Archive for 06 Mar 2007

Benim öğrencilik yıllarımdan bu yana toplumun kimlik tanımları ve politik spektrum eski basit sağ-sol veya milliyetçi-Batici-İslamcı paradigmasına sığmayacak kadar çok çeşitlenmiş. Darbeler, askeri vesayet, seçkinler demokrasisi tabiatı ile insanları tepkisel ayakta kalma, adapte olma mekanizmalarına yöneltmiş, yeni kimlik arayışlarına itmiş gözüküyor. Merhum Özal donemi ile başlayan ve cari hükümet döneminde yeniden hız kazanan dışa açılma, bilgi teknolojisinin düzleştirdiği dünya bu değişimin diğer etkenleri olmuştur. Bireyciliğe ve toplumda çok-sesliliğe önem veren biri olarak bu çeşitlenmeyi insanların artık kendilerini eski standart kalıplarla sınırlamayı reddetmeleri, yeni kimlikler oluşturmaları ve “modern toplumlaşma” olarak görüp memnunluk duymam gerekir değil mi? Biraz öyle biraz da değil. Bu kimlikleri sadece prima facie (göründüğü kadarı ile) değerlendirirsem, evet ama bu yeni oluşan kimliklerin ne kadar sahici olduğu, tabii olarak mi suni olarak mi oluştuğu gibi testlere tabii tuttuğumda ve içerdiği muhtevaya baktığımda manzaranın o kadar iç acıcı olmadığı gibi çoğunlukla kimlik değişimlerinin etiket değişimi, veya başkalarının ürettiği “paketlerden” birinin diğeri ile takası seklinde olduğunu müşahede ediyorum

Örneğin, özellikle genç ve orta yaşlı kuşaklar arasında modern Müslüman’dan, Batıcı-milliyetçiye, pragmatistten, nihiliste kadar birçok yeni politik, felsefi kimlikler türedi. Yüzeyde olumlu gözüken bu olguyu biraz derinine irdelediğinizde aslında fazlaca orijinal olmadığını, köklü bir zihniyet değişikliğini içermediğini, ve sağlam bir sorgulamanın ürünü olmaktan çok değişen şartlarda yeni yaşam alanları bulma gayreti ürunü olduğunu görebiliyoruz. Görebildiğim en büyük problem bağımsız muhakeme, entellektüel omurga yokluğudur. “Değişim” bir zamanlar moda olan iki üç gömlekten biri yerine günümüz modası olan beş on gömlekten birini seçmek seklinde olmuştur; kumaş değişmemiştir. Batı müziğinden ”esinlenilerek” üretilen “yerli pop” veya Riverdance’in “bize uyarlanmış şekli”, Anadolu Ateşi gibi bir devekuşu çıkmıştır ortaya. Eski din düşmanlığı, Batı taklitçiliği, sekulerligi yeterli bulmayan biraz da işin içine tepkisel milliyetçilik (pardon ulusalcılık) katar ve kendini tanımlar. Aslında çoğu bu zahmete de girmez, birisi laboratuarda formülü oluşturmuş, ona hazır kapsül halinde sunmuştur. O sadece aldığı hapı değiştirir. Doktorunu değiştirmiştir, o kadar.

Durum tabii ki bir tek ulusalcı-laikçi ile sınırlı değildir. Hemen her politik, sosyal kesit etkilenmiştir bu yeniden kimlikleşme rüzgarından. Bağımsız düşünme yerine sevdiği kanaat önderleri, cemaat liderleri, bilumum mürşitler, ağabeylerin onlar için oluşturduğu paket düşüncelere üye olmaktan başka bir şey değildir yaptıkları; bu bakımdan değişen fazla bir şey yoktur. Bir üniversitede “baktım artık ülkede çok az adam asılıyordu, hızlandırın dedim hızlandırdılar” diyen darbeci general alkışlanmıştır. Çünkü bir “ağabey” onlara yeni “genç bakış” ın bunu da gerektirdiğini öğretmiştir. Haftaya da Morrison Sülü-the-Magnificent alkışlanacaktır. Boş zamanlarınızda da gayrimeşru çocuk yapmayı ihmal etmeyin çocuklar, bakin Batılılar böyle yapıyor” dur agabylerin, ablalarının öğütleri. İlhan Ağabey “darbe iyidir” diyorsa üzerinde düşünmeye değmez, kapsül yutulur. Bu paket halinde sunulan üyelik küçük bir kesime has değildir. Birçokları gömlek değiştirmiştirler ama kendileri dikmemiştirler gömleği. Kendilerinin gömlek üzerinde tadilat yapmaları da mümkün değildir. Onlar “boxed in” (kutuya hapis) tir. “Ya hep, ya hiç” tir mottolari. Gazetedeki, kitaptaki ağabeyleri, mürşitleri, düşünürlerinin söylemleri ile oynayamazsınız. (daha&helliip;)

Read Full Post »