Archive for Ocak 2007

Önce rötarlı da olsa  bütün dostlar, okurların yeni yılını ve geçirdiğimiz Aşure Günü’nü tebrik eder Hicri 1428 yılının sizler Alem-i İslam ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dilerim. Annemin sağlık durumundan  dolayı birazdan Sivas’a yola çıkıyorum. Öyle görülüyor ki önümüzdeki birkaç gün dünya ile bağlantım kısıtlı olacak. İlk fırsatta Hrant Dink cinayeti, tepkiler ve sonrası ile ilgili hali hazırdaki birçok notlardan bir iki yazı çıkarmak niyetim; kısmet olursa. Yorumlar için kısa sure önce birkaç uygunsuz yorumdan dolayı koyduğum denetlemeyi kaldırdım. Atış serbest.

Reklamlar

Read Full Post »

Veli Küçük neden her taşın altından çıkıyor?

baksa.gif

 
Veli Küçük (ortada) Alparslan Arslan’la (soldan ikinci) göründüğü fotoğrafın gerçek olmadığını iddia etti; ancak fotoğraf, baskından önce yayımlanmıştı.

RADİKAL – İSTANBUL – “Hrant Dink, 5-6 ay önce Veli Küçük tarafından birkaç kez telefonla tehdit edildiğini anlattı. O zaman biz çok üzerinde durmadık. Çünkü, yüzlerce tehdit alıyordu.
Ama kendisi Veli Küçük’ün tehditlerinden, diğer tehditlere göre daha fazla tedirgin olduğunu söyledi.” Bu sözler, Hrant Dink’in avukatı Erdal Doğan’a, aşağıdakiler ise AGOS’un yazarlarından gazeteci Aydın Engin’e ait:
“Şişli’de Hrant’la birlikte, üzerimize bozuk paraların atıldığı, tükürüldüğü, küfürler edilip, saldırının her çeşidinin yaşatıldığı yargılama sırasında, Küçük de Kemal Kerinçsiz ekibiyle birlikte mahkeme salonundaki yerini almıştı.”
Veli Küçük ve çevresinden gelen tehditlerin boyutunu, Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink de, son derece net cümlelerle şöyle anlatıyordu:
“Ağabeyim, ‘Küçük mahkemeye geldi ve huzurumuz kalmadı’ dedi. Bu ülkenin demokrasi tarihini bilen insanlarız. Küçük’ün ne demek olduğunu da biliriz, Kerinçsiz grubunun da. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Hangi resim yuva yıkmıştır  sizce? A) Ebu Garip Resimleri?

 ebi-garip-9.jpg

 

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 Aşağıdaki Vatan,  İnkılaplar ve Demokrasi üzerine şiirlerin hepsi ve de tanıtıcı notlar Ataturkcu Dusunce  sitesinden. Düşünürlere, Vatan Şairlerine teşekkürler (BLY)

*************************************************
Devrim Nöbeti

Bazı satılık şerefsizler “canım, vatandaş daha müreffeh yaşasın, zenginleşsin, varsın laiklik, devrimler zedeleniversin” diye saman altından köpeklik yapıyorlar ya, işte onlara okkalı bir şamar. Bakın alçaklar gerçek bir devrimcinin yapması gereken nedir, BİZ EBEDİ NÖBETÇİLER asla bu yoldan dönmeyeceğiz…Anlamayacak öküzler için koyu olarak belirttim. İşte sayfalarla anlatamayacağımız sorunları iki mısrada halledivermiş büyük şair: 

NÖBETÇİ MİLLET 

Yaradan*  hey Yaradan !

Dört yıl değil bin yıl geçse aradan

Sensin ateş diye kanımızdaki

Sesin ışık diye önümüzdeki !

Ey yanımızdaki

Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan

Sınırsız mavi umman hey !

[…] İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:

Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez

Biz varken senin hisarının burçları:

Bakışlarımız kılıç uçları

Bekliyoruz devrimini biz.

Çökmeyeceğiz diz

İsterse hayat zehrolsun

İsterse refah kahrolsun

İsterse kurşun düşsün yanımıza belimize

İsterse geçinmek için bir dilim

Kuru ekmek geçmesin elimize.

Halel gelmez bizim ateşimize;

Dünya düşse peşimize

Yer sarsılsa yerinden

Ne senden geçeriz, ne senin eserinden

~ Behçet Kemal ÇAĞLAR ~

* Burada Şair’in Yaradan’ı MKA

  (daha&helliip;)

Read Full Post »

1854 yılında A.B.D. Başkanı yazdığı bir mektupla Amerikaya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililer’den toprak istemiş ve “bu isteği kabul edilecek olursa, Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Kızılderili Reisi Seattle bir söyleviyle A.B.D. Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak A.B.D. başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesinde korunmaktadır.

http://www.netyorum.com/bolum/dostluk-sevgi/20010419-12.htm.

Not: Aşağıdaki  kaynakta da belirildiği gibi bu bilgiler kesin değildir, ve “mektubun” (veya konuşmanın) birden fazla versiyonu vardır. Her halükarda zehir ve mikrop sari benizlide idi, bilgelik Kızılderilide.

Sarı benizli zehrini ve mikrobunu verdi Kızılderili’ye ama bilgeliğe “no thanks” dedi. Kızılderili’yi yok etti. Simdi esmer, kara benizliler hedefte. Hulagu’nun çocukları Müslüman’dan bilgelik aldı, hidayete erdi.  Kim bilir belki modern gün Hulagusu’nun cocuklari da bir gun…

“Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.” ‘(Al-i imran 54). (BLY)

Önce Orijinali:

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Efendim,  birçokları için son bir ayın en önemli olaylarının basında Eurovisyon’a katılan ünlü şarkıcı ve mevzuda gündemi sarsan “İngilizce olmasın demek dar kafalılıktır” (iyi ki irticacılıktır dememiş. İyi yırttık!) türü aforizmaları. Ayni kesim bütün Avrupa’nın Erovisyon’da ülkelerini kimlerin temsil edeceği, hangi ülkelerin hangilerine 12 puan verip kimlere sıfır çekeceğine kilitlenmiş olduğu zannındalar.  Lümpenlik para ile değilya. WordPress’in bloglar listesine göz attığımda bu konu ile ilgili birkaç yazı gördüm; hatta kendini buna adamış çok-hitli bloglar… Bunlar cimbom Avrupa’da bilmem ne kupası aldığında bütün dünyanın Türkiye’yi konuştuğu, ve Serap Erener kızımız kazandığında artık Avrupalı olduğumuz zannında da idiler. Naapsinlar boyalı medya öyle diyor, ve en saygın bati-bilir eski elci, CHP’nin diş politika uzmanı  Oymen “kadını dansa kaldırmayı bilmeyen Türkiye’yi AB’ye sokamaz” diyorsa, bu “muasırlaşmanın” uçüncü el tüketicilerinden farklı bir şey mi bekleyelim?

Bu yaygara beni 30 sene kadar geriye götürdü. TV henüz yeni ve TRT’nin elinde iken, boyalı medya yanında oradan da  öğrenirdik, in, out, hip, kool, trendy, moda, unlu, onemli olanları. O zamanla bir hafta boyunca TV’de “Ajda Pekkan Apollina’da” diye bir şov (o zamanlar şov denmezdi program denirdi ama zamane Türkçe’sine uyarlıyorum- ne fark eder,  ikisi d Frenkçe) olacağı anons edilmiş idi. Zaten zamanın boyalı medya ilaveleri, zamanın genç sarkıcılarından Neco’nun yüzünü rengarenk boyamış resmini koyup altına büyük puntolarla “Türkiye’de Leo Sayer’i uyguluyorum” dediği türden kapaklar ile göz kamaştıran Hey, Ses gibi dergilere  bakılırsa Ajda Avrupa’da superstar idi! Kendisi de bu imajı beslemek için  sıkça gazetelerde, TV’de   “kendinizi orda embasiyen gibi hissediyorsunuz” türü demeçler verir ve  arada bir Batılı “ sevgilileri”  ile pozlar verir idi.  Neyse,  milli gurur anını milletçe   ip ile  çektik ve televizyonlarımıza (olmayan çoğunluk komşularınkine, kahvehanelerdekine)  mıhlandık  Bir de ne görelim?  Fransız yapımı şovun adı   Türkçe büyük harflerle “Ajda Pekken Apollina’da” olarak,  fakat Fransızca aslında, “Enrico Macias Apollina’da” olmasın mi?  Problem  sadece isim karsikligi olsa neyse .  Programın yarısı bitti hala Ajda ortalarda yok. Nihayet Macias’in bir şarkısına birkaç nakarat kelimesi ile arkadan vokal yapan grubun içinde yer aldı  ve kendisinin Türkçe’sini plak yaptığı, adı simdi aklıma gelmeyen bir diğer şarkıda (ki o zamanlar Ajda’nin şarkılarının hemen hepsi Fransızca’dan uyarlama ye da o günlerin deyimi ile “aranjman” olduğunu bize kimse söylememişti) zılgıta benzer “aaaaahhahahaaaaaaaaaaaa”  çekti de şerefimiz kurtuldu.  Adı ancak program kredilerindeki vokalistler listesinin bir yerinde büyüteçle görünecek büyüklükte idi ama olsun Apollina’ya da çıkmıştık milletçe ya önemli olan bu  idi. Bu ustun başarısından dolayı birkaç yıl sonra  el alemin, amatör yarışmalarda seçtikleri çocukları   gönderdiği Eurovisyon yarışmasında ülkemizi temsil etmek şerefi kendisine tevdi edildi ileri gelenlerimiz tarafından. Ve henüz Avrupa’daki isçilerimiz programı arayarak oy kullanacak modernite ve bilinç seviyesinde olmadıkları için  sonuncu oldu superstar pek de  romantik  “ammaaan petrol, yamaaan petrol” şarkısı ile. Neyse sözün kalanını konunun uzmani  Engin Ardıç’ a birakaym:

(http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=63700,10,2)

Gaffur katılsaydı!

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu yazı gene Mustafa Akyol’un sitesindeki bir tartışmadan  kaynaklanıyor. Mustafa Bey  zaman zaman Batı medyası, özellikle de ABD medyasının çeşitli yayınlarında yazma fırsatı bulan az sayıda Türk’ten  biridir. Özellikle faal olduğu AT (Akilli Tasarım) dışında  Bati-İslam ilişkileri, İslam ve Demokrasi, ve Müslüman’ın özeleştirisi gibi konularda birçok yazılar yazmış, veya diğer fikir platformlarında  fikirler beyan etmiş bir genç sosyal araştırmacı, medya mensubu.

Özellikle “aşırılığı reddeden, gerçek İslam’ın şiddete cevaz vermeyeceği  benimseyemeyeceği, ve gerçek Müslüman’ın aslında Bati düşmanı olmadığı, ve radikallerin Müslümanların çok küçük bir kısmini temsil ettiği, ve Türkiye’deki dindar kesimin demokrasiyi zayıflatmak yerine güçlendirdiği” türü mesajlar yazılarındaki hakim temadır.  Bu “aşırılığı reddetme”  saikı ile Zeyno Baran ile beraber ürettikleri “Muslim Manifesto” fakir dahil birçok kimseden kuvvetli tepkiler almıştır. Öte yandan Batı dünyasından birçok Islamofob dahi bunların gerçek İslam için “apologist” (mazeretçi) olduğu, ve asıl İslam’ın onların tasvir ettiği gibi “şiddet dini” olduğu yorumlarını yapmıştır. Öte yandan her iki cenahtan da olumlu tepkiler de gelmiştir. Bu sitede Bati-İslam ilişkilerine bu iki farklı yaklaşımı kıyaslayan yazılar yer almış olduğu ve almaya da devam edeceği için bu yazıda o konuya derinlemesine girmek değil niyetim.

Daha önce kendisini “neconlarin ponpon kızı” olarak tavsif ettiğim Zeyno Baran’ın ne  olduğu, kime hizmet ettiği konusu ayrı bir yazı olabilir. Kısaca şu kadarını söylemek yeterlidir şimdilik:  Bu genç hanim, özellikle kendi ikbali için her yolu caiz gören bir çizgi sergilemektedir. Fiziksel cazibesi, ve yabana atılmayacak linguistik kapasitesi,  girişkenliği ve yükselme hırsı sayesinde  hem Türkiye’deki laikçi darbecilerin , hem Washington’daki Yahudi-neocon  fikir babalarının gönlünde  özel bir yer kazandırmıştır.  Birilerinin  “Washington’daki gururu”,  özellikle İslam düşmanı faaliyetleri ile bilinen Yahudi kontrolündeki Hudson Institute’ de  “Türkiye ve Avrasya uzmanı”  olmuş son olarak. Daha önce de gene Siyonist bir Yahudi olan Dimitri Simms’in Nixon Institute’unda “Milletlerarası Enerji Programı Direktörü” idi. Fakat her iki pozisyonda da en önemli aktivitesi “Islami radikalizm tehlikesi” ne karsı savaş vermek olmuştur. Bunun için Kongre önünde ifade vererek bu konuda yeteri kadar İslam düşmanı olmayan Kongre üyelerini bu tehlikeye karşı  uyarmıştır kahraman kızımız.  Ayni zamanda ABD Dışişleri’nin önemli şahsiyetlerinden  Matt Bryza’nin kız arkadaşı görevini de basari ile sürdürmektedir birkaç yıldır . Magazinsel konular bu bloğun ilgi alanında değildir fakat yakınlarda bu hanimin birçok çıkışlarında, ve özellikle “ Newsweek’teki “darbe ihtimali fifty- fifty” yorumunda  “Bryza faktörü” sadece magazinler  değil, hemen bütün politik tahlillere girmiştir.  Newsweek  yazısından sonraki “cevir kazı yanmasın” cümleleri dahi ancak  “tamamını yazmadılar , kısalttılar….. konuştuğum askerler  fazla da yüksek rütbeli değildi” ve  “Türkiye’yi yöneten dinamiklere saygılıyım” gibi cümleler içerebilmiştir.  (Darbecilikle suçlanan biri özür mesajında “demokrasiye” değil “yöneten dinamiklere” saygılı olduğunu söyleyebilmiş ancak!)  “Bryza faktörü” konusunda ise “fikirler bana aittir,  ABD Dışişlerine değil’ demiştir mealen. Ayni konuda kendi adinin gecmesi üzerine konuşma gereği duyan Matt Bryza ise darbe ihtimaline fazla ihtimal vermediğini fakat Türkiye’de askerin Islami folklorik seviyede kalması konusunda, ve laikliği korumadaki rolüne de saygı duyduğunu ifade etme gereği duymuştur. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »