İbrahim KİRAS (Star)
Amerikalı siyaset bilimci Fukuyama’nın bir zamanlar çok tartışılan ‘tarihin sonu’ tezini hatırlıyor musunuz?
Liberal demokrasinin, daha doğrusu Amerikan tarzı kapitalizmin en mükemmel sosyal sistem olarak üstünlüğünün kanıtlandığı ve insanlığın bundan daha iyisini bulmasına artık imkán olmadığı iddiasına dayanıyordu bu tez. Kapitalizmin alternatifi olabilecek bir ideolojinin yaşama şansı olamayacağı için ideolojik mücadelelerin de devri kapanmıştır; dolayısıyla tarihin sonuna gelinmiştir… Yani bir anlamda ‘dünyadaki cennet’ kurulmuştur, demeye getiriyordu Japon asıllı Amerikalı.
Sovyetlerin dağıldığı günlerde kaleme alınan işbu ‘tarihin sonu’ tezi yüzünden çok yüklendiler zavallıya. O makalenin Pentagon’un talimatıyla yazıldığı mı söylenmedi, Hegel’in kemiklerini sızlattığından mı yakınılmadı…
Ama kim ne derse desin, biz Fukuyama’nın hissiyatını anlayabiliyoruz. Çünkü bizim de zihinlerinin işleyiş tarzı Fukuyama’yı çokça andıran arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız da kendi hayat tarzlarının ‘en doğru’ ve ‘alternatifsiz’ olduğu inancını taşıyorlar. Dahası diğer hayat tarzlarının da sınırlarını belirleme hakkını kendilerinde görüyorlar.
Mesela başörtülü kadınlar nereye girebilir, nereye giremez… onlar belirliyor. Farklı bir görüş ileri sürerseniz ‘islamofaşist’ oluyorsunuz.
Son tartışmalar sırasında bunun bir başka örneğini gördük. BBP’li gençlerin Topkapı Sarayı’ndaki eylemini tasvip etmemek, yanlış bulmak, lüzumsuz görmek, taşkınlık saymak… (yani işin ‘usul’ bakımından eleştirilmesi) başka bir şey… Dindar insanların ‘dinen kutsal sayılan mekánlarda içkili eğlence düzenlenmesine’ karşı çıkmaya ‘hakkı’ olup olmadığını sorgulamak başka bir şey.
Hayır, hakkınız yok, diyorlar. Böyle bir şey yaparsanız kendi hayat tarzınızı ‘topluma’ dayatmış oluyorsunuz. Bütün hayat tarzları eşit, ama bazıları ‘daha eşit’ çünkü…
* * *
Türkiye’nin toplumsal problemlerinin kökeninde bu sağlıksız hegemonyacı yaklaşım var.
* * *
İnsanlar kendileri için seçtikleri hayat tarzını ‘en doğru’ kabul edebilirler. Nihayetinde bu konu ‘inanç özgürlüğü’nün alanına girer!
Ama bazıları kendi hayat tarzlarının ‘en uygun’, ‘en doğru’ model olduğu kabulünden hareket ederek diğerleri üzerinde tahakküm kurmaya kalkışırsa problem çıkar. Çünkü ben de kendi seçimimin doğru olduğunu düşünürüm. Ben sizin seçiminize ses çıkarmadığıma göre kendi seçimime de saygı gösterilmesini isterim.
Toplumsal barışı devam ettirmenin yolu da zaten budur.
Türkiye’de bunun tersi yapılıyor. Yıllarca devlet eliyle yapıldı üstelik. Egemenlerce ‘uygun görülen’, ‘doğruluğu onaylanan’ bir hayat tarzı var bu ülkede. Öyle ki ona uymayanlar ‘sapkın’ sayılıyor. Bu sapkınlara öncelikle acınıyor, ‘doğru yolu’ bulamadıkları için. Bunun için mümkün olduğunca terbiye edilmeye çalışılıyor ve ‘doğru yola’ davet ediliyorlar. Olmazsa sopayla hizaya getirilmeleri meşru hale geliyor.
Bunu yapanlar hem ‘cahil köylülerin oyuyla bizim oyumuz bir olabilir mi’ demeye çekindikleri için ‘dindarların hayat tarzıyla ‘çağdaş yaşam’ bir olur mu hiç’ diyorlar, hem de kendilerini ‘liberal’ diye tanıtıyorlar.
Seçkinler sınıfının ‘islamofobi’sinin beslediği bu marazi yaklaşımın adı nasıl liberalizm olabilir?
Geçmişte Kemalist elitlerin ajandasını belirleyen bu buyurgan ideolojiyi bugün liberalizm adı altında sunmak en başta liberal düşünce mirasına saygısızlık.

selamünaleyküm!
facebukta bir video paylaşımında gördüm protesto eylemini. bildiğimiz barışçıl protestolar nasıl yapılıyorsa aynen öyle yapılmış. beğenip beğenmemek, katılıp katılmamak bir yana ” bunların eylem yapma hakkı; oy hakkı; yaşama hakkı…” yok! “nasıl olur efenim?” düzeysizliğinde itirazlar.
BBP’lilerin geçmişi, bugünlerini ve geleceklerini de ipotek altına aldırmış “belirleyiciler” ce. ki bu belirleyicilerin eline düşmeye görün; hukuk ihlallerinin hertürlüsüne maruz kalmakla kalmaz, ebedi lanetli ilan edilir, afaroz edilirsiniz.
kendilerini nasıl ve ne adla tanımladıklarının hiç önemi yok. çünkü onlar kendilerinden menkul değerleri ve yetkileri ile herşeyi belirleyen buyurgan tanrılar olarak görüyorlar kendilerini ve tüm işleri, kamusal alanların lanetlileri listelerini tutmak ve yayınlamak gün boyu. şindlerin listesi gerçekmiydi bilmiyorum ama laik engizisyon hergün çarşaf çarşaf listeler yayınlıyor ve imkanlarının elverdiği ölçüde infazlar gerçekleştiriyor. düzeninin varlığının insan ekip iktidar biçmekle sürdürülebilir olduğuna inanan bu paranoya, her sabah küçücük siyasi mahkumlara ” varlıklarını, mahiyetini bilmedikleri tanrılara kurban etmeleri ” hususunda yeminler ettirerek, kan dökerek ve bozgunculuk çıkarıp, ekini ve nesli fesada uğratarak yatışabilen bir canavara dönüşmüştür.
aslını soracak olursanız, bütün bütün ar damarı çatlamış bir utanmazlıktan, edepsizlikten başkasını bulamazsınız bu paranoyak saçmalığın ardında…
Yorum�Yorumlar yazan: rüştü hacıoğlu — Temmuz 16, 2009 @ 4:45 pm
Yorumunuza katılıyorum Rüştü Bey.
Tanımladığınbız tipik laikçi tavrı. Her ne kadar liberal diye tanımladığımız yelpaze içerisinde tavırlar çeşitlilik gösteriyorsa da onlar arasında da da Müslümanı bir “demokratik samimiyet” testine tabi tutanlar hatta demokrasiye ancak dindarın geri planda kalacağına inandıkları için isteyenler de var Ahmet Altan gibi.
(Bkz. Bir “dindarın” Ahmet Altan’a cevabı )
Bu da bu olay üzerinden çay bardağında fırtınalar koparan Ahmet Altan ve diğer Taraf yazarlarına bu gün yazdığım mesaj:
——————–
Ahmet Bey’in “modus operandi” sini öğrendik: Ne zaman kendisine demokrat olmaya karar verirse bir başkasına projeksiyon yapar.
Sadece onun değil Türk moderninin genlerinde vardır bu karakteristik.
Ne olmuş?
50 tane cahil genç bir konuda hassasiyetlerini ifade etmişler, şiddeete baş vurmadan (ki o hassasiyeti yersiz bulduğunu hemen herkes ifade etti). Her demokratik ülkede her gün rastlanan cinsten bir protesto. Jesus Christ Superstar, Mel Gibson’un filmi veya Oh Calcutta tiyatro oyunu gibi pek çok sanat etkinliği birileri tarafından protesto edilir.
Rasim Ozan’ı yumuruklama olayı değil bu.
PKK’ya anlayış gösterebilen Ahmet Altan ve “kendine demokrat” pit-bulları hemen alarm zillerini çalarlar. Hangi ahlak, meşruiyet, demokrasi ölçeğini kullandıklarını söylemeden, bunu darbeperver faşistlerin tutumları ile eşitlerler bilinmez.
Ya hu siyaset, toplum bilimleri laf ebeliğinden mi ibarettir? Kurduğunuz analojileri birilerinin objektif hakikat testine tutmayacağından nasıul bu kadar emin olabilirsiniz?
Bakın biri tutmuş:
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ibrahim-kiras/koylunun-oyuyla-liberalin-oyu-201297.htm
Ahmet Altan’ın neden bir iki haftada bir Müslüman’a şamar atma ihtiyacı ve serbestisi duyduğunu biliyorum:
1.Çünkü Müslüman PKK’nın yöntemini bir hak arama yolu olarak seçmedi.
2. Mahallelisine “ben onlardan değilim” mesajı gönderme ihtiyacı.
Bir ona bir öbürüne vurmak ne vicdan ne demokrasiden taraf olmak yerine ikame edilebilir.
Gerisi laf-u güzaf.
Bekir L. Yıldırım
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Temmuz 16, 2009 @ 7:05 pm
Merhabalar Bekir Bey,
epeydir yoksunuz, umarım herşey yolundadır. bizi güzel uslubunuzdan mahrum bırakmamanız temennisiyle…
Yorum�Yorumlar yazan: pınar — Temmuz 22, 2009 @ 6:13 pm