Archive for Temmuz 2006

 

PROF. DR. NİGEL HARRİS*

27.07.2006  PERŞEMBE

Roma zirvesinde fiyasko: İsrail vurmaya devam edecek!

İsrail kuvvetlerinin Lübnan’ın güneyini sistematik bir şekilde tahrip etmeye ve kaçınılmaz bir şekilde Lübnanlıları soykırıma maruz bırakmaya başlamasının ikinci haftasında durum bu minvalde görünüyor, fakat sanki öldürülen her İsrailliye mukabil üç Lübnanlı şeklinde sabit bir oran mevcut.

Dünya seyrediyor, Birleşmiş Milletler üyelerinin birinin diğerine karşı temkinli ve hesapkârane politikalarının yerine ve herhangi bir savaş durumu da ilan etmeksizin sanki bu durum korkunç bir tabii afetmiş, bir başka tsunami imiş gibi çaresizliğini ifade edercesine ellerini yana açıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ‘kalıcı’ bir barış sağlanıncaya kadar katliamı durdurmak -yani İsrail saldırılarını durdurmaya karar vermek- için bir şeyler yapma konusundaki isteksizliğini anlamsız bir şekilde izah etmek için bölgeye tamamen beyhude bir ziyarette bulundu. Bu sırada Avrupalılar ve neredeyse herkes elleri üzerine oturarak başka istikametlere bakıyorlar, fakat oldukça üzgün olduklarını ifade etmekten de geri durmuyorlar. Roma’da dün, güçler İsrail’in Lübnan’a saldırısını tartışmak için bir araya geldiler, fakat Washington’ın paranoyak fantezisi nedeniyle Hizbullah’ı kontrol ettiği varsayılan iki güç, İran ile Suriye -ve bizzat Hizbullah’ın kendisi de olmaksızın. Hazır bulunmak: Bu içi boş görüşme neyi gerçekleştirebilir ki? İsrail katliamı bitirinceye kadar beklemek üzerine bir anlaşmayı mı -ve belki de Lübnan’ı yine o eski korkunç iç savaş durumuna döndürmeyi mi? Ya da sınırı İsraillilerden koruyacak bir uluslararası barış gücü yerleştirilmesini mi? Bu neye yarayacak? Bu şekilde bir uluslararası barış gücüne bel bağlamak bombaların geldiği yerden, İsrail havaalanlarından gelerek bölgeyi işgal edenlerin bombardımanını durdurmaya yetmeyecektir. Şayet bu gerçekleşecekse, aynı şekilde Hizbullah’ın da İsrail’e füze saldırısında bulunmasına da hemen bir ateşkesle son verilecektir.

İsrail’e yine zaman kazandırıldı…

Bunu durdurmak bu kadar kolay olacaktır. Bununla birlikte -İsrail durmaya hazır oluncaya kadar da bu imkansızdır. Bush’un ‘Batı’da’ paranoyak İslamcı teröre karşı savaş fantezisi artık herkesi kuşatmıştır ve artık -(İsrail’in hem Filistinliler hem de Lübnanlıların haklarını tamamıyla ihlal ederken sözde nefsi müdafaa hakkını kullandığı) Gazze’den Lübnan’a, Putin’in Çeçenistan’ı, Hindistan’ın Keşmir’i, Çin’in Sinjiang’ı kadar bütün meseleler buna dahil edilebilir. Washington’da Lübnan’ın üçüncü dünya savaşının başlayacağı yer olduğu hakkındaki saçma konuşmaların çıkış noktası da burasıdır.

Halbuki İslam dünyası, ABD ve İsrail’den farklı olarak ne uzlaşmazlıklara, ne hava gücüne, ne de nükleer silahlara sahiptir. Tehdit Washington’da icat edildi ve Amerikalıların korkularını kaynama derecesinde -ve Cumhuriyetçileri iktidarda- tutmak için sürdürülüyor. Sadece, herhangi biri kadar Amerikan’ın ortaya çıkardığı birisi olan Irak Başbakanı -şüphesiz ülkesindeki Şii çoğunluğun gönüllü olarak Lübnan’a yardım etmeye veya ülkesindeki ABD işgaline karşı muhalefete geçeceği korkusuyla- ayakları üzerinde durdu ve Bush’a meydan okudu.

Yine de, çatışmanın sebepleri -aynen ABD’nin Irak’ı işgal sebepleri gibi anlaşılmazlığını koruyor. İsrailliler kazanamayacaklarını biliyorlar. Hizbullah, Güney Lübnan yoğun bir şekilde askerî işgale maruz kalmadıkça (ve muhtemelen İsrail ağır kayıplar vermeden) kökünden sökülüp atılamaz; FKÖ’yü çıkarmadan önce de yaptıkları şey de buydu, 20 yıl boyunca Filistin’i işgal ettiler ve yine de başarısızlığa uğradılar. Hizbullah ancak Lübnan’daki yerleşik sisteme ve silahlı kuvvetlere dahil olduğu takdirde silahsızlandırılabilir. Onları ayrım yapmaksızın bombalamak, bütün Lübnanlıların, Hıristiyanların, Dürzilerin, Sünnilerin, İsrail vahşetine karşı koyarak İsraillilere sınırlı da olsa zarar verebilecek yegane güç olarak onların arkasına takılması anlamına gelecektir. Hizbullah’ın durumu nedir? Shaba’a çiftliklerinden ve bazı mahkumların salıverilmesinden daha fazlasını elde edemezler. Er veya geç, ellerindeki İran füzesi stoku tükenecek veya varlıklarını sürdürmenin artık durmak olduğu seviyeye düşecektir. Bu kadar az şey için bütün bu ölüm ve yıkımlara değer mi?

İsrail’in üst yönetimi uzlaşmaz bir şekilde Ürdün nehrini İsrail’in doğu sınırı yapmakta ısrar ettikleri sürece, Filistinlilere Kuzey Amerika’da yerlilere uygulandığı gibi belli bir toprak parçası tayin edilse bile, hiçbir şey değişmez. Bunun anahtarı sürekli ABD desteğidir. Ve aynı şey dünyanın geri kalanı için de söz konusudur -BM’yi İsrail’in misillemesinin ‘orantısız’ olduğu şeklinde zayıf bir şikayete indirgemek. (Orantılı olan nedir? Hizbullah’ın İsrail elektrik santrallarını veya Tel Aviv Havaalanı’nı bombalamasına müsaade edilmeli midir?)

Avrupalılar biraz daha iyiler. İngiliz politikası, ABD politikasının körü körüne takip edilmesi halinde İngiltere’nin önemli olabileceği prensibiyle belirlenmektedir -bu nedenle Avrupa Birliği içinde bir Truva atıdır. Fransa homurdanmaktadır ve bir zamanlar AB’yi ABD’ye meydan okuyacak bir güç yapma şeklinde bir projesi vardı, fakat ABD’nin Irak savaşı konusunda Avrupalı güçleri parçalama şekli, Fransız seçmeninin Birlik karşıtlığına dönmüş gözükmesiyle birlikte bütün bu umutları sona erdirdi. Artık Avrupalılar imparatorun sarayında teveccühünü kazanmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Bu nedenle, Washington’ın Guantanamo Üssü’nde ve Abu Garib’de Cenevre Sözleşmesi’ni umursamayarak -tutukluların adil yargılanma haklarını engellemek suretiyle insanları sorgusuz sualsiz dilediği kadar hapiste tutması- ve işkenceye maruz bırakması konularında Avrupalıların tepkisi zayıflamış durumdadır. Ve aynı şekilde bizzat İsrail geçmişte işlenen bir suçtan dolayı ya da gelecekte suç işleme ihtimali bulunduğu için insanları ördürme hakkını meşru hak olarak ilan etmiştir. Hiç kimse buna karşı çıkmamaktadır.

Huntington ortaya attığında -ABD bütün silahlara sahip olduğu halde- medeniyetler çatışması gülünç bir tez olarak görülüyordu. Fakat bu tür bir kanaat bunu ortaya atanların dahil oldukları aptallık ve hayal gücünü hesaba katmamaktadır. İsrail’in Güney Lübnan’ı (Olmert’in İsrail silahlı kuvvetleri ve seçmeni nezdinde kredibilitesini tesis etmesi de dahil) kısa dönemli taktik kazançlar için yakıp yıkması ve ABD ile Avrupalıların İsrail’i durmaya zorlamakta başarısız kalmaları -ister Başkan Bush’un, ister Usame bin Ladin’in takipçileri olsun- militanlar için destek sağlamanın en güçlü şeklidir. Bu durum hukukun, karşılıklı güvenin ve birtakım şefkat ve karşılıklı destek kıstaslarının yönettiği bir dünya fikrini tamamıyla ortadan kaldırmaktadır.

Dahası, İsrail güçleri karşısında Lübnan’ın yalnızlığı hükümetler açısından, gizli veya açık bir nükleer caydırıcılığa sahip olmak için güçlü bir argümandır. Bu şekilde Washington bizzat kendisi Nükleer Silahsızlanma Sözleşmesi’nin mezarını kazmakta ve Tahran’da İran’ın ancak caydırıcı bir nükleer güce sahip olabildiği takdirde İsrail ile aynı bölgede yaşayabileceğini söyleyenlerin iddialarını güçlendirmektedir.

*Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Prof. Harris, Londra Kolej Üniversitesi öğretim yesidir.)

Reklamlar

Read Full Post »

THE WISDOM FUND News & Views
MORE at http://www.twf.org/News/Y2006/0714-Lebanon.html
CONTACT information at bottom of page
July 21, 2006
San Francisco Chronicle
Israel Set War Plan More Than a Year Ago
Strategy was put in motion as Hezbollah began increasing its military strength

by Matthew Kalman
Israel’s military response by air, land and sea to what it considered a provocation last week by Hezbollah militants is unfolding according to a plan finalized more than a year ago.In the years since Israel ended its military occupation of southern Lebanon, it watched warily as Hezbollah built up its military presence in the region. When Hezbollah militants kidnapped two Israeli soldiers last week, the Israeli military was ready to react almost instantly.“Of all of Israel’s wars since 1948, this was the one for which Israel was most prepared,” said Gerald Steinberg, professor of political science at Bar-Ilan University. “In a sense, the preparation began in May 2000, immediately after the Israeli withdrawal, when it became clear the international community was not going to prevent Hezbollah from stockpiling missiles and attacking Israel. By 2004, the military campaign scheduled to last about three weeks that we’re seeing now had already been blocked out and, in the last year or two, it’s been simulated and rehearsed across the board.” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu yaziyi Mart ayinda www.Dorduncukuvvetmedya.com  da yazmistim Dilek Yaras’in “Ha Hamas, ha PKK” baslikli yazisina cevaben. Yazinin guncelligini kaybetmesi gerekirdi. Ama en azindan son 40 yildir, bu yazilar hic guncelligini kaybetmiyor.  Bunun tek avantaji benim gibi usengen blogcularin isini koaylastirmasi. Karsiliginda verilen ise binlerce can, zulum altinda inleyen milyonlar, ve katledilen insanlik! Boyle avantaj batsin!DİLEK YARAŞ’IN “HA HAMAS HA PKK” YAZISI ÜZERİNE….
19.03.2006

BUGÜNKÜ KONUMUZ: ‘HAMAS VE TERÖRİZM’ BUYURULDU BEKİR L. YILDIRIM
Bu oyunu daha once gorduk. 70’lerde ve 80’lerde, Filistin Kurtulus Orgutu ve onun oncu grubu El_Fetih’in “terorist” ve Arafat’in “teroristbasi” oldugu icin “dokunulmaz” oldugu gunleri hatirlayiniz yasiniz musade ediyorsa. Arafat’la veya herhangibir Filistin temsilcisi ile gorusme sucunu isleyen Amerika’li dipolmatlar, poltikacilar marjinalize oluyor, (Or.: Paul Findley- Eski ABD Kongre Uyesi, Charles Percy-Eski ABD senatoru- ikisininde kariyeri son buldu Arafat’la gorustukleri icin) ancak ABD’nin BM daimi temsilcisi Andrew Young’un yaptigi gibi, tevbe ettikten Yahudi patronlardan ozur diledikten ve Israil’e sadakat yeminlerini davranislar ile destekledikten sonra, sinirli af kapsamina giriyor ve belediye baskanligina kadar yukselebiliyorlardi! Dost, dusman herkes FKO ve Arafat’a “terorizmi lanetlemeden kurtulus yok arkadas” ogutunu verdi. Arafat’ta denileni yapti. Ama yeterli olmadi; “Israil’i de taniyacaksin” dediler. Onu da yapti Arafat. “Yetmez” dediler, icerdeki “teroristlere” savas acacaksin. Onu da yapti. El-Fetih’ten olusan Filistin polisi ile diger kurtulus orgutleri arasindaki catismalarda yuzlerce Filistinli oldu ve Israil’in verdigi listedeki binlercesi hapse atildi, sorgusuz sualsiz. Bunlar da Arafat’i Israil ve yandaslarinin gozunde mesrulastirmaya yetmedi. Ramallah’taki karargahi bombalandi, pek cok insan can verdi, binalarinin cogu yerle bir edildi ve gene Israil’in verdigi listedeki insanlarin tutuklanip, ABD ve Ingiltere tarafindan gozlenen bir hapishanede tutulmasi sarti ile Ramallah saldirisi son buldu. Fazla uzatmaya gerek yok Arafat’in sonunun ne oldugu ve Filistinlilerin bu tavizler sonunda neler kazandiklari ortada.

Ayni oyun tekrar sahnede. Bu defa FKO yerine Hamas var. Istenen? Once Israil’in yasama hakkini taniyin, sonra teroru lanetleyin, siddetten vaz gecin, Arafat ve Abbas zamaninda verilen tavizleri kabul edin. Karsiliginda ? Israil Isgal ettigi topraklardan cekilecekmi? Hayir. 242, 337 ve ABD’nin engellemedigi daha pek cok BM Guvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararlarina uyacakmi? Hayir. Peki Israil cani istedigi zaman isgal altindaki topraklarda istedigi yeri bombalama, istedigine “targeted assassination” (hedefli suikast) politikasina son verecekmi? Oyle bir garanti de yok. Tam tersine daha once Hamas kurucusu Seyh Yasin ve sonraki lideri Abdulaziz El-Rantisi’yi katleden Israil yonetimi demokratik olarak secilmis Hamas hukumeti uyelerini “oldurebilecegini” ilan etti. Israil isgal ettigi Filistin topraklarindaki insanlari Insan Haklari Beyannamesi, Cenevre Konvansiyonu yada en basit evrensel insani degerler cercevesinde muameleye tabii tutacakmi? Dedik ya hicbir garanti yok, ve boyle sacma sorularla kimseinin ugarasacak vakti yok. Konumuz Hamas, terorizm ve Islam. Konuyu dagitmayalim.

Dilek Yaras konuyu dagitmamis. Konusu bayagi spesifik: Hamas “terorunu” lanetlemek. Spesifik ama orijinal oldugunu soylmek pek zor. ..” Eşiniz-çocuğunuz, ananız-babanız, kardeşleriniz, bir otobüste giderken yanlarına oturan bir intihar eylemcisi bombanın pimini çekse ve uçursa otobüsü havaya ve dagilsa,,” edebiyatini ayni kelimelerle binlerce Israil propogandisti sitede bulabilirsiniz. Burada Sn. Yaras’in ifadelerinde samimi olmadigini yada bilerek Yahudi propogandasi yaptigini kastetmiyorum. Bu iddiayi yapacak bilgiye sahip degilim. Yalniz, eger Sn. Yaras odaga “otobuste havaya ucan Yahudi cocuklarin” dramini koyuyor bu sekilde olen her bir Yahudi’ye karsilik Israil devleti ve yermesimciler tarafindan oldurulen en az 20 tane Filistinli ve diger Araplari goz ardi ediyorsa “el Insaf” demekten kendimi almam zor. Sn. Yaras olaya Bati gozlugu ile bakiyor. Bati gozlugunun nerde nasil imal edildigini de oldukca iyi bilen biriyim. Ama burada bunlara derinlemesine girmeye yer musait degil. Bilgilenmek isteyenler ABD ve genelde Bati medyasinin sahiplerinin, CEO’larinin, editorlerinin ve kose yazarlarinin kimler oldugunu arstirabilirler, ornegin www.israelshamir.net’i ziyaret ederek. Yalniz bir uyarim veya ipucum var. Bu kisilerin tabiyetlerini, iliksilerini soyleyip yazdiginiz zaman “antisemit” damgasi yiyeceksiniz ve bu sadece bir baslangic. Iskembeden atmiyorum; ABD’deki basmuhendislik gorevini boyle bir suclama sonucu terk etmeye zorlanmis biriyim.

Bati’da “mainstream medya” bizdeki “merkez medya” nin modus operandi’si budur. “dunya kamuoyu” nun bagimsiz akli yoktur. Onlara ne dusunecklerini neyi lanetliyeceklerin ve neyin uzerinde duracaklarini siz ogreteceksiniz. Kisacasi ajandayida, alt basliklarida muhtevayida sizden alacaklar ve kendilerinin zannedecekler. Oyle sahipleneceklerki sizin urettiginiz replikleri kendilerinin diye sunabilecekler. Ornek: Dun bizim bagimsiz kose yazarlarimizdan pek cogunun odaginda Suriye vardi. Ne yapacagiz bu Suriye’yi? Gecmiste bize neler yaptilar? Ocalan’a yataklik yaptiklarini unuttukmu? Simdi unuttuk. Nedenmi? Cunki hedef tahtasinda Iran var simdi ve Hamas. Iran’in nukleer silahlarini ne yapacagiz? Turkiye’ye karsi kullanirmi? Zaten Iran “tabii dusmanimiz” hemde mollarsi. Cok ziyaret edilen bir web sitesinde bir “anket” te soru: Iran Turkiye’ye saldirirmi? Siklar: “Saldirir” , “saldirmaz” ve “hukumetin takinacagi tavra bagli”. Yorumsuz.

Evet manzara budur ey vijdan, ahlak, akil ve izan sahipleri. Her zaman birileri “otobuste havaya ucan Yahudi cocuklarin” trajedisinden bahsettiginde durun ve sorun akliniz, adalet duygunz ve vijdaniniz uzerinde ne yapilmaya calisildigini. Eger gozlerinizin onune bu acikli manzarayi getirmenizi isteyenler Irak’taki baba ve ogul Bush isgalleri ve aradaki yiyecek, ilac, cocuk mamasi ambargosunda olen toplam 1.2 milyon cocuk, kadin ve erkek ve Filistin, Lubnan, Suriye, Misir, Urdun, Afganistan’da olen yuzbinlerce cocuk, kadin ve erkek icin ayni duygulariniza hitab eden ve sayilarla orantili acikli manzaralar gozlerinizin onune getirmiyorlarsa ya niyetlerini sorgulayin ya akillarini yada adalet duygularini!

Cevap olarak “kotu misal emal teskil etmez” , “iki yanlis bir dogru yapmaz” vb diyeceklerdir, bu da modus operandi’nin bir parcasidir. Sahip oldugunuz vijdan ve akil bu “mudafayi” da uygun degerlendirmeye tabii tutacaktir.

Aslinda bu yazida neden Hamas’in PKK ile bir tutulamayacagi uzerine yazmaya niyetlenmistim Dilek Yaras’in “Ha Hamas, Ha PKK” yazisi uzerine. Ama fazlada yanlis yapmis sayilmam cunki Sn. Yaras’in yazisinda da basligina uygun bir kiyaslama yoktu. Herhalde “Turkiye’nin Guneydogu Anadolu’yu isgali” tezini savunmayi kendine yediremedi ve baslik havada kaldi.

Sadece “Israil’de otobuste havaya ucurulan insanlar” perspektifinden bakip “ne fark var PKK ile Hamas arasinda” diye soruyordu Sn, Yaras. Dogru Sn, Yaras o durumda bir insan icin fark yokturdur herhalde ama dunyada 6 milyar insan yasiyor. Birde digerlerinin perspektifinden baksak nasil olur? Ornegin evi, barki elinden alinmis ve yerine Avrupa ve ABD’den goc eden Yahudilere villalar yapilmis, mukavvadan evlerde yasayan, ailesinin fertleinin birkacini terorist devletin saldirilarina kurban vermis, annesi bu ulkenin basbakani tarafindan verilen “oldurun bu orospulari, onlar terorist doguracaklar” (Sharon)emri uzerine oldurulmus, hergun “ustun irk” in mensuplari tarafindan akla gelecek her turlu asagilamaya tabii tutulan insanlain perspektfinden…Ve durup sorun kendinize: Nedir bu hayatinin baharindaki cocuklari kendi vucutlarini bomba yapmaya zorlayan? Bunlarin hepsi zir delimiki, hayallerini, umitlerini, geleceklerini feda edip dunyaya veda etmeye can atiyorlar?

Eger Bati Medyasi’nin pompaladigi gibi “Cennette buyuk goguslu hurilerle sevimsek icin oluyorlar” diyorsaniz, size bu bulug cagina yeni ermis “terorist” lerden birinin, bir kiz cocugunun, Hujayra al ‘Arabi’nin son mektubunu okumanizi tavsiye ederim. (Free Arab Voice).

“Şöyle örnekleyelim; düşünün ki ABD, Irak’a yaptığını Türkiye’ye yaptı… Ben burada ülkemi kanımın son damlasına kadar savunurum, ama bu bana ne kadar çaresiz olursam olayım gidip de New York sokaklarındaki masum insanları, çocukları öldürme hakkı vermez” ifadesi ancak ucuz hamasi soylemdir. Kimsenin Allah gostermesin, boyle bir durumda ne yapacagini test etme imkanimiz yok.

Ozetin ozeti: Bilmiyorum Sn. Yaraş iddia ettigi gibi baskalarinin “kafa karisikligini” cozmus mu ama goruldugu gibi benim uzerimde boyle bir tesiri olmadi, cunki kafam fazla karisik degildi. Tam tersine “Hamas’in tamamini tanimak yanlistir” tezi(!) ile kafami karistirdi. Hangi yarisini tanimasak acaba? Bize “Hamas teroristtir” dedi ama hangi objektif tanimi, tutarli ahlaki standardlari kullanarak bu yargiya vardigini soylemedi. Eger Sn. Yaras sadece “otobuste havaya ucan Yahudi cocuklar” icin agliyorsa, onun goz yaslarina son verecek bir teklifim var: Israil isgal ettigi topraklardan cekilsin, ve Filistin’lilerinde kendileri gibi insan oldugunu kabul etsin. “bu kadar basit”! Degilmi Sn. Yaras?

————————————
bekirlyildirim@yahoo.com

DİLEK YARAŞ’IN YAZISI

Read Full Post »

THE WISDOM FUND News & Views
MORE at http://www.twf.org/News/Y2006/0629-Gaza.html
CONTACT information at bottom of page
July 6, 2006
Truthout.org

Watching Gaza: ‘The Genovese Syndrome’
by James Zogby

Today I thought of Kitty Genovese.Some of you won’t remember her, but many in my generation will recall the horror and shame they felt after hearing the story of how she was raped and stabbed to death on a New York City street in 1964. What shocked the nation was the fact that 37 witnesses heard Kitty’s cries but did nothing to help. Years later, social scientists, studying this disturbing passivity, termed it the “Genovese Syndrome.” (daha&helliip;)

Read Full Post »

ŞEYTANİ RESİMLER  Israel Şamir  Ceviri: Altay Unaltay

Batı, Beyrut ve başka şehirlerde elçiliklerinin yakıldığını görmekten memnun olmadı. “Şu Müslümanlar da bizim mizah anlayışımızı hiç anlamıyorlar; bizim özgürlük anlayışımızı da,” diye gürledi Batılı gazeteler. Diğerleri de Danimarka’nın densizliğini kınadı, ama buna reaksiyonu ölçüsüz buldu. Ama bu patlama kendiliğinden olmak dışında herşey idi. İyi bir Amerikalı araştırmacı gazeteci olan Christopher Bollyn Danimarka’nın “Şeytani resimlerini” ve bunların yayıncısı Flemming Rose’u araştırdı, ve ne buldu dersiniz: Rose hiç de masum bir fikir özgürlüğü aşığı değildi; uçuk-kaçık İskandinavyalı bir karikatür kolleksiyoncusu olup, Peygamber resimlerini çıplak manastır rahibesi resimleri ile yanyana duvara asan biri de değildi. Rose Neo-con Siyonist kültün bir üyesiydi ve “şeyhi” Daniel Pipes’ı (*) da daha önce ziyaret etmişti.   Buraya kadar fena değil. Ancak bu habis Rose döküntüsünü “4 ay önce” yayınlamıştı, ve bu, medyanın da dediği gibi, uzun bir süre idi. O sıra Müslümanlar onun yaptığını farketmediler bile; zaten çoğu “Jyllands Pest”i (**) okumuyordu ki. Yaramaz çocuğun yaptıkları can sıkmayınca daha da azıtması gibi, yedi ülkedeki tam 11 gazete birden bu resimleri yayınlayıverdi. Bu tam bir gösteriydi:  Birçok ülkedeki birçok gazete ardında, birçok şirket ve birlik ardında biz yine alışıldık düşmanı gördük. Aslında bize birşeyi anlatmak için yeterince ikna edici bir şovdu bu: Tek bir irade ve tek bir güç dünya medya imparatorluğunu yönetir.  (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bugun bunu yazma niyetim degildi. M. Akyol’un sitesinde lakicilerin “yeni ve gelistirilmis ilimli, ve de felsefi” versiyonu olan Demirkan Efegil adli bir yorumcu daha once politika da “iyi, kotu, ahlak, hak, hukuk, dost, dusman” gibi kavramlardan bahsetmenin “kasiltli hamaset degilse safdillik” oldugunu politikada sadece “cikar” oldugunu ve dis poltikamizda “cikarciligin” ABD ve Israil’in “suyuna gitmek” oldugu gibi ahlaktan arindirilmis pragmatizmin mucidi Machiavelli’nin dahi radikal bulacagi ifadeleri oradaki zevata “ilimli” uslubu ile yuttumustu da kimsenin ruhu duymamisti, bu fakirden baska. Son gunlerde is bu illede bilim, ben bilim bilirim, bilime taparim, “tabii diyaneti biz kurduk; kuzulari kaplana kaptirmamak icin” diyen kadrolu scientistimiz “demokrasi istiyormusunuz, istemiyormusunuz, laiklik istiyorsaniz hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz , raziyim” demem uzerine “demokrasi zembille gokten inmez, o layik olanlara verilir” (mealen) buyurdu. Orada “ilimli ve de felsefi” yaklasimlari ile kucuk capta bir fan club olusturmus gozuken aydinlanmacimizin bu “demokrasiyi hak edene kadar bununla idare edeceksiniz” mealindeki sozleri ve “idare etmek zorunda oldugumuz cari duzenin bir kurumu ile ilgili Yeni Safak kose yazisini birlestirerek soyle birseyler soyledim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

 Filistin icin ancak agitlar yakilabilir artik dedim, soyle guzel bir agit bulamadim. Siir de bulamadim soyle guzel bir. Ancak bunlari bulabildim: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »