Gülay Göktürk (Bugün Gazetesi)
Zamanı çoktan gelmişti aslında. Gelmişti de geçmişti bile…
Faşizmin yükseldiği o yıllarda (1932) bizim tek parti yöneticilerinin yolları İtalya’ya düşmeseydi ve stadyumlarda seyrettikleri o militarist gösterilere o kadar hayran kalmasalardı, bunca kuşak o eziyeti çekmeyecekti belki de…
Ama hayran kalmaları tesadüf değildi elbette, o günlerde yüreklerinin Hitler ve Mussolini ile birlikte çarptığını düşünürsek… Faşizme doğru doludizgin ilerleyen o ülkelerden her şeyi getirdikleri gibi, o gösterileri de getirip 19 Mayıs kutlamalarına yerleştirdiler. O gün bugündür de bir türlü değiştiremedik. Daha doğrusu değiştirememiştik.
Bu yıla kadar… Şükürler olsun ki Türkiye de artık benzeri sadece Kuzey Kore’de, Çin’de (kim bilir belki kenarda köşede birkaç yerde daha) kalan bu militer gösterilerden kurtuluyor.
Darısı Ankara’nın da başına!
Stadyumlar sabıkalıdır
Stadyum gösterisi deyip geçmeyin. Stadyumlar sabıkalıdır. İnsanlığın tek tipleştirilmesi, bireyin ezilmesi (ve hatta bazen topluca kurşuna dizilmesi) kontrol altına alınıp sindirilmesi için; devletin gövde gösterisi yapması için en elverişli alanlar olmuştur stadyumlar. En şoven nutuklar oralarda atılmış, en gariban topluluklar bile oralarda kendilerini “en seçkin ve en yüce millet” gibi hissetmiş; en despot liderler oralarda kutsanmıştır.
Son yıllarda bu stadyum törenlerinin en görkemlisini Çin Olimpiyatları’nın açılış töreninde izlemiştik. O ne ihtişam, o ne uyumdu öyle! Tören alanını dolduran ve klonlanmış gibi birbirine benzeyen binlerce görevli ve aralarındaki o kusursuz senkronizasyon… Her şey insan doğasına aykırı bir biçimde nizamlı-intizamlı ve tabii ki simetrik… Zavallı Çinli gençlerin, saatler süren törenler boyunca altlarına yapmasınlar diye bebekler gibi bezlendikleri yazılıp çizilmişti. Yorgunluktan başları öne düşer de yüce Çin milleti “başı dik” bir millet olmaktan çıkar diye de, gömlek yakalarına birer iğne yerleştirildiği söylenmişti.
O “büyük uyum”u izlerken duyduğum şey hayranlık değil, ürküntüydü sadece.
Zira uyum ne kadar mükemmelse, bireyin o kadar geri dönüşsüz biçimde yok edildiğini biliyordum.
“Sen tek başına bir hiçsin”
Aynı şeyi, bizim 19 Mayıs törenlerinde de hissederdim.
Gençlerin birbirlerinin üstüne çıkarak oluşturdukları o etten kuleler, birileri yukarı çıkacaksa birilerinin de altta kalıp ezilmesinin, bütün yükü taşımasının kaçınılmaz olduğunu kakıyordu sanki kafamıza. Hele ki en üste çıkan göğsünde taşıdığı bayrağı çıkarıp dalgalandıracaksa, alttakiler ne kadar ezilse yeriydi.
Özellikle herkesin eline birer karton parçası verilerek oluşturulan o fonlar… İnsanların koca bir tabloda bir nokta; bir görüntüde bir pixel haline getirildiği o “fon çalışmaları” bütün bu gösterilerin ana fikri gibiydi: Sen tek başına bir hiçsin. Ancak bir araya geldiğinde, sana söylenileni yaptığında ve herkesle uygun adım hareket ettiğinde bir anlam ifade eden bir resmin küçücük bir zerresisin!

Bu saçma törenlerin bitmesi dileğine katılıyorum .
bir de şöyle düşünüyorum , herhangi bir işin asli unsurunda eksiklik varsa ( ya da en azından bir vasatı tutturamıyorsa ) tali konuların gündeme bile gelmemesi gerektiğine inanıyorum. örneğin milli eğitimin hali ortada matematikte sınavlarda net ortalaması 3-5 gibi rakamlarda , ne matematiği ne tarihi ne edebiyatı ne fiziği ne kimyayı öğretebiliyoruz ne sevdirebiliyoruz , ( tablet bilgisayar procesine de uyuz oluyorum , çocuklar ona oyuncak muamelesi yapacaklardır , ” msn yok mu bunda , facebook ? ” diyeceklerini duyar gibiyim. kalem kağıtla hesap yapmayan öğrenci , MatLab mı çalışacak tabletle ? ) böyle bir kurumun törenin T’sini bile telffuz etmesine fırsat verilmemeli bence , hafta başı hafta sonu töreni bile çok ….
ordu mesela , ben şahsen ordunun ordu olup olmadığına emin olamıyorum , bir de OYAK’ını , Siyasete karışmasını , abuk sabuk açıklamalarını düzeltmeye uğraşıyoruz. sağını solunu bilmeyen tipler gördüm askerde , elinde G3 şehrin ortasında biryerde nöbet tutuyor , yanından geçen polis arabasındaki polis okulu mezunu poliste tabanca var , Hastaneye gittiğinizde “tıp mezunu doktor yok , ama ben ilk yardım kursu gördüm ,sizi ameliyat edeyim” diyen birini kabul edermiydiniz ? 3 aylık ( basbaya saçma ,dandik ) eğitimle çocuğun birinin elinde otomatik piyade tüfeğiyle iç güvenlik faaliyeti çerçevesinde vatandaşla yüzyüze gelmesinin ne mantıklı tarafı var ? sağlık hizmeti diye hastabakıcının elinde ameliyatta ölmek ne demekse nasıl bir skandalsa , çoban sanılan terörist , terörist sanılan çoban , gecede bir karartı görüp ateş eden çaylak elinde ölmek de bence o demek.
kayıp problem değil , atarsın bir nara ” şehitler ölmez vatan bölünmez” ( hani ‘kalkın ey ehl-i vatan dediler ,bir de baktık yerimize oturmuşlar” demiş ya ) nasıl olsa cenazeler teşvikiyeden kalkmıyor………..
Yorum tarafından VB — Ocak 15, 2012 @ 8:26 am
Tablet bılgısayarlar konusunda sıze katılıyorum. Bu projenın egıtıme nasıl katkıda bulunacagını ben ongoremıyorum. Ogrencılerın derslere laptopla gelme zorunlulugu olan ortamda ders vermıslıgım var. Kımı ogrencı surf yapıyor, kımı msn’de chat… Sız hoca olarak hıc bırsey yapamıyorusunuz. Ogrencılerın ılgılerının odagı olmak zaten kolay ıs degılken bır de bılgısayarla rekabet etmek durumunda kalıyorsunuz.
Bu tıp yenılıkcı egıtım projelerı ancak ogretmen normal dersını hazırlamaya ayırdıgı zamanın 3-4 katını verıp de laptopa ozel aktıvıteler dızayn ederse ıse yarayabılıyor. Ama sahsım da dahıl hemen hemen hıc bır hoca bunu yapmıyordu.
19 Mayıs torenlerıne gelınce, darısı dıger tum stadyum torenlerıne… Yazık yahu, memleketın cocuklarının vaktını boyle modası gecmıs sacmalıklarla heba edıyoruz. Ben lısedeyken hatırlıyorum pıyango kendısıne cıkan, bu guzıde toren ıcın secılen arkadaslarımız pratık yapmak zorunda oldukları ıcın gunlerce derslerı kacırmıstı. Bır de uzerıne havalar buz gıbı olur ama goruntu bozulmasın dıye bu cocuklar uzerlerınde bır kat tısortle tır tır tıtrerler. Yanı Gulay Hanımın bahsettıklerı tabıkı daha onemlı sakıncalar ama bır de ders kacırmak ve hasta olmak var
Yorum tarafından Leyla — Ocak 16, 2012 @ 12:57 am