Paraguay’da darbe söylentisi bile yetti, komutanlar görevden alındı
Güney Amerika ülkesi Paraguay’da Devlet Başkanı Fernando Lugo, muhalefetin yönetime yönelik eleştirilerini artırdığı bir dönemde yayılan darbe söylentilerinin ardından ordu komutanlarını görevden aldı.”
diyor.
Gönül de “Ahh, şimdi Ascuncion’da omak vardı” diyor.
Hatta Tegucigalpa’ya da razıyım!
Hamiş: Gk Başkanı da gitmiş!

“Tebrikler CHP, tebrikler GÖK…
CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sıra dışı bir soru önergesi verdi.
Tarihi soru önergesinde Gök önce şu tespiti yapıyor:
“Medyada yer aldığı üzere Türk parasının üzerindeki ay yıldızın konumlanış biçimi, Türk bayrağındaki ay yıldızın konumlanış biçiminden farklı olarak Fethullah Gülen’in medyadaki sesi olduğu iddia edilen Bugün TV ve gazetesi ile Kanaltürk TV’nin logosunda bulunan ayın hemen sivri ucunun birinde yıldız şeklindedir…”
Ardından da Maliye Bakanı’na (ki onu gensoru ile koltuğundan edecek) üç soru soruyor:
“Türk parasının üzerindeki ay yıldız, neden Türk bayrağındaki ay yıldızın konumlandığı şekilde değil de Bugün TV ve gazetesi ile Kanaltürk TV’nin logosunda konumlandığı şekli ile yer almıştır?
Türk parası üzerine Bugün TV ve gazetesi ile Kanaltürk televizyonunun logosunda bulunan ay yıldızı koymak kimin fikridir? Neden bu fikre itibar edilmiştir?
Bu konuda Başbakan’ın herhangi bir telkini olmuş mudur?”"
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/83130-tebrikler-chp-tebrikler-gok-erhan-basyurt-makalesi.aspx
yok 29 ekimde amerikaya gicektin
yok 10 kasımda meclis mi çelışırmış
yok logonun mogosu….
Her zaman her fırsatta söylüyorum , Tayyip Erdoğan Allahın sevdiği kulu diye…böyle çubuk kraker kıvamında muhalefet her kula nasip olmaz…korkarım cem yılmaz işşiz kalacak ve aldığı porsche’lere benzin bile alamayacak…..
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 7, 2009 @ 6:00 am
Bidonkafa’nın bir yazısında da bazı şehirlerdeki “domuz gribi tatili” olmasının 29 Ekim’i kutlayamasınlar diye olduğu aynı şeyin 10 Kasım’da da tekrar edileceğil yazıyordu.
Bayrak dedin de bayrağımız zaten değişti gayri-resmii olrak. Şimdi bizim buralarda camına astığı bayrakta kalpaklı-MKA yoksa şüphelisin.
Boşuna demedik bilim adamı ERKE’ci, siyasetçisi Ergenekeon’cu olanın…
Evet tablo çöküş tablosudur. Ne halkımızın ne aydınlarımızın gayretleri ürünü. Şeytan aptal da ondan. Şükürler olsun.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 7, 2009 @ 9:07 am
“Geleneksel kodların etkisinde zaman zaman asker, sivil siyasete müdahale eder; bazen 27 Mayıs 1960 veya 12 Eylül 1980′de olduğu gibi kanlı darbeler de yapar, ama bir süre sonra yönetimi sivillere devreder. Bu, sadece bir NATO ülkesi veya Avrupa Konseyi üyesi olmasıyla ilgili değil, tarihsel olarak da asker sürekli yönetimde kalmadığı içindir. Asker kendine göre restorasyon yapar, bunu topluma empoze eder, ama ilelebet yönetimde kalmaz. Bu, Türkiye’de askeri üçüncü dünya ülkelerindeki askerlerden ayıran önemli özelliğidir.”
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=912725&title=bize-ozgu-sivillesme
Ali Bulaç’ın yorumları -tüm iyiniyetimle okuyorum- ama giderek bulamaç oluyor.
asker ilelebet kalır mı canım ,5 yıl bile kalmaz kalamaz,
1.yıl sonunda maaşları ödeyemezler
2.yıl sonunda açlık başgösterir (onlar için değil canım halk için)
3.yıl sonunda zart zurt ve dipçikle sağlanan asayiş elden gitmeye başlar
4.yıl sonunda içsavaş başlar
5.yıl sonunda eğer elde hala memleketin bir kısmı varsa,sağ kalanlar orada bir daha darbe olmayacağından emin olurlar (mı acaba ? )
birilerinin pisliği temizlemesi lazım ,Nato hiyerarşisi ve imajı diye bişey var,perdeyi zırtpırt açıp aralayarak karagöz oynatılmaz.
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 7, 2009 @ 10:12 am
Ali Bulaç makbul bir “sosyal bilimci” ama mühendislikle alakası yok. Çok bilgi biriktiriyor ama bunları analiz edip yararlı bir sonuç çıkracak muhakeme gücü -hadi insaflı olalım- “tartışılır”. Bazen “sanat için sanat yapmak” ifadesini akla getiriyor. Belli ki çok şey biliyor ama bundan ne mesaj çıkıyor” sorusunu sormayacaksınbız onu takdir etmek istiyorsanız.
Kabahat bende değil Ali Bey. Hiç aklımda yoktunuz, VB tahrik etti.
***
Hamiş:
“Darbenin ilk 5 yılı” listen gayet gerçekçi. Ama darbeci için o zamana kim öle kim kala… Cem Uzan mentalitesi de denir tarafımdan.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 7, 2009 @ 10:22 am
Böyle Ordu güzellemeleri görünce ,yine en hafif Rüşvet-i kelam olsa gerek diyeceğim , ama bu devir rüşvet devri değil.
Dün mesela Amerika’da bir olay olmuş,olay bir kenara
şu ifadeye bayıldım:
” bu kadar çok kişiyi bir kişinin vurması pek muhtemel değil,bir kısmı dost ateşi olabilir”
yani daha sıcağı sıcağına, sorgulayıcı ,mantıklı ,şüpheci bir yaklaşım.
bizim buna ulaşmamız için daha kaç yıl gerekecek ?
orada kimse böyle bir soru karşısında ‘ordu yıpratılıyor’ diyor mu
Çok fazla tekrara düşüyorum ben de istemeyerek , ama ittihatçılara,tanzimatlara,nizamı ceditlere falan gitmek gelmek , bin dereden su getirmek….sanat için sanat,tarih için tarih kaygısı gibi gerçekten
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 7, 2009 @ 10:52 am
“Ali Bulaç makbul bir “sosyal bilimci” ama mühendislikle alakası yok. Çok bilgi biriktiriyor ama bunları analiz edip yararlı bir sonuç çıkracak muhakeme gücü -hadi insaflı olalım- “tartışılır”.”
Aşk olsun, hocam, teessüf ederim. Sosyal bilimlerde öyle insanlar makbul filan değil. Bize de analiz ve sentez gerekliliği öğretiliyor, bilgi biriktirmek değil. Ama belki söylediğiniz Türkiye’nin eski sosyal bilim anlayışı diye düşünülebilir. Artık öyle bir şey yok, en azından ortadan kalkıyor, en azından belli başlı üniversitelerde. Mesela ben de sayısalcı idim (matematik) başlangıçta, üniversiteye öyle başladım. Benim gibi sayısal kökenli, analizci çok insan var tarihte ve sosyal bilimlerde.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 7, 2009 @ 12:03 pm
Güzel haberler bunlar Ravi! Farkıbda değildim.
Eskiden , çook çok eskiden, düşünürler, alimler “genelci” idiler. Tabip tarih yazar, fizikçi kozmograf felsefe yapardı. Şimdiki gibi ÖSS sınavında aldığı puanla belirlenmiyordu kimin neci olduğu. Ve tahmin ediyorum “ben sosyolgum, hukuçuyum bu meseleleri ben bilirim” kibiri de yoktu. Neyse zaten bir teğetten çıktık, bir ikinci teğetten çıkmaya niyetim yok.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 7, 2009 @ 12:24 pm
Genç Siviller’den Paraguay Devlet Başkanı’na: Gel bizim darbecileri de görevden al
Genç Siviller, darbe planlayan komutanları görevden alan Paraguay Devlet Başkanı Fernando Lugo’yu mektupla Türkiye’ye davet etti.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=913095&title=genc-sivillerden-paraguay-devlet-baskanina-gel-bizim-darbecileri-de-gorevden-al
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 8, 2009 @ 3:28 pm
http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=08.11.2009&c=1&area=5&i=221815
”
İddiaya göre, İngilizce öğretmeni F.K., ders sırasında öğrencilere Albay Çiçek’in ‘kötü biri olmadığını’ anlatarak onunun hümanist yönlerinden bahsederek övdü. Konu internete düşünce okulda tam anlamıyla bir ‘cadı avı’ başladı. Okul yönetimi mesajın içeriğini ve doğruluğunu araştırmak yerine ‘kimin sızdırdığını’ bulmaya çalıştı.
Okul Müdürü Ömer Arslan, “Konu internete düşünce bütün sınıfın ifadesini aldım. Anladığım kadarıyla bir öğrencinin babası internette yazılım yapıyormuş. O olduğunu tahmin ediyoruz.” açıklamasını yapmıştı.
”
haydaaaaa,bu da sivili,’sızdıranı aramak’ bir türk soruşturma usulü heralde , suç’un değil ihbar edenin peşinde millet….fesubhanallah…..ne çiçek’miş be , herhalde lale olsa gerek çünkü devri geldi yine…ammavelakin bu kış sert geçecek…
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 8, 2009 @ 4:07 pm
Ben esas Ingilizce öğretmeninin birikiminden etkilendim. aptal Amerikalı. Ingiliz, Hollandalı GK Başkanı’nın adını hatta böyle bir makamın varlığını bilmez. Bizimkiler bir aalbayların dahi hayatını, fikirlerini, karaktertini bilip hem de Ingilizce anlatabiliyorsa buna şapka çıkarılır!
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 8, 2009 @ 5:28 pm
Ne kadar trajikomik…
Ama Vadinin Bozkurdu Bey, sizin de bildiğinizden emin olduğum bir gerçek var ki bu adamlar zaten yaptıklarının suçluyu değil, ihbar edeni bulmak olduğuna inanmıyorlar. Onlara göre suç demek, laik mahallenin ulvî çıkarlarına aykırı davranmak demek. Bu yüzden, Dursun Çiçek propagandası yapan Öğret-Man değil de onu ihbar eden suçlu onlara göre.
Ateistleri, agnostikleri, deistleri, panteistleri, melez bir itikat biçimine sahip ateist/agnostik-Müslümanları (!) ve laik mahallenin geri kalanını bağlayan bir ahlâk kuralları dizgesi var mı ki zaten? Benim bildiğim yok, o yüzden de laik mahallenin ahlâkı, mahalle çıkarlarını korumaktan ibaret gibi bir şey. Tabii işin ayrıntıları var, bilinen bazı ahlâk kurallarını kendilerine ilke edinen laik itikatlılar var, ama bunların kendilerine ilke edindikleri ahlâk kurallarını seçme yöntemlerinde de büyük bir saldım çayıralık, bir keyfîlik var tabii.
“Gerekli kötülük” diye bir kavram varmış. İnsanları gözü dönmüş kötüler hâline getiren şey de zaten, genelde grup ve topluluk çıkarları hesabına, “gerekli kötülükler”e inanmaları, bunları masum ve töhmetsiz saymaları. Dünyanın laik mahallesinin okumuş-yazmışları, bu kavramı icat edip dindarlara yüklemeye kalkanların ta kendileri aslında. Fakat gerekli kötülüklere, kişisel ve grupsal çıkarlara uygun her şey mübahtır anlayışına, en çok kimin inandığı meydanda aslında… Allah bizi laik mahalle için anlaşılır olan bu bozukluğa yakalanmaktan korusun her daim. Âmîn.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 8, 2009 @ 7:24 pm
NEFES FİLMİ GİBİ FİLMLER
Nefes filminde oynayan yüzbaşı Mete Horozoğlu ile HÜ Ankara meslek yüksek okulunda muhasebe finansman bölümünde 2 sene beraber aynı sınıfta okuduk, ben 96 da diplomayı aldım.sonra AÖF ile lisans yaptım. O diplomayı aldı mı almadı mı bilmiyorum,beni alıp almaması ilgilendirmez. Demek ki o sonra konservatuara yazıldı. Anlatmak istediğim olay şu web sitelerinde facebookda internette vs yerlerde öz geçmişine baktım. 75 doğumlu Ankaralı ilk orta lise Ankara’da okudu deniyor, Fakat HÜ Ank. Meslek Yüksek okulundan bahsedilmiyor. Bu okul önceden Gazi Üniversitesinin Beşevlerdeki kampusünün içersindeydi sonra Ulus’a samanpazarına taşındı. Biz Gazinin içinde okuduk, okuduk denirse tabii… Öz geçmişinde Hiçbir yerde 2 yıllık okuldan bahsetmiyor? Neden???
Arkadaş yakışıklıydı, arkadaşın birde Kamber diye arkadaşı vardı ve bunlar çok çok espirili bir ikiliydi . Üniversite ortamında Cem Yılmaz gibi olmasalarda iyiydiler bayağı. Bu espirili yönü filmdede varmış galiba… birazda küfür bini bir paraymış… sanat için kendisinde var olan bütün nimetleri değerlendirsin sanat camiası ne olacak ki ne önemi varki filmin toplumu nereye sürüklediğinin…
Nefes filmine gitmedim, baykalın gitmesinden, birkaç TSK mensubunun gitmesinden, fragmanlarından ve anlatılanlardan anladığım kadarıyla, dağın başına heykel , o heykele tapan, insanları değil heykel merak eden bir tip, varmış arkadaşlar anlatıyor, eşle dostla çoluk çocuk gidilecek bir film değilmiş.
Sanat uğruna şöhret uğruna… neler feda edilmiyor şu kısa hayat uğruna…ahret uğruna!
Film İslami hiç değil, milliyetçilik faşizm intikam çaktırmadan değil sağnak bir şekilde boca ediliyor, sonuç olarak İslami kavramların üstü örtülüyor, farkında lığımız duygusallığımıza yenik düşüyor.
Mete nin yolunu gördük, benim yolumda belli aşağı yukarı
Allah bu topluma hidayet versin diyecem ama “hak etmek” “istemek” şartı var…
Ahzab (fırka–parti-hizb-parça) 66- Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: “Eyvahlar bize, keşke Allah’a itaat etseydik ve Resûl’e itaat etseydik.”
67- Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, EFENDİLERİMİZE ve BÜYÜKLERİMİZE İTAAT ETTİK, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.”
68- “Rabbimiz, onlara azaptan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et.”
///
BİR YORUMCU
aslInda seyretmek deyilde filmi.
Filim bitince sinema kapısında beklemek ve de sinemadan çıkan insanlara bakmak onları izlemek .
filimi iste o zaman anlarsınız.
nekadar kan koktugun anlar düsünürsünüz. özelikle genclere dikkatinizi odaklayın konustuklarına kulak misafiri olun da yazdıklarımı belki anlarsınız..
(batmanlı)
Yorum�Yorumlar yazan: AÇIK5 — Kasım 9, 2009 @ 12:25 pm
“”İrticayla Mücadele Eylem Planı”nda ıslak imzası olduğu iddia edilen Albay Dursun Çiçek’in, ifade vermek üzere yarın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında hazır olacağı bildirildi.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Çiçek’in avukatı Mustafa Çevik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunarak, ”Müvekkilinin, 2008/1756 soruşturma nolu dosya kapsamında, şüpheli olarak ifadesine başvurulmak üzere bugün saat 13.00′te adliyeye davet edildiğinden oldukça geç haberi olduğunu” kaydetti.
”
http://www.cafesiyaset.com/haber/20091110/Albay-Dursun-Cicek-yarin-ifade-verecek.php
“çok geç haberi olmuş” breh..breh..70 milyon adamın çağrıldığını biliyor,o geç öğrenmiş…
hayatınız yalan be…sonra da ordu yıpratılıyor…yalancı çobanı geçtiniz be…..
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 4:32 pm
http://www.cafesiyaset.com/haber/20091110/Taraftan-cok-konusulacak-manset.php
“Taraf Gazetesi bugün “Öyle bir emir bulunamadı” manşetiyle okurların karşısına çıktı. Genelkurmay’ın andıca gerekçe gösterdiği 2000 tarihli belgeyi arşivde bulamayan Başbakanlık, tarih ve sayı numarası istedi.”
tamam anladık ‘kurcalamayın işte..” gibisinden uyduruyorsunuz da bari destekli atın…
gerçi bu manşete de gerek yoktu,izlemeye hadi fişlemeye dair bir belge olsa dahi ’site kurup,hükümete karşı propaganda’ imkanı verecek belgeyi gönderecek bir hükümet Türkiye şartlarının extrem saçmalık sınırlarını bile aşardı da
TV karşısına geçip itiraf etti Paşa hem de paşa paşa,’efendim 2000 tarihli talimat…ııııı şey yani bla bla”
saldırıya uğradık savaş çıktı deseler inanılmıcak galiba bu gidişle….
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 4:40 pm
http://taraf.com.tr/makale/8432.htm
”
Diğer ülkelerde ordu nasıl disiplin altında tutulabildi?
Orduların siyasetin dışına çıkarılmaları gerekiyor. Bunun da dünyada iki yolu var. Birinci yol şu: Orduyu büyük bir skandalla tecrit ediyorlar. Ordu öyle bir yenilgi yaşıyor ki, artık bir daha çıkıp söz söyleyecek hali kalmıyor. Japon, Alman, İtalyan orduları İkinci Dünya Savaşı’yla bunu yaşadı. Bu ülkeler ordu sorununu böyle hallettiler. Bu ordular, yaşadıkları büyük yenilgi sonucunda toplum içine çıkamaz hale geldikleri için siyasete eskisi gibi devam edemediler. Orduyu siyasetin dışında tutmanın ikinci yolu ise, Latin Amerika ülkelerinde yaşandı. Ordu iktidarda o kadar uzun kaldı ki, bu halkta büyük bir birikim yarattı. İnsanlar yaşanan bütün olumsuzlukları orduya fatura ettiler ve “bir daha orduyu istemiyoruz” dediler. Türkiye’de ise hiçbir zaman orduya fatura çıkmıyor.
Türkiye’de niye fatura hep siyasilere çıkıyor?
Çünkü ordu yönetime geldiği her dönemde kısa kalıp gidiyor. Arka planda kalarak devleti yönetiyor ve fatura her defasında siyasetçiye çıkıyor. Ama şimdi Türkiye’de ilk kez askerin arkadan suflörlük ederek yönetemediği bir ekip var iktidarda. Mekanizma eskisi gibi çalışmıyor. Ordu siyasete eskisi kadar hâkim değil. Siyasette güçlü olamıyor. Tam tersine itilip kakıldığını hissediyor ve bundan dolayı çok rahatsız.”
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 11, 2009 @ 8:25 pm
Bozkurt, alıntıladığınız yazı çok güzel, çok ilginç. İnşâallah bir müstakbel tarihçi olarak da ilk sayfayı okumaktan ne kadar feyz aldım bilemezsiniz.
Mustafa Kemal’in çoğu ittihatçının aksine Alman değil de İngiliz taraftarı oluşu ve Almancı grubu 1. Dünya Harbi esnasında devirmek isteyen İngilizci Yakup Cemil taifesi arasında bulunduğu rivayetlerinin bulunuşu çok ilginçti hakikaten. Hatta o dönemde denmiş ki Yakup Cemil başarılı olaymış Mustafa Kemal’i sadrazam yapacakmış. Ordu içinde kendilerine karşı büyük muhalefet olduğunu bildikleri için Almancılar geniş çaplı bir tasfiyeye gitmemişler ve Mustafa Kemal ve fikirdaşları da bu sayede soruşturulmaktan kurtulmuş.
İkinci rivâyeti boşversek bile, birinci gerçekten şu sonuca varabiliriz ki Mustafa Kemal’in Ankara hareketinin başına geçmesini sağlayan İttihatçılar, kesinkes bu İngiliz taraftarı İttihatçılardı… Oradan da bazı mantıklı ve veriler tarafından desteklenen komplo teorilerine ulaşabiliriz ki konuyu daha fazla dağıtmamak için oralara girmeyeyim.
Burada şu ordunun kendi içindeki mücadele vurgusu çok önemli. Daha 1. Dünya Harbi esnasında, özetlediğim üzere başlayan mücadeleler, 1946 seçimlerinden sonra tekrar, çok farklı bir tabiatta olsa da, alevlenmiş. 1960 darbesi sonrasında olanları da ben bile biraz biliyorum zaten. Bugün de yine farklı bir mahiyette devam ediyor ordu içindeki bu kıyasıya kavgalar… Enteresan.
Yorum�Yorumlar yazan: Mustafa Râvî — Kasım 11, 2009 @ 11:31 pm
Gündemden bir konu daha
Demirel’in şapkasını alıp kaçma huyuna dair:
”
Söylentisi bile yetti arka kapıdan kaçtı;
27 Mayıs darbesi sonra idama çarptırılan ancak yaşı nedeniyle cezası affolan Celal Bayar, 1963 yılı Mayıs ayında Kayseri Hapishanesi’nden tahliye edilir ve otomobille Ankara’ya yola çıkar.
Celal Bayar Ankara’ya geldiğinde, CHP’liler büyük bir arbede çıkarır. Kayseri’den gelirken yollarda çok büyük ilgi görmesi CHP’lileri çıldırtır. Darbe sonrası Demokrat Parti’nin devamı olarak kurulan Adalet Partisi’nin Kızılay’daki Genel Merkezi’ni işgal ederler ve sürekli taş yağdırırlar.
Gün batarken, CHP’liler dağılmaya başlar. Adalet Partisinin o dönem önde gelenleri Genel Merkez’den çıkıp durumu değerlendirmek üzere Mehmet Turgut Bey’in evinde toplanırlar. Aralarında Süleyman Demirel de vardır. Bu sırada Celal Bayar da kızının evindedir.
Toplantıda Partinin Genel İdare Kurulu Üyesi Süleyman Demirel olan biten karşısında paniğe kapılır ve birden ayağa kalkarak şunları söyler: “Bu ülkede daha elli yıl demokrasi olmaz! Ben istifa ediyorum!” der.
Herkes hep bir ağızdan “Yahu senin istifa etmen bütün partiyi etkiler, bunu yapma, etme..” diye uyarırlar. Süleyman Bey şapkasını alır ve arka kapıdan çıkar gider.
O akşam orada olan ve daha sonra Meclis Başkanlığı da yapan (1965-1970) Ferruh Bozbeyli, ‘Süleyman Bey şapkasını aldı kaçtı…’ gibi söylentilerin başlangıcı bu olaydır der.
”
http://www.haber7.com/haber/20091111/Soylentisi-bile-yetti-arka-kapidan-kacti.php
Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7
Demirel aklınca yine kandırmaya çalışmış ‘ben komutan görevden aldım” falan ayaklarına yatmış , komutanlardan izinsiz tuvalete bile gidemez halbuki , Cindoruk’un ‘menderesin avukatı ‘ yalanı gibi yeretmesin .
bu da gündemde olmayan bir konuya dair :
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=19486&y=AbdullahMuradoglu
“Saklı cinayet!
Sabahattin Ali’nin 1948′de öldürülmesi hakkında çeşitli polemikler yaşanmıştır sevgili okurlar.
Sol çevreler Ali’yi “Türkiye’nin Maksim Gorki’si” olarak görüyorlardı.
Kalemini halktan yana kullanan Ali, “Tek Parti” döneminin hükümetlerini eleştirmesi yüzünden başı sıkça belaya giren bir aydın idi.
Ali’ye Bulgaristan’a kaçması için yardım eden bir adam “milli hislerim galeyana geldi, öldürdüm” diyerek suçu kabul etmişti.
Ancak yakınlarınca Ali’nin ölümü çözümlenmemiş bir cinayet dosyasıdır.
Çünkü sınırı geçmeden yakalanarak sorguya çekildiğine ve işkence altında öldüğüne inanıyorlar.
Buna göre Ali, kaçmaya hazırlanan iki arkadaşını ele vermemiştir.
Tuhaftır, bazı solcu aydınlar bu fikre asla ve kat’a tahammül edemezler.
* * *
“Devletin yetkili organlarının bir kişiyi öldürmek için tuzak kuracağına inanmıyorum ben”..
Bakın işte şimdi yanıldınız sevgili okurlar, bu laf Süleyman Demirel’e ait değil.
Bu laf, Ali’nin siyasi hiciv dergisi “Marko Paşa”da ortağı ve kalem arkadaşı Aziz Nesin’e aittir.
Kemal Bayram’ın 1978′de yayımlanan “Sabahattin Ali Olayı”nda yer alır bu cümle.
Şudur:
“Kişisel kusurlarının sonucu oldu başına gelenler. Devletin yetkili organlarının bir kişiyi öldürmek için tuzak kuracağına inanmıyorum ben. Marko Paşa’yı ben çıkardım. Herkes bilir bunu. Ali sadece yazardı. Yazdıkları için, devlet bir adamı neye öldürtsün? Beni neden öldürtmedi.”
Aradan iki yıl geçtikten sonra, 1980′de bu cümleyi reddeder Aziz Nesin.
“Teypte sesim varsa çıkarsınlar ortaya” demiştir.
Oysa Kemal Bayram’la görüşmesinde teyp olmadığını söyleyen de kendisidir.
Neden tekzip etmediğini de “Zamanım mı var!” diyerek geçiştirmiştir.
Ama “Marko Paşa çıkmasın diye adam öldürmek gerekseydi, beni öldürürlerdi, ne diye Ali’yi öldürsünler” dediğini kabul etmiştir.
* * *
Yalçın Küçük de, Ali’nin işkencede can verdiğine inananları “köylülük”le suçlar.
Öyle ya, Türkiye Komünist Partisi’nin bile içine almadığı bir adamı devlet niye öldürtsün ki!
Akla ziya teoriler üretir Küçük ama ben özetleyeyim efendim..
BİR: Ali, solculuğu yüzünden öldürülmemiştir.
İKİ: Yazarlığı nedeniyle de öldürülmemiştir.
ÜÇ: Gündelik hayatında çok konuşkan olan Ali niye işkencede konuşmasın ki?
Binaenaleyh, Ali kendini öldürtmüştür.
Küçük’e göre, Bulgaristan’a adam kaçıran bir şebekeyi ele geçirmek isteyen Milli Emniyet, Ali’yi yem olarak kullanmıştır.
Ali, Bulgaristan’a geçmek karşılığında şebekeyi ele vermiştir ve bu arada güvenlik güçleriyle kaçakçılar arasında çıkan çatışmada kör kurşuna gitmiştir.
Yani, Ali adeta kendi cinayetinin faili olarak suçlanmaktadır.
* * *
İşin kötüsü, Sabahattin Ali cinayetine adı karışanları pek çok solcu bilmekte ama saklamaktadırlar.
Mesela “12 Mart” döneminde yargılanan Talat Turhan, Ali’nin yakın arkadaşı Rasih Nuri İleri’ye “Ben Ali’yi öldürenin ağzından dinledim. Sabahattin’e işkence yapan kişi bana onun işkence sırasında öldüğünü anlatmıştı” demiştir.
O kişinin adını da vermiştir.
Ne Rasih Nuri, ne Talat Turhan bu ismi açıklamadılar şimdiye kadar.
“Ali olayı”na cinayet sırasında bakan olan ve sonradan da Başbakanlık yapan meşhur bir CHP’linin adı da karışmıştır.
Aziz Nesin, bu şahsın adının ayrı zamanlarda iki kişi tarafından kendisine açıklandığını söyler.
Biri Çetin Altan, diğeri Faruk Erem’dir.
Nesin, Altan’a bu ismi neden yazmadığını sormuş, o da bu bakanın kendisine vaktiyle iyiliği dokunduğunu söylemiş.
Ama Nesin’in kendisi de açıklamadı bu ismi.
Sanki aile içinde işlenmiş bir cinayet gibi suskunluğa gömülmüşlerdi..
Ali meçhul bir yerde yatıyor ama tabutuna son çiviyi de bazı solcu aydınlar çaktı.
Hazin bir öyküdür, lakin bu öyküde adı geçen kişi ve olaylar gerçektir.
“
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 12, 2009 @ 2:11 pm
”
Dün güne rutin işlemle başladım. İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Savcı Nadi Türkaslan’a talimatla ifade verdim. Hadisenin yeni tarafı, dava açılmadan önce ifademin alınmasıydı. Malum, eskiden iddianame, savunmama bile ihtiyaç duyulmadan hazırlanırdı.
Eski ile yeni arasındaki ortak nokta ise Ergenekon sürecinin rekortmen savcısı Ali Çakır. Savunma almadan iddianame hazırlayan eski savcı Çakır, bu kez şikayetçiydi. “İşte benim savcım” başlıklı yazı ve TV programına daveti nedeniyle yaptığım açıklamayı gerekçe göstererek iki ayrı suç duyurusunda bulunmuş.
İftira, hakaret, adil yargılamayı etkileme, hedef gösterme gibi çok sayıda suç işlediğimi öne sürmüş. Hesaplasan, istediği ceza miktarı, 60 yılı geçiyor neredeyse…
Ne güzel!
Bakkala söyle, ekmek de vermesin.
Daha vahimi, birkaç gün önce, 32. Programı’na katıldıktan sonra çaya davet edip “Ben inançlı insanım, hakkını helal et” diye ısrar eden ve benden helallik isteyen bu adamın, lafı atmosfere karışmadan savcı arkadaşlarını harekete geçirmesidir.
Biz de yedik. 23 Ekim tarihli yazımda yer verdiğim gibi hakkımızı helal ettik. Bana tepki gösteren gönül dostlarına, “Sizin hakkınıza ihanet etmedim, kendi hakkım üzerinde inisiyatif bana aittir” demiştim.
Yanılmışım.
Ne diyeyim? Seni Allah’a havale ediyorum. Hakkım boğazından geçse de inşallah kursağında kalır.
Sahi, sen nasıl bir adamsın?”
http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar/sen-nasil-bir-adamsin-225083.htm
Şamil TAYYAR
çok safmışsın be Şamilim Tayyarım , işin komiği haksızsında , hakkını helal ederken haksızdın,çünkü sende hakkı yoktu(ya da olmamalıydı)
sen o yazıları şahsın için yazdıysan eğer,o davaları açan savcıyı da sırf şahsın için andıysan eğer ,seninle onun arasında bir hukuk bir alacak verecek vardır, helal de edebilirsin,böyle kandırılabilirsin de
fakat sen o yazıları vazifen için(gazetecilik kamu hizmeti adına) yazdıysan eğer , ve o savcının anasını ağlatmayı düşündüğü gazetelerden birinde yazarlardan biri olduğundan dolayı adını da andıysan, bir hakkı yok ki senden alsın,istesin
inşallah beraat edersin ,savcıdan helallik iste demiyorum ama ,iyi bir ders aldın bir teşekkürü çok görme garibime
Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 13, 2009 @ 5:31 am
Bayılırım bu “aslında inançlı insanlara”, “ninem de başını örterdi ama bööle diil” ler kadar olmasa da.
“Vay anasını sayın seyirciler!.. ” bu atağını da golle savuşturduk” gibi incileri edebiyatımıza kazandıran ve bu birikimi sayesinde üniversitelerde mecburi konferanslarda darbecilik dersleri vermeye hak kazanan bir tanesi ile kafa bulmuştum (ne din ne imanbla alkalı) da cevaben “aslında ben inançlı bir insanım” falan demiş idi de “madem öyle hakkım helaldir” demek yerşine biraz daha kafa bulmayı uygun görmüştüm bu amigomaç anlatcısından dönme think-thankçı ile.
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/04/20/vay-anasini-sayin-seyirciler-bizim-abidin-think-tank-filan-olmus/#comments
Şamil benden çok daha derviş imiş anlaşılan.
Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 13, 2009 @ 6:18 am