Archive for Haziran 2006

Son zamanlarda Turkiye’deki demokrat intelligentisa arsinda guc kazanan bir trend de malesef  magdur dindarlarin demokratligini sorgulama olmustur. “kendileri icin demokrat” deyimi artik laikci sozluk’ten liberal demokrat terminolojisine de girmeye baslamistir.

Laikcilerin fasizan baskilari altinda yeteri kadar inlemiyorlarmis gibi dindar kesim birde demokratlar taraindan “demokrasi sammiyeti” sinavina tabii tutulmaktadirlar. “tamam bunda ne var, gercek demokrat oldugunuzu isbatlayinki samimiyetiniz anlasilsin ve talepleriniz daha ciddiye alinsin” denebilir. Fakat su sinav sorularina bakin Allah askina.

Daha once ozel  idarelerde olan ickili eglence yerlerinin bulunabilecegi bolge belirleme isini beldiyelere devredilmesi kanun teklifinden dolayi “bunlar icki yasagi getireckler; hatta getirdiler, sonra seriati getirecekler” diye suclaniyorsunuz ve “demokrasi sinavindan” zayif aliyorsunuz.

Izinsiz egitim kurumu acanlar (yalniz Kur’an kurslari degil bale veya tenis kursu dahil herhangibir gayeye matuf) icin cezanin uc yildan, daha once oldugu gibi 2 yila indirilmesin teklif ederseniz, keza ayni suclama. Sinirlama gibi sinirlari genisletme de demokrasi sinavindan cakmaniza sebebiyet verebilir. Bir kere supheli olmaya gorun.

Duvarinda “Hakimiyet Kayitsiz Sartsiz Milletindir” yazan millet iradesinin tecelli yeri olan TBMM’nin kurulus yildonumunde Baskan bu sozun anlamini aciklayan, ve bunun icresinde laikligin milletin din ve vijdan hurriyetini de icerdigini hatirlatan konusmasindan dolayi “demokratik laik cumhuriyeti yikmaya calismak” la sucaniyor ve Bulentinejad adi verlerek gene demokrasi sinavindan caktiriliyor.

Bu demokrasi testinden gecebilmek icin hukumetin ve AK-Parti’nin bircok uyeleri musamahakarlikta sinir tanimaz oluyor. Bu musamahasizlara musamahayi Mevlana’nin da otesine tasiyan devlet bakani Abdullatif Sener “icki iceni sevebilmeliyiz” diyerek musamahanin yeni bir tanimini yapti. Oysa demokrasilerde bir insan kendi ahlaki veya dini degerlerine ters gelen aktiviteleri SEVEBILMEK sorunda degildir. Bunu beklemek Koru’nun yazisinda dedigi gibi oxymoron (tezat barindiran ifade) olur: Nefret ettigi seyi sevmek. Bu insanin kendini reddemesinden baska birsey degildir. Cogulcu demokrasi de kisiden beklenen sevebilmek, veya hosgoru dahi degildir, tolerans (musamaha) dir.

Ama yukarida bahsettigim olaylar demokratladan degil fasist laikclerden kaynaklanmaktadir. Sosyal liberal demokratlarin yaptigi ise biraz daha farklidir. Onlar dindarlarin insan haklarini liberallikleri geregi savunurken, muhafazakarlardan da kendileri gibi liberal olmalarini beklemektedirler.  Fakat kullandiklari musamaha testi laikcilerinkinden fazla farkli degildir. Dindar insandan dininin, aile ahlakinin yasakladigi uygulamalara hosgoru ile yaklasmasini bekliyorlar.  Dindar kimseler ulkenin kanunlarina tabiidir, digerleri gibi. Cogulcu demokraside her segmentin degerinin nisbi temsilinden sosyal mevzularda bir konsensus, veya sentez cikar. Bu mutabakat metnidir herkesin riayet etmek zorunda oldugu, hoslanmak zorunda degil. Bir ateist te dindalardan hoslanmak zorunda degildir; sadece kisisel tercihini baskasina dayatmamak zorundadir ve toplumun degerlerinden cikan kanunlara riayet etmek.

Asagidaki Koru yazisindan anlasildigi gibi Gulay Gokturk, kizlarimizi gayrimesru cocuk yapmaya tesvik eden Ece Temelkuran’in muhafazakarlarca desteklenmesini isterken tam da bu liberal muhafazakarlik oxymoron’unu istemektedir onlardan.

Iste yazi:

Fehmi KORU
f.koru@yenisafak.com.tr 
Ne sınavı?

Evlilik dışı ilişkileri, hatta evlenmeden çocuk sahibi olmayı muhafazakârlar da savunmalı mı?

İlk bakışta insanı sersemletecek kadar ters gelen bir beklenti bu. ‘Muhafazakâr’, adı üstünde, ‘topluma ait değerleri korumaktan yana olan’ demek; bu anlamın düşünce hayatına ve siyasete yansıyan yönü de pek farklı değildir. Muhafazakâr, en kısa anlamıyla, dünyada belli bir ‘ahlâkî düzen’ olduğuna ve bu düzenin korunması gerektiğine inanan insandır.

Tanımdaki anahtar sözcük, tahmin edilebileceği üzere, ‘ahlâkî’ sözcüğü… ‘Oksimoron’ (zıtların tevhidi) gibi görünse bile, ‘muhafazakâr’ bir demokrattan, hatta ekonomik anlamda liberalizmi savunan bir muhafazakârlıktan söz etmek mümkündür; ancak konu ‘ahlâk’ alanına geldiğinde, muhafazakâr kişinin gerçek tavrı belirginleşir. Muhafazakâr olma iddiasındakiler arasından ‘aykırı davrananlar’ çıkmaz mı, çıkabilir elbette; ancak geçtiğimiz yıllarda Amerikalı ünlü muhafazakâr Bill Bennett’in kumar hastalığı öğrenildiğinde patlayan tartışmaların ortaya koyduğu gibi, bu durum insanları ‘şok’ eder…

Bir muhafazakarın, evlilik dışı ilişkileri ve evlenmeden çocuk sahibi olmayı savunması beklenemez; savunduğu taktirde artık onun muhafazakârlığından söz edilemez. Bir muhafazakârdan talep edilebilecek en ileri tavır, kendisininkinden farklı -aykırı- görüşlerin de savunulabileceğini kabul etmesidir. Bu tavır da zordur, ama Türk muhafazakârlığı nicedir bu tavrı benimsemiş durumda. Muhafazakârlarımızın önemli bir bölümü, en aykırı görüşlerin özgürce savunulabilmesi konusunda girdikleri nice sınavdan alınlarının akıyla çıkmış bulunuyorlar.

Bu konuya girmemin sebebi, Gülay Göktürk’ün Bugün gazetesinde çıkan ‘Muhafazakârların Bam Teli’ başlıklı yazısı oldu. “Kadınlar evlilik dışı çocuk doğurmaktan korkmasın” diye yazdığı ve ‘gayr-ı meşru çocuk’ kavramını sorguladığı için Basın Konseyi tarafından kınanan bir Milliyet yazarını ele aldığı yazısında, Gülay Göktürk, eğer yanlış anlamadıysam, muhafazakârları yazarın görüşlerine sahip çıkmaya çağırıyor…

Sorun, Milliyet yazarının ‘aykırıyı savunabilmesi’ özgürlüğüyse, yazar yazısını yazmış ve muhafazakâr kesimden hiç ses çıkmamış işte.

Dikkat edin, “O görüşler de savunulabilsin” demiyor Gülay Göktürk, görüşlerin muhafazakârlar tarafından savunulmasını istiyor. Okuyalım: “Bu konu, Ece Temelkuran’dan ziyade, aile değerlerine önem veren geniş muhafazakâr kesim açısından bir ’sınav’ değeri taşıyor. Muhafazakâr kesimin bu ‘tahammül sınavı’ndan başarıyla çıkması, bizim kendimize özgü koşullarımız yüzünden, dünyanın diğer ülkelerine göre Türkiye’de daha da büyük önem taşıyor.”

‘Bize özgü koşullar’ uzun yıllardır tartışageldiğimiz ‘yaşam tarzı’ ile ilgili konular. Ülkemizde muhafazakâr bir iktidar var ve dört yıldır bu alanda hiçbir vukuatı yok ama yine de sayıca çokluğun verdiği haklılık duygusuyla ‘yaşam tarzı’na müdahale etmesinden endişelenenler bulunuyor. Başı örtme özgürlüğünü savunanlar açısından ’sınav değeri’ taşıyan da buymuş. “İşte bu yüzden” diyor Gülay Göktürk, “Evlilik dışı çocuk doğurmanın savunulması gibi bir noktada muhafazakâr kesimin kanaat önderlerinin, basın kuruluşlarının ne diyeceklerini merak ediyorum.”

İyi de, sözgelimi ben, duruşuma aykırı böyle bir görüşü neden savunayım ki? Evlilik kurumuna önem veriyorum ve çocuğun kadın ile erkeğin yasal birlikteliğinden meydana gelmesini doğru buluyorum. Sahip olduğum görüşler beni ülkemdeki muhafazakâr çoğunluğun içine yerleştirdiği için temel ilkelerime aykırı bir tavır almamı benden beklemek insafsızlıktır.

Türkiye’de fiilî durum ‘muhafazakâr müsamahasını’ yeterince yansıtıyor zaten: Muhafazakârlar tasvip etmese, doğru bulmasa da, evlilik dışı ilişkiler engel tanımadan devam ediyor ülkemizde, evlilik dışı birlikteliklerin ürünü çocuklar da nüfusa kaydediliyorlar…

Başörtüsü özgürlüğü üzerinde mutabakata ulaşmak için başka ne ’sınavlar’ var acaba? Yoksa yine sınıfta mı kaldık?

Reklamlar

Read Full Post »

Training Your Human

Training your human is a thankless task.
“Why bother with it?”, some kittens may ask.
The fate of the world is the issue at hand,
as felines worldwide stake a claim for their land.
Make no bones about it, we cats own the joint.
We spray in the corners to drive home the point.Some say the meek shall inherit the Earth,
But they’ve no fangs or claws, for what that’s worth.
The cat is the ultimate species, you see,
We’re poised to usurp man’s authority.
These silly old humans who cannot play nice!
We cats are peaceful, we hate only mice. (daha&helliip;)

Read Full Post »

HABERLER 26.06.2006  PAZARTESİ
ADD kongresinde tuhaf mesajlarAtatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) 9. Genel Kurulu’na katılan delegeler tuhaf mesajlar verdi.

Bir delege, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ‘Cumhuriyeti yıkacak yasaları imzalamakla’ suçlarken, bir başkası ise ‘Biz orduyuz, cumhuriyetle uğraşan iktidarla cephe cephe savaşmalıyız.’ dedi. ADD Genel Sekreter Yardımcısı, Atatürk’ün tekellerinde olduğunu söylerken, kongrede konuşan bir üye ise ‘Anıtkabir’in Mekke’den daha kutsal’ olduğunu iddia etti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Hangi Cumhuriyet

24.06.2006  CUMARTESİ

[YORUM – PROF. DR. ATİLLA YAYLA]
Hangi cumhuriyet? (1)

Demokratik cumhuriyet fikrinden ziyade totaliter cumhuriyet fikrine yakın duran çevreler, bazı tezleri mütemadiyen tekrar ediyorlar. Olabildiğince çok tekrarın tezlerini doğru hâle getireceğini veya onlara itiraz edilmesini imkânsızlaştıracağını sanmaları bunun baş sebebi olsa gerek.

Basitleştirilmiş ve bilinçaltına işleyecek şekilde formüle edilmiş propaganda esasen totaliter sistemlerin propaganda yöntemidir. Totaliter propaganda, hap hâline getirilmiş fikirlerin basit ifadelerle devamlı olarak tekrarına ve fikirlerin temsil ettiği şeylere karşı tehdit teşkil ettiği ileri sürülen bir düşman yaratılmasına dayanır. Türkiye’deki cumhuriyetçi propagandanın, siyaset psikolojisi açısından bir analize tabi tutulursa, birçok bakımdan totaliter özelliklere sahip olduğu kolayca tespit edilecektir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Internet’i internet olmadan oncesinden beri -saniyorum 1990’dan beri- su veya bu sekilde kullaniyorum. 98’de olsa gerek Yahoo’nun  “sizin de web sayfaniz olsun” tahrikine kapilip 10 dakikada bir web sayfasin yapmisligim dahi vardir, sonradan bakimsizliktan sizlere omur oldugunu anladigim. Bu web siteleri olayini ilk ogrendigim zamandan beri soyle adamaklilli insanlarla dusuncelerimi paylasabilecegim, bol linkli, bol alintili, yuksek trafikli, cifte lisanli bir site kurmak fikri hep aklimda olmustur. Fakat “yapilmaya degen her sey dogru yapilmaya da degerdir” sozu ile karakterize edilen mukemmeliyetci tarafim hep buna engel olmustu simdiye kadar. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kedi ile Kopek

Kedi ile Köpek

 

Bir köpek havlıyordu korkuturcasına
Kedi dolanıyordu nispet yaparcasına
Şehir kararmış
Yıldızlar yağmıştı
Kedi yıldızları kovalıyordu
Gölgesi olmasını umuyordu

Köpek yavaşça sokuldu
Sanki kaçmasından korkuyordu
Kaybetmek istemiyordu

Kedi durdu kabardı
Sanki gel, benimle oyna diyordu

Denizin dalgası duyuldu
Kedi zıpladı bir kayaya oturdu
Köpek dayanamadı dostça sokuldu
Korkuları konuşuyordu

Şehir susmuş yorulmuştu
Dalgalar şehre ağıt yakıyordu
Kedi döndü mırıldandı
Köpek gerindi gözlerini yumdu
Gözlerine tuz kaçmış gibi
Acı acı uludu

Gökte mehtap denizde mehtap
Yan yana kedi köpek
İnsanların aksine,
Bu şehre inat
Bütün yazılanların tersine
Gerçek düşmanlıkların üstüne

 

Didem Esen

Read Full Post »

Kudos to the proud sister


The ideas cannot be extinguished by force or violence, by cannons, or rifles


M. Kemal Ataturk

    Thank you sister Merve for the candle you lit pierced the darkness in many hearts,
    sent the ray of hope where the hope was scarce.
    Thank you for showing us what the indomitable human spirit is capable of,
    for the dignified calm you displayed in the eye of the storm.
    The sloths hanging upside down from the tree,
    seeing the universe upside down, called you “vampire”.
    The vampires, the predators, the scavengers and the parasites,
    Gulliver's yahoos were thirsting to feast on your blood.
    They smashed the olive branch you extended.
    They took the pious humility that your faithful parents taught you,
    as the sign of weakness, for they knew not otherwise.
    They could not see that the earth was round and the sun could not be smeared
    with mud
    They thought they could intimidate you into submission
    for the tyrants were used to submitting to tyrants.
    But you proved them wrong.
    You did not succumb.
    You heeded your higher calling,
    held your head up high and stood your ground.
    You towered as they sunk.
    Just when we thought they could not sink lower,
    they made their toddlers shout at you
    the words they could not pronounce.
    But then again, maybe the babies understood “secularism”
    as much as their teachers, parents, the rulers and the ringmasters.
    The truth scared them to death
    What if others find out, they said,
    the power of dignity, virtuosity, piety?
    For the racket they had was predicated upon the absence of virtue,
    the abundance of ignorance, hedonism, transvestitism,
    greed and callousness.
    They closed their ears to the laughter of the Westerners they worshiped,
    to their misery, buried their heads in the sand and wowed to defend
    their empire of Sodom and Gomorrah against your hijab,
    in your beloved motherland.

    Thank you sister, for making your despised, disenfranchised, scorned, abused
    sisters lift their head up high and say loudly and proudly “I am Merve Kavakci”.

    Bekir L. Yildirim
    Washington, DC

Read Full Post »

Older Posts »