Archive for 22 Mar 2007

Sayın Baykal’ın RTE, Akepe, Yeni Şafak, Vakit gazeteleri ve Kanal-7 televizyonu hakkındaki iddialarına “ispat edemeyen namerttir”, “müddei iddiasını ispatlamazsa müfteridir” türü cevaplar gelmesi üzerine Sn. Baykal’ın sunduğu birinci delili en güvenilir belge kaynağı olan Emin Çölaşan’ın 2003’te yazdığı bir köşe yazısı idi. İkinci ve daha bile güçlü şıracısı (pardon şahidi) ise zamanın (1998) İstanbul Valisi’ Erol Çakır. Hatırlamayanlar için biraz arka plan: Bu Erol Çakır RTE’i belediye başkanlığından uzaklaştırma, bu şekilde onun siyasi kariyerinin sona ermesi için işleme koyulan, başarılı (!) operasyon içerisinde görevini hakkı ile ifa etmiş idi. Fakat “incelemeden” bir şey çıkmayınca “şiir durumundan” alaşağı edilmişti RTE.

baykal-seytani-gulumseme.jpg Çakır’ı birçoklarımız korumasının soyguncu, çeteci olması, başörtülü İmam Hatipli kızlara kelepçe vurdurması, ve 99 depremi sırasında vinç getirtmeyip polis(ler)in enkaz altında kalarak can vermesine neden olduğunu düşünen bir DSP milletvekilinden tokat yemesi ile hatırlıyoruz (yumruk diyenler de var). Şimdilerde ise bu Çakır Susurluk’tan, Danıştay sadırısı, JITEM’den Hrant Dink cinayetine kadar bilumum derin devlet organize işlerinin altından çıkan emekli subay (rütbesini hatırlayamadım, sanıyorum albay idi) Veli Küçük’ün iş ortağı imiş. Çakır’ın diğer bir özelliği ise Yüce Divan’dan zaman aşımı ile kurtarılarak ne kadar dürüst ve dahi “yollu” (yolsuzun karşıtı) bir devlet adamı olduğunu ispat ettiği için hemen kolları sıvayıp “yeni kazanımlar” için alternatif siyasi oluşumlar arayışı turlarına çıkan , Mesut Yılmaz’ın adamı olması. O kadar “adamı” imiş ki Mesut’un, fazla dürüst ve de meşruiyetçi olmasından dolayı görevden uzaklaştırdığı Sadettin Tantan sonrası donemde kendisini İçişleri Bakanı yapmayı dahi düşünmüş. Çakır da Yılmaz ve bilumum 28 Şubatçılara kadirşinaslığını göstererek “yaw bence bu belediyelerin verdiği ihaleleri kazananlara ödenen mebalgin yarısını garanti Yeni Şafak, Vakit ve Kanal-7 ‘ye aktarıyor; araştırın bulun bir şeyler” mealinde bir mektubu Mesgut’a gönderesi imiş. (Biz de, ISKIGATE’ci sosyal demokratlar da böyle yaptığına göre dincilerde yapıyordur” diye düşünesi imiş). Yılmaz’ın İçişleri Bakanı Sadettin Tantan kendisinin Fatih Belediye Başkanlığı zamanından kavgalı olduğu RTE’nin belediyesi ve bu yayın kuruluşları hakkında 6 aylık bir inceleme yaptırmış, ve binlerce sayfa dokuman mufettişlerce incelendikten, ifadeler alındıktan sonra ”iddiayi destekler hiçbir kanıt bulunamadı” mealinde rapor verilmiş. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Prof. Mustafa Erdoğan

Nerede toplum varsa orada hukuk (da) vardır. Bu hikmetli söze özellikle hukukçular çokça atıf yaparlar, ama onların bile bunu her zaman doğru anladıklarından emin değilim.

Çünkü, hukukçuların büyük çoğunluğunu etkisi altına almış olan pozitivizm onların hukuku hemencecik devletle özdeşleştirmelerine yol açar. Böylece, hukukun evrenselliğini vurgulayan bir söz devleti meşrulaştırmanın bir aracı haline dönüşür.

Nitekim hukuk kitaplarımızda yaygın olan hukuk tanımı da bu anlayışa uygundur. Buna göre, hukuk devlet destekli müeyyidelerle uyulması garanti altına alınmış bir normlar sisteminden başka bir şey değildir. Bu normlar da zaten devlet (veya egemen otorite) tarafından üretilmiş sayılırlar. Özünde sivil ve ahlákî olan hukuk böylece hem devletleştirilmiş hem de ahlákî kayıtlardan kurtarılmış olur. Bu durumda tabiî hukuk nedir derseniz, onun da cevabı hazırdır: Filozofların masa başı saçmalıkları veya en azından spekülasyonlarıdır.

Bu devletçi hukuk konsepti bizim siyaset tasavvurumuz ve pratiğimizle de gayet tutarlıdır. Bu bizim yöneticilerimize hukuk devletini kanun devletiyle özdeşleştirme imkânı verdiği için toplumun yönetilmesini kolaylaştırıyor. Bu anlayış keza Anayasa’dan başlayarak bütün bir kanunlar sisteminde tecessüm eden hikmet-i hükümet felsefesine de dokunulmazlık sağlamaktadır. (daha&helliip;)

Read Full Post »