Archive for 21 Ara 2006

 Faruk Özgür
 27 Kasım 2006, Pazartesi

Okuduğum yorumlardan Atatürkçülerin bu günlerde çok sinirli ve kaygılı olduğunu görüyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması, oraya AKP’lilerden birinin seçilmesi ihtimali Atatürkçüleri aşırı tedirgin ediyor. Adeta gerilim yaratmak için bahane arıyorlar. Atilla Yayla’nın AKP’lilerin tertiplediği bir toplantıda yaptığı konuşmayı da ortamı germek için kullanıyorlar. Gerilim daha da tırmandırılacak gibi…

Hürriyet gazetesinin, 20 Kasım 2006’da, Atilla Yayla’nın konuşmasını verdiği habere Hürriyet okuyucularının yaptığı yorumları inceleyerek bir değerlendirme yapmaya çalıştım.

Hürriyet’in internet sitesinde bu habere o gün 443 yorum gelmiş. Hemen hemen yorum yapan okuyucuların tamamı Atatürkçülüğe yapılan eleştiriyi Atatürk’e yapılan bir saldırı veya Atatürk’e yapılan bir hakaret olarak algılamışlar. Yoruma katılan Hürriyet’in Atatürkçü okurları düşüncelerinden çok duygularını dile getiriyorlar. Genellikle tehdit, hakaret ve üzüntülerini belirtiyorlar. Hürriyet okuyucularından ancak birkaç tanesi Kemalizmin de tenkit edilebileceğini kabul ediyor; diğerleri buna şiddetle karşılar.
Ben, Hürriyet gazetesi internet sitesinde, Atilla Yayla’ya tepki gösteren bu 443 kişinin 100 kadarını inceleyerek yüzeysel bir değerlendirme yaptım. Aslında bu 443 yorum Atatürkçüleri anlamak için bir bilimsel araştırma konusu yapacak değerde bilgiler içeriyor. Bu yorumlar sosyal bilimlerle uğraşanlar tarafından ele alınarak bilimsel bir değerlendirme yapılabilir.

Genellikle Hürriyet’in Atatürkçü okurlarının Türkçeleri çok bozuk. Çoğunluk Atatürk’ün ismini bile imla kurallarına uygun yazamıyorlar. Ben, bazı ifadeleri anlaşılabilir hale getirmek için tırnak içindeki ifadelerde bazı düzeltmeler yapmak zorunda kaldım.

Yasakçılar ve Temizlikçiler
Bunlar çok kararlı Atatürkçüler, Atatürkçülüğe dönük herhangi bir düşüncenin dile getirilmesine tahammülleri yok. Kendileri gibi düşünmeyen insanların anında susturulmasından yanadırlar. Bunların yöntemi kolaya benziyor: Bu çeşit düşüncelerin yasaklanması ve böyle düşünenlerin üniversiteden temizlenmesi…

“Ünüversitelerimiz bu tür hocalardan temizlenmeli . Ünüversitelerimiz neden karışıyor. , öğrencilerin hepsi neden ayrı bir telden çaldıkları şimdi anlaşıldı.öğrencilerde şaşırdı valla.”

“Şimdiye kadar vatan hainleri için dış güçleri suçluyordum fakat içimizde düşman okumuş prof.dr. Olmuş haberimiz yok bu zat gazi ünüversitesin’den uzaklaştırılmalıdır.”

“Zerre kadar onur varsa, Atatürk’ün adını taşıyan bu üniversitede bir dakika durmaz.bu tür zatların akademik kariyerlerini nerelerde yaptıkları çok iyi incelenmelidir.kahvehanecilik yapamayacak düzeyde o kadar çok insana siyasi güdülerle akademik ünvanlar dağıtıldık ki insan artık bunlara şaşırmıyor.bu zatın bağlı olduğu üniversite yönetimi acil olarak harekete geçmelidir.”

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 Hur Fikirler sitesinden bir yazi:

Vahap Coşkun
 
20 Aralık 2006, Çarşamba

Üniversite, alelade bir mekân değildir; hakikat peşindeki yolculuğunda ürettiği değerleri kendi toplumuyla ve daha genel olarak insanlıkla paylaşanların mekanıdır. Üniversitenin, bu temel işlevinin gereğini layıkıyla yerine getirebilmesi, başta siyasal iktidar olmak üzere toplumdaki güç odaklarına karşı korunması ve özgür olmasına bağlıdır. Üniversite, özgürlüğün mekânıdır; özgürlük, üniversitenin varlık koşuludur.

Özgürlük fikri, muktedirlerin zihniyet dünyasında hoş çağrışımlar yaratmadığından, bu toprakların siyaset ve düşünce kurumlarının biçimlenmesinde asla dominant bir unsur olmadı. Özgürlük karşıtı duruşun hâkimiyeti nedeniyle, Türkiye’de bir özgür üniversite geleneği oluşmadı. 1933’teki kuruluşundan bu yana üniversiteye, bilimsel argümanlarla devlet politikalarını meşrulaştıran bir kurum olma rolü biçildi. Üniversiteyi akademik ve etik kaygılarla hareket eden bağımsız bir yapı olarak düşünmeyen, aksine üniversiteyi sadece “herhangi bir kurumun ya da çevrenin değil, devletin organı” olarak gören yaklaşım, Cumhuriyet’in tüm dönemlerinde etkin olsa da, asıl zirveye 12 Eylül’de çıktı.

Cuntacıların lügatinde özgürlük fesatlığa denk düştüğünden cunta yönetimi, toplumsal yaşamı bütünüyle zapturapt altına alan bir sistem yarattı ve öncelikle üniversiteleri “hizaya soktu.” Zira darbecilere göre ülkedeki kargaşanın başta gelen müsebbibi üniversiteydi; bu nedenle kargaşaya son verebilmek üniversite özgürlükten arındırılmalı, her an ve tamamen denetlenip gözetlenebilen bir “kışla”ya döndürülmeliydi.

Dönemin mimarı, üniversitede özgürlüğün/özerkliğin ortadan kaldırılmasının en hararetli savunucusu olmakla sivrilen ve darbe şefinin önünde el pençe divan durmasıyla hatırlanan Prof. Dr. İhsan Doğramacı oldu. Doğramacı, daha önce özerk olan üniversitenin (Darülfünun) beklentilere yanıt veremediğinden Atatürk’ün 1933’de üniversitede özerkliği kaldırdığını belirtiyor ve “üniversitenin 15 yıl süren altın çağı”nı da özerkliğin kaldırılmasıyla ilintilendiriyordu. Yani Doğramacı’ya göre, üniversitenin başarısı ile özerkliği arasında ters bir ilişki vardı. Üniversite özerk bırakıldığında araştırma alanında geri kalıp başarısız oluyor ama özerkliği elinden alındığında ise başarılı oluyordu.* Doğramacı’nın özgürlük ve özerklikten yoksun bir üniversite tanzim etmeye dönük fikriyatı, öğretim üyeleri ile öğrenciler üzerinde büyük bir tahribat yarattı: (daha&helliip;)

Read Full Post »