Archive for 29 Eyl 2006

Aşağıdaki yazı  Türkiye’de “gerçek demokrat” olarak addettiğim sayılı entellektuellerden biri olan LDT (Liberal Düşünce Topluluğu) Başkanı Prof. Atilla Yayla tarafından yazılmış. “üniversitelere ille de başörtüsü ile girmek isteyen” kızların ajandasının ne olduğunu merak eden amiral gemisi’nin kaptanının dahi anlayabileceği kadar berrak, bir üslup ile evrensel insan hakları, demokrasilerde birey-devlet ilişkisi ve öznel yargılar, nesnel değerlendirme farkı gibi temel kavramların elifbasını öğretiyor Atilla Hoca.  Prof. Yayla mektubunu bir dilekle bitiriyor: “Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim… ”

Ben dileğini bütün laikçi medya için genişleterek paylaşıyorum. Ama nefesimi de tutmuyorum. Bulunduklari yerleri zorbalıkla, sahtekarlıkla  elde etmiş olanlar için mevzileri ayni metotla korumak ontolojidir.  Aneorobik bakteri için hava ne ise onlar için gerçek bir tefekkür, ve tartışma ortamı aynisidir. Şimdiye kadar kullandıkları, liyakat ve meşruiyetle kazanılmamış avantajları korumak için fikre ihtiyaç duymadiklari icin fikir uretme kaabiliyetleri dumura ugradi. Dinleyelim Hoca’yi: 

                 Ertuğrul Özkök’e açık mektup!

PROF. DR. ATİLLA YAYLA – GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ 

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.

İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Ben, insanların doğuştan gelen doğal haklara -hayat, hürriyet, mülkiyet- ve bu hakların toplum içinde tezâhürü olan sivil özgürlüklere -seyahat, din ve vicdan, ifade ve teşkilatlanma özgürlükleri- sahip olduğuna inanıyorum. Bana göre bir siyasî, ekonomik, hukukî yapılanma bu haklara saygı gösterdiği ve onları koruduğu ölçüde meşru ve kıymetlidir. Bu haklar, toplum, devlet, hükümet lütfettiği veya izin verdiği için sahip olduğumuz, onlar istemediğinde vazgeçebileceğimiz veya çiğnenmelerini normal karşılayabileceğimiz haklar değildir. Medenî bir hayat ancak bu değerlere bağlanmakla, onları sıkı sıkı korumakla ve siyasî, hukukî, ekonomik yapılanmaları onlar üzerinde gerçekleştirmekle mümkün olabilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Aslında aşağıdaki Aysenur Bulut Hanim tarafından kaleme alınan  yazının girizgaha ihtiyacı yoktu. Ama bu sanal mekanda yazar olarak otomatikman benim isimim göründüğü için bunu yapma gereği duydum. Aysenur Hanim yazisinda buradaki  “11 Eylül, Öncesi, sonrası” yazı dizisinin ilk bölümünde   bahsettigim Salman Rüştü’nün “Şeytan Ayetleri” kitabından aklımda kalan “onların tasvir gücü vardır; onlar bizi tasvir eder ve biz boyun  eğeriz” ifadesini ” 11 Eylul Cumlesi” ve öğeleri olarak ta “biz” ve “ötekiler” i tanımlıyor.  Bu öğelerin rollerini birçoklarını yakından şahit olduğum cinsten  insan haklari ihlallerini örnekleyerek  “11 Eylül’de devrilen IKIZ Tolerans”  i dini hurriyetler ve demokrasi olarak karakterize ediyor ve  “biz “ öznesinin artık “tasvir gücü olan onlara” boyun eğmediği sonucuna varıyor. Kendisine mevzudaki yazı dizisinde derinlemesine ele almadığım ABD’deki Muslumanlar’in insan hakları ihlalleri verileri  ve bunlar üzerine ürettiği farklı bir zaviyeden özgün bir tahlil ile tamamlayıcı katkısından dolayı teşekkür ederim. 

                              11 Eylul Cumlesinin Oğeleri

Ayşenur Bulut

Selman Rustu ‘nun Şeytan Ayetleri isimli kitabında geçen “ Onların tasvir gücü vardır , onlar bizi tasvir eder ve biz boyun eğeriz” cümlesinin ne demek istediğini çözmeye çalışalım ve öncelikle cümlenin öğelerini(!) tespit edelim .“Onlar” dediği hiç şüphesiz ki Batı Dünyasının sakinleri ve “biz” dediği elbette Batı’lı olmayan bir dünya yani ; “öteki”dir. Bize çok şeyler anlatacak olan bu cümlenin öznelerini yerleştirdik ve sıra geliyor öznelerin yaptığı eylemi sorgulamaya . Bu iki ayrı özne (Batı ve Batı’nın dışındakiler) Hugtington’un “kimlik savaşları” diye nitelendirdiği bir savaşta iki ayrı cephede savaşmaktadır . Özne ve eylemi tespit etmek işin en kolay kısmı belki de ; zaman ve mekana dair söylenenler ise 5 yıldır(11 Eylül 2001) sürekli değişmektedir . Başkan Bush beş yıl öncesine göre “Amerika ‘nın daha güvenli olduğunu ve Amerika’nın teröre karşı savaşı kazanmakta olduğunu “söyledi . Peki Başkan Bush bu güven ortamını beş yıl içinde nasıl sağladı ? Bu sorunun cevabını Başkan Bush’un Salt Lake şehrindeki bir açıklamasından öğreniyoruz : “ Eğer El-Kaide , Amerika’da birine telefon ediyorsa ,saldırıları durdurmak için bunun nedenini bilmek zorundayız.” Prof. Dr .Ronnie D. Lipschutz 11 Eylül’ün 5.yıl dönümünde kaleme aldığı makalesinde Bush’un bu sözlerini alıntılayarak şu tespiti de eklemektedir : “ Bu açıklamaya göre dünyadaki tüm telefon konuşmalarını , yolculuk planlarını , kredi arktı kullanımlarını ve hatta tüm kütüphaneleri de bu sonu gelmez araştırma çabasına eklemeliyiz .” (daha&helliip;)

Read Full Post »