Mustafa Erdoğan’ı yaklaşık 10 yıldır tanırım. Kendisi Washington’da bir düşünce kuruluşunda ziyaretçi araştırmacı olarak bulunduğu sürede ailece görüşür idik. Hala dost addederim. Kendimi siyaset olarak liberal diye tanımlamasam da onun önde gelenleri arasında olduğu LDT liberallerinin anti-militarizm, birey hakları, özgürlükçülük, meşruiyetten yana duruşlarını desteklerim.
O da diğer birçok, fikirlerini neşretme imtiyazına sahip aydın gibi, bir bomba patlattı Taraf’a verdiği mülakatta sarf ettiği “Açılım aldatmaca.. Erdoğan’ın çözümden anladığı Kürtleri AKP’lileştirmek” mealindeki sözleri ile. Bunun “bomba” olması fikirlerin yeni duyulmasından değil; zira DTP’nin çizgisi de bu esasen. Ölçülü, mesafeli, analitik, biraz da akademik tahlilleri ile bildiğmiz Erdoğan’ın bu derece keskin, hatta radikal diyebileceğimiz tarzda kendini ifade etmesidir bazılarımızda “bomba” etkisi yapan. Tabii ki bu da mülakatı verdiği, Kürt Meselesi konusunda – arada Mahcupyan’ın itirazlarına rağmen- DTP görüşlerinin hakim olduğu, DTP-PKK çizgisini “Kürt tarafı” diğer herkesi “Türk tarafı” diye kolayca tasnif eden bu gazetenin çok hoşuna gitti. “Baksana liberal entellektüel Mustafa Erdoğan da bizimle aynı görüşte” mealinde yazılar döşendi bir kaç kadrolu ve misafir yazar.
Tabii ki bu değerlendirmenin sığ ve insafsızca olduğunu düşünüyorum. Dahası bir mutedil, makul demokrat entellektüelden bu sözlerin gelmesinin bu iyi niyetli , eksikleri tabii ki olabilecek açılım teşebbüsünü baltalanmasına katkıda bulunacağı için sorumsuzca da buluyorum. “Açılım” adı üstünde ve gerek Beşir Atalay gerek Başbakan ve gerek diğer sözcülerin defalarca vurguladığı gibi bir nihai döküman değil, ucu açık bir süreç. Demokratik ölçülerle normalleşmiş bir toplum güdülen hedef. Bunun nihai sınırını bu günün hükümetinin ilk vuruşta çizemeyeceğini en iyi bilmesi gerekenler arasında “siyaset bilimi”(!) ile iştigal edenler olması lazım. Bir müzakere sürecinin ve toplumsal tartışmanın başlangıcında sunulan iyileştirme adımlarını alıp “açılım” hakkında nihai hüküm vermek pek te bilgece veya adil bir yaklaşım gibi gelmedi. Hem “açılımı” eleştirip hem de o açılım paketinde hiç geçmeyen “Müslüman kardeşliği” veya Islam’ın çimento rolü üzerinden saldırmak ta aşağıdaki Metiner yazısında işaret edildiği gibi “niyet okyuculuğu” olmalı. Velev ki bu niyet okuma doğru “Müslüman Kardeşliği” bu kadar fena bir kavram olmasa gerek. 30 küsur yıl önce o bölgede bir kaç ay zaman geçirmiş biri olarak bu “çimentoyu” bizzat müşahade ettiğmi birkaç yazıda naklettim. Açılımın arkasındaki niyeti okuma üzerine bu tavsifin yaptığı çağrışımlara girmek te niyet okuyuculuğu olur. Mustafa Erdoğan’ın bu tepkisini yüzeysel benzeşme üzerinden laikçi refleksler kategorisine koymaya aklım da vicdanım da müsade etmez.
Sadece yaklaşımın mantıki problemleri eleştiri konumuz. O problemleri de aynı gazetede yazarı, tanışıklığım olmayan bir Kürt aydını Mehmet Metiner gayet metodik tarzda ifade etmiş.
Buyurun:
***************************
‘Kürt açılımı’ kandırmaca mı?
Mehmet Metiner (Star, 7 Şubat, 2010)
Liberal yazarımızın Başbakana ve partisine karşı kullandığı dil, topyekun karalayıcı/suçlayıcı bir dil.
Söz konusu mülakatta karalayıcı/suçlayıcı bir dil üzerinden Başbakanı “niyet okuyuculuğu” da yapıyor.
Yazarın söylediklerine inanacak olursak, karşımıza bu konuda da “takiyye” yapan bir Başbakan profili çıkıyor.
Peki öyle mi acaba?
İDDİALAR-CEVAPLAR
- Liberal yazarımız diyor ki: “AKP bu meseleyi din kardeşliği ile çözmek istiyor.”
Sahi Başbakan bunu ne zaman söyledi?
“Demedi, ama zihninin arka planında bu var!” demek ilginç bir niyet okuyuculuğu!
Dinin belirleyici ve yapıştırıcı rolüne dikkat çekmek ile bu meselenin sadece “din kardeşliği” ekseninde çözülebileceğini iddia etmek birbirinden farklıdır. “Din kardeşliği” söylemi ne çözüm için yeter sebeptir, ne de önemsiz bir sebep. Nitekim bu yüzdendir ki Başbakan dinin birleştirici önemine göndermede bulunurken her seferinde hür ve eşit vatandaşlık anlayışına dayalı “eksiksiz bir demokrasi”ye de referansta bulunuyor.
Başbakanın söylemlerini bir bütün olarak doğru okumak lazım…
- Liberal yazarımız diyor ki: “AKP, Kürtler AKP’li olurlarsa, kimlik sorunları o kadar önemli olmaz diye düşünüyor. Kimlik sorunu yokmuş gibi ekonomik tedbirler alırız, Kürtlere biraz da refah dağıtırız ve hepimiz bir oluruz diye bir strateji izliyor. Bu yolla Kürt sorununu çözmesek de, sorunu rahatlatırız ve bu rahatlamanın rantını da sadece biz yeriz beklentisini taşıyor. AKP Kürt açılımıyla Kürtleri AKP’lileştirmeyi kastediyor. AKP bu yüzden Kürt siyasi hareketinin temsilcisi konumundaki partiyi sürekli dışladı.”
Külliyen yanlış…
“Kürt sorunu benim sorunumdur!” diyen bir Başbakanın “kimlik sorunu yokmuş” gibi davrandığını söylemek hakkaniyetle bağdaşmaz.
Başbakan “kimlik sorunu”nun etnik milliyetçi bir anlayışla değil “eksiksiz bir demokrasi”yle çözülebileceğini söylüyor. Kürt vatandaşlarımızın “kimlik sorunu”nun yanı sıra ekonomik ve sosyal sorunlarının da giderilmesi gerektiğini belirtiyor. “Kimlik sorunu”nun çözümünde “daha fazla demokrasi”, ekonomik sorunların çözümünde de “daha fazla refah” anlayışını esas alan Başbakanın “kimlik sorunu”nu görmezlikten gelip Kürtleri sadece ekonomik tedbirlerle kandırmaya çalışan biri gibi gösterilmesi apaçık bir tahriftir.
“Daha fazla demokrasi” ve “Daha fazla refah” gerçekleştiğinde Kürtlerin AK Parti’yi tercih etmeleri siyasetin doğal bir sonucudur.
Başbakanın sürece herkesi dahil etmek isteyen ısrarlı tutumu ortadayken, “AK Parti siyasi rantı kimseyle paylaşmak istemiyor!” demek yanlış. Bu işin rantını değil ama asıl yükünü AK Parti’nin taşıdığı biliniyorken bunu demek de tamamen haksızlık.
Liberal yazarımız DTP/BDP için “Kürt siyasi hareketinin temsilcisi” diyor. “Kürtlerin siyasi temsilcisi” gibi bir payeyi hangi siyasi ve sosyolojik gerçekliğe bakarak veriyor? PKK’nın siyasal uzantısı niteliğindeki partiyi tasvip etmeyen sayıca çok daha fazla Kürtleri, bu durumda”Kürt” olarak kabul etmeyecek miyiz? Kürtlerin bir kısmından oy alarak parlamentoya gelen, yani bir kısım Kürtleri temsil eden DTP’yi Başbakanın muhatap aldığı biliniyor. Ama o partinin, “Benim iradem İmralı’dadır!” diyerek kendini nasıl muhatap olmaktan çıkarttığı, dahası statükocu güçlerin değirmenine su taşıyan bir siyasetin izleyicisi olduğu da biliniyor.
- Liberal yazarımız diyor ki: “Asıl amaç, PKK’yı tasfiye etmektir.”
Oysa Başbakan asıl amacın Türk, Kürt… diye bilinen farklı etnik aidiyetlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliğinde hür ve eşit vatandaşlar haline getirilmesi olduğunu söylüyor. Yani ortada ne tür bir eşitsizlik varsa süreç içinde giderileceğini söylüyor. “Demokratik standartların yükseltilmesi” tam olarak bu anlamda kullanılıyor.

Ben de Mustafa Erdoğan’dan böyle bir açıklama beklemiyordum.Çok da yadırgadım.Açılımın en başarısız hali bile açılımdan önceki durumdan iyidir.Eğer 80 yıldır konuşulamayan konular bugün konuşuluyorsa hiç kimsenin hükümeti suçlamaya ve başarısız göstermeye hakkı yoktur diye düşünüyorum…
Yorum yapan doganzeki — Şubat 7, 2010 @ 8:51 am
spekülasyon: ‘açılım’ içindeki resmi/gayri resmi projelerde beklediği yeri bulamadı mı acaba zat-ı şahane?
Yorum yapan KLM — Şubat 7, 2010 @ 10:33 am
bir bomba daha: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=949027&title=prof-ortayli-siyaset-okulunda-sok-etti
Yorum yapan KLM — Şubat 7, 2010 @ 10:39 am
Kendimi siyaset olarak liberal diye tanımlamasam da onun önde gelenleri arasında olduğu LDT liberallerinin anti-militarizm, birey hakları, özgürlükçülük, meşruiyetten yana duruşlarını desteklerim.
Tamamen aynı durumda biri olarak KLM rumuzlu arkadaşın yazdığına benzer düşünceler aklıma geldi. Bu adam sanki başka bir şeye kızmış. Duyduğuma göre Ali Bulaç ta vekil olmak istemiş; yapılmayınca da Akpyi yerden yere vuran yazılar kaleme almıştı. Ben bunu duyduğum kaynağıma çok güvenirim.
Selamlar
Yorum yapan Muzaffer Kazım — Şubat 7, 2010 @ 11:22 am
Bu özel konuda bir şey söyleyemem ama şu genel tespit doğru: Çoğunlukla samimi entellektüel ayrılık gibi görünen tartışmalar, husumetlerin arkasında kişisel motifler yatar. Herkesin bildiği A.H. Coşkun, Cüneyt Ülsever örneğin. Aslında işin kökenine inersek tarih boyunca hizipleşme, tefrikanın kökeninde de kişilerin nefsi motiflerini görürüz. Islam’da da.
Yorum yapan Bekir L. Yildirim — Şubat 7, 2010 @ 1:05 pm
s.a.
Mustafa Erdoğan ı okurum, bugün TRT de izledim, burdaki yazının bir açıklamasını sanki bugünkü programda yaptı…
Ben beğendim…
Selametle.
Yorum yapan S&B — Şubat 7, 2010 @ 4:23 pm