — Temmuz 9, 2009 @ 10:27 pm
Hah, şimdi oldu!
Samimiyet-Meter-Trinitron-2010 modeli çıkana kadar inanalım hadi
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 9, 2009 @ 10:43 pm