Gene yapmış yapacağını bizim çakma Voltaire. Ne demek istediği yazı başlığı ve son cümlesinde:
“‘Kafes’i açacak olan hızlı bir yargılama sürecidir“
Bla, bla, bla bla…..
“İyi ama biz yine tekrarlayalım: Bu konuya ilişkin dava ne zaman sonuçlanır ve hiç değilse toplumun büyük bölümü mahkeme kararına bakarak iddiaların doğru veya yanlışlığına ilişkin nihayet bir karara varabilir. “
Ben bunu okudum ve şunu anladım:
Ahmet Altan “Niye merkez medya Kefes’i sakladı” demekte haklı gibi görünse de haksız! Zira henüz ortada yargı kararı yok. İvedi yargı kararı çıksın. Çıkana kadar “masumiyet karinesi” ile idare edin.
Bu ne demek? Vicdanlarınızı, aklınızı, gözlerinizi kulaklarınızı, kapatın yüce “bağımsız yargımız” karar verene kadar. O bilir doğruları. Yalnız askeri olan mı sivil mi daha doğrusunu bilir açıklamamış. Eğer sivil yargı bakacaksa Çiçek’i bu defa 40 küsur saat gözaltında tutabilen daire mi , Şener Eruygur’un eşinin “bizden” dediği daireler mi, YARSAV’cılar mı akıl ve vicdanlarımızın direksiyonuna geçmeli söylememiş. Söylediği “dinleme faciası” (yok, sizin bildiğiniz değil, Nuray Mert’le bir ağızdan bahsettikleri “korku imparatorluğu” yani mahkeme kararlı ile 10 küsur Ergenekon savcı hakiminin dinlenmesi rahatsızlık kaynağı) konusunda onunla aynı hassasiyeti paylaştığı için Taksim’e çıkan Barolar Birliği’nin söylediğinden fazla faklı değil: Yargı bilir doğruları.
Bu ilkeli olduğuna inanmamızı bekleyen köşe yazarı, birilerinin Aydın Doğan’dan talep edilen vergi ve cezası konusunda “Ne vergi kanunundan anlarım ne de okuma zaahmetine katlandım ama bu Hükümet’in muhlif basını susturma gayretidir; ne oluyoruz ya hu” denildiğini duysa “ne bu peşin hükümlülük, hem de hiç bilgi edinme zahmetine katalanmadan?” diye küplere binmez mi idi?
Biner idi eğer onu diyen de kendisi olmasa idi.
Mübarek bayram arifesinde zat-ı muhteremi Ergenekon sulandırcısı olmakla suçlamanın vebalini almak istemem. Sadece hafızamda değil , yayınlamadığım notlarda da onun tutarlı bir “ben de darbeye, Ergenekona karşıyım, sonun kadar gidilsin AMA” deyip esas argumanlarını bu AMA sonrasına saklayanlar kervanında olduğunu müşahede ettiğimi not edeyim. Aklımda kalan son yazılarından birinde mealen “bu bitirme planını teyid eden mektuptaki iddialar doğru mu yanlış mı bilmiyoruz ama bunu sızdıran muhbirin güvenilir biri olmadığı ortada” diyerek sulandırcı taifeye “atış serbest” işareti veren yazar olduğunu söylersem, birleştirilecek diğer noktaları saymak külfetinden de kurtulmuş olurum.
İlla da “noktaları birlerştirme” oynamak istiyorsanız şunlara da göz atabilirsiniz:
Quo vadis YeniŞafak? (I): Gene Kürşat Bumin vak’ası
O da kesmedi ise:
Fakir adamın Voltaire’leri Aydın Doğan için sahnede!
Gerektiğinde Balbay’ı da savunmak

Rabbim şöyle buyuruyor…
Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: “Bu, apaçık olan bir büyüdür.” Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)
Zülüm ve büyüklenmenin olduğu yerde adaletsizlik olur ön kabülüyle başlayalım
s.a.
Her halde Kürşat Bumin gibi bilerek veya bilmeyerek ikili oynayan tüm gazete ve gazeteciler -itaat yoksa- Sadece Vicdanların Kabul Etmesinin bir Öneminin Olmadığını anlamıyorlar.
Yani bu ergenekoncular kafesciler darbeciler cuntacılar kemalistler vs zalimler doğrunun ne olduğunu adları gibi biliyorlar ama hedonist hazcı yaşamı benimsediklerinden çıkarlarına teslim olmuşlar ve yaşaya geldikleri standart hayatlarını değiştiremiyorlar; çünkü insanın nefsinde bir yaşam standartı, kalıbı oluşuyor bunu islama teslim olmadıkça itaat etmedikçe değiştiremezler. Siz hiç duydunuz mu? “Biz Atatürk ilke ve inkılaplarını bıraktık islamı seçtik ve itaat ettik dediklerini” sanki böyle bir değişiklik yapmışlar kürşat buminde onları kendi adalet terazilerine bırakmış, bu kürşat bumin yaptığı büyük bir zalimlik değilmi? ona bu yetkiyi kim verdi?
Enam 27 – 28 : Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.”
Hayır, önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir.
Firavun gibi bir zalim ve ekibi vicdanları kabul ettiği halde itaat etmedikleri için adil olamıyorlar aynı şey bizler içinde geçerli fitnenin kalkması için beyinlerimizdeki tankları somutlaştırmazsak vicdanlarımız doğruyu kabul etmişse ama uygulanması için çaba sarf etmemişse bir anlamı maalesef yok yani zalimlerin oyuncağı olmayı da kabul etmiş birisindir artık.
Yorum yapan S@B — Aralık 2, 2009 @ 11:32 am