Bir Münzevînin Notlarından…

Kasım 10, 2009

Darbeye boyun eğmemek!

Kategori: Ahlak, Asker, Darbeler, Demokrasi, Ergenekon — Bekir L. Yildirim @ 5:33 am

Darbeler hakkında her şey söylendi de, ona boyun eğmemek, darbeciye itaat etmemek gibi bir kavramın pek dillendirildiğini sanmıyorum. Bahsettiğm şey müzmin darbecilerin ilelebet devam eden, “bitirim planlar”, muhtıraları, yargı, paramiliter çeteler yoluyla Allah’ın günü giriştikleri hukuka, özgürlüklere, meşruiyete, ahlaka darbeler değil. Resmen 1960, 70, 80, 97 gibi fizilksel girişim veya kayıtsız şartsız teslimiyet çağrılarıdır. Teşbihte hata olmaz, Allah göstermesin, biri beyninize tabanca dayayıp cüzdanınızı, evinizin arabanızın anahtarlarını istediğinde “vermiyorum, alabiliyorsan al bakalım” demeye tekabül eder bu.

Sanıyorum GK Başkanı’nı görevden almayan, saydığım her hangi bir demokratik hukuk ülkesinde tahayyül dahi edilemeyecek bu olaylara karşı gerekeni yapamayan Erdoğan da bu “tam darbe” den bahsediyordu “ben öyle başkaları gibi çekip gitmem, gereğini yaparım” der iken. Bilmeyen varsa kast ettiği “başkaları” Demirel ve Erbakan idi.

Taha Kıvanç o cümleyi duyduğuna inanamamış, ancak etrafındaki diğerlerininin yüzündeki rahatlamadan gerçek olduğunu anlamış. Bana bu tepki biraz abartılı geldi. Herhalde benim Başbakan’a güvenim “ilk döneminin Obama’ya. II. Dönemi’nin ise Busht’a benzediğni yazan ve Parti Kongresi’ne yeteri kadar özel ve güzel telefon yerine diğer onur konuklarına gönderilen cinsten davetiye ile davet edilen Koru’nunkinden biraz fazla. 27 Nisan gece-yarısı muhtirasına verdiği cevap, “II. Döneminde”. Gene II. döneme ait, Ergenekon soruşturmasının şer ekseninin bütün engelleme, akamete uğratma teşebbüslerinbe rağmen devam ediyor, kirli planlar, yeraltından deniz altından, silahlar pardon mühimmat, yer üstünden kağıt parçalarının çıkıyor olması gibi nedenlerle ben “bu yola çıkarken beyazlarımızı giydik” derken samimi bir Başbakan görüyordum.

Kıvanç ve oradaki diğerlerinin yüzündeki rahatlama bende oluşmamasının nedeni ise zaten artık herkesin söyler olduğu “artık darbe imkansız” (yukarda zikrettiğim “tam darbe” dir kastım) tesbitine katılmakla birlikte, burada sıkça bahsettiğim “taksitli dabelerin” hız kesmeden devam ediyor oluşu. AYM, HSYK, Danıştay, Yargıtay, üniversaiteler, diğer yan teşkilatlar ve Ordu’nun bizatihi giriştiği darbe yoluyla elde edilecekleri sağlayan hukuksuzluklardır “taksitli darbeden” kastım.

Benim için bardağın dolu tarafı Başbakan’ın yüreği. Tahmin ediyorum etrafındaki akıllı stratejistler de şaşırmışlardır ve böyle konuşmamasını telkin etmişlerdir, “1-minute” olayındaki gibi. Ama artık görülüyor ki zaman zaman bu danışmanlar tarafından yönlendirilebilen Başbakan nihai tavırları Kasımpaşalı olarak alıyor ve ahlaki doğruculuk siyasi doğruculuğa ağır basıyor. Bu duruş artık şaşırtan bir anomali değil kural halini aldı. Şahsen bazılarının gördüğü zig-zagları ben göremiyorum. Koru’nun aksine ikinici dönemde daha fazla “Obamalık” müşahede eder oldum (bazı Batı’lı köşe yazarları da Obama’ya Erdoğanlık öğüdü veriyormuş, ki bence daha uygundur). Komşularla sıfır problem, Suriye, Iran ve diğer “Doğu” ile ilşkileri iyileştirirme, Ermenistan açılımı ve Demokratik Açılım hamlelerini bütün risklerine rağmen yapabilen, İsrail’i de Amerika’yı da Avrupalıı’ları da gücendirme kaygısı ile hareket etmeyen iradenin “tam darbeye boyun eğmeyeceğini de düşünüyordum. Zaten “artık darbe olmaz” düşüncesi de Erdoğan faktöründen bağımsız yapılmış bir tesbit değil.
Bu vesile ile Adaş Berat Özipek’in “Özal olsa idi Başbuğ’u görevden alırdı” ifadesinin bir gerçekçi tahminden çok, bir temenni, teşvık belki de zihinleri hazırlama gayesine matuf olarak telakki ediyorum. Özal’ın zamanında GK Başkanı’nı istifaya zorlaması veya şortlu denetim gibi verilere dayanarak bu tespiti yapmak anakroniktir. Zamanın şartları da Özal’ın Asker tarafından algılanışı da çok farklı idi. Bu şartlarda şunu yapardı demek fazla manalı değil.

Bardağın boş tarafında ise bu taksitli dabelerin devam ediyor ve Ergenekon’un oldukça başarı ile sürdürülmesine rağmen şer ekseninin hala bir çok gasp edilmiş mevziileri işgal ediyor, faaliyetlerine fütursuzca devam edebiliyor ve fiyat ta ödemiyor olmaları.

Başbakan ile mülakat yapan gazeteci-yazarların aksine ben derin nefesi Türkiye normalleştiği zaman alacağım. O gün de fazla uzak değil inşallah.
***********************
Hamiş:

Kaynak: Sabah

2 Yorum »

  1. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=913836&title=darbeye-direnmek-kolay

    İHSAN DAĞI

    Darbe ile askeri vesayet rejimi arasındaki ince farkı bilen siyasetçi sorunu çözer. Darbe kolay, direniriz Başbakan la birlikte. Peki ya askeri vesayet rejimi, ondan nasıl kurtulacağız? İktidarda değilmiş gibi durup, iktidarda olmak, sorumluluğu siyasilere yıkmak, ama onların ellerini kollarını bağlama, açığa çıkarılan son eylem planı gibi psikolojik savaş taktikleriyle ve suç işleyerek bir iktidarı yıpratmak, başkasına altın tepside iktidar sunmak… Bu ‘ince işler’ nasıl bitecek?

    Asıl, darbeye değil, ‘askeri vesayet rejimine’ karşı ‘dik’ durmamız gereken bir dönemdeyiz.

    Yorum�Yorumlar yazan: vadininbozkurdu — Kasım 10, 2009 @ 5:48 am

  2. Evet, güzel ifade etmiş aynı fikri Ihsan Bey.

    Ne tankların ne de hükümetlerin tıpış tıpış yürümesini beklemeliyiz. Post-post modern darbeye evrildiler organizmalar evrim teorisi gereği.

    Tanklar zihinlerimizde yürüyebilir ancak. Onu durdurmak ta bizim elimizde. Elin gavuru bile “Korkudan başka korkacak şeyimiz yok (FDR) demiş.

    Konu ile alakalı:
    Evet, “darbe endişesi vehimden ibaret” Fehmi Bey!

    “Mortgage darbe“ ve “darbe demokratiktir“ teorilerim(!), “miri malı “ muhabbeti vs

    Darbe oldu bile aptal!

    Yorum�Yorumlar yazan: Bekir L. Yildirim — Kasım 10, 2009 @ 10:22 am


Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

WordPress.com'dan blog alın.