Yapma be eşref-i mahlukat!

CAM00960CAM00963Kıyılır mı bu yavruya? Size ne yaptı yaşadığımız dünyaya güzellik, sadakat, masumiyet katmak dışında?

Biliyorum siz akıllısınız, başarılısınız, otomobiliniz var gider mi gider 30 km ile gidilecek dar mahalle yolunda 100e bana mısın demez. Bir de trinitronlu, gigabaytlı, XWQP 1276 akıllı telefonu kulağına dayayıp, gaza bastın mı fiyakana diyecek yoktur; it için frene basmaya hacet dahi yok, kocaa cipe, pikapa, bilmem ne marka demir gibi aracına ne zarar verebilir ki it? Boşuna dememiş atalar “taşlar bağlı, köpekler serbest” diye.

Tebrikler muhtemelen hayatında bu kelimeyi bir daha duymayacak eşref-i mahlukatın cool üyesi! Benim en iyi dostlarımdan birini aldın, durup bakmayada tenezzül etmedin;işin gücün vardı eminim. Sizin itiniz benim yavrum! Bu kaçıncı?! Sana da türüne de başka sözüm yok.

Dünyam cennet idi ve birdenbire insan geldi! Neden acaba? Vardır bir hikmet mutalaka, benim aklım kalbim almasa da.

 

Bir Münzevinin Notlarından...

Bir kaç yıl önce, İsrail Gazze’deki son büyük katliamı devem ederken.. Zaman Gazetesi’nde bir yazı çıkmıştı Ahmet Selim imzalı. Gazze’den demir atolyesinde yapma roketlerden İsrail’e atan gençleri, Hamas’ı sigaya çekiyordu “savaş böyle olmaz, nizami ordular arasında olur, ne hakkın var İslam dünyasını savaşa sokmaya” falan diyerek. Gavurlar dahi böyle diyenlere “blaming the victim: Kurbanı suçlamak) diyordu. Ona cevaben yazdığım yazıda aynen şöyle demişim:

Bak Ahmet Efendi,
Ahirette komşu olarak senin ilim ve irfanından mahrum kalmış, Şeyh Ahmet Yasin’i de, Rantissi’yi de, Yusuf El Karadavi’yi de Filistinli şehit bebeleri, gençleri kadınları da, intihar bombacılarını da, yanlış yaptığını senden öğrendiğimiz Hasan Tahsin’i de Sütçü İmam, Kara Fatma ve diğer Kurtuluş Savaşı teröristlerimizi de sana tercih ederim.

Sanıyorum aynı yazıda “Gazze’de Siyonist Katil’in buldozerinin altından çocukları çıkarmaya çalışırken ezilen Rachel Corrie ile komşu olmayı sana yeğlerim” de demiştim.

Buradan ne anlaşıiıyor? Sıkça hatırlatrım fetva mercii olmadığımı, malümün ilamı olsa da. Ama yüreğimi, beynimi…

View original post 395 kelime daha

Sık dokulu yapılar

Sanıyorum bu ifade kullanılıyor son zamanlarda Fethullah’ın çetesinden hareketle. Cemaat kelimesi özellikle İslami cemaatler için kullanıldığı için kavramıı daha cihan-şümul tutmak için olsa gerek bu yeni ifade (sanıyorum Etyen Mahcupyan kullandı ilk)..Fark etmez kelime seçimi; kapalı yapılar, kültler, localar, cemaatler, çeteler, gizemli örgütler, esoterik yapılar..

Yakın zamana kadar bu tür yapılar konusunda oldukça nötral idim. “Case by case” bakılması (ayrı ayrı bakma, genelleştirmeme) düşüncesinde idim. Bardağın dolu tarafı ve boş tarafını da görüyordum. Ama artık boş tarafının kesinlikle ağır bastığı kanaatindeyim. Sebeplerimi sıralayacağım:

1.Ben söylemedim belki yüzyıllaraca vardır kültürümüzde “mürşid uçmaz, mürid uçurur” sözü. Çok yerinde. Lidere, imama, papaza, mürşide, kılavuza kusursuzluk, yanılmazlık izafe edilir ekseriyetinde. Masonlar gibi bazı cemaatlerde ise kurallar, ortak idealler liderden önemlidir.

2.Bireyi, hür iradeyi değersizleştirir, hatta yok eder. Bu tür yapılarda en değerli üye öğretiyi en iyi kavrayan, en kolay sürüleşendir.

3.Entellektüel olarak zayıf kalır üye veya müntesib. Zira karşılaştırma, kıyaslama yokur, liderin veya grubun dogmasıdır bütün bilginin, iyi güzel ve doğrunun kaynağı. Papağan olma işlevi görenler dışındaki nöronlar ölür. Yaratıcı veya inovatif fikir üretemezler, Bütün ballarını tek çiçekten alırlar, diğer çiçeklere dokunmayı kendi çiçeklerine ihanet addederler.

Okumaya Devam »

Omurgalı entellektüel dostum Israel Shamir’in bir önceki yazıda bahsettiğim yazısı:

An excellent article on the Failed Coup by an intellectual with moral spine.

Kaynak

Drop of Light / Shutterstock.com

The most striking feature of the failed Turkish coup has been the people’s response. The plotters did their routine right: they seized the broadcasting station, they sent a sortie to kill the president, they stationed troops in the vital points, they rolled out the tanks. They calculated everything but the people’s response. As the president survived the attempt on his life, he had made the mobile phone streaming call to the nation urging people to get out and decide their future for themselves. Okumaya Devam »

FatoşBaştan “tarihe not” düşeyim. AK Parti’nin “persona non grata” ilan ettiği adam olarak.

Bu Fethullah’ın iğfal ettiği askerelere mesajım: Talat Aydemir’e selam söyleyin!

Yarin değil, bir hafta, bir ay sonra değil şu anda ne söylediğiniz karakterinizi belirler. Biliyorum şu anda deliklerine saklanıp “bakalım kim kazanacak” diye bekleyen pek çok “dava adamı” yarin “zaten ben hep..” diye gürleyecek köşelerinde, kürsülerinde, partilerde, toplantılarda ve “ganimet bölüşümünde” parsayı götürecek; bu işler hep böyle olur, taa İTÜ yıllarından hatırlarım. Despotik, saldırgan solcu anarşistlere karşı durmayan omurgasızlar sonradan ganimeti götürdüler Egemen gibi. Sahi şimdi Egemen ve diğer 3 bakan nerdedir bilen var mı? Ya öteki içerinin de içinden olanlar?

Biraz önce dostum İsrail’li entellektüel, yazar İsrael Shamir aradı. Bir İsveç  gazetesine yazı yazacakmış, taze bilgi, değerlendirmemi aldı. Başarabilirler mi diye sordu.No  way! Sular yukarı akmaz dedim. Öyleyse niye giriştiler sence dedi. Fethullah kamikaze, desperation dedim. It’s not his blood.

Ona söylediklerim de duyar duymaz twitter’da yazdıklarım. yazdıklarım.

AKP beni hatırladı

İki yıldır dilekçelerime cevap vermeyen, beni ademe mahkum eden, “adaylık sürecinde” şarlatanlığında ahlak dışı davranışlara maruz bırakan AKP’nin il başkanından SMS geldi.  “Kardeşi”  imişim. İlçe teşkilkatına gitmem gerekiyormuş.

Ne yapacağıma ben karar veririm bazen kardeş, bazen değil. Senin dolgu malzemen değilim. Ahlaki sorumluluk duygusunu sana öğretene de öğretirim! Çağrıya hacet yok!

Benim hakkaniyet duygum, vicdanım, mayam ne yapmam gerektiğini söyler. Temurci’yi bırak Erdoğan’ın dahi bana öğreteceği bir şey yok.

Evet bu çapulcu kalkışmasını vücudumdaki her hücre ile direneceğim!

Sizin için değil, inandığım “iyi, doğru ve güzel” için!

Hamiş:

Bu da gaflet ve delalet içindeki askere.

Milletinize ateş açmayın.Direkt Obama garanti verse de kaybedersiniz. Komutanınız da sizin gibi iğfal edilmiş “badelenmiş” garibandır. Ben Albay Talat Aydemir’e uyan bir kaç gafil tanıdım.

Elebaşlarınızın PKK’lı eşkiyadan farkı yoktur. Siz cehalet, korku savunması yapar muhtemelen az ceza ile yırtarsınız. Affedilmeyecek olan elebaşlarıdır!

Kendinize yazık etmeyin.

Washington’u iyi bilen biri olarak söyleyeyim: BU AMERİKAN DESTEKLİ DEĞİL. Kanmayın “İSLAMİ MEDYA” ‘daki bunu diyerek iyi bir şey yaptığını sanan gerzeklere. Bu arkası sıkışan Feethullah şeytanının size yaptırdığı son kamikaze dalışıdır.

“AMERİKAN DESTEKLİ” demek “başarı şansı var” demektir be Yeni Şafak’ın başındaki aptal çocuk!  Halkı energize edeyim derken ne yaptığının farkında bile değilsin!

Hamiş 2: Geçmişte 28 Şubat’a destek veren Doğan Medyası dahil, “ana akım medya” Türk medyası bu defa iyi bir sınav verdi şu ana kadar. Hakkı teslim edelim.

Bakın bir gösterge daha: Yarın Ertuğrul da “darbeye hep karşı oldum” diyecek! Bu neyi gösterir. OLMADI FETHULLAH, GENE KAYBETTİN!

Fatoş’un ÖZGÜR DÜŞÜNCE’sine baktım: Süt yemiş kedi misali TEK KELİME YOK!

Bu neyi anlatıyor size?

*********************************

Alakalı tweetlerim:

 

Nevzat Yalçıntaş (1933-2016)

nevzarTalçıntaş2Ölünün ardından iyi şeyler söylenirmiş. Eminim onu benden çok daha iyi bilenler ve muhtemelen bilmeyenler de iyi şeyler söyleyecek. Tertip Muhsin Yazıcıoğlu konusunda söylediğim gibi “öleni evliyalaştırmaya” götüren olacağını sanmıyorum , son yılların tecrübelerine bakarak.

Benim bilgim ticari-siyası-bürokratik-akademik kariyerini çoğunlukla medyadan takip eden biri olarak ve birazcık da hemen hemen “sağcı” olan herkesi “bizden” saydığımız 70lerden bir hatıra üzerinden.

70lerin ikinci yarısında  (muhtemelen 77-78). Biz İslamcı İTÜlüler’in toplandığı  Teşvikiye Camii’nin bahçesinin köşesinde “dergah” dediğimiz  küçük bir yapı vardı (şimdi cafe olmuş). O da cumaları Teşvikiye’de kılardı kendi ofisi Nişantaşı anacadde üzerinde olduğu için. Oğlu Murat’ı da da yanında getrirdi bazen.

Bir  defasında gemi inşaattan bir arkadaşın isteği üzerine , kendsini ofisinde ziyaret etmiştik. O konuştu biz dinledik. Kendisinden Demirel, “Turgut Abi” ile yaptıklarından, IMFliler’e fazla saygı gösteren Ecevit’i eleştirmek için “İMF’liler benden randevu istiyorlar, vermiyorum..” türü kendi önemini vurgulayan, bütün melanetlerin sola ait olduğunu, sağcıların Demirel’den, Türkeş’e iyi olduğunu falan anlattı.  Okumaya Devam »

Alın size bilimsel tebliğ gibi başlık!

1960ların ikinci yarısında bir zaman olmalıydı. Sivas’ta ortaokul öğrencisiyim. Simaviler’in Hürriyeti’nde Breziyalı futbol yıldızı Pele’nin değeri üzerine çıkan yazıyı sokakta mahalle çocukları ile değerlendiriyoruz. Gazete fiyatın dudak uçuklatıcı olduğunu vurgulamak için “Bir Pele ile neler alınır” başlığı atmış ve altına neler alınacağını sıralamış resimli olarak. on onbeş farklı nesne koymuş listeye. İki tanesi aklımda “16 tane Şampiyon Fenerbahçe”, “260 tane Anadol” (yeni çıkan “ilk yerli araba” , Murat’tan önce).

Herkes bunların hepsinin toplamı alınır diyor. Yani 16 tane Şampiyon Fenerbahçe Takımı + 260 Tane Anadol + Şu kadar apartman dairesi + ….. Bense hayır listedekilerden her biri alınır tamamı değil de diretiyorum. Herkes aptal olduğuma karar veriyor. Biri bahse var mısına götürüyor işi. Ben de teredütle erkekliğe leke sürmemek için varım diyorum. Tereddütün sebebi yanılabalieceğimi düşünmem değil, onların doğruyu belirleyici hakeminin de onlarla aynı zihin ve duygu seviyesinde biri olacağı korkum. Ve korktuğum başıma geliyor! Gidip bu işleri bizden iyi bildiği kesin olan, Fener Gassaray, Metin, Can felan işleri ile haşır neşir olduğu varsayılan Burhan Abi (ilkokul mezunu değil, futbol oynar ama ayağının birini çocukken araba ezmiş, kahve ile Kanlı Bahçe (boş arazi-futbol sahası) arasında, sadece “Topal” lakabi ile bilinen abiyi bilirkişi tayin ettiklerinde kaybettiğmi anlamıştım. “Topal” (bizim için saygıdan Burhan Abi) gasteye şöyle bir iki saniye göz attıı ve kararını verdi: “Bunların hepsi”. Ve hemen benden 5 lirayı -ki büyük para idi- tahsil etmeye kalktı bir kaç kazanan ortak. Birini çok iyi hatırlıyorum Edip Kızıltoprak diye bir oğlan; baş parmağını emerdi ileri yaşlarda dahi.. Şimdilerde Sivas’ın en zengini imiş duyduğuma göre; bir kaç kere altın kaçakçılığı, kredi kartı üzerinden tefecilik vs sabıkası varmış. Beni şaşırtmadı; tam da “adam olacak çocuk” tipi idi; ortaokuldan terk.

Şimdi bir de neden hala haklı olduğum düşündüğümü isbat gerekiyor değil mi? Malesef, olsun; bu blogun okuru değilse de vasatın ne olduğunu biliyorum. Bir üniversiteden masterli olduğunu söyleyen bir hemşehri “abi İstanbul’un nüfusunun dörtte ikisi Sivaslı” dedi! Açıklama şöyle: O Hürriyet haberinde Pele’nin o zamanki fiyatı yazıyordu: 24 milyon TL. Fenerbahçe takımı tekmili birden  : 1.5 milyon TL. Bakın 16 x  1.5 = 24 mantığım mantıksız bulundu. Pele çook kıymetli idi ve ben onun kıymetini düşürüyordum. Böyle adam tabii ki haksızdır her zaman ve  9 köyde de. Ne vekil, ne bürokrat, ne “siyo”, ne de “hesap uzmanı” olmaya layıktır! Okumaya Devam »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 306 takipçiye katılın