Doktor değilim. Araştırmadım da konuyu. Yüksek risk grubunda olmadığımı biliyorum. Münzevi de yüksek risk grubunda ise gerisinin hali perişan zira.
Başbakan da bu grupta mı emin değilim. Ama benden fazla insanla temas kurduğuna bahse girerdim, bahse giren biri olsaydım.
Ama ben gene de ondan bu aşıyı olmasını istiyorum. Doğrusu budur. Aksini yapması, kendi sağlık bakanının verdiği sakıncası olmadığı teminatına yeteri kadar güven duymadığı manasını taşır. Recep Akdağ zeki, sorumlu, proaktif bir bakan. Bizleri ilgilendiren her konuda kendimizin teknik araşıtırma imakanı olmadığı için birilerine güvenmemiz lazım. Ben güveniyorum verilen teminata bu konuda da GDO konusunda da.
Başbakan değil herhangi bir grup insan için rol modeli konumunda olsa idim gider olurdum. Eğer sağlık bakanlığı herkesin olması iyidir derse şimdi de gider olurum.
Ezcümle: Olun şu aşıyı Sayın Başbakan. Hatta siz de olun Sayın Cumhurbaşkanı. Kahverengiburunlubeyazkaptan gibi “Şövalye ol CB’lığı koltuğundan feragat et” demiyouz şunun şurasında.
Sövalyelik yapın , aşı olun!

GDO konusu tam bir felaket ile sonuçlandı, bu konuda nasıl ve neye göre sağlık bakan(lığ)ına güvendiğinizi anlamış değilim.. Sonuçlarını bizim neslimiz değil, torunlarımız görecek. (GDO konusunda netpano.com sitesi önemli bir arşivi barındırıyor, isteyen inceleyebilir. Bir tanesi şu: http://www.netpano.com/haber/3740/GDO%E2%80%99lar/Ad%C4%B1/Konmam%C4%B1%C5%9F/Kitle/%C4%B0mha/Silahlar%C4%B1)
Her nereden nasıl geliyorsa Recep Akdağ’ın şahsına duyduğunuz muhabbet ve güven, GDO konusundaki bilgi eksikliğinizi giderebilir mi bilemiyorum. Aşı konusunda ise şu söylenebilir: Henüz yan tesirleri henüz tam olarak bilinmeyen ve birkaç çeşidi olup -nedense eser miktarda olsa bile civa ve kanser yapıcı etken maddelerden arındırılmamış çeşidi bizde; ABD ve Almanya’da uygulunan bu değil- deneme aşamasında olan bir ilacı “zorunluluk” haline getirmeye çalışan bakan(lık) haklı bir duvara toslamıştır. Başbakanın tavrından sonra birden U dönüşü yapan bakanın tavrı neyle değerlendirilebilir? Eğer önceki söyleminde haklı olsaydı bunu sürdürmesi gerekirdi, isterse Başbakan istifasını istesin.. Bir iki Başbakan lafından (fırça?) sonra hizaya geliyorsa ‘var bu işte bir iş’ der ve bir “omurga sorunsalı var” diye de eklerim.
Yorum�Yorumlar yazan: rush — Kasım 5, 2009 @ 8:08 pm
bahsettiğima rşive ulaşamaycaklar için:
http://www.google.com/custom?domains=Netpano.com&q=gdo&sitesearch=Netpano.com&sa=Haber+Arama&client=pub-6799905396139154&forid=1&ie=UTF-8&oe=UTF-8&cof=GALT:%23008000;GL:1;DIV:%230033FF;VLC:663399;AH:center;BGC:FFFFFF;LBGC:FFFFFF;ALC:0000FF;LC:0000FF;T:000000;GFNT:6699FF;GIMP:6699FF;LH:65;LW:289;L:http://www.netpano.com/images/logo.gif;S:http://www.netpano.com/;FORID:1;&hl=tr
Yorum�Yorumlar yazan: rush — Kasım 5, 2009 @ 8:12 pm
GDO konusunda “Sağlık bakanına güveniyorum” değil Tarım Bakanlığı başta omak üzere bu konuyu benim bir kaç internet tıklasması ile edinebileceğim bilgiden daha fazla bilgisi olduğuna ve halka karşı hıyanet içinde olmadığına güveniyorum demek istemiş idim “verilen teminata güveniyorum” der iken.
Her gün posta kutuma bir kaç komplo teorileri uyarısı düşer. GDO, Obama 9 trilyonluk bor madenimizi 40 milyona almaya geldi vs.. Bizim çocukluğumuzda bir şeyin doğru olduğuna delil olrak “gastede yazıyor, radyoda duydum” derlerdi şimdilerde “intenette ayne böyle diyor”
Aşıya en hararetli karşı çıkanlrdan biri olan MHP’li eski Sağlık Bakanı Korkmaz idi. Aynı adamı bundan 10 yıl kadar önce kemik iliği baknası kurulmasına “gaurlar gen haritamızı çıkracak” diye engellemesinden hatırlıyorum.
Güven böyle kazanılır veya kaybedilir.
Bu ülkede ortak iyilik için partizanlığın ötesine geçebilecek, “onlar yaptı ise karşı çıkmak lazım” veya “bunu nasıl gol atmak için istismar ederim” diyen zihinden daha gelişimiş bir olgunluğa mutlaka ulaşacağız. Buna inanıyorum.
Sizin motifiniz bu olmayabilir ama sizi ikna eden kaynaklar çoğunlukla böyle.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 5, 2009 @ 9:05 pm
Bendeniz de tarım bakanlığına böyle subjektif bir güven duymak isterdim. “Tarım/sağlık bakanlığının bir bildiği vardır, hele hele tarım/sağlık bakanı çok iyi güvenilir halkını düşünen bir insandır, rahatım” minavlindeki düşünceler, kusura bakmayın ama GDO/H1N1 aşısı gibi ciddi bir konuda oldukça naif sesler olarak kalır. Yıllardır süren araştırmalarım, incelemelerim ve bu konuda otorite sayılabilecek kişilerden edindiğim bilgiler ışığı altında meseleye baktığımda, GDO konusunun -tekrar ediyorum- “tam bir felaket” ile sonuçlandığını düşünüyorum. Bu, benim uçuk kaçık abuk sabuk komplo teorilerinden beslenip ortaya çıkardığım bir senaryo ya da fikir değil. Bunu yıllardır haykıran alanında otorite sayılan biyoteknologlar, genetik mühendisleri ve ziraat mühendisleri var. Sahi GDO konusunda ABD Tarım Bakanlığı ve FDA’in aldığı kararlarını inceleyip Türkiye’nin şu son kararıyla karşılaştırma şansına eriştiniz mi? Ya da bunu yapmayı düşünür müsünüz?
Beni o şu bu partinin bakanları, icraatleri, söyledikleri pek ilgilendirmiyor. Birinin aşıya haklı olarak karşı çıkması, onun geçmişte veya gelecekte sağlık alanında her dediğini haklı kılmaz. Tersi de geçerli.
İyi akşamlar dilerim.
Yorum�Yorumlar yazan: rush — Kasım 5, 2009 @ 9:29 pm
Sn. Rush,
Sizin her abuk sabuk komplo teorilerine itibar etmiyor olabilirsiniz ama vardığınız yargıda bir miktar “rush” veya benimkinin aksine güvenmeme sonucu varılan ön yargı olduğunu düşünüyorum.
Siz de aksini “düşünüyorum” demişssiniz. Eh normaldir farklı düşünmek, güvenmek, güvenmemek. Zaten “güven” de sevgi, nefret gibi “subjektif” kavramdır.
Burada bilimsel bir makale yazmıyorum, hatta populer bilim seviyesinde dahi muhtelif kaynaklardan edindiğim bilgileri sunma gereği duymadım. Nedenim de yazıda. Her konuyu kendi gayretlerimizle araştırıp yüzde yüz doğru bilmsel tespitler yapmamız mnümkün olmadığına göre otoritelerin söylediğnin yanlış olduğunu düşünmek için
1. Ya o konuda, bilim, sağlık politikaları camiasından çok kuveetli, uniform tekiler gelir ve bunlar cevplanamaz:
2. Ya bu mevkkilerdeki kimselerin hiç bir konuda güvenilemeyeceği gibi bir ön yargınız olur;
3. Ya da bu insanlaerın doğruyu bildikleri halde başka ajandalar. kişisel menfaatler vb. nedenleri ile halkı yanıltıığına kaniisinizdir..
veya bunların heerhangi bir kombinasyonu. Bu şartlar oluşmadığı için bu pozisyondayım.
Bu da sizin “ben konuya aşinayım ve uzman kişilerle
konuştum” ifadeniz kadar objektif bir kriter.
(biirikiminizi sorgulamıyorum burada. ama karşı tez de aynı şekilde savunulabilir).
Osman Korkmaz hakkında geçmişteki “Batlılar genlerimizi çalacaklar , kopyalayacaklar” vb paranoyasından bahsetmem tabiiki “öyleyse onun her dediği yanlıştır” demek değildi. Sadece bu karşı çıkışların irrasyonel, karşı çıkmaya kurulu zihinlerden duymaya çok alışık olduğumuzu ifade etmekti. Bu günkü en kuvvetli itirazlar oradan çıkıyor zira.
Ben yurt dışında iken hemen her sene grip aşısı olurdum, zira çalkıştığım yerde sağlık merkezi vardı. Onun da yan etkileri olduğunu bilerek. Burada da kolay olsa olurum. Hemen her türlü tedavinin bir çeşit “yan etkisi” olduğuna ama hemen her birinde de faydanın yan etkiden çok fazla olduğuna “inanıyorum” . “Güvendiğm” kimseler de halk sağlığını korumak gayesi ile konuyu araştırmış bu yagıya varmışlar.
En azından risk gruplarında olan herkese gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum. Başbakan olsun veya olmasın.
Size de iyi akşamlar.
Hamiş:
Verilen teminatı yeterli bulmayan siz ve benim gibi vatandaş ile Başbakan’ın farkına da tekrar dikkat çekerim. Ondan istediğm kafası karışık halka doğru mesaj vermes örnek olmasıdır, “radyasyozuz çay” içen bakan gibi
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 5, 2009 @ 11:07 pm
“Hemen her türlü tedavinin bir çeşit “yan etkisi” olduğuna ama hemen her birinde de faydanın yan etkiden çok fazla olduğuna “inanıyorum” .”
Psikiyatrik ilaçlar meselesinde bu çok var. Çoğu kişi “bunların gereksiz olduğu, psikolojik sorunları kişinin kendi çabasıyla düzeltmesi gerektiği (!?!)” gibi, rahatsız kimselere karşı saldırganlık, hor görme, azarlama, terbiyesizlik etme öğelerini yüksek dozda taşıyan fikirlere sahipler.
Depresyon benzeri bir rahatsızlık çektim kendim de zamanında. Fayda yan etkilerden fazlaydı, evet. Lâkin doktoru doğru seçmek lâzım ve doğru doktor en azından Türkiye’de kâmilen bulunmadığı için, doktorların ihmallerine de katlanmak lâzım. Ve işin aslı, şayet az bile olsa yetecek paranız varsa paranızla doktor nezaketi, doktor ilgisi, doktor insanlığı satın almanız lâzım…
İlaçlar doktorların şahıslarından çok daha iyiler. İlaçlara güvendiğim kadar doktorlara güvenmiyorum. Yan etkileri de sağladıkları fayda yanında gülün dikeninden bile daha az acıtıcıdırlar artık benim için.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 6, 2009 @ 1:11 am
Başbakan beni şok etti o açıklamayla , kameralar önünde…hiç mi konuşmadılar bu meseleyi ?
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 6, 2009 @ 5:52 am
Açıklamayı bilmiyordum ama bir şekilde farklı şeyler söylediklerini biliyordum. Şurası bir gerçek ki lüzumsuz yere (zira altı astarı bir basir aşı, beyaz gömlek falan gerekmiyor) kan kaybediyor Başbakan. Bu da konuyla ilgili:
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/yukselir/2009/11/06/asi_yaptirmali_mi_yaptirmamali_mi
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 6, 2009 @ 12:57 pm
Dün Tarım bakanı GDO’lu ürünler yemeyeceğini açıkladı ama Türkiye’de GDO serbest bırakıldı.. Ne kadar güzel.
Bekir bey, siz her ne kadar altı astarı basit bir aşı deseniz de, ispatlanamayacak bir bilgi olsa dahi H1N1 aşısı ile ilgili şunu söyleyebilirim: Aramızdan suyun sızmayacağı nadir arkadaşlarımdan biri önemli bir ilaç şirketinin AR-GE’sinde çalışıyor ve işi gereği Marmara Bölgesindeki Tüm fakülte hastanelerinin “klinik mikrobiyoloji” departmalarındaki akademisyenlerle içli dışlı. Ve bunların kahir ekseriyetinin (hemen hemen yüzde 90′nın) ve ailelerinin aşı olmadığını ve hatta aşıya mesafeli baktıklarını söyledi. Tabi bunu dediğim gibi asla kanıtlayamam.
Aşı olmayıp nemi yapalım? Doğal yollara başvuralım. “sarımsak-limon suyu” formulu (google’da taratılırsa içeriği bulunabilir), bol sarımsak tüketmek (kokarsanız kokun birazcık) veya ekinezya kapsülleri (çayını tavsiye etmiyorum) yeter de artar bile. Allah bize şifayı bunlar aracılığı ile versin/verir, ne idüğü belirsiz sentetik karışımlarla değil.
Yorum�Yorumlar yazan: rush — Kasım 7, 2009 @ 7:31 pm
GDO Sebest mi bırakıldı? Lütfen!
Herhalde processed food da katkı maddesi veya trace contaminant miktarında bulunabileceklerden bahsediyorsunuz.
Ki o konuda da ABD stadardının çok çok ilerisinde olan AB StandaRDI KABUL EDİLDİ.
1. GDO tarımı Türkiye’de zaten yapılmıyor idi.
2. ABD’den (GDO mahsulünün yaklaşık yüzde 70 den fazlası onlara ait) GDO’lu mısır, soya, kanola vb ürünleri bu düzenleme ve kanun teklifi ile mevzuata bağlanmış uygulamadaki istismar önlenmiş olacak.
3. Gene bu düzenleme ile katkı maddesi veya türev olrak GDO bulunması muhtemel gıdalar konusuna Türk tüketicisi de AB tüketicisi gibi “Etıketleme” yolu ile bilgilenecek ve “sorumlu, reşit tüketici” olarak kolesterol, yağ, şeker mmiktarı, helal-koşer konuları gibi bu konuda da tercihini yapacak.
Bunun “GDO Serbest BIRAKILDI” diye tevil etmek demagojidir. Kusura bakmayın. Bu ve diğer yaygın komplo teorilerini içeren bir yazı üzerinde çalışıyorum. Yakında burada veya başka bir yerde inşallah.
*****
Domuz gribi aşısına gelince. Bizdeki sağlık persopnelinin bir çoğunun olmaması beni şaşırtmaz. Hastahjanelerde sişgara yasağı deliniyorsa da..:)Ailede bir kaç doktor var. Sormadım onlara dahi. Herhalde sağlık bakanlıuğının tavsiyesi mi muhtelif söylentier mi tercihim açık. Tabii önlemleri ben de tercih ederim ama sorumluluk makamındaki kimseler bu tür ispatlanmamış tabii ilaçları ikame etme lüksüne sahip değller. Gene de yorumnuzda “pek ne yapılsın” sorusuna en azından bir cevap üretmeye çalışmanız takdire şayan. ÇOğu unu da yapmıyor.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 7, 2009 @ 8:32 pm
Üzgünüm sizin “demogoji” demeniz gerçekleri maalesef değiştirmiyor. Keşke değiştirseydi ve keşke siz haklı olsaydınız da bendeniz demagog olsaydım Bekir bey.. Bundan duyacağım üzüntü, şu GDO konusundaki gerçeklerin bende yaratttığı üzüntü yanından bir hiç mesabesinde olurdu inanın.
Bu konuda size ne dersem diyeyim, hangi sitelerdeki bilgileri aktarırsam aktarayım sonuçta şöyle bir intiba oluşturdunuz bende: “Bunların hepsi komplo, geçiniz!”
Bilemem, demekte özgürsünüz elbette, ben sadece düşüncelerimi aktarıyorum dileyen istediği gibi değerlendirsin:
http://www.teknoport.com.tr/2009/10/27/gdo-serbest-gdo-yok-yazmak-yasak/
http://www.tzymb.org.tr/birlikgorusu.asp?id=350 (sanırım TZYMD de benim gibi demagoji yapıyor olmalı)
http://www.netpano.com/haber/3754/Kabus/Ger%C3%A7ek/Oldu/GDOlar/Serbest
http://www.gidahareketi.org/Turkiye-de-Gdo-lu-Urunler-Yasak-Ama-Girisi-Serbest-366-haberi.aspx
Yorumunuzdaki 3 maddeyle ilgili:
1. Bu konuda kesin net bir bilgi yok. Evet kağıt üstünde yapılmıyordu ve yasaktı ŞİMDİYE kadar.
2. umarım öyle olur. İstismarların kanunlarla ne kadar önüne geçildiğini biliyoruz..!
3. Bu çok önemli değil. Sıkı biyo-güvenlik yasası (Türkiye’de yok) olmadan etikelendirme ve uyarma bir şey ifade etmez.
Domuz gribi aşısında ise Başbakan -daha önce defalarca haykırılan – bir gerçeği dün ifşa etti: ABD’deki ile bizdeki uygulanan aşı farklı. Ve içerik olarak henüz yan tesirleri bilinmeyen evet evet yanlış duymadınız bilinmeyen etken maddeler var. Bu aşı tipi kesinlikle ABD’de uygulanamıyor.
Sahi önceki yorumumda sordum ama yine merak ediyorum: Sağlık bakanı, Başbakanın olaya müdahelesinden sonra neden süt dökmüş kediye döndü? Bir doktor, doğruluğuna kesin inandığı bir ilacı, daha önce bir zorunluluk olarak lanse ederken, bir iki “uyarı” ile karşılaştığında hemen kullandığı jargonu değiştiriveriyorsa (ya da artık o jargonu hiç dillendiremiyorsa) bu neyle tevil edilebilir? Sağlık bakanı siyasi kariyeri uğruna doğruları mı söyleyemiyor da başbakana karşı çıkamadı? Nedenini merak ediyorum söylemlerindeki bu U dönüşünün? Daha bir hafta önce aşı için bir zorunluluk estirilirken, şimdi n’oldu? Başbakanın haklı bir müdahalesi mi gerekliydi?
Yorum�Yorumlar yazan: rush — Kasım 8, 2009 @ 8:21 pm
Taraf’ta konu ile ilgili, daha tarafsız ve sorumlu bir yazı çıkmış.
http://www.taraf.com.tr/haber/43603.htm
Benim bu ülkede konuların öbürlerine gol atmaktan, küçük siyasi menfaatler, ideolojik saplantıların ötesine geçecek çapta insanların var olduğun ümidimi arrtıran bir yazı.
Sizin argumanlarınız burada ve diğer mekanlrda rastladığım cahilane körü körüne muhalefet türünden değil zira rasyonel destek bulma gibi bir gayrete giriyorsunuz. Ama seçme, muhalif partizan kaynakları şahit gösterip “gerçekler” diye sunarak münzara kazanmaya çalışıyorsunuz. Daha önce söyledim burada GDO veya H1N1 aşısı gibi bilimsel konularu tartışmak şöyle dursun yüzeyini dahi çizemeyiz. Dünyanın sahasında en saygın yerlerinde mühendislik bilimi okudum, uyguladım.
Amerikadakinin aynısı değil (ee? Avrupadaki olsa kesmez mi?) türü stadart istemezükçü, sorumsuz muhalefet sömylemleri lisanımda demagoji sınıfına girer.
Kibar üslubunuza rağmen bu tespiti yapmak zorundayım.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 1:59 am
Hocam, konuyla sanırım epey ilgili. Mühendislik vurgularinizla son günlerde birkaç yerde birden karşılaştım. Şimdi bu son yorumunuz yine beni oraya götürdü. Sanırım ne demek istediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum. Şöyle ki mühendislik bilimleri, gelişigüzel, savruk veya keyfî düşünmeye karşı en müsamahasız bilimler arasındalar. Nitekim bunlar öyle bir düşünme tarzına karşı en müsamahasiz temel bilim olan matematiğe en çok dayalı olan alanlar. Bu sayede, insana bir mantıklı ve ciddî düşünme disiplini kazandırıyorlar. Lâkin burada şöyle bir tezat da maalesef çok görülebiliyor. Pekçok mühendis, mühendislik mezunu tanıdım; kendi alanları dışında, bilhassa sosyal ve beşerî meseleler ve bilimlerde öyle savruk, işlerine geldiği gibi veya mesnetsiz, dayanaksız düşünüyor ve tavır alıyorlar ki insan merak ediyor, mühendislik okurken edinmiş olmaları gereken disiplinli ve rasyonel düşünce tarzı nereye gitti diye… Allah biz genç ve gencimsi nesillere gerekli ciddî düşünme disiplinini ve entellektüel, fikrî dürüstlüğü kazandırsın. Bir de bu ahmak mustafa’ya az konuşup ve az yazıp çok okuyabilmeyi artık nasip etsin, bilhassa üniversitedeki derslerini. Bu iki duaya amin demenizi sizden ve okurlarınızdan rica ederim. Sağlıcak ve selametle.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 10, 2009 @ 3:21 am
Hastanelerde bıçak parası alan, menfaat için Hipokrat yeminini de ahlakını da hastanın canını da feda eden doktorlar tıb bilimini değersizleştirmediği gibi bizim Gürüz-Teziç beyinsizleştirme kışlalarından yetişen sözüm ona mühendsier de “mühendis gibi düşünme” hakkında bir şey öğretmez Ravi. Yukarda Rush rümuzlu yorumcu da bizdel Ar-Ge’lerden bahsedince gülümsedim sadece.
Bilmsel konuşacak olursak “sosyal bilimler” dediğmniz sahadki pek çok “bilgi” bi
limin iki temel şartı olan yanlışlanabi
lirlik ve tekrar edilebilirlişk kriterini geçmez. Bu gerçek te “sosyal bilimler” sahasındaki her şeyi değersizlerştirmez ama bir objektivite testine tabii tutulmalı her mamül. Matematikte
biribirinin 180 derce zıddı iki tez de doğru olmaz. Sosyal bilimlerin çoğunda böyle bir şart yok.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 3:51 am
http://taraf.com.tr/makale/8414.htm
Süleyman Yaşar (taraf’ta en sevdiğim yazar)
”
Gelelim GDO konusunda Tarım Bakanı’na yapılan eleştirilere… Türkiye’ye GDO’lu ürün ithalatında, tartışma konusu yönetmelik çıkarılana kadar mevzuat yoktu. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, gümrük müdürlüklerine yazı yazarak ithal edilen ürünlerde GDO olup olmadığına ilişkin beyanname alınmasını istiyordu. İthalatçı beyan ederse GDO olduğu biliniyordu, etmezse bilmek mümkün değildi.
Tarım Bakanlığı, AB mevzuatı ve biyogüvenlik mevzuatı gereğince GDO’lu ürünlerin ithalatına düzenleme getirdi ve yönetmelik çıkardı. Bu yönetmeliğe göre artık Türkiye’ye denetimi yapılmadan tarımsal ürün ve gıda ürünü sokmak mümkün değil. Anlayacağınız bundan sonra GDO’lu ürünler Türkiye’ye kontrolsüz giremeyecek. Peki, mevzuatı olmayan bir alana düzenleme getirdiği için Tarım Bakanı niye eleştirildi? ”
Kapı ardına kadar açıkmış düne kadar….
(gerçi etiket mevzuu benim de canımı sıktı ama,tamamen açık kapı ile az aralı kapı arasında fark var)
GDO ve Aşı , hükümet iki konuda da kendini anlatamadı maalesef,aşı alınmasaydı bu sefer medya gol sayar gibi -iştahla- ölümleri sayacaktı ( MHP’nin sağlık bakanı ki kendi döneminin dandik hizmeti , şimdiki milyar dolarlık pardon onlarca milyar dolarlık sağlık hizmeti ile kıyaslamaya kalktı)
medyanın ve muhalefetin eyyamcılığının gündemi belirlemesine izin vermemeleri lazım
her ay/hafta 20 kamu personeli alınacak,emekliye 100tl-200tl zam,maaş farkları ödenecek,bedelli askerlik geliyor….vs yalan haberlerle gündemi meşgul ediyorlar sonra dedikodu alıp başını yürüyor, hükümet daha başında kesmiyor ,birkaç hafta sonra haberin fos olduğu anlaşılınca kendi kendine sönüyor ama tortusu hükümetin imajında kalıyor.
(daha baştan şedit bir şekilde bastırılması lazım,hükümet sözcüsü falan çıkacak daha o gün ,dalga geçe geçe çıkaranları yayanları aşşağılayarak ,hatta isim gazete-tv zikrederek,amacınızı biliyoruz diyerek bastırması lazım,bu tortular birikir tartar yapar diş çürütür….)
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 4:08 pm
Hocam, bir yanlış anlama olmuş olma ihtimaline imkân vermemek için izah edeyim:
“Hastanelerde bıçak parası alan, menfaat için Hipokrat yeminini de ahlakını da hastanın canını da feda eden doktorlar tıb bilimini değersizleştirmediği gibi bizim Gürüz-Teziç beyinsizleştirme kışlalarından yetişen sözüm ona mühendsier de “mühendis gibi düşünme” hakkında bir şey öğretmez Ravi.”
Öyle bir imada bulunmuş olabileceğim zannını ettiyseniz, bu gibi kişilerin tavırlarına dair olarak ben de “mühendis gibi düşünme hakkında bir şey öğretirler” imasında bulunmadım. Tam aksine, kendi alanları dışında mühendis gibi düşünmeyen, hata etmekten hiç korkmayıp savruk ve yalan yanlış konuşan mühendislerin, son derece “gayri-mühendisâne” hareket ettiklerini belirttim.
Son derece zekî, tek gecelik çalışmayla en zorlu matematik ve mühendislik imtihanlarını veren bir çocuk (20 yaşında filan) tanıyorum burada. Zaten Türkiye’de ilk yüze filan girmiş ÖSS’de. Liseyi de Türkiye’nin en iyi fen liselerinden birinde okumuş.
Ama çocuğun entellektüel seviyesi, siyasî ve toplumsal görüşleri o denli gayri-analitik ki Bekir Coşkun’un çok iyi bir gazeteci, çok iyi bir entellektüel ve çok iyi bir edebiyatçı olduğunu düşünüyor ve onu okuyordu. Bir defasında ağzımdan Bekir Coşkun’la alay eden bir lâf çıktı, bir bozuldu, bir kızdı, bir gücendi ki sormayın. Meğer onun en çok takdir ettiği gasteci yazar Coşkun’muş…
Fakat bu hatasının nedeni, mühendisliği değil, tam aksine, matematikte, mühendislik ve fen bilimlerinde öğrendiği analitik düşünme tarzını günlük hayata da, beşerî ve toplumsal konulara da uygulaması gerektiğini akıl edemeyişi. Belki de bunu akıl etmek bile istemeyişi…
İşte sadece bunu demek istedim, Bekir Bey Hocam. İçinizden de olsa benim duaya amin derseniz de çok sevinirim. Saygılar, selâmlar.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 10, 2009 @ 6:41 pm
Hocam, bir yanlış anlama olmuş olma ihtimaline imkân vermemek için izah edeyim:
“Hastanelerde bıçak parası alan, menfaat için Hipokrat yeminini de ahlakını da hastanın canını da feda eden doktorlar tıb bilimini değersizleştirmediği gibi bizim Gürüz-Teziç beyinsizleştirme kışlalarından yetişen sözüm ona mühendsier de “mühendis gibi düşünme” hakkında bir şey öğretmez Ravi.”
Öyle bir imada bulunmuş olabileceğim zannını ettiyseniz, bu gibi kişilerin tavırlarına dair olarak ben de “mühendis gibi düşünme hakkında bir şey öğretirler” imasında bulunmadım. Tam aksine, kendi alanları dışında mühendis gibi düşünmeyen, hata etmekten hiç korkmayıp savruk ve yalan yanlış konuşan mühendislerin, son derece “gayri-mühendisâne” hareket ettiklerini belirttim.
Son derece zekî, tek gecelik çalışmayla en zorlu matematik ve mühendislik imtihanlarını veren bir çocuk (20 yaşında filan) tanıyorum burada. Zaten Türkiye’de ilk yüze filan girmiş ÖSS’de. Liseyi de Türkiye’nin en iyi fen liselerinden birinde okumuş.
Ama çocuğun entellektüel seviyesi, siyasî ve toplumsal görüşleri o denli gayri-analitik ki Bekir Coşkun’un çok iyi bir gazeteci, çok iyi bir entellektüel ve çok iyi bir edebiyatçı olduğunu düşünüyor ve onu okuyordu. Bir defasında ağzımdan Bekir Coşkun’la alay eden bir lâf çıktı, bir bozuldu, bir kızdı, bir gücendi ki sormayın. Meğer onun en çok takdir ettiği gasteci yazar Coşkun’muş…
Fakat bu hatasının nedeni, mühendisliği değil, tam aksine, matematikte, mühendislik ve fen bilimlerinde öğrendiği analitik düşünme tarzını günlük hayata da, beşerî ve toplumsal konulara da uygulaması gerektiğini akıl edemeyişi. Belki de bunu akıl etmek bile istemeyişi…
İşte sadece bunu demek istedim, Bekir Bey Hocam. İçinizden de olsa benim duaya amin derseniz de çok sevinirim.
Saygılar, selâmlar.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 10, 2009 @ 6:43 pm
H1N1 ve GDO konusunmda Hükümet’in “kendini anlatamaması” üzerine şu ilaveyi de yapmak lazım:
Gavurun bu konularda bir ifadesi var: Dedikodular virüsten hızlı yayılır.
Milletin zihinleri öylesine komplo teorileri ile iğdiş edilmiş ki her zaman birilerinin kirli planları teorisi mantıki fakat heycanladırıcı olmayanlardan daha fazla taraftar bulabiliyor. Bir kahvehanbeye girin “UFO Mufo, yaratık maratık diye bişcik yok. sizin zihninizle oynayıp para kazanıyorlar diyin bakalım, ne cehaletiniz kalır ne gerzekliğiniz.
Bana malesef bir ITU Mezunları grubu mensuplarından iki adet “ACIL” damgalı zincir e-posta geldi:
Birinde Obama Türkiye’ye 9 Trilyon dolarlık bor rezervimizi 40 miyona (MILYAR DEĞIL MILYON) (vurgu aynen onlara ait) kapatma anlaşmasını imzalamak için geldi diyor. Bor ile çalışan arabalar üğretilmiş falan….
Obama geldi gitti. Geçti Borun pazareı sür eşeği germanyuma oldu (başka bir element idi herhalde ismi önemli deiğil. Önemli olan ihanet!
Tesdadüfe bakın ki bizde gene tamı tamına 9 trilyonluk Germanyum (?) varmış ve gavurlar gene tamı tamına 40 milyona (MILYAR DEĞIL) kapatacaklarmış!!
Uzattım. Neden GDO’da daq H1N1 da da illa da bir gaflet, delalet ve hatta hiyanet içinde olmak zorunda olduğu fikrinin piyasa değerinin daha akılcı olan açıklamadan fazla olduğunu açıklamaya çalışıyorum.
Akılcı açıklamalar heyecan vermerz veya gavurun ifadesi ile “sexy” değildir. Zira gene gavurun ifadesi ile “her gün bir ahmak doğar”.
**********
Ravi benim yorumlarım da yazılarıma ilave mahiyetinde düşünce paylaşımıdır. Yazılarım da çoğunlukla medyada okuduklarım duyduklarıma tepkilerim veya onların çağrıştırdığı düşünceler.
Söylediklerine bire bir cevap üretme veya “Sen aksini söyledin” falan değil. Bazı genel tespitler.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 7:08 pm
Peki Hocam, izahınız için sağ olun.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 10, 2009 @ 7:29 pm
Hocam Haklısınız bilhassa ’sexy’ fikir ve Dedikodunun hızı konusunda , yine de hükümetin derdini anlatamamasına %51 etken sebeb görüyorum.
dedikodu hızı konusunda küçük bir anım ;
)
4-5 yıl kadar önce izmirde deprem dedikodusu çıkmıştı , daha doğrusu iki üç adet 4.5-5.5 şiddetinde deprem olmuştu arkasından da daha şiddetli olacakmış diye dedikodu çıkmıştı,Televizyonlara falan da çıkmıştı hatta,güpe gündüz,ben çarşıda duymuştum 10-15 dk içinde benden önce mahhalleye gelmişti
herkes arabaları boş arsaya çekmiş yollar boşalmıştı ( ev gidecek,belki can da,araba kurtulsun bari,mal canın yongası hesabı
işten izin alanlar ,evlerine ulaşmaya çalışanlar,trafik sıkışmıştı öğle vakti.
2. olay da birkaç ay önce oldu , vatandaşlık numarası tek olana mı çift olana mı devlet para verecekmiş dedikodusu,akşam haberlerine çıkmıştı,(yok Allahtan ben üniversite mezunundan duymadım bunu
)…olum manyamayın piyango mu bu !!! diye diye kalmıştım,o da çok hızlı yayılmıştı
(sanırım bu örnek sizin yazdığınız ‘hergün bir ahmak doğar’a uyuyor,TC kimliği neye göre veriliyor acaba ? , bizde bol bol var da)
konuyla alakasız olarak verdiğiniz linke şimdi dikkat ettim de;
* TMMOB Gıda Müh. Odası Y.K. 2. Başkanı
şaşırdım doğrusu , TMMOB genelde CHP yanlısı ve hükümet karşıtı her türlü girişime destek vermesiyle tanınıyor, eski hallerine göre objektif denebilecek bir açıdan bakmışlar şaşırttı beni
Süleyman Yaşar da fazlasıyla ekonomist bakmış olaya ama sadece rakamlardan ibaret , yani üretim ve ihracat gibi ,fazlasıyla makro
halbuki birçok üründe meselemiz üretim miktarı değil satış ve pazarlama ve planlama,sağolsunlar ziraat odaları falan hükümet yardımı , taban fiyat,devlet alımı dışında bir politika bir fikirleri yok .
dekar başına verimlilik , çiftçinin yetiştirilmesi…vs mikro boyutuyla pek ilgili değiller.
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 8:23 pm
Olabilir iletşim problemi de VB. Bunu dışarda bırakmıyorum. Geçmişte de oldu. Kevin Costner vs..
Bahsettiğm dezenformasyon kaynaklarının başında kendi idelojik çizgisi dışındakilerin yaptığı köprü, yol. baraj. nükleer enerji, petrol arama, boru hattı. KITlerin özellştrilmesi, demokratikleşme açılımları… gersini sen say…her şeye karşı çıkma modus operandi si ile hareket eden TMMOB, muhtelif sendika, meslek grupları gibi STK’lar geliyor. Bunu bir de bahsettğim “sexy” haberler, açıklamalara yatkın zihinler ve maulm medya gücü birleştirirsen bu iletişim meselesinin zorluğu ortaya çıkar.
“Yasdaş medya”nın da bu konuda bilgilendirci olduğu söylenemez (“Yaratık” haberi “yandaş Sabah” ta verrilmişti en çarpıcı tarzda. Ve ATV müstehcenlik cezası yemiş gene) .
Kafaları bulandıranın işi teskin edenden zordur her zaman. Zira onun tek yapması gereken şey küçücük olsun bir şüphe enjekte etmektir. Yüzde birlik kötü ihtimal yüzde 99 luk iyi ihtimalden daha belirleyicidir insan davranışlarını.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 8:44 pm
Elbette , ben de %51 olarak demek istedim
yandaş medya :
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=19439&y=FehmiKoru
yazıdan hiç bişey anlamadım
bu başı :
“Tarım Bakanlığı’nın çıkardığı yeni bir yönetmelik, içinde GDO’lu katkı maddesi bulunan ürünlerin üzerinde buna dair bir uyarı ibaresi bulunmasını zorunlu kılıyor. Genetikle oynanmışlık konusunda hassasiyetimiz varsa, dükkân veya marketlere alış-veriş için gittiğimizde gözümüz uyarı ibaresinde olmalı”
bu da sonu :
“Raflarda yanyana duran ve birinin üzerinde “GDO’lu olduğu” uyarısı, diğerinin üzerinde “GDO’suzdur” duyurusu bulunan ürünlerden ikincisini tercih edermiş tüketici… Keşke öyle olsa, keşke herkes sağlığına dikkat etse… Genetiğiyle oynanmış ürünlerden herkesin kaçındığı bir ülke haline gelmek hükümet için iftihar kaynağı olmalı.
Yönetmeliği yapan değişikliği de gerçekleştirir. Tarım Bakanlığı bu hatadan dönmeli.
”
edebiyat olsun diyemi yazıyor ne ,Fehmi Abim şunu açık açık yazsana,
Ben Süleyman Yaşar’ın yazısını okuyana kadar , düne kadar kapının tamamen açık olduğunu , şimdi ise büyük ölçüde kapatıldığı şeklinde bir bilgi edinemedim açıkçası
bi reklam vardı ‘kaybolmayan sakız istiyoruz’ diye ,’kameralar önünde kaybolmayan ve titremeyen bakan istiyoruz’
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 9:02 pm
Evet “sağlık her şeyin başı”, ayrıca sizleri bilmem ama bence eğitim şart.
Yüzde 51%? Hmm, sen benden daha mühendissin anlaşılan VB.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 9:14 pm
Yazıya hamiş yapmaktansa yorum olarak düşeyim aklıma gelen şu ilave notu dedim:
Hani bu istemezükçüler “Aaa, bizdeki H1N1- domuz gribi aşısı Amerka’dakinin aynısı değil” diyorlar ya?
Sahi ne demek istiyorlar bununla?
“Her şeyin En iyisi Amerika’ dadır. Avrupa Japonya Singapur, Koredeki garanti kötüdür. Bizdeki Amerikadaki olmadığına göre garanti kötüdür” değil mi?
Şimdi bu mantığı gene aynı ağızların karşı çıktığı GDO düzenlemesine uygulayalım.
1. Dünya GDO tarımının yüzde 70 i ABD de yapılır. Bizde yapılmaz. Avrupada da yapılmaz.
2. ABD bu GDO’lu mahsulleri hem kendi ülkesinde kullanır , hem satar, satamadığını da hibe diye Afrika’ya falan verir. (kimi reddetti bu “yardımları”).
3. Türkiye de Avrupa gibi bu GDO mahsullerinin ülkelerine girmesni yasaklamıştır. Avrupa bunu sağlam mevzuata bağlamış idi GDO gıdalarının girmesini yasaklayıp, onların türevleri veya trace contaminant bulundurabilecek gıdaların da kutularında muhteviyatının belirtilmesi şartı getirerek.
Şimdi Türkiye de boşluğu kapatıyor ve aynısını yapıyor.
“Şimdi domuz gribi aşımız ABD’den farklı” diyenler GDO düzenlememiz de ABD’ den farklı diye itiraz edecekler mi merak ediyorum.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 11, 2009 @ 7:58 am