Archive for Ağustos 2006

“Lubnan’da bu gun kac insan katledildi”  yerine “asker gonderelim mi” “rules of engagement (angajman kuarallari) ne olacak” gibi sorular ile istigal etmek her ne kadar kalpler icin  nisbeten daha dayanilabilir olsa da beyinler icin o kadar kolay ustesinden gelinebilir cinsten degil. Bu gunlerde hemen her kose kadisi ahkam kesiyor  mevzuda. Fakat gene adet oldugu uzre yerli ve yabanci medyada hemen herkes kendi aidiyeti ve tercihleri perspktifinden bakmis mevzuuya. Nesnel olmaya calisanlar arasinda olayin butun parametrelerini hesaba katarak muhakeme yapana pek rastlamadim okuduklarim arasinda. Bircoklari ise gitmeliyiz yada gitmemeliyiz temennilerini yazarkan baz aldiklari temel degerler veya felsefi, politik mulahazalari yani “dogru” ve “yanlisi” belirleyen kumpaslarini ortaya koymamislar.

1 Mart teskeresinden kuyruk acisi olanlar cogunlukla “Irak’ta kacirdigimiz treni simdi yakalayalim” derken neden iki treninde ayni oldugu uzerine okuru bilgilendirme zahmetine girmiyorlar cogunlukla. Bazilari icin Israil-ABD Inc.’in suyuna gitmek uzerinde tartisma bile gerektirmeyen ontoloji. Bazilari ise bir adim ileri gidip “hemen yanibasimizda” cikan yangin kayitsiz kalamayacagimiz gorusunde.

Refusenikler arsinda da “buyuk resmin” tahlilini yaparken ulasilabilen butun parametreler hesaba katma mevzuunda “gidelimcilerden” cok daha nesnel davrandiklari soylenemez. Hemen her biri tek veya birkac saik uzerin tahlil yapmaktalar. Ornegin pek cok muhafazakar  kesim mensuplarinin temel argumani “Israil ve ABD’nin bu derece kontrolundeki bir BM guvenlik Konseyi’nin bu derece tek tarafli karari (1701 sayili karar)  nin mandasi Israil in ve ABD’nin bolgedeki “yeni ortadogu” ve/veya GOP ile cizilmis saldirgan/emperyalist  gayelerine hizmet islevi  gorecek olmasi” tesbitine dayaniyor. “Israil ve ABD ayni anda Turkiye’nin bu UNIFIL (Lubnan’daki Gecici BM Gucu) icresinde yer almasina sadece riza gostermesi degil iki gun once Israil’i ziyeretyinde Olmert’in agzindan ifade edilen “Turkiye’nin katilimini istiyoruz” un  baslibasina hayra alamet olmadigi fikrindeler. Benzeri durusu bircok “muhafazakar olmayan” savas karsiti ve antiemperyalist STK ve dusunce kurulus tarafindan da dile getrildi. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Mirac olayı Resulullah (s.a.s.)’ın Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük mucizesidir. Mirac aynı zamanda Yüce Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed (a.s.)’e özel bir lütfu ve ihsanıdır. Resulullah (a.s.)’ın böyle bir lütfa mazhar olması onun Yüce Allah katında ne kadar büyük bir dereceye sahip olduğunu göstermektedir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’inde bu olaydan şu şekilde söz ediyor: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermemiz için bir gece Mescidi Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” (İsra, 17/1) Yüce Allah, Necm suresinde de şöyle buyuruyor: “Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu’l-Munteha’nın yanında. Barınma (Me’va) cenneti onun yanındadır. O zaman (o gördüğünde) Sidre’yi kaplayan kaplıyordu. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm, 53/12-18) Müfessirlerin bildirdiğine göre bu âyetlerde sözü edilen olay da mirac olayıdır.

İsrâ ve mirac olayı Yüce Allah’ın sevgili peygamberine bir mükâfatı ve ilâhi bir mucizesidir. Resulullah (s.a.s.) Mekke’de insanlara hakkı tebliğ etmesinden dolayı müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmış, Ebu Tâlib Vadisi’nde ablukaya alınmış, üç yıl süren bu abluka dolayısıyla açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından amcası Ebu Tâlib’i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü’minlerin annesi Hz. Hatice (r.a.)’yı kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştü. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra dost dostunu mükâfatlandırdı ve onu kendi katına yükseltti. Onu kendisine yaklaştırdı. Üzerine, çektiği bütün sıkıntıları, içine düştüğü üzüntüleri, zorlukları ve yorgunlukları, hatta kendisine vahyedilenleri tebliğ ederken ve davetini yayarken karşılaşabileceği zorlukları unutturacak hoşnutluk hulleleri giydirdi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Belki ilkbahar hariç

Aslında su “Londra Teror Planı” haberi çıkar çıkmaz bu konudaki komplo teorilerimi yazmayi kafaya koymuştum. Öyle görülüyor ki onun akibeti de diger “kafaya koyduklarım” gibi olacak: Kafadan çıkmayacak.

Bu gün akşamki yolculuk için bazı kağıtlar arar iken, elime bir zaman bir yerden bulduğum, kimin yazdigini bilmedigim ve o zaman hayat arkladaşım olduğunu sandığım kaabiliyetsize göndemek icin alelacele tercüme ettigim bir şiir geçti elime.

Onu kendisine yazdığım başlik notu ile birlikte buraya koymak geldi içimden, kendi duygularima saygım gereği. Önce Ingilizcesi sonra Turkçesi aynen şöyle: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Konu ABD’nin Ortadogu poltikasi olsun, “terorle savas” olsun imparatorlgun giristigi hemen, her saldirgan, emperyalist macerayi destekleyen yerli sozculer oldugu gibi konuya “ilimli” yaklasan bazi “ABD bilir uzmanlar” da bize ABD halkini yonetiminden ayirmamiz gerektigini, halkin da “bizim gibi” Iraklilar, Filistinller, Lubnanlila icin agladigini soylerler, oradaki “savas karsiti” gruplarin varligindan bahsederler.

Bu tamami ile yanlis degildir ama fazla pembelestrilmis bir resimdir. ABD’deki Cindy Shehan adli oglunu Irak’ta kaybetmis hanimin onderligindek “anti-Bush” gosterilere giderseniz Lubnan’da annesinin kucaginda olen 10 gunluk bebek Vaad’in resmini falan gormeyi beklemeyin. Muhtemelen Lubnan veya Filistin kelmesini dahi duymayacaksiniz. Cindy Shehan’in oglunun, ve diger katilimcilarin olen, hala “hizmet veren” cocuklarinin ismini ezberlersiniz, gunde kac amerikan dolarinin bu sonu gorunmeyen savasa (Irak Savasi) aktigini duyarsiniz; Israil kelimesin hemen hic duymazsiniz. cunki “yassah hemserim”! Evet Virginia, orda da “yassah hemserim” var farkli aksanla soylense de. Asagidaki Hakan Yavuz yazisinda da “yassah hemserim kurali” na dikkat edilmis buyuk olcude. Mesela H. Yavuz NY Senatoru  Charles Schumer’in “ABD ordusundaki musluman avina” onculuk yaptigindan bahsediyor ama bu ve benzeri surek avinin arkasindaki, Charles Schmer, Daniel Pipes, Steven Emerson gibi kisilerin hemen hepsinin Yahudi oldugundan bahsetmiyor. Cunki o da hala ABD’de bir universitede gorev yapiyor; kullandigi lisan dikkat emesi gerekir. Daha once sozune dikkat etmeyen Harvard profesorlerinin basina gelenlerin farkinda,. Ki onlar musluman degillerdi. Prof. Sami Al-Arian muslumandi; hem de Filistinli idi v “sozune yeter kadar dikkat etmeyen bir Filistinli”! . 3 yil kadar once Florida Universitesi’ndeki bilgisayar bilimi profesorlugu gorevine son verildi; sonra da “Islami Cihad’la baglantsi var” iddasi ile Israil’den gelen “bilgi ve direktifler” dogrultuisunda iceri atildi. Ayni bahane ile kayin biraderi 4 yil hucrede kalmisti. Bu duruimda yuzlercesini biliyorum’ onlarinki ile kiyaslandiginda sadece isini birakmak zorunda kalan kendimi sansli sayiyorum. ABD’de epeydir Israil destekcilerinin yonlendirdigi bir “musluman cadi avi” 11 Eylul sonrasi dayanilmaz bir hal almistir. Amerikan hukumeti ile Amerikan Halkini ayiralim diyen safdiller veya “iki amerika var” diyen romantik dostlar  (ki onlar iki Israil olduguna da inaniyorlar) icin asagidaki yazi bilgilendirici olabilir. Evet “ayiralim” ama, ABD Halkinin “guc mekanizmasndan ” ayri bir iradesimi varki? ABD’de 50 yildir bir nukleer-karsiti hareket te var. Sonuc? 12,000 nukleer bomba, yani dunyada hayata en az 10 defa son verecek nukleer guc. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İbrahim KARAGÜL


İsrail’e yönelik nefretle Arap rejimlere yönelik öfke arasında kıyaslama yapsak nasıl bir sonuç çıkar ortaya? Mısır yönetimine, S. Arabistan yönetimine, Ürdün yönetimine yönelik öfke, İsrail’e yönelik düşmanlığa paralel olarak hızla tırmanıyor. Bu rejimlerin ABD ve İngiltere’nin Ortadoğu politikalarının önünü açmaları, kendi haklarının sesine kulak tıkamaları, İsrail’in Lübnan saldırıları için mazeret üretmeleri, mezhep farklılığını gerekçe göstererek İsrail saldırılarını adeta alkışlamaları, bu yolla hem derin bir düşmanlığı tahrik etmeleri hem de rejimlerini kurtarmak için ABD ve İngiltere’nin gözüne girmeye çalışmaları kendilerine yönelik kitlesel öfkeyi patlama noktasına getirdi.

ABD korkusundan İKÖ toplantısına bile katılamayan rejimler Amerika’nın, kitleler ise Lübnan halkının yanında. Öteden beri var olan bu ayrışma iktidar elitlerini sonunu getirecek güçlü bir dalgaya dönüşüyor. Lübnan’ı parçalama senaryoları daha da somutlaşır, Suriye’yi işgal süreci başlarsa Arap dünyası asıl savaşı kendi içinde ve rejimlerine karşı yapacak. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Şerrin şakşakçıları

Hüseyin Hatemi / Yeni Şafak

Prof. Dr. Kürşad Ertuğrul; “İsrail’in Lübnan’daki sınır tanımazlığı ve yok ediciliği yeni – muhafazakâr ideolojinin faşizme döndüğü anın resmidir” diyor. (Radikal 1 Ağustos 2006).

Fransa Dışişleri Bakanı; Bush’un Tanrı ile konuştuğu gibi hezeyanları yutmayıp, Fransa’nın bu işte olmadığını açıklıyor ve Şer Ekseni’nin hedefi haline getirilen İran’ın “büyük insanları ve büyük bir medeniyeti olan ve bölgede saygın ve istikrarı sağlamada rol oynayan bir ülke” olduğunu söylüyor. Hatta imanlı Yahudilerden de materyalist – Siyonist canî İsrail yönetimine ve O’nun Şer Ekseni’ndeki müttefiklerine karşı öfkeli sesler yükseliyor. (Aynı tarihli Zaman Gazetesi’ne bakınız). John Pilger, “İsrail’in varlığına yönelik… asıl tehlikenin, Araplar değil de Siyonizm ve insancıl Yahudiliğin antitezi konumundaki Yahudi Devleti’ni koruma altına alan emperyalist Amerika” olduğunu vurguluyor. (Newstatesman’dan naklen: Radikal, 1 Ağustos). Lübnan yönetimi İsrail’i savaş suçu işlemekle ve ABD’yi de O’na yataklık etmekle suçluyor. Türk kamuoyu da sessiz kalmıyor. Hasan Cemal, Şer Ekseni’ni lanetliyor, Şahin Alpay, benim gibi, asıl şer ekseninin hangi yönetimlerden oluştuğunu açıklıyor. Hadi Uluengin, “İsrail kaybetti” başlığı altında “Eğer E. Olmert hükümeti saldırganlığı sürdürür… antisemitizmin ve fanatizmin değirmenine su taşırsa, İsrail’in stratejik yenilgisi hem bölgesel, hem de küreseli aşarak artık tamamen evrensele dönüşmüş olacak” diyor. Umur Talu; “antisemit sayılma” korkusundan, İsrail’in öldürdüğü çocuklar haberinin dahi doğru dürüst verilemediğini çok güzel belirtiyor. Nuray Mert, yazmakla kalmayıp bölgeye gitme girişimine katıldı. Esasen dürüst insanlardan başka bir davranış beklenemez. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Asagidaki Israil’i Boykot cagrisi Londra merkezli IHRC (Islami Insan Haklari Komisyonu) tarafindan yapiliyor, diger bircok Islami kurulusla beraber. Mazlumlar icin yapabileceklerimzin her biri fedaklarlik gerektirmiyor. Sadece aldigimiz mali secerken dikkatli olmak dahi “gordugumuz kotulugu elimizle, dilimizle duzeltme” yolunda bir adimdir.  Benim bildigim iki uc militan siyonistler kontrolundek firma ismi: Starbucks, Marks &Spencer, Paul & Shark, Nestle (Nescafe, Nestea..), Revlon, Estee Lauder. Daha uzun liste icin: http://www.inminds.co.uk/boycott-israel.html

Support the Boycott Israel Campaign31 July 2006Make sure you are not buying from Israeli companies or those that invest in or support Israel.

———————————————–
Islamic Human Rights Commission
———————————————–

31 July 2006

Support the Boycott Israel Campaign (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »