The Creator and His own image

Then God said, “Let us make man in our image, after our likeness; and let them have dominion over the fish of the sea, and over the birds of the air, and over the cattle, and over all the earth, and over every creeping thing that creeps upon the earth.” So God created man in his own image.. And God blessed them, and God said to them, “Be fruitful and multiply, and fill the earth and subdue it; and have dominion over the fish of the sea and over the birds of the air and over every living thing that moves upon the earth.

(Genesis 1:26–28).

You create the
earth and the sky
a billionth power of a billionth power of a billion: the infinity
And a the World magnitude of which is but a dust particle in that infinity
And the sun, air and water which breathe life into it
and the perfect harmony that life formed with your universe

Dinosaurs, gazelles, wolves and birds, insects and flowers who recited your name in everything they did
The magnificent coexistance with blue ocean, rain, river, mountain,
the deer that drank from that river and the beaver built dams on the side of that lake
Okumaya Devam »

Reklamlar

Yaradan ve sureti

pOLAR bEAR

“Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, sığırlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun. … Yeryüzünü doldurun ve hakimiyetiniz altına alın.. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. … Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.”
(İncil, Yaratılış: 25-29

Yeri, göğü,
milyarın, milyarinci gücünün milyarinci gücünü: sonsuzluğu,
O sonsuzlukta bir toz tanesi mesabesindeki dünyayı
Ona hayat üfleyen havayı, suyu, güneşi
ve o hayatın kâinatla aldığı muhteşem terkibi,
Her an seni zikreden balıkları, dinozorları, filleri, kurtları, kuşları, böcekleri, çiçekleri
Mavi okyanusun, yağmurun, derenin, tepenin mükemmel harmonisini
O dereden su içen ceylanı, gölün kenarında baraj yapan mühendis kunduzu
O mis kokulu çiçekten bal yapan arıyı, güle en güzel aşk şarkısını yapan bülbülü,
tarım yapan karıncayı yaratan akıl almaz büyüklük, güzellik, güç!

..ve düşündün, “Hmm bir şey eksik” dedin,
Okumaya Devam »

Kalın kafalı muhalefet

Buradaki pek çok notumda zikretmişliğim vardır “alternatifsizliğin canı çıksın” türü ifadeleri. Artık Etyen Mahcupyan’dan diğer Karar yazarlarına ve bir çok AK Parti’ye yakın köşe yazarı, anketçi, konuşmacının da not ettiği gerçek şu ki “küskün AK Partili”, “şehirli muhafazakar”, “AK Parti’nin entellektüel kesimi” vb tavsif edilen memnuniyetsizler kesimi ciddi bir eşiğe ulaşmış vaziyette. Evet, Saadet’in Büyük Birlik’in “anahtar” olduğu bir konjunktürde buna “kaderi değiştirme eşiği” demek hiç da mantık dışı değil. Devlet’e pirince giderken evdeki bulgurdan olma halinden bahsediyorum.

Nihayet muhalefet (tekmili birden) bunu kavramış olacak ki, o havuzdan çekmeye çalışıyor. Bir çok bakımdan o havuzda bir damla olarak şu kadarını deklere edebilirim:

Evet, hayal kırıklığına uğradım “Erdemliler hareketi” ile. En fazla hayal kırıklığına uğrayanlardan oluşum belki ütopik denecek kadar idealist ümitlere kapılmış olmam, onları kaide üzerine oturtmamdan idi.
Okumaya Devam »

yusuf-ziya-kavakci-880-iha-2_16_9_1524128075

Zat-ı muhteremi yakından tanımayanlar şoke olmuşlar “Gülen özür dilesin, gelsin iade-i itibar yapalım, üniversite kurduralım, alim yetiştirsin, daha önce yaptığı gibi..” mealindeki ifadeleri okuyunca.

Ama yakından tanıyanlar, aile durumu mecburiyetinden tanımış fakir gibi kişiler için fazla şok olmamıştır.

Açıklayayım: “Yaşayan tek fakih.. tek İslam hukuku profu” vb şeklinde yakınları tarafından pazarlanan bu zatın, aile fertlerinin en az bir tanesi Fethullah’ın ABD’deki en makbul prenslerinden ve özel böbrek doktoru olması belli ki Erdoğan için dahi sorun teşkil etmemiş idi. Belli ki maçası, Arınç’ınkinden de Kadir Topbaş’ınkinden de güçlü idi. Zira onların damatlarından çok daha yakındı bu damat Fethullah’a. Başka nasıl açıklanır Erdoğan döneminde iki kız kardeşe, bir kaç toruna kafeteryada yemek beğenir gibi beğendikleri yazarlık, elçilik, vekillik, özel danışmanlık vb mevkilerin hiç bir liyakat kriterine tabi tutulmadan altın tabakta sunulması?
Okumaya Devam »

madonnaBaşlığa bakarak bunun bir magazin yazısı olduğunu sananlar hayal kırıklığına uğrayabilir. Hem tabloid, hem siyaset, hem felsefe hem din bilgilendirmesini aynı sayfada resimli, videolu yapan medyamız sayesinde bazı isimler ve suretler hafızada kalıyor ama ne hatunu tanırım, ne de magazine ilgim var. Aslında niyetim “arzın merkezine yolculuk”.

Bakın, insanların kim oldukları neyi ne için yaptıkları konusunda bir fikri olanlarına saygı duyarım. Hayata dair bir temel felsefesi olmayan, yaptığını, söylediğini bu felsefeye oturtamayan kişi az gelişmiş insandır. Konu içki içmek, muhtelif cinsel sapıklıklar, para hırsı, yolsuzluk, solculuk, sağcılık, dindarlık, dinsizlik olsun, kendini tanımak önemlidir. Yunus’un
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır” dizeleri, meçhul Eski Yunan filozofu “(önce) kendini bil” Descartes “düşünebiliyorum öyleyse varım” gibi hepsi aynı kapıya çıkan bilge sözleri “kendin bilmeyi” kamili geçtik vasat gelişmişlikte insan olma koşulu olarak belirler.

Ülkede ve dünyada bir genel kabul gören ve aksi yadırganan, ayıplanan hatta cezalandırılan doğrular vardır. Bizdeki “kültürel iktidar” bu doğruların hiç birini kendi üretmez. “Bence bu doğru, çünkü..” diyen çıkabilir ama o “çünkü” ‘den sonraki cümlelerinin tamamı tercümedir; Batı dillerinden tabii ki. O hazır kapsül olarak yuttuğu ama sindiremediği, geri dönüşüm yapıp “kendi imalatım” diye piyasaya sürdüğü değerler, Batı’da hangi imalatçıların, hangi sosyal dinamikleri kullanarak ürettiklerini anlasalar, lokantanın mutfağını görüp oranın yemeklerinden tiksinen müşteriden kötü hissederler ama bu da kaabiliyet işi.

İşte Atatürk’le de Cumhuriyet dönemi ile de temel zıtlaşmam buradan gelir: Bir millet kültürel piçleşmeye mahkum edildi; kendi için düşünme yasaklandı. Değerler diye sunulan bir ortak aklın ürünü değildi, bir entellektüel birikimden, tabii evrimden geçmemişti; Batı’nın bozuk mallarının ithalatı idi.

Bu arka planı anladığımızda Berrak Tüzünataç’ı da, Okumaya Devam »

Bu adam da benim babam (1)

Ola ki bilmeyen var, ben de bir babadan geldim. Kaybedişimin 3. sene-i devriyesi yaklaşıyor. Oğlumun 4. yaş gününden 2 hafta sonra. Annemi kaybedeli de 9.5 sene olacak. Ama yaslarını tutmaya başladım mı emin değilim. Allah bana böyle bir özellik verdi veya hayat bilinç dışı bir koruma mekanizması gelişmesini sağladı: Travmaları anında hissedemem; hissedersem felç olurum, en zor an daha zorlaşır. Oysa travmalarda insan en güçlü, ayakta kalma gücü maksimum noktada olmalı. Sonra idrak ederim ne olduğunu tedrici olarak. Belgesellerde arslanın geyiği öldürüşünü görürüz ya? Bir diğer belgeselde hayvanın muhtemelen şoka girmiş olduğu ve acıyı hissedemediğini duymuştum. Bu bilgiye rağmen bakamam o sahnelere ve gazetelerdeki “her şey bir anda oldu” başlıklı utanmazca tıklama alma oyunu hayvanların birbirini öldürme sahneleri veya”hayvan pornosu” ‘na bakamam.

İşte benim anne-babama herkes gibi yas tutmaya hala başlayamamış olmamın büyük sebebi bu korunma mekanizması olsa gerek.
Okumaya Devam »

Taylan’dan bilgelikler


– Taylan duvarları kim çizdi?

– Baba, sofrada konuşulmaz dedim!

***********************
-Taylan, Taylanistan, Tayland, Tayvan..

-Baba şımarma, ödev yapıyorum!

*********
-Baba Minika-Çocuk’a bakabilir miyiz?
-Hani sen beni sevmiyordun?
-Şimdi seviyorum.
-Tamam o zaman.
-Sonra da Planet-Çocuk’a bakarız.
****************

Markette:

-Kasiyer gelmedi, biz ödemeden çıkalım bari
-Hiç komik değil baba! Okumaya Devam »